Dostlarınca katledilen Kürdistan sevdalısı lider Sait Elçi (II)

İbrahim GÜÇLÜ

 

Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) Başkanı, toplumsal ve milli lider Sait Elçi, her karanlık dönemde olduğu gibi, 12 Mart 1971 Askeri sömürgeci faşizminde de payına düşeni aldı. Birçok Kürt yurtseveri, TKDP, DDKO, TİP yöneticisi ve üyesi gibi Onun hakkında da tutuklama kararı çıktı. Bunun üzerine çok zahmetli bir yolu izleyerek Kürdistan Otonomisine geçti. Ne yazık ki, Kürdistan Otonomisine geçişinden hemen sonra, dostlarının ihanetine uğrayarak katledildi. Katlinin üzerinden 50 yıl (1971) geçti. Onu saygıyla anarken, hayatının, yaşadıklarının, yaptıklarının bir kesimini birinci yazımda ifade ettim. Bu ikinci yazımda da toplumsal ve milli lider olan Sait Elçi’nin yaptıklarını Kürdistan kamuoyuna aktarmayı ve Kürt yurtseverlerine sunmayı bir görev kabul ediyorum.

 

TİP’LE İTTİFAK, DOĞU MİTİNGLERİNİN ATEŞLİ VE MİLLİ KONUŞMACISI SAİT ELÇİ…

Kürtler için en küçük katkı yapacak bir kimseyle, örgütle ilişki kurmak toplumsal ve milli lider Sait Elçi’nin en önemli meziyetiydi. Bundan dolayı, TKDP’nin kuruluşundan sonra TİP ile ittifak ve ilişki kurmaktan korkmadı. Çünkü TİP bir ölçüde Kürtlere olumlu yaklaşan, Kürt sosyalistlerinin bir kesiminin de içinde çalıştığı bir partiydi. TİP’te çalışan sosyalist Kürtler, devletin resmi inkâr politikasına karşı, Kürtlerin varlığını, Kürtlerin ulusal demokratik haklarını savunuyorlardı.

Sait Elçi, parti teşkilatlanmasına devam ederken, Kürtlerin milli çıkarlarına olan dostluk ve ittifak ilişkilerini de geliştirdi.

Kürt milli hareketi, milli ayaklanmalardan sonra İkinci Bahar dönemini yaşıyordu. Kürdistan’ın Güneyinde gelişen ulusal kurtuluş mücadelesi Kürdistan’ın Kuzeyini derinden etkiliyordu.. Kürdistan’ın Kuzeyinde milli şuur ve milli talepler için uğraşlar, yoğunlaşmaya başlamıştı. Dünyadaki ulusal kurtuluş hareketlerinin yükselmesi, birçoğunun bağımsız devletlerini kurması, Kürtleri her parçada ve Kuzey parçasında da etkiliyor, heyecanlandırıyor, kamçılıyordu.

Bu aşamada Kürtlerin ulusal taleplerinin kitlesel olarak ifade edilmesi bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyordu. TKDP lideri Sait Elçi ve bağımsız Kürt yurtseverleri bunun için bir arayış içine girdi.

1967 yılında Kürdistan’daki TİP teşkilatlarıyla ilişki kurarak. Doğu mitinglerini onlar ve diğer bağımsız Kürt aydınlarıyla mitingler örgütledi. Bu mitingler kitlesel bir karakter kazandı. Devleti korkutan bir boyuta ulaştı.

Bu Doğu mitinglerinde, Sait Elçi’nin yaptığı ateşli milli konuşmalar, onu kitleler içinde çok muteberli ve kıymetli bir yere taşıdı. Büyük bir üne kavuşturdu. Kitlelerin sevgisini kazandı. Miting alanlarında yaptığı konuşmalarla usta bir hatip olduğunu ispatlamanın yanında Kürt milletinin gönlünde de taht kurdu. Bu mitinglerden sonra, Sait Elçi’nin ismi Kürtler arasında dilden dile dolaştı.

 

KDP OPERASYONU, SAİT ELÇİ VE ARKADAŞLARININ TUTUKLANMASI VE SAVUNMASI, DR. SAİT KIRMIZITOPRAK’LA İLİŞKİLERİN GELİŞMESİ…

Türk devleti de gelişmelerden endişelenerek 19 Ocak 1968 günü TKDP’ye karşı geniş bir operasyon başlattı. Sait Elçi ile beraber 16 TKDP yöneticisi ve üyesi gözaltına alındı. Soruşturmanın sonucunda 11 tutuklu ve 5’i de tutuksuz olmak üzere 16 kişilik ünlü TKDP Antalya Davası başladı. Olay mahalli Diyarbakır ve çevresi olmasına rağmen güvenlik gerekçesiyle dava Antalya’ya taşındı. Antalya ağır ceza mahkemesinde yapılan duruşmalarda Sait Elçi, milli davasını, partisinin PROĞRAM-TÜZÜĞÜNÜ, Kürt milli haklarını, Kürdistan’da otonomiyi hararetli bir şekilde savundu. Yaptığı ateşli ve içerikli savunmalarla mahkeme heyetini etkileme gücünü gösterdi.

49’ler ve 23’ler davasından sonra Sait Elçi’nin tekrardan tutuklanması, mahkemede yiğitçe, parti liderliğine, milli ve toplumsal liderliğe layık savunma yapması, Sait Elçi’nin Kürt halkı içindeki itibarını daha da üst düzeye çıkardı.   

Antalya Davası süreci, aynı zamanda Sait Elçi’nin siyasal ve biyolojik yaşamının da sonunu getirecek olan bir ilişki sürecinin başlangıcı oldu. 49’lar davasından beri tanıştığı Dr. Sait Kırmızıtoprak (Doktor Şivan) o dönemde İsparta’da doktor olarak çalışmaktaydı. Sait elçi ve arkadaşlarını sık-sık ziyaret ediyordu. Onlarla dayanışma gösteriyordu.

49’lar davasında Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın Kürt milliyetçilerine karşı radikal ve karşı tutumundan dolayı, Onunla ilişkileri iyi olmayan Sait Elçi’nin, o tutukluluk sürecinde ilişkileri olumluya dönmeye başladı. Sait Elçi, Doktor Kırmızıtoprak’da Kürtleşmenin geliştiğini görüyordu. Sait Elçi’nin mahkemedeki ateşli milli savunma yaptığı zaman Dr. Sait Kırmızıtoprak da onu mahkemede dinleme konumundaydı. Sait Elçi’nin mahkemedeki bu tutumu ve milli savunması Dr. Sait Kırmızıtoprak’ı da etkilemişti.

O dönemde ikilinin ilişkisi gelişmeye ve çok ileri bir düzeye çıkmıştı. Şakir Epözdemir’in açıklamasına göre, Sait Elçi’nin Dr. Sait Kırmızıtoprak’la ilişkileri öyle bir noktaya gelmiş ki, ikili ilişki TKDP’nin Merkez Komitesinin yerine geçmiş. İkili, görünüşte de olsa ileri düzeyde bir ortaklaşma gösteriyormuş. Ortak kararlar alıyorlarmış.

Bu ilişki tarzı, bir partide birlikte çalışma koşullarını da olgunlaştırıyor.

 

HER KÜRDE KAPISINI AÇIK TUTMASI, DR. ŞIVAN VE ARKADAŞLARININ KÜRDİSTAN OTONOMİSİNDE ÜS KURMASINA YARDIMCI OLMASI, TKDP’Yİ YENİDEN YAPILANDIRMA AMACI, DR ŞIVAN’I YENİ PARTİNİN BAŞINA GETİRMESİ PLANI…

İkili tarfından, 1969-1970 yılında ortak çalışma projelendirilir. İkilinin vardıkları stratejik karar, TKDP’nin yeniden yapılandırılması kararıdır. Bu kararın hayata geçmesi planlanmaya başlanır. Bunun için de Kürdistan’ın Otonomisinde belli kadroların yerleşmesine karar verilir.

TKDP’nin yeniden yapılandırılması ile birlikte, Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın partinin liderliğine getirileceği konusunda, koltuk sevdalısı olmayan, daha önce koltuğunu Avukat Faik Bucak’a terk eden Sait Elçi’nin kararlarından biridir. Bu kararını da bir biçimde Dr. Sait Kırmızıtoprak’a aktarma olanağı bulur.

Partinin yeniden yapılandırılması ve Sait Elçi’nin Dr. Sait Kırımızıtoprak hakkındaki kararı, Kürt yurtsever kamuoyuna da yansıyan ve izlenen bir gelişmeydi.

Bu karar sonucu, Dr. Sait Kırmızıtoprak Kürdistan’a yerleştirilmesine karar verilir. Onun Kürdistan’a gitmesi TKDP’nin belli yönetici kadroları arasında soruna yol açar. Bir kesim TKDP yöneticileri, Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın Kürdistan’a gönderilmesini, bu konuda kendisine yardım yapılmasını sakıncalı bulurlar. Onun özel bir ajanda sahibi olduğu konusunda endişelidirler. Fakat Sait Elçi’nin ısrarı ve kararıyla Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları Kürdistan Otonomi Yönetim Bölgesine gönderilir.

Ne yazık ki daha sonraki trajik gelişme, sonuçta da o endişe duyan TKDP yöneticilerinin haklı olduklarını ortaya çıkardı.

Dr. Sait Kırımızıtoprak Kürdistan Otonomisine yerleştikten sonra, birçok başka Kürt yurtseveri ve özellikle de TKDP’nin yeniden yapılandırılmasına destek veren “Komelaya Azadîxwazên Kurdistanê’nın (KAK)” üyeleri de Kürdistan Otonomisi Bölgesinde, Dr. Sait Kırmızıtoprak’la birlikte çalışmaya başladılar.  

 

SAİT ELÇİ DDKO’NUN AÇIK DESTEKTEKLEYİCİSİYDİ…

KDP’nin kuruluşu sonrası yapılan milli çalışmalar, TİP’in yaptığı çalışmalar, değişik milli gazete ve dergilerin çevresinden toplanan Kürt yurtsever aydınlarının yaptığı çalışmalar; özellikle de TİP ve FKK içinde Kürt sorununa, Kürt örgütlenmesine yönelik tartışmalar ve çalışmalar, legal ve açık bir Kürt örgütlenmesinin koşullarını olgunlaştırdı. 1969 yılında bu konuda çalışmalar somut ve yoğun bir hale geldi. Bu çalışmalar sonucunda, ilk önce Ankara’da ve daha sonra İstanbul’da, 1970 yılının değişik aylarında ilk önce Ergani’de olmak üzere, Silvan. Diyarbakır, Batman, Kozluk’ta Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) kuruldu.

TKDP ve onun lideri Sait Elçi de bu örgütlenmenin kuruluşunu teşvik eden ve destekleyenler içinde oldu. DDKO herhangi bir kuruluşa bağlı olmayan, herhangi bir ideolojik egemenliğin olmadığı, değişik fikir ve kesimlerden Kürt yurtseverlerinin örgütüydü. Bu nedenle de, TKDP’liler de hem metropollerde ve hem de Kürdistan’da DDKO kurucusu, üyesi, destekleyicileri oldular.

Bu konuda Sait Elçi, çaba gösteren Kürt yurtseverlerinin başında gelmekteydi.

 

SAİT ELÇİ’NİN TİP’İN 4. BÜYÜK KONGRESİNE SUNULAN KÜRTLERLE İLGİLİ KARAR TASARISININ HAZIRLANMASINDA DA ETKİSİ OLDU. KARARIN ALINMASINA FAZLASIYLA SEVİNDİ…

Kürtlerin milli haklarını savunan Kürtler, TİP içinde kendi kimlikleriyle siyaset yaptılar. Bundan dolayı da TİP Kürtlerin değişik kesimleriyle ilişki içinde oldu. İlişki içinde olduğu kesimlerden biri TKDP idi. Zaman-zaman da her iki parti uygun bir platformda legal ve sivil çalışma alanlarında ittifak yaptı. TİP ve FKF içinde çalışma yürüten sosyalist Kürtler de KDP ile ilişki içindeydiler. TİP içinde çalışma yürüten Kürt gençleri ve aydınları da, milliyetçi kesimlerle DDKO’yu kurdular.

Bundan dolayı sosyalist Kürtlerle milliyetçi Kürtler arasında iç-içe bir geçmişlik, bir dayanışma, ittifak, bir eylem birliği vardı.

Kürtler bir aşamadan sonra, TİP’nin Kürtlerle ilgili bir karara varmasını talep ettiler. Bu talepleri 1970 sonlarına doğru, TİP’in 4. Büyük Kongresinden önce somutça gündeme geldi. Ekim ayında TİP içindeki sosyalist ve milliyetçi yurtseverler, TİP kongresinde bir karar taslağının hazırlamasını benimsedi.

Sonuç olarak da TİP 4. Kongresinden yapılan şiddetli tartışmalar sonucunda, DDKO ve milliyetçi delegelerin ağırlıklarıyla bir karar benimsendi. Bu karar, Türk Devletinde, resmi ve legal bir siyasi partinin aldığı ilk ve tarihi karar oluyordu.

Sait Elçi, TİP’in Kürtlerle ilgili bir karara varması için teşvik eden, bu görüşte olan delegeleri destekleyen bir milliyetçi liderdi. Kararın alınmasından sonra da, her Kürt gibi, içtenlikle sevinen ve kararın hayata geçmesi için destek olan bir geniş yürekli insandı.

 

KÜRT SOSYALİSTLERLE İTTİFAK VE YAYIN ŞİRKETİ KURMASI…

Sait Elçi, daha önceki bölümlerde de ifade ettiğim gibi, Kürt milli çıkarlar merkezinde her Kürt’le ve Kürt grubuyla ittifak etmeye, güç birliği yapmaya, milli ilkeler çerçevesinde iş birliği ve eylem birliği sürdürmeye her zaman açık niyetli olduğunu davranışlarıyla ortaya koymuştur.

Bu davranışının en somut göstergelerinden biri de TİP’teki Doğulu Kürt Grubuyla 1970 yılının ortalarından yaptığı ittifak ve işbirliğidir. TKDP lideri olarak, Doğulu Grupla bir yayın şirketi kurma konusunda anlaşma sağlamıştır. Bunun için gerekli hukuki alt yapının hazırlanmasına katılmış. Resmi temsilcilerinden biri olmuştur. Şirket çok ortaklı bir şirket ve halka açık bir şirket olarak kurgulandığından hisse sentleri kamuoyuna sunulmuştur. Ben de bu hisse sahiplerinden biriydim.  Ne yazık ki 12 Mart 1971 Askeri darbesi, kendisinin ve arkadaşlarının Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları tarafından katledilmesinden sonra bu proje yürümemiştir.

Bu proje, gazete, dergi ve kitap basımı, diğer bilumum Kürt nitelikli bir yayıncılık sürdürmeyi amaçlıyordu.

 

SAİT ELÇİ`NİN KÜRDİSTAN OTONOMİSİNE GEÇİŞİ VE KAPISINI ÇOK FAZLA AÇIK TUTTUĞU, GÜVENDİĞİ, DOST BİLDİKLERİ TARAFINDAN KATLEDİLMESİ,  DR. SAİT KIRMIZITOPRAK VE İKİ ARKADAŞININ İDAM CEZASINA ÇARPTIRILMALARI…

Sait Elçi her Kürdistanlıya kapısını açık tuttu. Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları solcu olmalarına rağmen, Onlara kapısını daha fazla açık tuttu. Antalya’daki tutukluluk dönemindeki gelişen ve üst düzeye çıkan ilişkilerine dayanarak Dr. Sait Kırmızıtoprak’a fazlasıyla güvendi.  Çok açık bir niyetle Dr. Sait Kırmızıtoprak’la stratejik konularda anlaşma yaptı. Yaptığı ilk stratejik anlaşma HAKLI OLARAK örgütlenme alanındaydı. TKDP’nin yeniden yapılandırılması, yeni bir niteliğe kavuşturulması konusunda anlaşma yaptı. Bunun için yol haritası üzerinde anlaşma SAĞLANDI. Bu yol haritasının başarıya ulaşması halinde de Dr. Sait Kırımızıtoprak’ın partinin genel sekreteri, ya da başkanı olmasına karar verildi.

Daha önce de ifade ettiğim gibi, bu gelişmeye, Sait Elçi’nin Dr. Sait Kırmızıtoprak’a aşırı güven duymasına, yanlış diyen arkadaşları vardı. Ama sonuçta Sait Elçi’nin kararı geçerli oldu.

Bu karar üzerine, Sait Elçi, Dr. Sait Kırmızıtoprak’ın Kürdistan’a yerleşmesi için gerekli girişimlerde bulundu. Bu girişimleri sonuç verdi. Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları Kürdistan Otonomi Yönetiminin denetimindeki Bamerni Bölgesine yerleştiler. Zaman içinde sayılarında artış oldu.

Dr. Sait Kırmızıtoprak doktorluk yapmaya başladı. Fakat doktorluğunu gizli ajandası için kullandı. Zaman içinde TKDP içinde bir likidasyon yaptı. Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisini gizlice kurdu. KDP ismini kullanması da, farklı bir parti kurma, cesaret ve basiretinde olmadığını, özel bir hesap sahibi olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. KDP ismini kullanarak, TKDP yani Sait Elçi’nin komitelerini ve arkadaşlarını kendisine kattı. TKDP’nin Feqî Hüseyin Sağnıç gibi Merkez Komite üyeleri bile, ikili yapıda kalmaya devam ettiler.

Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları kendi planlarını hayata geçirmek için TKDP ve özellikle Sait Elçi’ye karşı savaş açtılar. Taraftarları arasında Sait Elçi’yi itibarsızlaştırmak için planlı ve programlı bir çalışma yürüttüler. Komplo ve likidasyon mantığıyla, Kürdistan Otonomisinin bazı yerel yöneticilerini de yanına çektiler. Onların desteğini aldılar.

Kerkük referandumunun gündemde olduğu, Kürdistan Otonomisinin kritik bir döneminde, Kürdistan Otonomisine rağmen, onlara zarar verecek girişimlerde bulundular. Kürdistan Otonomisini kullanarak, onların başına bela açacak silahlı mücadele örgütlemeye başladılar.

Dr. Sait Kırmızıtoprak ve onun emrinden çıkmayanlar, bu meşru olmayan işlerin deşifre olmasının telaşını yaşıyorlar.

Tam da bu aşamada 12 Mart 1971 Askeri darbesi gerçekleşti. Sait Elçi de Kürdistan’ın Batısı Kamışlı üzerinden, Suriye Kürtleri Demokrat Partisindeki arkadaşların yardımıyla Kürdistan Otonomisine geçti. Geçerken Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşlarının kendisine düşmanlık yaptığını biliyordu. Buna rağmen, Kürdistan Otonomisine geçtikten sonra, sorunları tartışarak çözme umuduyla ilk plânda Dr. Sait Kırmızıtoprak’la görüşmek ister. Bu isteği üzerine Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları Sait Elçi’yi, misafir olduğu yerden alıp götürdüler. O götürülüş sırasında dostlarının ihaneti sonucu Sait Elçi ve Mehmedê Bego denilen arkadaşı katledilir.

Kürdistan Otonomisinin tasvip etmedikleri iş-eylemlerinin deşifre olmasını engellemek için, Sait Elçi’ye ihanet ettiler. Onu katlettiler.

Günlerce Sait Elçi’den haber alınamadı. Dava arkadaşlarının uzun ve yoğun araştırmaları, Efsanevi Milli Lider Mustafa Barzani’nin çabaları sonunda yerleri tespit edildi.

Bu hareket tarzı, Kürtlere karşı işlenmiş bir cinayetti. Toplumsal ve milli bir Kürt lideri katledilmişti. Bundan dolayı, yargılanma dışı tutulamazdı. Yargılanmaları kadar doğal bir durum olamazdı. Kürdistan Otonomisi, Dr. Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşlarının yargılanmasına olanak sağladı. Otonominin yargı organları, mahkemeler tarafından yargılanma yapıldı. Yargılama neticesinde, Sait Kırmızıtoprak ve arkadaşları ölüm cezasına çarptırıldılar.

 

SAİT ELÇİ’NİN KATLİNİN KÜRDİSTAN’DA VE DİYARBAKIR ASKERİ CEZAEVİNDE YARATTIĞI ETKİ VE YAPILAN TARTIŞMALAR…

Sait Elçi’nin katledilmesi, Kürdistan’da ve askeri cezaevinde bir büyük depreme yol açtı ve atom bombası etkisi yarattı. Ben de o dönemde askeri cezaevinde bulunduğum için o etkiyi his eden, yaşayanlardan biriyim. Dramatik ve barbar olayın etki derecesini verebilmem olanaklı değildir.

Bu olay ve bu konudaki tartışmaların askeri cezaevinde de önemli ayrılıkları ve duygu çatışmalarına yol açtığının şahitlerinden biriyim. Cezaevi dışında, Kürdistan’da yapılan tartışmalardan da bir biçimde haberdar oluyorduk. Kürdistan’da, dışarıda da olay bomba etkisi yapmış. Şiddetli tartışma ve çatışmalara yol açmıştı. Bu konudaki tartışmaları yığınla kitap cildiyle tartılabilir.

 

SAİT ELÇİ, TOPLUMSAL VE MİLLİ LİDERDİ…

Sait Elçi, toplumsal ve milli etkin ve kararlı bir Kürt lideriydi. O, Kürt milleti ve Kürdistan sevdalısı, yüreği geniş bir insandı. Onun yüreğinde her Kürt için bir yer vardı. Onun ölümü, Kürdistan’ın Kuzeyindeki milli harekete büyük darbe oldu ve aynı zamanda Kürdistan Milli örgütlenmesinde çok bölünmeye yol açtı.

O Kürdistan’ın Güneyindeki bağımsızlık mücadelesinin büyük destekçisiydi. Efsanevi Milli Lider Mele Mustafa Barzani’nin de dostuydu.

Sait Elçi’nin katli Kürtlerin yaşamında kanayan bir yara olmaya devam edecek.. Bu yara hiç kapanmayacaktır.

Milletimizin, ailesinin, Kürt yurtseverlerinin başı sağ olsun.

Eşinin ve çocuklarının çektiği acıyı, en iyi onlar bilebilir durumdadır.

Bir ihtiras uğruna, başkalarının ajandası için insanlarımıza, birbirimize acı çektirmeye hakkımız var ml?

Diyarbekîr, 8 Haziran 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir