Kürdistan Devletinin kuruluşunu engelleyen 16 Ekim Kerkük işgali ihanetini unutmayalım.

İbrahim GÜÇLÜ 

Kürtler, en eski milletlerden biridir. Bundan dolayı güçlü bir dile, zengin bir kültür ve tarihe sahiptir. Tarihsel gelişim ve mücadele sürecinde birçok ihanetlerle karşılaştı. Yakın tarihimizdeki bu ihanetlerin dördünü unutmak mümkün değildir.

Unutulmayacak ihanetin birincisi, 1946 yılında Kürdistan Mehabad Devletinin yıkılışına, liderlerinim idam edilmesine yol açtı. Burada uluslar arası bir ihanet vardı.

Unutulmayacak ikinci ihanet, Milli Eylül Devrimi koşullarında, Kerkük haini Pavıl’ın dedesi İbrahim Ahmet ve arkadaşlarının Kürdistan otonomisinin önüne geçmek için Irak Baas Faşist yönetimiyle ittifak etmesi oldu. Bu bir iç ihanetti. Ama bu ihanet başarıya ulaşmadı. Milli Eylül Devrimi başarıyla sonuca ulaştı. Irak merkezi hükümeti KDP ve Kürdistan lideri Mustafa Barzani ile anlaşma yapmak zorunda kaldı. Kürdistan Otonomisi kuruldu. Kürt milleti kendi ülkesinden egemen ve iktidar oldu.

Unutulmayacak üçüncü ihanet, Kürdistan Otonomisinin/Devletinin 1975’te yıkılmasına yol açan ABD ve İran ihanetidir. Bu ihanet de uluslar arası bir ihanetti.

Unutulmayacak dördüncü ihanet, KYB’li, Goran’lı gurupların, sömürgecilerin örgütü ve projesi olan PKK’nın da desteğini alarak sömürgeci devletlerle ve Irak merkezi hükümetiyle işbirliği yaparak, Kerkük’ün referandum sonrasından işgaline olanak sağlamalarıdır. Bu ihanetin başının İbrahim Ahmet’in torunları ve Celal Talabani’nin çocukları başı çekti. Bu bir iç ihanetti. Kürdistan Devleti’nin kuruluşunun önüne geçti. 

 

16 EKİM 2017’DE KERKÜK İŞGALİNE YOL AÇAN İHANETİN GELİŞİMİ..

Güncel olan bu ihanettir. İçimizi yakan, yakıcı ihanet bu ihanettir. Bu ihanetin nasıl geliştiğine bakalım.

Federal sistem devleti gerçek anlamda Kürd, Arap ve diğer milletlerin ortak devleti yapmayınca Kürdistan Başkanı Mesut Barzani tarafından arayış başladı. Kürdistan Başkanı, Irak Devletinin konfederal bir devlet olmasını çare/çözüm olarak gündeme getirdi. Bunun için de Kürdistan Bağımsız Devletinin kuruluşunun gerçekleşmesi gerekirdi. Bu büyük ve stratejik projeye bağlı olarak uzun bir çalışma sonucu Kürdistan’da bağımsızlık referandumunun yapılmasına karar verildi.

Bu karar sonucu, Kürdistan Federe Bölgesinde 25 Eylül 2017’de bağımsızlık referandumu yapıldı. Referandum sonucunda bütün Kürtlerin sevinci zirveye çıktı. Bağımsızlık referandumunda %93 Kürdistanlıların desteğiyle bağımsız devlet konusunda kader tayin edildi. Bundan dolayı dır ki, referandum sonucunun hayata geçmesi için herkes alabildiğine titiz bir davranış ve çalışma içine girdi. Yeni doğmuş bir çocuğun zarar görmemesinin titizliği yaşanıyordu.

Yeni bir ulusun, yeni koşullarda doğuşunu o günlerde ben de yazdım.

Kürtlerin düşmanları, saldırıya geçmek için zaman kolluyorlardı. 

Hiç şüphe yok ki, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani ve Kürdistan yönetiminin ne adım atacağı merakla bekleniyordu. Kürdistan yönetiminin değişik iç ve dış güçleri Bağımsız Devlet ilan etme konusunda ikna sürecini belli bir zamana yayma eğilimleri görülüyordu. Buna karşılık, hemen bağımsız devlet ilan etmenin, Kürdistan meselesini ve referandum sonucunu, uluslararası hukuk anlamında yeni bir düzeye çıkaracağını düşünenlerden biriydim. 

Bu yapılmadı.  

Referandumun arifesinde sömürgeci devletlerin, uluslararası güçlerin ve en başta da ABD’nin tutumunun, olumsuzluklara gebe olunduğunun güçlü işaretlerini veriyordu.    

Beklenilen tehlike kapıya dayandı. Irak Merkezi Hükümeti, Haşdi Şabi (İran) ile fiili, Türk devletiyle İttifak, Kürdistan’da KYB’li, Goran’lı bir grup ve PKK ile işbirliği, ABD’nin desteği sonucu 16 Ekim 2017’de Kerkük’ü ve bazı başka Kürt bölgelerini işgal etti. 

Duhok, Hewlêr, Süleymaniye’nin de işgal edilmesi, Kürdistan Federe Bölgesinin ortadan kaldırılması için ABD tankları ve silahlarıyla saldırıya geçildi. Bu saldırı ve işgal hareketi kahraman pêşmergenin Pirdê direnişiyle kırıldı. 

Ama 16 Ekim 2017 tarihi, Kürdistan tarihinin sayfalarında yeni bir ihanet olarak yer aldı. Bu gün ve tarih, Kürtlerin ve Kürdistanlıların yıkım günü oldu. Kürdistan Bağımsız Devleti’nin başka bir bahara kalmasına sebep oldu. Kürdistan Devletinin kuruluşu engellenmiş oldu. 

Ne yazık ki, bu ihanetin sahipleri hukuk karşısında hesap verip cezalandırılmadılar. Tehlike öyle büyüdü ki, KYB içindeki ihanet grubu YNK’nin yönetimine egemen oldular.   

Kürdistan’daki popülist siyaset ve “ulusal çıkarlar” kavramının tanımındaki sakatlıktan dolayı, KYB ile hükümet yapma zorunluluğundan dolayı, Kürdistan ve Kerkük’e yapılan ihanet dolaylı bir anlamda meşrulaştırıldı. 

Kürdistan yönetimi, Kürdistan Başbakanı, KDP yöneticileri, 16 Ekim ihanetinden bahsetmelerine, bu ihanetin Kerkük’te ve Kürdistan’da yol açtığı tehlikelere işaret etmelerine rağmen, ihanet edenlerin kimler olduğu konusunda bir ifade kullanmamaları bu meşrulaştırma sürecinin ifadesi anlamına gelen bir trajediye yol açmış bulunmaktadır. 

KYB’li eski ve bazı yeni yöneticilerin, bu büyük 16 Ekim İhanetini unutmuş olmalarının da başka bir trajedi olarak kendisini açığa çıkarmaktadır..

 Bu ihanet de gösteriyor ki, Kürdistan’ın en büyük zaafı, ihanetlerin toplumsal ve hukuksal anlamda cezasız kalmasıdır. Bu da siyasi anlamda, millet ve devlet olmayı engelleyen bir yaklaşımdır diye düşünüyorum.

 Kürdistanlılar, geçen ilk genel ve özel seçimlerde referandum karşıtlarını, ABD’yi, o dönemin başbakanını mahkûm etti. Kürdistanlılar onları sandığa gömdü.

 10 Ekim 2021 tarihinde yapılan genel seçimlerde, Kürdistanlılar gerçek anlamda referandum karşıtlarını sandığa gömdü.

 Goran ve KYB, milli çıkarlardan uzaklaşmaya başladıkları, bağımsızlık idealine sahip çıkmadıkları, bağımsızlık referandumunun sonuçlarına ihanet ettikleri, Kerkük’ün işgalinde referandum sonrasından rol sahibi oldukları, halkla ilişkilerinden demokratik davranmadıkları; halkın milli, demokratik, sosyal, siyasal, ekonomik taleplerine sahip çıkmadıkları için seçimi kaybettiler.

Süleymaniye’yi İran’ın eyaleti, PKK ve Haşdi Şabi’nin at oynattığı ve müdahale alanı haline getirdikleri, Süleymaniye’yi Kürdistan’dan koparıp, Irak merkezi hükümetine bağlayacaklarını seslendirmelerinden dolayı Kürdistanlılar, KYB ve Goran’a tokat attı ve ders verdi.  

Özellikle de Goran büyük bir darbe yedi. Hiçbir milletvekili çıkarma şansı elde etmedi. Kürdistan’da iki seçim öncesi ikinci olan partinin içine düştüğü durum tam anlamıyla bir trajedi ve yıkımdır. Goran yetkilileri bunun farkından olarak istifa ettiler. Goran yetkilerinin bu davranışı demokratik gelenek açısından olumludur. Bu istifanın Goran’a çok yeni şeyler kazandırması için de çok aydınlık bir yol görünmüyor.

KÜRT DÜŞMANLARI 16 EKİM HAİNLERİ KÜRDİSTANLILAR TARAFINDAN CEZALANDIRILDI…

İran, onun terörist örgütleri PKK ve Haşdi Şabi, Kürdistan Federe Devletini yıkmak için olağanüstü çaba gösteriyorlar. Bunu kendileri için stratejik bir hedef haline getirmiş durumdalar.

KDP’nin, Süleymaniye, Kerkük, Musul, Şengal, Mahmur’daki kazancı: Haşdi Şabi, PKK, İran’a ve diğer tüm Kürt düşmanlarına da büyük darbe oldu.

KDP, asıl darbeyi PKK, Haşdi Şabi, İran, diğer Kürt düşmanlarına Musul ve Şengal’de vurdu. Musul ve Şengal’da 9 milletvekili kazanarak, özellikle Şengal’da PKK’nın yalancı ve Kürt düşmanlığı yüzü, manipülasyon, terörist, işgalci hukuk dışılığı açığa çıktı. Şengal’daki Ezidi Kardeşlerimize yaptığı işkenceler, zulüm, çocuk kaçırmalar, haraç almalar açığa çıktı.

DIŞ GÜÇLERLE İLİŞKİLERİN SINIRI… 

Kerkük işgali ve ihaneti, dış güçlerle ilişkilerin sınırının ne olacağını bir kez daha gündeme getirdi. Tartışılmasına neden oldu. 

Milletler, halklar, insan toplulukları hiç şüphe yok ki dünyanın oluşumunda birbirine komşu olarak yaratılmışlardır. Milletlerin oluşturduğu devletler de, birbiriyle komşu ve ilişkilidirler. Hiç şüphe yok ki Kürt milletinin de komşu milletleri vardır. Ne yazık ki bu komşu milletleri, onların egemenleri ve hükmedenleri oldular. Devletleri vasıtasıyla sömürgeci politikaları Kürtlere karşı uyguladılar. Bu nedenledir ki, Kürtlerin 200 yıllık milli mücadeleleri var. 

Hiç şüphe yok ki bütün milletlerin milli mücadeleleri gibi, Kürtlerin de milli mücadelelerinde, dış güçlerin desteklerine ihtiyaçları olmuştur. Bu destek arayışı içinde olmalarında bir sorun yok. Kürtlerle ilgili bu alandaki sorun, dış güçlerle ilişkide sınır çizgilerini iyi çizmemeleridir. 

Bundan dolayı Kürdistan Mehabad Devletinin kuruluşunda Sovyetler Birliğinin ihanetine uğradık. Kürdistan Otonomisinde 1975’te İran ve ABD ihaneti ile karşılaştık.

 25 Eylül 2017 Kürdistan Bağımsızlık Referandumundan önce, ABD ve birçok Avrupa Devleti desteklerini açıkladılar. Kürdistan devletini tanıyacaklarını açıklayan Avrupa Devletleri oldu. Ama ne yazık ki, Kürtler olarak en demokratik ve barışçıl biçimde bağımsız devlete “evet” dediğimiz halde, saldırı ile karşı karşıya kalınca, 16 Ekim 2017’de, yine ABD ve Batıllıların ihanetine uğradık. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, hak ve özgürlükleri lafları berhava oldular. 

Son günlerde, AB adına Türk Devletini ziyaret eden İsveç Dış İşleri Bakanı’nın Kürtlerle ilgili açıklamaları karşısında Kürtler büyük heyecana kapıldılar. Akıl almaz yorum ve görüşler ileri sürdüler. 

Ben de İsveç vatandaşı olduğum için, konuya ilişkin görüşüm soruldu. Ben de şimdi yazıyorum. 

Avrupalıların Kürtler hakkındaki görüşlerimi, Kürdistan Bağımsızlık Referandumu öncesi ve sonrasına göre bir kriterle anlamlandırıyorum. 

Kürdistan Bağımsızlık Referandumunda, önce Avrupalıların görüşüne büyük önem veriyordum. Onların tutumunu hak ve adalete, demokrasiye uygun olarak bir tanıma layık görüyordum. 

Avrupalılar, Kürdistan Bağımsızlık Referandumunda sonra, Kürtler devlet kurmaya yaklaştığı bir dönemde, dört bir yandan sömürgeci devletler ve onların taşeron örgütleri tarafından saldırıya uğradığı ve Kerkük işgal edildiği zaman, suspus oldular.

Üstelik de referandum öncesi, çoğu Avrupa Devleti Kürdistan Bağımsızlık Referandumunu desteklediklerini ve Kürdistan Devletini tanıyacaklarını ifade etmelerine rağmen, Kürtlerin yıkımı karşısında sessiz kaldılar. 

Bu nedenle Avrupalılar için de hak ve hukukun, demokrasinin hikâye olduğu, asıl ölçünün onlar için de dar devlet çıkarları olduğu netleşmiş oldu. 

Bundan dolayı Kürtler olarak Avrupalıların ve tüm Batılıların söylediklerine bel bağlamayalım, heyecan duymayalım. 

Kürtler olarak kendimize güvenelim ve işlerimize bakalım. Çıkarı biz Kürtlerde olanlar gelir bizi bulurlar. O zaman da o gelişleri abartmayalım. Uygun bir yere koyalım.

Avrupalıların temsilcisi İsveç Dış İşleri Bakanının açıklamalarını da bu kriter ve ölçüler içinde ele alıyor ve değerlendiriyorum. 

Sonuç olarak diyebilirim ki, Kürtler ve Kürdistanlılar olarak 16 Ekim 2017 tarihindeki Kerkük işgali ve ihanetini unutmayalım. Hep lanetli gün olarak analım. Sorumlularının hukuk yoluyla cezalandırılmaları için hep talep sahibi olalım. 

Diyarbekîr, 19. 10. 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir