TARİH: 3 OCAK 1984

Bugün 3 Ocak 1984 direnişinin 42. Yıl dönümü! Bugün acı ve öfke duygularının doruklarda seyrettiği ve Kürdistan toplumunun en dinamik, en etkin ve en idealist kuşağının 5 Eylül1983 direnişin ardından bir kez daha direniş sayfalarına, adını yazdırdığı bir gündür. Bugün, Diyarbakır Bağlar semtinde “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek, Kahrolsun sömürgecilik ve yaşasın direnişimiz” sloganların hep birlikte, tek yürekten haykırıldığı 3 Ocak direnişinin 42. Yıldönümüdür. Yaşamını yitiren Kürdistan şehitlerini saygıyla anıyor, direnen ve Kürdistan davası uğruna ağır bedel ödeyen direniş kervanında yer alan bütün dost, arkadaşları sevgiyle selamlıyorum.

5 Nolu Askeri Cezaevi, 5 Nolu Zindanı ya da Diyarbakır cehennemine dair bugüne değin çok şey yazıldı, çizildi, söylendi ama sonuç alma noktasında somut bir adım atılmadı, hesap sorulmadı ve işkenceciler adeta ödüllendirilerek yargılanmalarının önüne bariyerler döşendi. Devlet, bu uygulama refleksleriyle İttihat Terakkiden, stratejik bir miras olarak devir aldığı Red, inkâr ve imha politikasının güncelliğini bir kez daha teyit etmektedir.

Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi, sadece bir hapishane değil; 12 Eylül askeri darbesinin Kürt halkının kimliğini, dilini ve onurunu yok etme amacıyla kurguladığı bir “asimilasyon ve imha laboratuvarı” olarak tarihe mal olmuştur. 1980’li yılların başında bu duvarlar arasında uygulanan sistematik işkenceler, münferit olaylar değil, bizzat devletin en üst kademelerince planlanmış birer devlet politikası niteliğindeydi. 5 Nolu zindanı; Kürd ve Kürdistan gerçekliğinin yok edileceği bir laboratuvar olarak tasarlanmış ve devletin stratejik kurumlarınca pratik uygulamaların hayatta geçirildiği pilot bir işkence merkezi olarak pratikleştirmiştir.

Cezaevinde uygulanan vahşet, tutsakları sadece fiziksel olarak çökertmeyi değil, onları kendi değerlerine yabancılaştırmayı hedefliyordu. “Türkçe konuş, çok konuş” sloganı altında anadilin yasaklanması, her türlü insanlık dışı yöntemin bir rutin haline getirilmesi, direniş iradesini kırmayı amaçlıyordu. Ancak bu karanlık tablo, beklenenin aksine, tarihe mal olmuş bir direniş ve karşı koyma iradesini doğurdu. Devlet bu sistematik zulüm mekanizmasıyla kimliksizleştirme ve kişiliksizleştirme politikasıyla Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin genç dinamizmini sürece yayarak, kontrol edile bilinir bir havuzda boğdurma ve imha etmeyi amaçladığını, bugün daha net görebiliyor ve somut verilere sahibiz…

5 Nolu tarihindeki en kritik dönemeçlerden birisi 5 Eylül 1983 direniş ve diğeri ise, 3 Ocak 1984’te başlatılan ölüm orucu direnişidir. Kemal Yamak, Esat Oktay Yıldıran ve Ali Osman Aydın’ın temsil ettiği o mutlak teslimiyet dayatmasına karşı, tutsaklar bedenlerini açlığa, ateşe ve ölüme yatırarak yanıt verdiler. Bu direniş; İşkencelerin durdurulması, İnsani yaşam koşullarının sağlanması, Siyasi kimliğin tanınması taleplerini içeriyordu. Bu direnişin bütün bileşenleri 3 Ocak 1984 tarihinde bir ağızdan haykırdıkları sloganlarla toplumu esir alan korku bulutlarını, zihinlerdeki korku duvarlarını yıktılar.

Bu eylem, sadece dört duvar arasını değil, dışarıdaki toplumsal muhalefeti ve özellikle Kürdistan gençliğini derinden sarstı. 3 Ocak direnişi, “teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” şiarının ete kemiğe bürünmüş haliydi. Bu direniş dalgası, bir kez daha, Kürd gençliğinin direniş azmi ve mirasını gözler önüne serdi.

Diyarbakır zindanındaki bu irade savaşı, Kürt toplumu için bir onur manifestosu haline geldi. Hayri Durmuşların ve Necmettin Büyükkayaların, Cemal Aratların, Remzi Aytürklerin, Yılmaz Demirlerin, Orhan Keskinlerin, Eşref Dursunların, Vedat Aydınların, Hatip Kapçakların, Medet Özbademlerin, Bedi Tanların, Kemal Pirlerin ve adını yazmadığım diğer tüm şehitlerin mirası, bugün hala Kürdistan gençliğinin direniş azmini besleyen en temel kaynaktır. Dolaysıyla bugün ve yarın kürd gençliği, 5 Nolu dendiğinde sadece çekilen acıları değil, o acılardan süzülen “baş eğmeme” iradesini görecek ve bu doğrultuda yorumlayacaktır.

3 Ocak 1984 direniş ruhu, imkânsızlıklar içinde yaratılan bir zaferin adıdır. Bu tarih, beton duvarların ve demir parmaklıkların, özgürlük tutkusuyla yanan bir bilinci asla hapsedemeyeceğinin en somut kanıtıdır. Bugün 5 Nolu zindanı, hafızalarda ve vicdanlarda mahkûm edilmiş Dünyada sayılı işkence merkezlerinden biridir. Bu zindan hafızalarda sadece bir işkence merkezi olarak değil, insanlık onurunun barbarlığa karşı kazandığı ahlaki üstünlüğün simgesi olarak yaşayacaktır.

Bu vesileyle süreci yaşayan biri olarak, 42 yıl sonra tüm arkadaşlarımın duygu ve düşünceleri doğroltusunda diyoruz ki “bu işkenceler, devletin stratejik ve sistematik bir şekilde yürürlüğe koyduğu politikanın bir sonucu olarak bize yapıldı, yaşam güzergahımız alt üst edildi. Dolaysıya işkence eden ve suçlu olan taraf devlet ve görevlendirdiği sormlularıdır. Bu sebeble diyoruz ki devletin bize karşı özür dileme, mağduriyetleri telafi etme yönünde somut politikalar geliştirmeli ve o süreçle ilgili arşivler kamuoyuyla paylaşmalıdır. Gerçek bir sorşturmanın yürütülmesi için mevcut tüm baryerleri kaldırılmalıdır. Biz kamuoyunun açık desteği eşliğinde hep birlikte Tarihsel ve toplumsal bir hafızanın oluşturulması için, 5 nolunun işkence hafızasını diri tutmak için, tecrübe ve yaşadıklarımızı gelecek kuşaklarla paylaşmak için tıpkı 5 Eylül 1983 ve 3 Ocak1984 direniş ruhu ve dayanışma tavırlarıyla birlikte hareket ettiğimizi haykırıyoruz!” 5 Nolu Zindanında yaşamını yitiren bütün canları saygı ve sevgiyle anıyorum/anıyoruz. 03.01.2026

M. Can AZBAY

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *