1919’da Kemal Paşa Kürdistan’a geldi. Osmanlı, kendisinin idamına karar vermişti ve Osmanlı devletince, Kürtler için her zaman söylenen ‘eşkıyalık’ sıfatı ona da verilmişti. Fakat ben ve diyer Kürt şeyh, bey ve ağaları onu koruduk. Erzurum Kongresi’ni akdettik. Sonra, Kahtalı Hacı Bedir Ağa’nın da beşyüz muhafız süvarisi ve Dersimli Diyap Ağa’nın kuvvetleri ile Sivas’a gelip, orada da kongremizi yaptık. Kısa söyleyeyim; Kemal Paşa, Kürt milletinin haklarına sadık kalacağını defalarca ifade etti. Biz de inanarak kendisini kolladık.
Ama adam, Cumhuriyeti kurup Lozan Anlaşmasını yaptıktan sonra hepimize dirsek çevirdi. Kendisine yardım eden ne kadar kuvvetli Kürt aile ve şahsiyeti varsa, birer bahane ile ya idam ettirdi veya sürgüne yolladı.
-Musa Anter,
Hatıralarım.
Kürtlerin önemli bir kısmı yaşadığı trajediyi açıklarken sürekli aynı cümleyi tekrar eder: düşmanlarının acımasızlığı.
Evet, Türk devleti acımasızdır.
Evet, inkar eder, bastırır ve bombalar.
Ama tarih yalnızca acımasız devletlerin tarihi değildir. Tarih aynı zamanda bu devletlere karşı ayağa kalkabilen halkların tarihidir.
Dünyada düşmanı acımasız olmayan hiçbir halk yoktur.
Ama dünyada sonsuza kadar boyun eğmiş bir halk da yoktur.
Hitler bir zamanlar dünyanın en güçlü ve en zalim devletlerinden birini yönetiyordu. Buna rağmen yenildi.
Amerika Birleşik Devletleri Vietnam’a insanlık tarihinin en yoğun bombardımanlarından birini yaptı. Ama Vietnam halkı teslim olmadı. Direndi ve dünyanın en güçlü ordularından birini ülkelerinden kovdu.
Hindistan’da ise başka bir şey oldu. Gandhi tek kurşun atmadan İngiliz sömürgeciliğinin meşruiyetini yıktı. Çünkü bir halk sömürge kimliğini reddettiği anda, sömürge düzeni de çökmeye başlar.
Kürtlerin yapamadığı şey tam olarak budur.
Türk devleti yüz yılı aşkın süredir aynı şeyi yapıyor: inkar ediyor, bastırıyor, bombalıyor. Ama buna rağmen Kürt siyasetinin önemli bir bölümü her seferinde aynı cümleyi tekrarlıyor: barış ve kardeşlik.
Barış, güç dengesi olmadan ortaya çıkmaz.
Barış, iki tarafın eşit iradeleriyle kurulur.
Burada ise tek taraflı bir vuruş var.
Bir devlet bombalıyor.
Bir halk ise hala barış çağrıları yapıyor.
Bu barış değil, politik bir yanılsamadır.
Türkiye’de sık sık şu cümle söylenir: Kürt sorunu çözülürse Türkiye’nin bütün sorunları çözülür.
Gerçek bunun tam tersidir.
Kürt sorununun çözülememesinin nedeni Türkiye’nin kendi iç iktidar mücadeleleridir. Osmanlı’dan bugüne kadar Türk siyasal tarihi büyük ölçüde iktidar ve mülk paylaşımı kavgalarının tarihidir. Birbirlerinin başlarını kesen iktidarların tarihidir.
Bugünkü iktidar da bu geleneğin devamıdır.
AKP mağduriyet söylemiyle iktidara geldi. Ama bugün Türkiye’deki otoriter devlet geleneğinin en sert uygulayıcılarından biri haline geldi. Yirmi yıldır iktidarda olan bu rejim Kürdistan coğrafyasını gece gündüz bombalıyor.
Üstelik bunu yaparken çoğu zaman “İslam kardeşliği” söylemini kullanıyor.
Bu yalnızca bir politik ikiyüzlülük değildir. Aynı zamanda bir sömürge düzeninin ideolojik maskesidir.
Türkiye’de herkes hükümeti eleştirir ama devlete dokunmaz. Oysa Kürt meselesinin asıl sahibi hükümetler değil, devletin kendisidir.
Bir düşman ülkeye karşı kullanılmak üzere alınmış savaş uçaklarının kendi ülkesinin şehirlerini bombalaması sıradan bir askeri operasyon değildir. Bu, bir sömürge yönetiminin davranışıdır.
Kürt siyasetinin en büyük açmazı ise burada ortaya çıkar.
Kürtlerin bir kısmı bu devletle çatışırken, başka bir kısmı aynı devletin kurumları içinde siyaset yapmaktadır. Bu durum normal gibi gösterilir ama aslında derin bir stratejik belirsizliğin ifadesidir.
Bugün Kürtler tarihsel olarak bir kez daha kritik bir dönemeçten geçiyor.
Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Devletler yıkılıyor, sınırlar değişiyor, savaşlar büyüyor. Büyük güçler kendi çıkarlarına göre yeni dengeler kuruyor.
Ve Kürtler bir kez daha bu büyük hesapların ortasında bırakılıyor.
Tarih boyunca defalarca olduğu gibi…
Ama asıl sorun bu değildir.
Asıl sorun, Kürtlerin bunun farkında olmamasıdır.
Bir halk kendi kaderi hakkında açık bir irade ortaya koymadıkça, başkalarının politikalarının nesnesi olmaktan kurtulamaz.
Yarım kimlikle yaşanmaz.
Yarım kimlik sömürgeciliğin en güçlü silahıdır.
Kürtlerin yapamadığı şey tam olarak budur:
Yarım kimliği yırtıp atmak.
Bugün Kürtler bir kez daha yarı yolda bırakılmış durumdadır.
Ama bunun farkında değiller.
Önlerinde büyüyen bir tarihsel tehlike duruyor.
Ve hala aynı soru ortada duruyor:
Kürtler gerçekten ne yapıyor?
Mahmut Uzun

