İmralı Tutanakları: Maske Düştü, Hikaye Bitti

Mahmut UZUN

TBMM heyetinin İmralı’ya yaptığı ziyaretin tutanakları yayımlandı.
Okuduk. Baştan sona okuduk.
Ve artık kimsenin “yanlış anlaşıldı”, “bağlamından koparıldı” deme lüksü kalmadı.

Bu metinler bir gerçeği gizlemiyor; tam tersine yıllardır saklananı açık ediyor.

Öcalan’ı yeniden parlatmak, onu bir kez daha “tarihin merkezine” yerleştirmek isteyenler için bu tutanaklar belki şaşırtıcıdır. Ama bizim için değil.
Çünkü yıllardır söylenen, yazılan, bedeli ödenen hakikatler ilk kez bu kadar çıplak biçimde kayıt altına alındı.

Kendi ağzıyla söylüyor:
Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladığını ifade ediyor.
Bugünkü konumuyla geçmişi arasında ideolojik bir kopuş olmadığını özellikle vurguluyor.
“Dün neydim, bugün de oyum” diyor.

Bu cümleler, onu hala devrimci bir kopuşun, anti-sistem bir mücadelenin temsilcisi olarak pazarlamaya çalışanlar için ağır bir tokattır. Çünkü ortada kopuş yok, dönüşüm yok, hesaplaşma yok. Süreklilik var.

Yakalandığında uçakta söylediği sözleri hatırlıyoruz.
Şimdi bir kez daha teyit ediyor:
“Benim bir yanım Türkmen.”

Bu, masum bir biyografi notu değil. Bu, devletin makbul kimlik tarifine göz kırpan bilinçli bir politik tercihtir. Kürt kimliğini, Kürt halkının tarihsel taleplerini ve kolektif mücadelesini sulandıran bir çizginin açık ilanıdır.

Ve gelelim meselenin en can alıcı noktasına:
Devlet Bahçeli övgüleri.

Irkçı, inkarcı, şiddet politikalarının siyasal simgesi olan Bahçeli’ye övgüler diziliyor. Hem de tekrar tekrar.
Bu sadece “diyalog dili” değildir. Bu, ideolojik yakınlıktır. Bu, aynı devlet aklına yaslanmanın ilanıdır.

Soruyorum:
Devlet Bahçeli gibi düşünen biri nasıl Kürt halk hareketinin lideri olur?
Kürtlerin inkarına imza atmış bir zihniyete hayranlık duyan biri, hangi özgürlük mücadelesini temsil edebilir?

Suriye meselesinde de tablo değişmiyor.
Amerikancı politikaların devamı, İsrail’e karşı göstermelik pozlar ve tüm bu denklem içinde kendisini vazgeçilmez aktör olarak sunma çabası…
Ama gerçek başka yerde duruyor. Kürtler dünyanın her yerinde bu politikalara karşı sokaklarda. Bu oyunu reddediyor.
Artık kimseye bu senaryo satılamaz.
Yerseniz.

Ülke fiilen açık hava cezaevine çevrilmişken, en ufak muhalefetin tutuklamayla sonuçlandığı, binlerce insanın yıllardır cezaevlerinde çürütüldüğü bir dönemde “umut hakkı” üzerine söylenenler ise ibretliktir.
“Ben çıkayım, gerisi önemli değil” noktasına gelen bir yaklaşım…

Genel af gereksizmiş.
Toplumsal adalet bekleyebilirmiş.
Kolektif haklar ertelenebilirmiş.

Bu, bir halkın değil; bireysel kurtuluşun pazarlığıdır.

Artık şu gerçeği açıkça söylemenin zamanı çoktan geldi:
Öcalan ve temsil ettiği yapı, Kürt halkı değildir. Kürt halkının talepleri hiç değildir. Hiçbir zaman da olmadı.
O, hiçbir dönemde özgür ve bağımsız bir Kürdistan perspektifi taşımadı. Başından beri bir merkeze bağlıydı ve o merkezin ihtiyaçlarına göre hareket etti.

Bugün yaşanan şey bir çözüm süreci değil;
bir pekiştirme,
bir tescil,
bir ödüllendirme sürecidir.

Geçmişten bugüne itiraz ettiğimiz, yazdığımız, bedel ödediğimiz ne varsa şimdi herkesin gözü önünde duruyor.

Artık halkları, sınıfları ve idealleri uğruna canını ortaya koymuş insanları kandırmayın.
Gerçekler ortada.
Maske düştü.
Kral çıplak.

Herkes yerli yerine.

Mahmut Uzun

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *