BİR SOSYAL MEDYA PROGRAMININ YOL AÇTIĞI OLUMSUZ GELİŞMELER…

Son günlerde benim katılmam istenen ve iptal edilen bir sosyal medya programı önemli tartışmalara yol açtı. Bu tartışmalarda, üç kategorik gurup ve tartışma içeriği ortaya çıktı.

Birinci kategorik grup, Kürdistan Devletine, en genel anlamda düşünceye ve Kürt aydınlarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne, genel hak ve özgürlüklere düşman olan; şiddet ve ölümden beslenen, devlet projesi olan PKK’ya taraftar olan, kategorik guruptur. Bu grup bana küfür etme yolunu seçmiş. İsmi geçen bu kategorik grup şimdiye kadar böyle davrandı, bu aşamada da farklı davranacaklarını beklemek safdillik olurdu.

İkinci kategorik gurup, Kürdistan devletini savunan, düşüncelere önem veren, Kürt ulusal değerlerine ve Kürt aydınlarına değer veren Kürt yurtseverleri gurubudur. Bunlar Kürt ulusal değerlerini savunurken aynı zamanda, benim kişiliğimi de, haklarımı da her zamanki gibi savunmuşlar. Bunlar özgür düşüncenin neferleri, Kürdistan dava adamlarıdırlar. Bu guruptaki arkadaşlar, kendi görevlerini yerine getirmelerine ve, kendilerini savunmuş olmalarına rağmen, onlara teşekkür ediyor ve alkışlıyorum.

Üçüncü kategorik gurup: Nötr tutum takınan, düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip çıkan, bundan dolayı programın iptalini doğru bulmayanlardı. Bunları da özgürlüklerden yana çıktıkları için kutluyorum.


DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ…

Ben kendimi AİHM, Amerika Anayasasının ve Amerika Federal Mahkemesinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkındaki çerçevesine ve kararlarının içeriğine bağlı görüyorum.
İnsan haklarının başında gelen düşünce açıklaması ya da bir başka deyişle ifade özgürlüğü, düşüncenin korunmasını amaçlamaktadır.

Düşünce ise “bir şey, kimse, olay veya sorun hakkında zihinsel olarak hüküm kurmak, görüş sahibi olmak, vaziyet almak, değerlendirmede veya mütalaada bulunmak ve bunları dış dünyaya söz, yazı, resim vb. gibi araçlarla yansıtmaktır.” (Bülent Tanör, Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası, s.13-15)

Düşünce, insanın iç dünyasıyla ilgilidir, açıklanmadığı sürece başkaları tarafından bilinmesi mümkün değildir. Bu nedenle özgür düşünmenin anlam ifade edebilmesi için bireyin düşüncesini açıklama özgürlüğüne de sahip olması gerekir. Bu açıklamanın değişik şekillerde olması mümkündür. Yazının bulunmasından önce düşünce sözle ifade edilmekte iken, yazının bulunmasıyla düşünce başka bir biçimde ifade edilebilir hale gelmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ifade özgürlüğünü şu şekilde düzenlemektedir: “1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir.”

Amerikan Anayasası, şimdiye kadar hayata geçirilen liberal anayasalar içerisinde, düşünceyi açıklama özgürlüğüne en çok kıymet verenlerin başında sayıla gelmiştir. Anayasa, her türlü düşüncenin serbestçe tartışılıp ileri sürülebildiği ve ancak açık bir zarar tehlikesinin mevcudiyetinin ortaya konulduğu hallerde sınırlanabildiği bir siyasal düzeni tesis etmeyi amaçlamıştır. Amerikan Anayasası, bu amacında birçok liberal ülke anayasasına ilham kaynağı olacak şekilde başarılı olmuş sayılmalıdır.

DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINDA BBC ANALİSTİNİN TÜRKİYE’DEKİ PKK TELEVİZYONUNDA YAPTIĞI BİR TARTIŞMANIN ÖĞRETİKLERİNE BAKMAK, YARARLI OLACAKTIR…

Türkiye ve Kürdistan’da hak ve özgürlüklerine aşık olduğunu ifade edenlerin, gerçekten hak ve özgürlükleri savunmadıklarını pratikte ispatlamış durumdadır. Özellikle de kendisine solcu, sosyalist, komünist, sosyal demokrat diyenlerin bu konudaki uygulamaları içler acısıdır.

PKK ve diğer radikal örgütleri bu alanda saymak bile abestir. Onlar bu alanda katliamcı ve faşist karakterli olduklarını kendi içlerindeki muhalefet eden kişilerin binlercesini, dağlarda, hapishanelerde, gizli kuytularda, infaz ve öldürmekle ispatlamışlardır.

PKK, binlerce Kürt yurtseverini, dört parçada katletmekle de bu faşist karakterini her yönden açığa çıkarmıştır.

Garip olan bir şey var ki, Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüklerini, genel ve kolektif insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayanlar gündeme getirir.

Bu konu hatırlamadığım bir tarihte, PKK’nın genellikle Türk solcuları tarafından yönetilen İMC Televizyonunda BBC’nin analistlerinin biriyle yapılan bir konuşmada ifade edildi.

Malum televizyonun programcısı, “Türk televizyonlarının düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip çıkmadıklarını, Türkiye’de ifade ve düşünce özgürlüğünün olmadığı” konusunda BBC analistinin görüşünü sordu.

BBC analisti, genel ve özel planda görüşlerini belirttikten sonra, “Siz ne kadar düşünce ve ifade özgürlüğünü savunuyorsunuz?” diye bir soru sordu. Doğal olarak malum televizyonun programcısı, “biz düşünce ve ifade özgürlüğünü savunuyoruz. Bunun için de herkesi programımıza çıkarıyoruz” dedi.

Ondan sonra BBC analisti can alıcı soruyu sordu. Televizyonun PKK’ya yakınlığını bildiği için çok çarpıcı ve ezber bozucu soruyu sordu. “Siz İbrahim GÜÇLÜ’yü hiç programınıza çağırdınız mı?” dedi. Malum televizyonun programcısı eveleyip geveledi. Sonunda “çağırmadık” dedi. Gerekçelendirmeye çalıştı.

BBC analisti müdahale etti. Dedi ki, “herkes kendi muhalifinin düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmuyor. Saygı duymuyor. Çifte standartlı davranıyor. Siz de düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmuyor ve çifte standartlı davranıyorsunuz. Onun için kimsenin bir diğerine söyleyeceği fazla bir şeyi yok. Sahici olmak gerekir.”

İşte o zaman takke düştü ve kel göründü. Kralın çıplaklığı ortaya çıktı.

KONUŞTUĞUMUZ SOSYAL MEDYA PROGRAMIYLA İLGİLİ DE DİYEBİLİRİM Kİ TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ, KRALIN ÇIPLAKLIĞI ORTAYA ÇIKTI.

Düşünce ve ifade özgürlüğü yerle bir edildi, ayaklar altına alındı.

OLAYIN GELİŞİMİ…

Ben Ethem Deger Kalêsorro’yi yazar ve araştırmacı arkadaşım Ömer Özmen’in verdiği bilgilerden tanırım. Onun da akrabası olduğunu biliyorum. Onun dışında, yakından bir tanışıklığım yok. Geçmiş tarihlerde Ömer Özmen, Ethem’in sosyal medya üzerinden bir program sürdürdüğünü ve benimle de bir program yapmak istediğini söyledi. Ben görüşlerimi Türk televizyonlarında, Türk gazetelerinde, Türk dergilerinde, Türk ajanslarında açık, şeffaf ve sağa sola bükmeden ifade eden biriyim. Her hangi bir Kürd’ün niteliği ne olursa olsun talebini ret edemezdim, ret etmedim. O da beni aradı, program tarihini bana iletti. Ne yazık ki teknik koşulardan dolayı programı gerçekleştiremedik.

Son birkaç gün önce (4 Nisan 2020) tekrardan beni aradı. Benimle program yapmak istediğini söyledi. Program Tarihini 5 Nisan 2020, saatini de 18.00 olarak bildirdi.

Programı beklemeye başladım. O arada bazı dostlar beni telefon ve mesajla arayarak bu programa çıkmamamı söylediler. Gerekçe olarak da Ethem hakkındaki negatif görüşlerini ifade ediyorlardı. Ben bu görüşleri okuduğumu. Ama bu görüşlerin kararımı değiştirmeyeceğini söyledim. Gerekçelerimi onlara da açıkladım

Gerekçelerim:

1-Bir Kürt kardeşimin program talebini ret edemem.

2-Türk radyo, televizyon, ajans, gazete, dergileriyle röportaj yapan ve görüş açıklayan biri olarak, Kürt kardeşlerimin programını ret etmeyeceğimi, hiçbir gerekçenin de buna sebep olamayacağını ifade ettim.

3-Ben görüşlerimi her yerde özgürce ifade eden biriyim. Kürt milli dava siyasetçisi ve aydını olarak benim üretimimin, düşüncelerim ve projelerim olduğunu; Düşüncelerimin ve projelerimin Kürt kardeşlerimle paylaşılmasının anlamlı olduğunu ifade ettim. Bundan dolayı da programı ret etmeyeceğimi aktardım.

Ben Ethem’in sayfasını izlemeyi de düşünmedim. Doğrusu hiç de akıl edemedim. Zaten bu arada yoğun işlerim de takip etmeme izin verecek durumda değildi.

Programa yakın bir saatte bekleyişteyken, bir dost telefon etti. Dedi ki, “bu olup bitenler ne meseledir” dedi, ben de şaşırdım. Önce neye dair olduğunu da idrak etmedim. Dedi ki, “sen Ethem’in programına çıkamayacak mıydın?” Ben de “evet Ethem’in programına çıkacağım. Bekliyorum. Ethem’den ses çıkmadı. Anlaşılan teknik bir problem var” dedim. Arkadaş da,“olup bitenlerden haberin yok mu? Program iptal edilmiş. Hem programın yapılacağına ilişkin yapılan açıklama, hem de programın iptali ve sebebine ilişkin konularla ilgili şiddetli tartışmalar var. Ben Ethem’i arayıp eleştireceğim ve ayıp ettiğini, kötü ettiğini söyleyeceğim” dedi.

İsmi geçen dosttan sonra, ülkeden ve Avrupa’dan arka arkaya telefonlar geldi.

Ondan sonra ya da o sırada Ethem’in facebook’taki sayfasını açtım.

İncelediğim zaman, yukarıdaki paragraflarda kategorileştirdiğim tartışmaların, yorumların, görüşlerin olduğunu gördüm ve inceledim.

ETHEM’İN BANA HABER VERMEDEN PROGRAMI İPTAL ETMESİ BAŞLI BAŞINA BİR EKSİKLİK VE PROBLEM…

Ethem beni arayıp açıkça derdini ve nedenlerini bana söyleseydi, onu zora sokmamak için programı birlikte iptal ederdik. Bana telefon etmedi, benimle konuşmadan programı iptal etti.. Gün boyunca da yine de bana durumu bildirmedi. Gelişmeleri, başka dostlardan ve yazılanlardan öğrendim.

Hiç şüphe yok ki bir Kürt üzerinde bir tehdit varsa, o tehdidi göğüsleyecek durumda değilse, onu zora sokmam düşünülemez.

Daha sonraki telefon konuşmamızda, utancından, tecrübesizliğinden bunu yaptığını anladım.

PROGRAMIN İPTALİ BANA KARŞI DEĞİL, ETHEM’E KARŞI PKK’NIN BİR OPERASYONUDUR…

Devlet projesi olan PKK, üst aklın verdiği eğitim sonucu, Kürt insanına, Kürdistan yurtseverlerine yönelik birçok kötü, tehlikeli, riyakâr, komplocu taktikler öğrenmiş, bunları hayata geçirmiştir.

Birinci Taktik: PKK, sosyal medyada anlaşılan bir fenomen olan, yapılan bazı açıklamalara göre çok izlenen ve dinlenen bir kişi olmasından dolayı, bunu kendisi için tehlike görerek bu süreci kırmak istemiştir.. İzleyici ve dinleyicilerini Ethem’den uzaklaştırmaya çalışmıştır.

İkinci taktik: Ethem, özgür bir program, renkli, çoğulcu bir program yürüttüğü kanaatini aydın ve Kürt siyasetçi kamuoyunda yaygınlaştırmış görünüyor. Programını iptal ettirerek, Ethem’in farklı düşüncelere, aykırı düşüncelere, düşünce çoğulculuğuna karşı olduğu görüşünü yaymıştır.

Üçüncü taktik: PKK’nın en önemli ve esas olan siyaset ve stratejisi, Kürt insanının, Kürt aydınının, Kürt yurtseverlerinin şahsiyetini ayaklar altına almak, yerle bir etmektir. İzlediğim ve yazılanlara baktığım kadarıyla, PKK bu amacında başarıya ulaşmıştır.

Dördüncü stratejik nitelikteki taktiği: PKK dışında vücut bulan, güçlenen, Kürtlerin değişik kesimlerinin itibar ettiği, dinlediği, yol göstericiliğini benimsediği bütün örgütsel, kişisel inisiyatifleri yok etmektir. Kürt milli hareketinin tasfiyesi stratejisi kapsamında, Kürdistan örgütlerini tasfiye etmek istemesi, Kürt aydınların susmasını sağlaması, kendi içindeki muhalefeti faşist metotlarla bastırması ve muhalifleri infaz ve katletmesi, milli hareketin kitlesel tabanı ve öncüsü olacak milli aktörleri tasfiye etmesi çerçevesinde, Ethem’i de tasfiye etmek için bir girişimde bulunmuştur.

Beşinci taktik: PKK bu aşamada kolum kanadım kırılsa da, etkinliği ve askeri etkinliğini kaybetse de Kürt insanını, Kürt aydınlarını, siyasetçilerini korkutabileceği kanaatini yaymıştır. Ethem’i de bu çerçevede değerlendirerek, gelecekte tümden teslim almanın hesaplarını yapmaktadır.

ETHEM BİR DOSTLA ARADI VE ÖZÜR DİLEDİ…

İkinci gün Ethem ve bir dost beni telefonla aradılar. Ethem olup bitenleri kısaca anlattı. Özür diledi. Programımızın iptal edildiği günde iki canlı programda da hatasını açıkladığını, benden ve izleyicilerinden özür dilediğini ifade etti.

Ben de kısaca görüşlerimi belirttim. Elbette konuya ilişkin olarak olumsuz ve hakaret niteliğinde yazılanlardan onun sorumlu olmadığını da ifade ettim. Bu konuda yazacağımı söyledim.

Kısa yazılı bir açıklama yapması konusunda da anlaştık.

Tüm Kürt kamuoyuna saygılarımla görüşlerimi sunuyorum.

DİYARBEKÎR, 7 Nisan 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir