Türkiye’de Darbeler, 15 Temmuz Darbesi, Kürtler…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Türkiye’de, 15 Temmuz Darbesinin üzerinden, bir yıl geçti.

Bilindiği gibi, 15 Temmuz Darbesi, başarısız bir darbe oldu. Darbe, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Hükümet’in dirayetiyle, “halk hareketiyle” batırıldı.

15 Temmuz Darbesi, birinci yılında, çok geniş katılımlı kitlesel, organizeli, cumhurbaşkanı ve başbakanın, diğer devlet yetkililerinin yaptıkları toplantılarla; bir yandan protesto edildi, bir yandan da kutlandı.

Protesto ve kutlamalara katılım, organizeli, çoşkulu,  halkın darbelere karşı nefretini yansıtan nitelikteydi.

Bu protestolarda, Türk milliyetçi şoven duyguları kabartan çok olumsuz bir yan vardı. Bu milliyetçi şoven duygu ve düşünceler, aynı zamanda, darbeler için yeni tuzaklar hazırlayan gerekçeleri/argümanları niteliğindedir.

Türkiye’de Darbeleri, 15 Temmuz Darbesini, Darbelerin Kürtlerle ilişkisini TRT KURDÎ televizyonunda iki saat boyunca konuşma ve tartışma fırsatı bulduk.

Türkiye Bir Darbeler Ülkesi…

Osmanlı İmparatorluğu Döneminde, Türk jakoben ve hegemonyacı milliyetçi akım ve grupların gelişmesiyle birlikte, darbeler zihniyeti gelişmeye, bu zihniyet uygulama alanı bulmaya başladı. Gelişen Genç ve Jön Türkler Hareketinin temsilcileri, Osmanlı Sultanlarından iktidarı, zorla ve darbeyle almayı düşündüler. Bu düşüncelerini de, uygulamaya başladılar. Ama yaptıkları darbelerde başarılı olamadılar.

Ama asıl sistemli darbecilik anlayışı ve uygulaması, Atatürk ve Arkadaşlarının, Osmanlı Sultanlığını yıkmaları, iktidarı ele geçirmelerinden sonra gelişmeye başladı. Çok Partili sistemde, Kemalistlerin hükümeti kaybetmelerinden sonra da, uygulama alanına geçti.

Atatürk ve arkadaşlarının iktidar oldukları döneminde, hiçbir kesim (askeri ya da sivil) darbe yapma olanağını bulamadı. Bu konuda bir teşebbüs de olmadı. Çünkü Atatürk ve arkadaşlarının yönetimi, militarist, sivil ve asker bürokrasinin yönetimiydi. Devlet de, milletin devleti değil, sivil ve asker bürokrasinin devletiydi. Sivil ve askeri gücü karşı darbe yapacak bir güç yoktu ve olmazdı. Sadece bu güce karşı ulusal ve halkçı halk ayaklanması olabilirdi. Türk halkı da böyle bir geleneğe sahip değildi.

Sömürgeci sivil ve asker bürokrasinin yönetimine, devlete karşı;  1919 başlayarak 1938 yılının sonlarına kadar devam eden, bütün ulusal hakları gasp edilen, ulus olarak inkâr edilen Kürtlerin milli ayaklanmaları gerçekleşti. Ama bu milli ayaklanmaların hepsi de katliamlarla bastırıldı.

Türkiye’de sivil ve askeri bürokrasinin darbeleri, 1946 yılından sonra sistemli bir hale geldi.

Bilindiği gibi, 1946 yılında, İkinci Dünyası Savaşı sonrası Kemalistler, zorunlu olarak, kendi yıkımlarını ve iktidarlarını kurtarmak için, çok partili sisteme geçtiler. Bu çok partili sisteme geçerken, kontrolü parti yapılanması, yeni güçlerin hükümet olmasını engellemeye göre, senaryo yapıldı. Bu nedenle, 1946 yılında kurulan Demokrat Partinin (DP), 1950 seçimlerinde hükümet olması, hile ve hurdalarla engellendi. Ama bunun nihai olarak yapamadılar. DP, daha sonraki seçimleri hep kazandı ve hükümet oldu.

DP’nin hükümet olması demek, Kemalistler, sivil ve asker dışındaki halk kesimlerinin hükümet olması demekti. Bu aynı zamanda, Kemalistlerin, sivil ve asker bürokrasinin devlet sahibi olmasına rağmen, hükümeti kaybetmekleri anlamına geliyordu.

DP’nin hükümet olması, Kemalistlerde büyük bir paniğe yol açtı. 1950’den sonra yeniden hükümeti seçim yoluyla ele geçireceklerini planlamaya başladılar. Bunun için uygulama, hileler yapmaya başladılar. Ama yine seçimi kaybettiler.

Kemalistler o seçim kaybından sonra, tam anlamıyla umutsuzluğa kapıldılar. Devlet sahibi olmasına rağmen, onların tespit ettikleri sınırların dışına hükümet edenlerin çıkması, hiç de onlar için iyinin işareti değildi. Onlar, kendileri için ölüm çanlarının çalmaya başladığını ciddi bir şekilde düşünmeye başladılar.

Kemalistler, o noktadan ve Aşamadan sonra, demokrasinin seçim mekanizması dışında bir enstrümanla yeniden hükümet olmanın hesaplarını yaptılar. Bu enstrüman da, darbe yoluyla hükümeti yeniden ele geçirmekti.

Bunun için hazırlıklar yaptılar. Toplumsal karışıklıklar yarattılar. DP Hükümetinin başındaki insanı gerçek olmayan sebeplerden dolayı itham ettiler. Hükümetin yığınla gençleri öldürdüğü iftiralarını yaymaya başladılar.

DP iktidara geldikten sonra, Kemalistlerin dünyaya kapattığı Türkiye’yi dünyaya açtı. Bu dışarıya açılım, hem kalkınmanın bir modeli olarak düşünüldü. Hem de aynı zamanda, DP Hükümetinin Kemalistlere karşı kendilerini koruma mekanizması olarak da düşünülmüştü.

Kemalistler ise, dışarıya bu açılımı, DP Hükümetinin, Türkiye’yi emperyalist ülkelere sattığına yorumladılar. Darbenin bir gerekçesi olarak da piyasaya sürdüler.

DP Hükümetinin, Kürtlerle ittifak ettiği de DP’nin günahları arasında sayılıyordu.

Kemalistler, sonuçta zorla ve 27 Mayıs darbesiyle, DP’nin sivil hükümetini devirdi. Meclisi ve partileri fesih etti. Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanları, onlarca milletvekilini tutukladı. Onları, Yası Ada da topladı. Yargıladı. Başbakan ve üç bakanı idam etti. Cumhurbaşkanı’nın yaşı büyük olduğu için idam edilmedi. Milletvekilleri farklı cezalara çarptırıldı.

Kemalistler, sivil ve asker bürokrasi, o tarihten sonra da, seçim platformunda her zaman kaybettiler. Halk her zaman, onlardan hükümeti aldı, kendi sivil temsilcilerine teslim eti. Ama onlar da, “güreşe doymayan güreşçi” gibi aynı mantıkla, aynı sebeple,  aynı nedenlerle 10 yılda bir darbeler yaptılar.

27 Mayıs Darbesini, 12 Mart 1971 Darbesi takip etti. Onu 12 Eylül Darbesi takip etti. Onu da 27 Şubat 1997 Post-Modern darbesi takip etti. Onu da 15 Temmuz 2016 Darbesi takip etti.

Bu darbelerin hepsinde amaç, halka eza ve ceza vermekti. Sıkıntı vermekti. Öldürmek. Onların sivil iktidarlarını devirmekti. Devletin ve Türkiye’nin Kemalistlerin kontrolünde olmasını sağlamaya çalışmaktı.

Bu darbelerde en önemli özelliklerden biri de, Hükümetlerin bu darbelere direnmemesiydi. Başbakanların, şapkalarını alıp gitmeleriydi.

Sonuç olarak bu bölümde diyeceğim şu ki, Türkiye’de darbelerin nedeni, devlet yapısıdır. Devlet, Kürtlerin, Türklerin, diğer etnik grupların en azından federal devleti olmadan, egemenlik sivil ve askeri bürokrasiden kesin bir biçimde alınmadan, darbeleri tümden engellemek olanaklı değildir.

 

Türkiye’deki En Son ve Önceki Darbelerden Farklı Darbe: 15 Temmuz 2016 Darbesi…

15 Temmuz Darbesi diğer darbelerden birçok açıdan farklıdır.

Farklardan biri, darbeyi yapan güçlerin yapısıdır. Diğer darbeler saf askeri darbelerdir. 15 Temmuz Darbesi, hem askeri Kemalistlerin, hem de sivil Fetullahçıların Darbesidir. Bu güçleri açıkça destekleyenler de, CHP, PKK/HDP, Sol radikal güçler, MHP’nin muhalif en ırkçı kanadıdır.

Bu darbe, Post-Modern bir darbedir.

Oysa hükümet, başından beri darbenin sadece Fettullahçılar tarafından yapıldığını ifade ediyor. Bu tanımlama yanlış, cepheyi genişletmeme siyasi taktiğinin bir ürünü gibi görünmekte. Darbe, profesyonel ve militer bir iş. Bu iş de, Kemalistlerin işidir. Bu açıdan, Kemalistler olmadan, Fettullahçıların darbe teşebbüsünde bulunmaları olanaklı değildi.

Bu yanlış tanımlama, CHP’ye manevra kabiliyeti sağlamıştır. En önemli manevrası da, “darbenin siyasi ayağının açığa çıkarılması” talebidir. Bundan kastı da, AK Parti içindeki Fettullahçı siyasetçilerdir.

AK Parti içinde, MHP içinde Fettullahçı siyasetçilerin olduğundan şüphe yok. Ama CHP’nin darbenin en önemli siyasi ayağı olması, ilk saatlerde darbeyi doğrudan olmazsa da dolaylı destekleyen açıklamasıdır.

İkinci farklılık, 15 Temmuz Darbesinin yapılmasından önce, geçmiş darbelerden farklı bir hazırlık yapılmasıdır. Darbe hazırlığı, AK Parti’nin yıkılması merkezinden geliştirilmeye çalışıldı. Bu hazırlığın en kapsamlısı, Temmuz Genel seçimlerinde PKK/HDP’nin CHP, Fettullahçılar, Radikal Solcular, MHP’nin bir kanadı tarafından Truva Atı olarak kullanılmasıdır. Bundan da ilk planda başarı sağlandı. Ama AK Parti’yi, HDP enstrümanı ile tek başına hükümet olmasını engelleyen güçler, koalisyon oluşturamadılar. Seçimin yenilenmesi, bu hesapları boşa çıkardı.

Bundan sonra, İran’ın ve bölge güçlerinin de arkasında olduğu PKK’nın “Hendek Savaşı” denilen ve Kürt şehirlerinin yıkımını getiren saçmalıkla, hükümeti düşürmek, iç savaş çıkarmak yoluna gidildi. Bundan da başarılı olunamadı.

Vekâlet Savaşı’nın alt edilmesinden sonra, 15 Temmuz 2016’da kanlı darbe devreye sokuldu.

Darbe güçlerinin hükümeti devirme ve iktidarı alma umutları oldukça zayıftı. Darbenin en önemli amaçlarından biri, iç karışıklık yaratmak, Suriye’de olduğu gibi farklı egemenlik alanlarının gelişmesini ve ortaya çıkarmasını sağlamaktı. Bunun için de iç savaşı örgütlemekti.

Darbecilerin hesap etmediği şey, darbe konusundaki yeni gelişmelerdi. Bu gelişmelerin birkaçından bahsetmek, darbenin başarısız olmasını açıklamak için yeterlidir.

Birinci gelişme, darbeler konusunda halkta yeni bir bilincin gelişmesi. Darbelerin halka ve halklara karşı olduğu bilincinin hayli yer etmiş olmasıydı.

İkinci gelişme, Türkiye ve dünyadaki değişimler, eskisi gibi kolayca darbelerin yapılmasını destekleme özelliğini ortadan kaldırmıştı.

Üçüncü gelişme, Türkiye’de güçlü bir hükümetin, darbelere göğüs gerecek bir liderliğin olmasıydı. Yeni liderliğin darbelere teslim olmayacağı, şapkasını alıp gitmeyeceği her açıdan görülür nitelikteydi.  

Dördüncü neden, askerler kurmayı da Türkiye’nin eski ve kolay yönetilir bir Türkiye olmadığının bilincindeydi.

Bundan dolayı da 15 Temmuz Darbesi, halkın ve liderlerinin karşı koyması ile başarısızlığa uğradı.

 

Darbeler ve Kürtler…

Sömürgeci T. C Devleti, başka bir deyimle Kemalist Devlet, anti-Kürt bir devlet olarak kuruldu. Kuruluşundan itibaren, Kürtleri yok saydı. Kürtleri Türkleştirme stratejisini benimsedi, bunun için de yalana dayalı teoriler yarattı. Kürtlerin bütün ulusal, sosyal, siyasal, ekonomik bireysel ve kolektif haklarını gasp etti.

Kemalist Devlet, Kürtlerin millet olarak haklarını talep ettiği ve bunun için milli ayaklanmayı mücadele yöntemi olarak seçtiği zaman, Kürtlere zehrini ve hem de yeryüzünde olmayan zehri kustu. Katliamlar yaptı. Kürdistan’ı insansızlaştırma stratejisini devreye soktu.

Darbeler de, Kemalist Devletin en rafine uygulamasıdır. Bir hedefi var. O da kendi sınırları dışına çıkan, Kemalist devlet rasyonellerini zedeleyen tüm hareketleri tasfiye etmektir.

Bu hedefin de, iki aktörü var.

Birinci aktörü, sivil iktidarları ve Türk Toplumsal Muhalefetini tasfiye etmektir.

İkinci aktörü, tümden Kürtler olmuştur. Kürtlerin tümden hedef alınması için, karşı bir silahlı hareket ve sivil itaatsizlik hareketi içinde olmalarına, gerek yoktur.

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinde, Kürtlerin özgün bir ulusal hareketle devleti karşı almaları söz konusu olmamasına rağmen, Kürtler doğrudan hedef seçilmiştir. Kürtlerin, DP ile ittifak içinde olmaları gerekçe gösterilerek ve de muhtemel bir Kürt Hareketi tahayyülü ve Kürtlerin düşman unsur kabul etmesi, Kürtler karşı alınması için yeterli olmuştur.

DP’de, milletvekili olan ve DP’yi destekleyen Kürtler tutuklanmış, yargılanmış, cezalara çarptırılmıştır.

DP’yi destekleyen Kürt beyleri, ağaları, aşiret reisleri, şeyhleri, Kürt geleneksel aydınları Sivas Kampında toplu bir şekilde gözaltına alınmışlardır. Bunların, Kürt ulusallığı açısından bir hareket içinde olmadıkları da açıktı. Tek gerekçe, Kürt olmalarıydı. Potansiyel suçlu ve tehlike kabul edilmeleriydi.

 Bunların sayısı, 400’dır. Sivas Kampındaki Kürtler, gözaltında 4 ay kaldıktan sonra, onlardan 55’i Türkistan’daki şehirlere sürgüne gönderilmişlerdir.

1960’dan sonra Türkiye’de sol ve genel anlamda toplumsal hareket; Kürt ulusal hareketi belli boyutlarda örgütlendi. Demokratik ve barışçıl metotlarla mücadele etti. Ulusal hak talebinde bulundu.

Kemalist asker ve sivil bürokratlar, 12 Mart 1971’de, sol hareketi (anarşizmi), Kürt ulusal hareketini (bölücülük) ve Kürdistan’ın Güneyindeki silahlı ulusal harekete desteği doğrudan gerekçe göstererek; sivil hükümeti de yetersiz ve bu hareketleri engellemediği için, darbe yaptı.

Kürt ulusal aktörlerinin, silah ve şiddete bulaşması söz konusu değildi. Türk sol hareketi içinde, silahlı mücadeleye ve şiddete başvuran aktörleri vardı.

Kürtler silaha ve şiddete bulaşmadıkları halde, sadece DDKO ve KDP’lerde örgütlenen; dergi ve gazete çıkaran Kürtler değil, Tüm Kürtler, Kürt yönetici ve egemen sınıfından gelen beyler, şeyhler, aşiret reisleri, ağalar karşı alınmıştır. Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı kapsamında toplu tutuklamalar, toplu işkenceler, toplu yargılamalar yapılmış. Yargılama sonucu, toplu cezalar verilmiştir.

Sömürgeci Kemalist Devletin, DDKO Yargılamaları sırasında,  Kürtler hakkında hazırladığı bir rapor açığa çıktı. Bu raporda, Kürt ulusal hareketi içinde olanlar aktif aktörler ve toplumsal kesimler değil, tüm Kürtlerin düşman olduğu açıkça ve kapsamlı bir şekilde ifade ediliyordu.

Ama 12 Mart Darbesinde Kürtlerin yargılamalarında devlet yenildi, Kürtlerin haklarından hiçbir şekilde vazgeçmeyecekleri anlaşıldı.1974’den sonraki gelişmeler, Kürdistan’daki kapsamlı ulusal mücadele, legal ve legal olmayan alandaki geniş ve renkli örgütlenme bu tezi de doğrulayan bir gelişme oldu.

Buna karşılık, Kemalistler yeni bir strateji benimsedi. Kürt ulusal hareketini bağımsızlık hedefinden uzaklaştırmayı, Kürt ulusal hareketin toplumsal güçlerini ve Kürdistan örgütlerini tasfiye etmeyi, içerden planlamayı benimsedi. PKK, bu stratejinin sonucu yapılandırıldı.

Devlet bunu yaparken, aynı zamanda bu enstrümanı toplumsal muhalefeti bastırmak ve darbe hazırlamak için de kullanmayı elden bırakmadı.

Bu nedenle, PKK’nın eline ilk günden silah vererek, Kürdistan’da demokratik ve uluslararası hukuk çerçevesinde yürütülen, her gün de kartopu gibi büyüyerek Kürdistan’da kitlesel destek gören ve alanlarda yaygınlık gösteren ulusal hareketi provoke etmekle kalmadı; yeni bir askeri darbe ve diktatörlüğün yolunu açtı ve koşullarını olgunlaştırdı.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesinin şartları, bu gelişmenin ve şiddet uygulayanı radikal sol hareketlerin provokasyonu sonucu olgunlaştı ve hazırlandı. Kolaylıkla gerçekleşti. Halk tarafından destek gördü.

Bu darbenin, Kürtlere ve Kürdistanlılara yaptığı kötü muameleler dillere destan. Kürtler bu darbede de millet olarak hedef seçilmiştir.

Eğer tek cümle ile ifade edilecekse: 12 Eylül Askeri Faşist Diktatörlük döneminde, Hitler Almanya’sında Yahudilerin başına getirilenlerin benzeri (gaz odalarında zehirleme dışında), Kürtlerin başına getirilmiştir.

Bu konuda yazılmış onlarca kitap var. 

Amed, Temmuz 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir