Çarpel’de “Yetmişli yıllar, Kürt Siyasetinde Rizgarî ve Ala Rizgarî” Programı…

İbrahim GÜÇLÜ

Çarpel’de, Dr. Ali Doğan’ın moderatörlüğünü yaptığı ve yönettiği “Nûdem û Dewran” programının bu haftaki konusu “Yetmişli yıllar, Kürt Siyasetinde Rizgarî ve Ala Rizgari” idi. Programı canlı izleme olanağım olmadı. Ama daha sonra videodan izledim ve dinledim.

Programa ilişkin gözlem ve tespitlerimi, bazı konularda açıklamalarımı: Kürdistan yurtsever kamuoyu, Rizgarî-Ala Rizgarî Hareketinin mensupları, program yöneticisi, program katılımcısı arkadaşlarla paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm.

Gözlemlerimi, tespitlerimi, bazı konularda açıklamalarımı iki düzlem de yapacağım.

GENEL (MAKRO) TESPİTLERİM…

1-Öncelikle belirteyim ki, keyifle programı izledim. Eski yol arkadaşlarımı, belki de GEÇMİŞTE DE Kürdistan sahasında çalışan biri olarak, emeğimin daha fazla ve doğrudan geçtiği eski yol arkadaşlarımı dinlemek güzeldi. Konuya ilişkin onların parçalı görüşlerini bilmemle birlikte, programda derli-toplu ve bütünlüklü görüşlerini öğrenmek de ayrıca yararlı oldu ve güzeldi.

Dr. Ali doğan…

2-Dr. Ali Doğan’ın tartışmada yöneticiliği de olumluydu. Objektif ve eşitlikçi davranmaya çalıştı. Kutluyorum.

Dr. Ali Doğan, Rizgarî Yol Ayrımında Ala Rizgarî ile hareket etti. Önemli alanlarda ve seviyelerde görevleri üstüne aldı. Uzun zaman Suriye’de kaldı. Ala Rizgarî de yol ayrımı olduğu zaman da yine onunla birlikte merkezde azınlık olarak kaldık. “Yekîtiya Sosyalîst a Kurdistanê” de bir dönem birlikte olduk. Birlikte ortak imzalarımızı taşıyan broşürler yazdık.. Bu yazılar, 12 Eylül 1980 Sömürgeci-Faşist Askeri Darbesi ve onun anayasası, Kürdistan’ın Güneyinde Otonomi ve YNK’nın Baas Rejimi ile kendi başına anlaşmaya kalkışmasının eleştirisi konularındandır. Bu broşürlerimiz, Dicle Yayınlarında geri teknik koşullarda basılmış broşürlerdir.  

İsveç’te de birlikte olduğumuz bir dönem oldu. Öyle zan ediyorum ki Türkiye ve Kürdistan’a dönüşümden sonra (26 Nisan 1998) İngiltere’ye gitti. Orada Diş Doktorluğu Üniversitesini bitirdi. Doktorluk yapmaya başladı.

Zeki, yetenekli, çalışkan, vizyonu olan bir arkadaşımız. Belli temel konularla ilgili görüş üreten, aydın, Koçgirili bir Kürt.

Sorduğu sorularından, tartışmayı derinleştirmek için değilse, bazı konularda sorunlu yaklaşımı tespit ettim.

DDKO Komünü savunmaları konusundaki yaklaşımında bir bağlamda bunu ele veriyordu. DDKO Komünü savunmalarının, ilkesel, Kürt ve Kürdistan Davasını savunmanın yanında DDKO Komünü üyelerinin kendileri ispatlama psikolojisi ile savunma yaptıklarıyla ilgili yorum, bu değişimin işaretlerinden biriydi.

DDKO Komünü üyelerinin daha az Kürt oldukları ve dezavantajlı oldukları tezi de tam doğruyu yansıtmıyordu. Bu dezavantajını Şıvancı Orhan Kotan’la giderdiği görüşü çok daha sorunlu. Buna ek olarak Rizgarî Hareketi’nin Orhan Kotan’la kitleselleştiği tezi de abartılı. Şüphesiz Orhan Kotan’ın hareketin düşünce ve ideoloji üretiminde önemli bir yeri ve katkısı olan liderliğimizin içinde olan bir arkadaşımızdı.

DDKO Komününde, değişik eğilimlerde ve farklı örgüt geleneklerinden gelen önemli isimler vardı. Bu şahsiyetler, Rizgarî Hareketinin kitleselleşmesi, aydınlar arasından itibar kazanmasında önemli rol oynadı.

Özellikle Rizgari Yol Ayrımı ile ilgili ve diğer Kürdistan siyasi örgüt ve partilerindeki ayrılıkları dış etkenlere (ayrılık da dış güçlerin ismini sayarak ifade etmesi)  bağlama, iç etkenleri küçümseme (benim hiçbir zaman itibar etmediğim) tutumunda da ortaya çıkıyordu.

12 Mart Dönemindeki askeri hapishanedeki gruplaşmada, psikolojik nedeni öne çıkarması ve belirleyici görmesi çok doğru değil. Psikolojik etken, en sıradan etken. Hapishanedeki gruplaşmaların, çok köklü ilkesel, ideolojik nedenleri; hayata ve Kürt ulusunun kurtuluşuna ve örgütlenmeye ilişkin bakışlardaki farklılıklara dayanmaktaydı.

4-Dr. Ali Doğan’ın konuşmak ve tartıştırmak istediği konuyla ilgili programa Haluk Yıldızhan ve Abid Gürses’i, çağırması olumlu olmuş. Ama bu tartışmayı sadece bu arkadaşlarla sınırlı tutmak doğru olmaz. Eksik olur. Bütünleyici bilgilerden yoksunluğu getirir. Belki de haksızlık olur. Komal-Rizgarî-Ala Rizgarî Hareketi mensubu diğer arkadaşların da görüşlerini almak doğru olur.

5-Tartışılan konuyla ilgili derin bilgilere, makro ve mikro konularda sağlıklı bütünleyici bilgiye ulaşmak, yorum ve tespitleri almak için de, hiç şüphe yok ki, hareketin kurucu ve yöneticilerinin konuşması, görüşlerini ifade etmeleri daha önemli, anlamlı, gerekli olacaktır. 

6-Her iki arkadaş da makro konularda olumluydular. Kendi bilgi dağarcıklarına göre makro konuları analiz ve açıklamaya çalışıyorlardı. Doğal olan da budur. Ama bilgi dağarcıklarının sınırlı olması da belirli makro sorunları derinlikli ele almama sorununu ortaya çıkarıyordu.

7-Her iki arkadaş mikro önemli konularda eksik bilgilere sahip olduklarından, olayların ve gelişmelerin içinde olmadıklarından, sorunlu alanlar yarattılar.

8-Haluk Yıldızhan oldukça gerçekçiydi. Objektifti. Bilimsel etiğe göre davranıyordu. Bazı kurumlara ve kişilere mesaj iletme, mavi boncuk dağıtma kaygısı taşımıyordu. Makas değişikliği içinde değildi. Rizgari-Ala Rizgarî Hareketinin temel düşüncelerinin güncel yorum ve uygulamaları diye bir derdi vardı. Belli bir kalıp içinde kalması sorunluydu. Bu kabulü, polemikler yapmasını engelledi. Özellikle Abid Gürses’in PKK konusunda görüşünü belirtmesinden sonra, o konuda görüş belirtmemesi eksiklikti. Bu konuda nitelik olarak farklı düşündüğü belli bir çevre tarafından bilinmektedir.

9-Abid Gürses tartışmada popülist bir tutuma sahipti. Bilimsel etiğe uygun davranmıyordu. Bazı kişilere, kurumlara, parti-örgütlere mesaj iletme, mavi boncuk dağıtma yaklaşımıyla yorum ve analizlerini yapıyordu. Bu yaklaşım ve tutumu da bazı konulardaki açıklamalarda sapmalara yol açıyordu. Siyaset ve milli mücadelede bir makas değişikliği içindeydi. Güne dair Kürdistan milli siyasetine ve özellikle PKK/HDP konusundaki tutumuyla bunu açığa vuruyordu.. Bu yaklaşımı, Kürdistan milli mücadelesi hakkındaki paradigmasının kesinlikle değiştiğini ve farklılaştığını gösteriyordu. Bazı kişi, kurumların, parti-örgütlerin görüş, tutum ve davranışlarını gerçekçi yorumlamıyordu. Polemik konusu olacak görüşleri ifade etmekten geri durmuyordu.

ÖZEL (MİKRO TEMEL) TESPİTLERİME GELİNCE…

Tartışmada en sorunlu alan özel ve mikro temel konularda kendisini dışa vuruyordu. Bu konulara Abid Gürses girdiğinden, daha çok sorunlu alan yarattı. Bu konuda her iki arkadaşın en dikkat çeken görüşlerini ele alacağım. Bunu konuşmacılara göre ifade edeceğim.

ABİD GÜRSES

1-DDKO Komünü savunmasıyla ilgili eksik bilgi sundu. DDKO Komünün 550 sayfalık savunması yok. DDKO Komününün sadece 168 sayfalık “İddianameye Cevap” savunması var dedi. Oysa DDKO Komününün 550 sayfalık hüküm mahkemesi ve Yargıtay savunması var. Bu savunma yayınlanmadı.

Avukatların da DDKO Komünü paralelinde siyasi savunması var.

12 Mart Dönemi savunmalarıyla ilgili değerlendirmesinde total bir yaklaşım gösteriyordu. Bu doğru değil. Öncelikle şunu belirteyim ki Tarık Ziya Ekinci’nin liderliğini yaptığı gurup savunma yapmadı. Abid Gürses’in görüşünden onlar da savunma yapmış gibi bir sonuç çıkıyordu. Bu doğru değil. Ayrıca bu gurup DDKO Komünün toplu savunma önerisini ret ettiler. Ret etmekle de kalmadılar, toplu savunmayı bir tehlike olduğunu ve herkesin cezalandırılmasına yol açacağını ileri sürerek, bir kampanyaya dönüştürdüler.

Şıvancılar savunma yapmadılar.

TKDP üyesi Mele Şebap bireysel siyasi savunma yaptı. Onun savunmasının hazırlanması benim kaleme almam ve Beşikçi’nin katkısıyla hazırlandı.

DDKO Komünü dışından savunma yapanlar da, DDKO kurucusu, yöneticisi, üyeleriydi.

Savunma yapmalarının nedeni de, DDKO Komünü’nün kitle içinde onlar üzerinde yarattığı baskıydı. Yani zorunluluk sonucu savunma yapmak durumunda kaldılar. Oysa daha önce kendilerine toplu siyasi savunma önerisi götürüldü ve kendileriyle toplantı yapıldı. Toplantıyı ben ve Yümnü Budak yönettik. Toplantı özellikle de Mehmet Tüysüz tarafından provoke dildi. Üzerimize saldırıldı. Biz olaylar büyümesin diye toplantıyı sonuçlandırdık.

2-Abid Gürses’in,  TİP’in Kürtlerle ilgili aldığı karar konusundaki görüşleri eksikti. TİP 4. Büyük Kongresinde, Kürtlerin Kendi Kaderlerini Kendilerinin Tayin etmesi kararı alınmadı. Haluk’un düzelttiği gibi Kürtlerin varlığı, dil, kültür, haklarının savunulması ve kazanılması konusunda alınan bir karar söz konusuydu..

Bu kararın alınması da hayli tartışmalı oldu. Tarık Ziya Ekinci’nin başını çektiği gurubun karar taslağı ile DDKO’ların karar taslağı konusunda önemli tartışmalar oldu. DDKO’ların Karar Taslağı ağırlıkla kongreye sunuldu ve kongrede kabul gördü.

Bilindiği gibi TİP bu karardan dolayı Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Bu dava sırasında TİP yöneticileri Kürtlerle ilgili kararı savunmadılar. Kürtlerin zora ve şiddete, sömürgeci ve işgal uygulamalarına bağlı olarak Türk Kemalist Devleti’nin Kürtleri yok etme siyasi stratejisinin sonucu olarak asimile edilmelerini “doğal asimilasyon” olarak tanımladılar. Bu doğal asimilasyonu savundular.

1974’ten sonra TİP yeniden kuruldu. Programında Kürtlerle ilgili alınan kararın izlerine bile rastlanmadı. Tarık Ziya Ekinci, Mehdi Zana ve başka “Doğu Grubu” üyeleri hiçbir şey olmamış gibi TİP kurucusu oldular. Kürdistan’daki milli bağımsız örgütlenmeye karşı tutumlarını devam ettirdiler. 

3-Kürt Halk Hareketi ve Baas Irkçılığı kitabında, Dr. Şıvan’ın Kürdistan Güneyindeki Milli Kurtuluş Hareketi, Barzani, Komutanlarıyla birlikte önemli temel tezlerimizi içeren önsözün yanında, 1975 Kürt-Arap Savaşı döneminde Kürdistan’ın Sesi Radyosundan alınan açıklamalar ve bildiriler de var.

Bu kitabın yayınlanması nedeni, Şıvancıların Kürdistan Otonomisi ve Milli Lider Melle Mustafa Barzani düşmanlığının önüne geçmek içindi. Bundan dolayı Şıvancılar, bu kitabı linç etmeye çalıştılar. Dağıtımını engellediler.

4-Tartışmada her iki arkadaş Doğu Mitinglerini, DDKO Mitingleri olarak nitelendirdi. Bu doğru değil. Ama DDKO’nun Kürdistan’daki insanlık dışı operasyonlarıyla  ilgili çeşitli metotlarla  yürüttüğü mücadele doğrudur.

5- Komal ve Rizgari Dergisi, DDKD’nin kuruluşuyla ilgili eksik bilgi verildi. Bu konularda Muş Toplantısında karar alınmadı. Askeri Cezaevinde DDKO Komünün bu konularda aldığı kararlar, Muş Toplantısında kabul ve onay gördü.

Askeri Cezaevinde DDKO Komünü üç konuda karar aldı.

Birinci karar:  Milli düşüncenin üretileceği yer olarak bir dergi kararı.

İkinci karar: Kürtlerin tarihi, kültürü, dili ile ilgili yayınları ve kitapları basacak bir yayınevi.

Üçüncü karar: DDKO niteliğinden kitlesel bir dernek ve örgüt kurmak.

DDKD’nin ilkeleri ceza evinde yazıldılar. DDKD kurulduğu zaman da demokratik tartışma sonucu o ilkeler Ankara DDKD’de benimsendi.

Biz daha cezaevinde iken dışarıdaki belli bir grup arkadaşla yeni ve DDKO niteliğinde bir derneğin kurulması için çalışmalar başlattık.

Şıvancılar kesin olarak legal bir örgütlenmeye ve DDKD kuruluşuna karşıydılar. Ama onlara rağmen Ankara ve İstanbul’da DDKD’ler kuruldu.

DDKD gelişmeye ve kitleselleşmeye başlayınca, Şıvancılar, DDKO döneminde olduğu gibi DDKD içinde örgütlenmeye başladılar.

Mahkeme, Ankara DDKD kurucuları ve yöneticileri hakkında tutuklama ve kapatma kararı verince, İstanbul DDKD Şıvancıların elinde kaldı. Ondan sonralar bu isimle siyaset yapmaya, DDKD’yi ana referansı olan kitlesellikten ve ideolojik olmamaktan uzaklaştırarak ideolojik örgütler olarak kurmaya başladılar. Diğer farklı düşüncedeki yurtseverler de kaçınılmaz olarak o örgütlenme dışında kaldılar.

****

Hapiste üç konuda aldığımız kararı, 1974’te Genel Af’la hapisten çıkınca bu kararları hayata geçirdik.

Bu kararlar ta başından beri bir örgütlülük çerçevesinin devam niteliğindeydi. DDKO Komününün kendisi örgütlenmemizin nüvesiydi.

Yayınevi, derginin ismi, deklarasyonu, derginin çizgisi daha sonraki tarihlerde tespit edildi ve gelişti.

6-Muş Toplantısında parti örgütlenmesi konuşuldu. Ama parti kurmak konuşulmadı. Çünkü iki KDP’ye üye olan Feqî Hüseyin (İki partiye de üyeydi), Orhan Kotan, Zülküf Şahin, Şerafettin Kaya, Mahmut Kılınç, Bettal Bate, bazı diğer arkadaşlarımız halen kendilerini Şıvan Partisinin üyeleri kabul ediyorlardı. DDKO Komününün de TKDP Türkiye’de TKDP ile birleşmesinin arzusu içindeydiler.

İsmi geçen arkadaşların parti konusundaki tutumları, daha sonraki tarihlerde netleşti.

7-Rizgarî Hareketinde kaynağı olarak, Şıvancılığın kaynak olarak gösterilmesi kesinlikle yanlıştır. Ama Şıvancılığın da eski Şıvancı arkadaşlar vasıtasıyla Rizgari hareketini etkiledikleri söylenebilir. Şıvancılık konusu ceza evinden itibaren aramızda bir tartışma konusudur. Fakat Abid Gürses’in bu tanımlaması popülizmin ve belli bir çevreyi memnun etme davranışıdır.

Başka bir gerçek, Şıvancı arkadaşlar bizimle birlikte olan Şıvan Partisi üyelerini komplocu bir metotla tasfiye ettikleri de biliniyor.

Ayrıca Rizgarî Deklarasyonu Şıvancı Hareketin liderliğiyle de görüşüldü. Ortaklaşma önerimiz kesin bir tarzda ret edildi.

8-Rizgarî Hareketi’nin partiden korktuğu tezi, amiyane bir deyim. Ama bilimsel olarak sorunu böyle koymak ve tanımlamak yanlıştır. Bilindiği gibi ulusal kurtuluş savaşlarında ve devrimci toplumsal muhalefet hareketlerinde iki tarz örgütlenme var.

Bu örgütlenme modellerinden biri, belli bir gurup insanın, en genel anlamda da bir program ve tüzükte anlaşma sağlayan bir insan gurubunun başta parti kurarak örgütlenmeyi yukarıdan aşağıya doğru gerçekleştirmesidir. Bu örgütlenmelerin mutlaka başarı olacaklarıyla ilgili bir güvence olmadığı Kürdistan’daki ve dünyadaki birçok pratikte açığa çıkmış bir sonuçtur.

Kürdistan’ın Doğusunda İran KDP, Kürdistan’ın Güneyinde Irak KDP’nin, Kürdistan’ın Batısında SKDP, Kürdistan’ın Kuzeyinde TKDP ve likidasyon ürünü olan Türkiye’de KDP, PSK değişik tarihlerde bu anlayış ve modelle kurulmuş örgütlerdir.  

Örgütlenmede ikinci model, tabandan kadrolar oluşturarak ve olgunlaştırarak programda ve tüzükte kaynaşmış ve bütünleşmiş bir toplulukla parti kurmaktır. Bu örgütlenme tarzına ve modeline, evrim örgütlenmesi de denilebilir. Rizgarî Hareketi, böyle bir örgütlenme modeline sahipti. Kürdistan’ın Kuzeyinde Kawa, Têkoşîn, Kürdistan Güneyi ve Doğusundaki Komela Örgütlenmeleri, bir anlamda YNK örgütlenmesi böyle bir örgüt modeline sahiptirler.

Bu örgütlenme tarzının, mutlaka başarısız olduğu ya da olacağı tezi de yanlıştır. Ama bu örgütlenme tarzı ve modelinin partileşmemesi riski büyüktür. Rizgarî-Ala Rizgarî Hareketinden bu risk ortaya çıktı. Gerçi Rizgarî Hareketi yol ayrımından sonra, Rizgarî gurubu partileşti. Bu da sorunu çözümlemedi ve ayrılıkları engelleyemedi.

Bu yapıların, adem-i merkeziyetçiliğe yol açması da ortaya çıkan bir sonuçtur. Bu durum da genel kabul gören vasat ve otoriter disiplin konusunda dezavantajdır. Ama Özgür ve demokratikliğe alan açması anlamında da olumludur.

9-TKDP ile neden birlik yapılmadığı, Mustafa Fisli’nin açıklamasından öte ve farklı bir durumdur. Bu oldukça kapsamlı bir durumdur. Bunu çoğu seferler yazdım. Şunu da belirteyim, biz hiç bir zaman “TKDP’de ajanlar var, onların temizleyin ondan sonra partiye katılırız” demedik. TKDP’nin yöneticilerinin bir kısmı (Mustafa Fisli arkadaşımız da bunların arasındaydı) partimizde devlet ajanları var diyorlardı.

TKDP’lilerle toplantı yapan benim.

10-Necmettin Büyük Kaya ile yeni parti tartışmaları da kapsamlı bir sorun. Abid Gürses arkadaşın söyledikleriyle bir alakası yok. Ruşen’i kitabında da benim yazdıklarım okunursa gerçek anlaşılır.

Rizgarî Hareketi döneminde, Necmettin Büyük Kaya, bizim merkezimizdeki belli kişilerle, diğer örgütlerde de belli kişilerle bir araya gelerek illegal, içinden geldikleri örgütten habersiz parti-örgüt kurmayı önermesine sahipti. Öncelikle bunu benimle konuştu. Ben bu örgütlenme tarzını tehlikeli ve Şıvan’ın likidatör örgütlenmesine benzeterek ret ettim.

Daha sonra Ruşen Arslan’la görüşmüş. O da onun önermesine karşı çıkmış. Bütünlüklü bir bakış açısıyla, örgütü kurma aşamasına gelindi. Ne yazık ki, o Kürdistan’ın Kuzeyinde kalamadığı, bizde Rizgari’de yol ayrımına geldiğimiz için bu konuyu ileri götüremedik.

Rizgarî Yol Ayrımından sonra, Necmettin Büyükkaya ile birlik maceramız farklı. O konu hareket içinde çok konuşuldu. Ayrıca yazdım da. Abid Gürses’in dediği gibi “Ala Rizgarî var, Gel katıl” şeklinde tezahür eden bir vakıa değildir. Tersine ortak bir kongre ile yeniden örgütlenme sorunuydu. Herkesin bireysel hukuk çerçevesinden kongreye katılarak örgüt oluşturma önerisiydi.

11-Abid Gürses, Hedef-Engel konusundaki görüşlerini İkram Delen’in görüşlerine dayandırarak açıkladı. İkram Delen’in sorunu tam nasıl aktardığını bilmiyorum. Eğer Abid Gürses’in verdiği bilgiler çerçevesinde ise,  verilen bilgi eksik ve ayrıca yanlışları içeriyor.

Belirtildiği gibi, hedef-engel sorunu Koçgiri Halk Hareketi kitabımızın önsözünde yazılan ve ileri sürülen bir tez. Bu tez önceleri olmazsa bile daha sonra DDKD/KİP, Özgürlük yolu ve diğer sosyalistler tarafından tartışıldı. Giderek Haluk Yıldızhan’ın da belirttiği gibi sıkı bir “mahalle baskısına” yol açtı. Büyük bir saldırı dalgasını yarattı. Özellikle DDKD/KİP bu tezin eleştirisi ile gizli olarak kadrolarımızı kendi partilerine transfer etmeye başladılar. Doğal olarak bu bizim aramızda yoğun tartışmalara yol açtı.

O günkü siyasi koşullarda büyük kan kaybını en fazla his eden Kürdistan sahasında çalışanlardan biri de bendim.

Derginin muhtevasını ve siyasi sorunları yüklü olarak tartıştığımız toplantılardan birinde bu sorunu gündemleştirdik. Toplantıda diğer sorunlarla birlikte bu konuda da rapor sundum. Orada dedim ki, “bu tezi açmadan yani genişçe izah etmeden kitabın önsözde ifade etmiş olmamız, tezin doğru olup olmamasının ötesinde, hareketi ve arkadaşlarımızı bugünkü koşullarda zor duruma sokmuştur. Bu konuda sorunu aşacak bir çözüm ve açılım yapmamız gerekir.”

Bu konu uzunca tartışıldı. Bu teze ilkesel karşı olan arkadaşlar da vardı. Ama uzlaşma sağlanan düzlem, pragmatik bir zihniyetle geri adım atma konusunda karar ve uzlaşmaya varıldı.

Eğer sorun uzlaşma ile çözülmeseydi,  oy oranı itibariyle hedef-engel tezi konusunda geri adım atma ve özeleşti konusundan karar alamazdık. İkram’ın verdiği bilgiye ve Abid’in aktardığına göre: İkram delen, Orhan Kotan, İsmail Beşikçi (ki o zaman yazı kurulu üyesi), Mümtaz Kotan, Ruşen Arslan, A. Yılmaz Balkaş karşı idiyse, biz üç kişiyiz (Ben, Mehmet Uzun, Hatice Yaşar).

Nasıl oluyor da 6 oya karşılık bizim üç oyumuzla hedef-engel tezinden vazgeçiliyor.

Bu garip bir durum değil mi? Bunun matematiksel olarak düşünürsek, verilen bilginin doğru olmaması gerekir.

12Anti-Sömürgeci Mücadele Seçim siyaseti konusunda Abid Gürses’in kafası karışık. Bu kafa karışıklığı, makas değiştirmesinden, dümeni bir devlet projesi olan Kürt ve Kürdistan partisi olmayan PKK/HDP’ye doğru kırmasındandır.

13-Abid Gürses’in ulusal kurtuluş, bağımsızlık, anti-sömürgeci yeni dönemin mücadele tarzı konusunda da dile getirdiği görüşler çok manidardır. Ona göre, eğer bağımsızlığı savunuyorsan dağa çıkmak gerekir. Yoksa sözüm ona “sivil demokratik siyaset” alanında PKK/HDP’nin yaptığını yapmak gerekir.

Abid’in görüşüne göre iki halde de yollar PKK’ya çıkıyor.

14-Abid Gürses’in, siyasi etik, milli kurtuluş ahlâkı, örgüt-parti hukuku ile bağdaşmayacak bir şekilde Feqî Hüseyin’in iki partiye üye ve Rizgarî Hareketine taraftar olmasını bir meziyet, bir beceri, bir ustalık olarak nitelendirmesi, bence ucube, korkunç ve ilginç yaklaşımlardan biriydi.

Feqî Huseyin ve benzeri arkadaşlarının bu tutumu, Sait Elçi’nin Dr. Şıvan ve arkadaşlarıı tarafından katledilmesini. Bundan dolayı da onların da idam edilmesini sağlamıştır.

Hiç şüphe yok ki bu konuda çok tartışılan, benim de çoğu kereler yazdığım bir konudur.

HALUK YILDIZ HAN

1-Haluk’un Beşikçi’nin DDKO Komününe katıldığı zamana kadar Kemalist olduğu, Komün’de dönüştüğü yaklaşımı çok kaba bir yaklaşım. Kemalist değil, her Türk Kemalist eğitimi görenler gibi, Kemalizm etkisini taşıyan biriydi. Yoksa ta başından beri yaptığı Alikan Aşireti Araştırması, Doğu Anadolu Düzeni Kitabı, Doğu Mitingleri hakkındaki analizleriyle Kemalizm’e objektif olarak karşı ve doğrudan bir tutum içindeydi.

Yine Haluk o dönemde sadece Alikan Aşireti Araştırmasına sahip olduğunu söyledi. Bu eksik bir bilgidir. Beşikçi cezaevine girdiği zaman Doğu Anadolu’nın Düzeni Kitabını ve Doğu Mitingleri Analiz Kitabını yazmıştı.  

2-Haluk’un DDKO Komünü savunması “örgütlü bir savunmaydı” tezi yerinde bir tez ve tespit.

3-Orhan Kotan’ın hiç hapis yatmadı tespiti yanlış. Orhan Kotan, Komal Yayınevi sorumlusu olarak hapis yattı.. Mehmet Uzun da o zaman Rizgari Yazı İşleri Müdürü olarak tutukluydu. Orada iki arkadaşımızın ideolojik ve siyasi kavgası gündeme geldi.

4-Haluk Yıldızhan, Rizgari Hareketinin temel tezlerine bağlılığını devam ettiriyor. Seçim siyasetinin günümüzün koşullarına ve dönemine ruhuna uyarlı hale getirilmesinden yana bir tutum içinde.

5- Haluk Yıldızhan, bağımsızlık, anti-sömürgeci mücadeleden vazgeçmemeliyiz. Bunun için de illa da silahlı mücadele gerekmiyor. Milli kurtuluşçu mücadeleyi sivil ittiatsizlik hareket tarzıyla sürdürmeliyiz, dedi.

Diyarbekîr, 20 Nisan 2021

Netewe: Yazıda adı geçen her kesin cevap verme hakkı vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir