Demirtaş ve arkadaşları ‘Türklük Sözleşmesi’ni ihlalden ceza aldılar Çetin Çeko

Çetin Çeko

Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının 2016’da tutuklanmalarına gerekçe olarak, dokunulmazlıkları kaldırılan vekillerin haklarındaki davalar nedeniyle savcıların ifadeye davetlerine icap etmemeleri gösterilmişti.

Tutuklanan Demirtaş ve arkadaşlarına yaklaşık sekiz yıl boyunca “kervan yolda düzülür” sözüne benzer şekilde dava üstüne dava açıldı.

Çünkü açılan davaların her biri yamalı bohça misaliydi ve Kürt siyasetçilere isnat edilen suçların hukuki bir dayanağı yoktu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) giden davalarda AİHM, Demirtaş’ın haksız yere yargılandığına ve derhal serbest bırakılması gerektiğine karar verdi.

Türk yargısı, AİHM kararlarını baypas etmek ve Demirtaş ve arkadaşlarını serbest bırakmamak için yeni davalar açmaya devam ettiler.

Demirtaş ve arkadaşlarının belirttiği gibi, kendileri sanık değil, birer siyasi rehineydiler. Politik konjonktüre göre ya cezalandırılacaklardı ya da serbest bırakılacaklardı. Muktedirler cezalandırılmalarına karar verdiler.

Defalarca yazdığım ve ifade ettiğim üzere Kürtler, “TC demokrasisinin” son vagonundadırlar. Kürtler ve siyasi temsilcileri, demokrasi mücadelesinin lokomotifi olmalarına rağmen, sistemin ‘demokrasi’ treninde en son vagondadırlar. İstasyona en son Kürt vagonu girer. Başka bir benzetmeyle, bahar en son Kürtlere geldiği için iklimin ömrü de kısalır.

Barış Ünlü’nün “Türklük Sözleşmesi” kitabında yazdığı üzere, “Türklük, sınıflar üstü, ideolojiler üstü” bir anlayıştır. Bu nedenle Osman Kavala serbest bırakılmadan Selahattin Demirtaş serbest bırakılmaz. Yurtdışındaki politik sığınmacı Türk sol ve sağ demokratlar, cemaat üyeleri Türkiye’ye dönmeden, Kürdistanlı politik sığınmacılar ve figürler Osman Baydemir, Diyarbakır Sur Belediye eski başkanı Abdullah Demirbaş, sanatçı ve siyasetçi Ferhat Tunç ve benzerleri onlardan önce dönemezler. Türklük sözleşmesi gereği sıralama budur.

Selahattin Demirtaş’ın Kasım 2016’da tutuklanmasını konu alan “Kürtlerin Seçilmişleri Mebus Değil Mahpus” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Yazıda 1960 Darbesi’nde tutuklanıp Yassıada’dan Kayseri Cezaevi’ne getirilen ve idam cezası aldıktan sonra cezası bir buçuk yıla indirilen, dönemin en genç milletvekili Demokrat Partili Abdülmelik Fırat’ın anılarından bahsetmiştim.

Fırat, anılarında yine aynı partiden Ağrı Milletvekili Halis Öztürk ile ilgili “Halis Öztürk’ün Yakınması” başlıklı bir anekdot paylaşıyordu. Bu anekdotu, cumhuriyet tarihi boyunca Kürt milletvekillerine devlet tarafından nasıl yaklaşıldığını göstermek ve Demirtaş ile arkadaşlarına verilen hapis cezalarının mantığını daha iyi anlamak için tekrar paylaşmayı uygun buldum.

Abdülmelik Fırat’ın anılarından:
“Bizimle beraber Halis Öztürk Bey de vardı. Hapishanede batılı, Türk kökenli milletvekilleri etrafında kümeleşince yüksek sesle derdi ki: Kardeşim! Kurtuluş Savaşı’nda malımız, canımızla savaştık; atların dışkısından buğday ve arpa tanelerini arayacak duruma düştük. Birkaç Rus topunu ele geçirdiğimiz için belgelerle onurlandırıldık. Vatan kurtulduktan sonra köyümüze gittik. Kürt olduğumuz için bize mürteci ve mütegalibe dediniz, öldürmek istediniz; canımızı kurtarmak için dağa çıktık. Bu defa asi ve eşkıya dediniz; ardımıza kolordular sevk ettiniz; köylerimizi yaktınız; insanlarımızı öldürdünüz. 1950 yılında yalandan bir demokrasi oyunu icat ettiniz. Halkımız bizi Meclis’e yolladı, güya mebus olduk.”

“1960 yılında kutsal anayasayı çiğnedin diye askerler darbe yaptı. Bu defa mahpus olduk. Ben dört kutsal kitap bilirim. Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran. 1924 Anayasanızı hiç uygulamadınız ki ben onu çiğneyeyim. Öyle anlaşılıyor ki, Halis’in yeri mebusluk değil, mahpusluktur. Üstelik soyadımızı Öztürk yapmamıza rağmen…”

Türk Devlet Yargısının Kürt Siyasetçilere ve Figen Yüksekdağ’a verdiği cezanın beş temel amacı söz konusudur.

Bir; 40 yıla yakın bir süredir devam eden silahlı mücadelenin sivil siyasete dönüşmesini engellemek  ve seçilmiş Kürdistanlı politik aktörleri etkisiz hale getirmek.

İki; Sorunları şiddet ve silah ile bastırma anlayışını koruyarak geleneksel devlet zihniyetini sürdürmeye çalışmak.

Üç; Legal ve meşru Kürt hareketlerinin sivil siyaset sahnesinde ve sistem içinde görünür ve söz sahibi olmalarını önlemek ve müdahale etmek.

Dört; Sistemi etkileyecek ve kilitleyecek bir güce ulaşmadıkları sürece, Kürt hareketlerinin kendilerini ifade etmelerinin önünü nispeten açmak ve örgütlenmelerine izin vermek. Ancak bir yandan da bu hareketleri kontrol altında tutmak.

Beş; Kürt sivil hareketinin sistemi etkileyecek ve kilitleyecek bir güce ulaştıklarında ortadan kaldırmak.

Burada hangi Kürt hareketinin neyi savunduğunun önemi yoktur. Önemli olan, Kürdistan’daki gücü ve ağırlığıdır. Kitlesel gücü ve ağırlığı olan, “Ortak vatan” söylemini dile getiren bir Kürt hareketi ile kitlesel gücü ve ağırlığı olmayan, Kürdistan’ın bağımsızlığını savunan bir hareket arasında devlet, kitlesel gücü olan hareketi ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.

Demirtaş ve arkadaşlarına verilen cezanın temel nedeni, Kürt hareketinin potansiyel bir güç olması ve Türklük Sözleşmesini ihlal etmesidir.
X:@cetin_ceko

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *