TARİHSEL KORKULAR VE BAĞIMSIZLIK HEYACANI!

Kürdistan’ın bağımsızlığından yana olmak ya da olmamak tercihi, sosyal şovenizmin turnusol kâğıdı gibi, samimiyet testini ifade eder.

 Kürdistan’ın güneyinde bağımsızlığın ayak sesleri yaklaştıkça kimi Kürd aydın ve siyasetçi, parti ve gruplarda korku nöbetleri baş gösterdi. Bir halkın kendi kaderini tayin etme konusundaki tavrını “tehlikeli” bulan ve Kürd halkının geleneksel düşmanlarıyla ittifak yapmayı “başarı” olarak gösteren siyasal yaklaşımlar yıllardır ağaçtan dolayı ormanı görmeme körlüğünü yaşıyorlar/yaşatıyorlar.

Elbette, egemen kürd siyaseti bu toplumun günü birlik unutkanlığına güveniyor. Bu güven duygusu, toplumsal belek kaybının, birçok gerçeği örtbas ettiğinin inancını pekiştirdi. Ancak unutulmasın ki, bu halk geçici belek kaybını yaşasa bile ya da geçici belek kaybına uğrasa, yine de tarihsel zaman dilimi içerisinde hiçbir şeyi unutmamaktadır! Toplumsal belek kaybının sonuçları üzerinden, toplum mühendisliğine soyunan görevli aktörler, bu halkın ulusal değerleriyle, simgeleriyle alay ederek, yok sayarak, küçümsemekle, kürd düşmanlarını mutlu etmekten başka bir katkı sunmadıklarını bilmelidirler.

Kimi tescilli Kürd ve Türk müfettişler, devletin yıllardır başaramadığını başarmak istiyorlar. Kürdistan hükümetine bol kepçeden akıl veriyorlar. Neler yapmalarını, neler yapmamaları gerektiğini bir üst perdeden haykırıyorlar. Kürdistani değer ve simgeleri küçümseyerek, yok sayarak ya da bir partiyle özdeştirerek anlam kaybıyla bir algı operasyonu yürütüyorlar. Bu algı operasyonun ana dayanağı, kozmik odalardaki sırlı dosyalardaki sözleşmelere dayanıyor. Bu sözleşmelerin bir gereği ortaya saçılan yol haritalarından da anlaşılacağı gibi, Kürdistan da çift başlı bir vesayet kültürü mayalanmaktadır. Dolaysıyla bu kirli ilişki ağını “yurtseverlik” patentiyle pazarlamak unutkanlığın yoğun olduğu toplumlarda bir süre etkin olabilmektedir. Ancak, bu operasyonlar, zamanla bir kartopu gibi giderekten büyüyüp beklenmeyen bir çığa dönüştüğünü de biliyoruz. Bilmeyenler geçmişin tozlu raflarında yerini alan diktatörlerin akıbetlerini kurcalasınlar; toplumlarına tek renk, tek ses gömleğini giydiren rejim ve siyasal güçlerin akıbetini araştırsınlar!

Klasik popülizmin mistik havasıyla “yaptım oldu” saplantısı hastalıklı bir yaklaşımdır. Çünkü, popülizm bireysel ve bencil çıkarlar peşinde yelken açan ve yol alan sürü psikolojisinin toplumsal bir boyutudur. Gerek bireyler hakkında, gerekse politik çevreler hakkında negatif algı operasyonu yürütenler, tamamen sistemin derinliklerinden hazırlanıp yürürlüğe konulan bir projenin yandaşlarıdır. Ortadoğu demokratik konfederalizm, adı altında ilk kez bir halkının, bir ülkenin adının nasıl buharlaşıp siyasal literatürde olmayan kavramlar içinde hapsedildiğine tanıklık ediyoruz. “Rojava ülkesi, Rojava halkı, Rojava yönetimi, Rojava ‘kartonu” derken Makyavelizm’in siyasal giriftleri arasında Kürdistan’ın Güney-Batı kısmı bir gece de üç parçalı bir tosta dönüştürüldü. Bu konuda yapılan eleştiri ve önerilere sırt çevirenler, birlikte hareket etmenin önünde şiddet zoruyla ayrılık duvarları örenler, yanlışlar silsilesine davetiye çıkardıklarının farkında değiller. Geçmişte yaşanılan farklı deneylerden biliyoruz ki pragmatizmin bir ürünü olan günübirlik rota değişikliği, bizi yanlış limanlara sürüklemektedir. Bunu tez elden fark edip bağımsızlık ufkuyla devletleşmeyi hedeflemek/savunmak geçmiş emek ve değerlere sahip çıkmakla eş anlamlıdır.

Kürdistan’ın bağımsızlığından yana olmak ya da olmamak tercihi, sosyal şovenizmin turnusol kâğıdı gibi, samimiyet testini ifade eder. Başka halklar için meşru ve doğal haklar, her nedense Kürd halkı için günah ve suç sayılmaktadır. Gelinen aşamada asıl sorun, grup ve partilerin olaylara, sürece nasıl yaklaştığı, neler düşündüğü sorunu değildir. Sorun, içinde bulunduğumuz siyasal iklim ve uluslararası konjonktürel durumun yaratmış olduğu tarihsel fırsatlar karşısında Kürd halkının cellâtlarıyla barışıp entegrasyonu tercih etme ya da özgür halklar gibi, en doğal hakkı olan kendi kaderini tayin etme/belirleme hakkını nasıl kullanacağı sorunudur.

Ulus devlet safsatasıyla, yıllardır Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesini nötr hale getirmek isteyen Kemalist solcular, “üniter Türk devletini” kutsamayı da bir vatanseverlik görevi olarak görüyorlar. Kendi ulus devletlerini meşru gören İttihat Terakki ardılları, her nedense Kürd halkının kendi geleceğini belirleme hakkını suç ve kabahat görüyorlar/gösteriyorlar. Misak-i Milli’nin yeni yetme bekçileri ise mevcut politik iklimi, Kemalist ideolojisinin pragmatik gıdasıyla zehirlemeye çalışıyorlar. Bugün egemen Kürd siyasetine yön veren, algı operasyonları yöneten ve Kürdler arası çatışma zeminini örgütleyen Türk solunun farklı geleneklerinden gelen kimi görevli unsurlar, tıpkı “Truva” atı gibi kaleyi içerden fethetme konusunda bayağı yol aldıklarını da kabul etmek gerekiyor. Ancak sormak gerek: 1980 öncesi ve sonrası birer yıkım ve dağıtıcı ustası olan bu bay ve bayanlar, her nedense “bitpazarına nur yağmış” misali kürd halkının başına neden yönetici olarak atandıklarını anlamak pek zor olmamalı!

Hepimiz biliyoruz ki, Kürd egemen siyasetini dizayn etme görevi ilkin Doğu Perinçek ve ekolu üstlendi. Daha sonra parti-cephe -ordu kökenli kadro transferiyle kırmızı atkılı kalpaklı profesör yeni yol haritası adı altında “kızıl elma koalisyonun” formülünü yaşama geçirdi. O günden bu yana medya, bürokrasi ve istihbarat çevrelerinde kürdlerin akıl hocası unvanıyla “bir bilen” makamına terfi eden hocanın yerine “beynelmilel” aktörler, muhteşem samanlık savaşçıları göreve atandılar. İşte bunun için rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu tayfa İttihat Terakkinin sol versiyonu olarak Misakı Millinin vazgeçilmez bekçileridir. Ulusal soruna şövenist ve egemen baskıcı bir zihniyetle yaklaşan sosyal şoven kadrolar, Kürdistan sorununa bir çözüm getiremezler. Ezen ve ezilen halkların kardeşliği hikayeleriyle, anlamı olmayan politik kavram kargaşalığıyla Kürd halkını uyutmayı hayal ediyorlar. Ancak konjonktürel durum ve Kürdistani dinamikler bu oyunlarını sekteye uğratıyor..

Görevli olan bu Kemalist kadrolar, yıllardır Kuzey Kürdistan’daki Kürdler arasında tavan yapan bağımsızlık düşüncesini törpülemek, Kürdistan’ın Kuzey ve güney parçalarının arasına katı ideolojik duvarlar örmek, Kürdistani bilinci dumura uğratmak için kendi devletlerinin bekası için Kürd grup ve partileri arasında politik çatışmanın zemini ve dilini örgütlemek için teşviki mesailerde bulunuyorlar. Olmadık yalanlarla, hayali senaryolarla Kürdistan’ın güney ve kuzey parçaları arasında, güneyle batı parçası arasında düşmanlık tohumlarını ekiyorlar. Tarihsel gerçekler, bize göstermiştir ki kendi kaderini tayin etmeyi hedefleyen bir halkı hiçbir güç ve iktidar durduramaz..!

Yazımı geçmişe dair bir hatırlatmayla noktalamak istiyorum. Tarihin bir ironisi mi yoksa siyasal bir trajedinin sonucu mu, 30 yıl önce bağımsız, birleşik, demokratik ve sosyalist Kürdistan şiarını dilinden düşürmeyen ve bu çıtanın altında siyasal talepleri ifade eden güçleri ihanetle suçlayanlar, bugün bağımsızlıktan söz eden ya da savunanları ihanetle suçlamaktadırlar. Anlaşılan bu da bir görevdir…

Bağımsızlık nidalarıyla 1980-1990 yıllarda “kurşunun adres sormadığını, savaşta sivil-asker ayrımın olmadığını, yaş ve kurunu birlikte yandığını” teorileştiren ve bir parti başkanı sıfatıyla şiddet sarmalını tetikleyen bay Hatip, sürece dair görmüş olduğu “akademik eğitiminin” ardında “bağımsızlık talebini tarihin çöp sepetine attıklarını” söylemektedir. Anlaşılan bu düşünce bay Hatip’in yüksek uzmanlık tezidir! Medya kanalları arasındaki mekik dokumasına bakılırsa bizim bilmediğimiz ama kendisinin olaya vakıf olduğu somut bir durum var ortada! Bay Hatip, bize dün ile bugün arasındaki 180 derecelik inkar ve red-i mirasın mantıklı bir açıklamasını yapmış olsaydı, söylediklerini dikkate alırdık. Anlaşılan bay Hatip geçmişini, emeğini, düşünce ve inancını yitirmekle kalmamış, bağımsızlık uğruna şehit düşen on binlerce Kürdistan şehidinin anısını ve mücadele değerlerini de “çöp sepetine” atma gafletinde bulunuyor. Yazık! Yazık! Hem de çok yazık!! Bay Hatip bilmelisiniz ki “çöp sepetine” atılan nesnelerin geri dönüşümü yoktur. Sakın ola ki, yarın öbür gün o ‘çöp sepeti’nde 1970-1980-1990’lı yıllardaki emeğinizi ve geçmişinizi arama ihtiyacını duymayasınız..! İşte asıl o zaman tarihin çöp sepetine neler atıldığını hep birlikte göreceğiz.

Unutmayınız ki ezilen ve sömürgeci güçlerin baskısı altında olan bir ulus kendi kaderini tayin etmek için cellatlarından icazet alacak değildir. Bu gerçeği de siz çok iyi biliyorsunuz. Dolaysıyla Kürd halkı süreç içerisinde geleceğini nasıl tayin etmek istiyorsa, Kürdistan coğrafyasında nasıl iktidar olacağını ve kendi devletini nasıl inşa edeceğini kendisi karar verir. Bağımsızlık, Federasyon ya da başka bir seçenek seçimi kürd halkının kendi tercihidir. Eğer geçmişte yanlış ve saplantılı düşüncelerin, fikirlerin olmuşsa ve bundan bir yanlışlık görüyorsan onları tarihin çöp sepetine atmakta özgürsünüz. Ancak bir halkın kaderi konusunda kendinizi tek yetkili karar verici olarak görmeyin! Sizin de bilmediğiniz ve her an bir rota değişikliğiyle karşılaşma ihtimalini de göz ardı etmeden olasılık hesabını dikkate alırsanız, yarın çöp sepetinde kaybettiklerinizi aramak zorunda kalmasınız!! 14.07.2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir