Enfal Katliamı: Kürd Milletine Yönelik Soykırım ve Devletsizliğin Mirası

Husamettin TURAN

1988 yılında Saddam Hüseyin’in Baasçı rejimi tarafından gerçekleştirilen Enfal Operasyonu, Kürd milletine karşı uygulanan en sistematik ve kapsamlı soykırımlardan biridir. Bu operasyonlar, yalnızca fiziki imhayı değil, aynı zamanda Kürd milletinin kolektif hafızasını, kimliğini ve varoluşunu hedef almıştır.

Enfal, Kur’an’daki 8. sûreye atıfta bulunarak “ganimetler” anlamına gelir. Ancak Saddam rejimi, bu dini referansı, Kürd milletine karşı soykırımı meşrulaştırmak için kullanmıştır. “Dinden dönenlerin katli vaciptir” söylemiyle, Kürdleri hedef almış ve bu vahşeti dini bir kılıf altında sunmuştur. Bu ideolojik temele dayanan Enfal, modern çağın en açık soykırımlarından biridir.

Enfal sürecinde, 182.000 Kürd katledilmiş, 5.000 köy haritadan silinmiş ve yüzbinlerce insan toplama kamplarına sürülmüştür. Halepçe’de kimyasal silahlarla gerçekleştirilen saldırı, bu katliamın simgesi haline gelmiştir. Bu uygulamalar, Birleşmiş Milletler’in 1948 Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan “bir etnik grubun kısmen veya tamamen yok edilmesi” suçunu açıkça oluşturmaktadır.

Ancak uluslararası toplum, bu suçlara karşı sessiz kalmış ve gerekli müdahaleyi yapmamıştır. Bu kayıtsızlık, Enfal’in inkârı veya unutturulması, suça ortak olmaktır. Enfal, Kürd milletinin hafızasında kapanmaz bir yara olarak kalacak ve özgürlük mücadelesinin en güçlü gerekçesi olacaktır.

Enfal Katliamı, sadece fiziki imhayı değil, kolektif hafızanın da hedef alındığı bir soykırımdır. Bu katliamda yok edilen köylerin yerinde kalan boş taş duvarlar ve terk edilmiş mezarlıklar, Kürdlerin sistematik şekilde yok sayılmasının ve devletsizliğin sembolüdür. Devletsizlik, burada yalnızca siyasal bir organizmanın eksikliği değil; adaletin sağlanamaması, hafızanın korunamaması ve insanlık suçlarına karşı hesap sorulamamasıdır. Devletsizlik, masumiyetin, çocukluğun ve hafızanın gömüldüğü bir coğrafyada, sessizliğin en büyük çığlığa dönüşmesidir.

Son iki yüzyılda bir kez değil, bir düzine değil, sayısız kez uğradık soykırıma. Unutmadık. Ne Zilan’ı unuttuk, ne Dersim’i, ne Halepçe’yi, ne Enfal’i, ne Qamışlo’yu, ne Roboskî’yi… Unutmadık çünkü bu yaralar sadece geçmişin değil, bugünün de kanayan izleri. Her seferinde farklı bir cellat, ama aynı sessizlik… Aynı inkâr.

Kardeşlik mi diyorsunuz? Hangi kardeşlik? Din kardeşliği mi? Demokrasi kardeşliği mi? Yoksa petrolün, sınırların, çıkarların kardeşliği mi? Biz artık kardeşlik istemiyoruz. İnsanlık istiyoruz. İnsan olarak var olmanın gerektirdiği onur, hak ve sorumluluklarla yaşamak istiyoruz. Ne lütuf, ne merhamet; sadece adalet!

Muradımız ne sizin tarif ettiğiniz “medeniyet”, ne de bizi katledenlerin ideolojileri. Bizim muradımız, halkımızın onuru, dili, kültürü, tarihi ve geleceğidir. Ne İngiltere’nin aldatıcı diplomasisini, ne Almanya’nın suskun sanayisini, ne Fransa’nın ikiyüzlü evrenselliğini, ne Rusya’nın kaba gücünü, ne İran’ın mezhepçi entrikalarını, ne Ermenistan’ın intikamcı refleksini, ne Irak’ın zulmünü, ne Suriye’nin baskısını, ne Türkiye’nin inkârını kabul ederiz. Her biri kendi döneminde Kürdün feryadına ya sağır kaldı, ya da bizzat katliamın ortağı oldu.

Bu noktada İsa biziz. Evet, her Kürd bir İsa’dır; çarmıha gerilmiş, ihanete uğramış, susturulmuş ama dirilişin umudunu bağrında taşıyan… Aranızda hanginiz bize soykırım yapmadıysanız, ilk taşı o atsın. Ama unutmayın, biz taşı tanırız, eli de biliriz, dili de… Ve artık susmayacağız.

Biz insanız. İnsanca yaşamak istiyoruz. Ne fazla, ne eksik.

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *