PKK BARIŞTAN BAHSETTİĞİNDE SİLAH BIRAKMAKTAN BAHSETMİYOR

ENGİN DİNÇ’İN RÖPORTAJI

PKK BARIŞTAN BAHSETTİĞİNDE SİLAH BIRAKMAKTAN BAHSETMİYOR

Dağlıca’daki saldırı hakkında, “PKK içinde ayrışma var, liderlik savaşı yapılıyor” şeklinde iddialar var. Sizce de, Dağlıca saldırısı bu sebeple mi gerçekleşti? Yoksa saldırı Murat Karayılan’ın emriyle mi gerçekleşti acaba?

İbrahim Güçlü: Eğer Murat Karayılan ve Leyla Zana’nın açıklamalarından yola çıkarsak, -ki biliyorsunuz Leyla Zana Abdullah Öcalan’a çok yakın, görünen o ki Murat Karayılan da Abdullah Öcalan’a yakın ve eğer tabi bu çizgi de PKK’nın silah bırakmasından yana olan çizgi olarak nitelendirilirse-, Dağlıca eylemi onu gösteriyor. Leyla Zana’nın, “PKK’nın silahlı mücadele yürütmesinin anlamsız olduğu, Bağımsız Birleşik Kürdistan’ı savunmadığına göre barışçıl, demokratik, siyasi bir yoldan gidilmesi gerektiği, madem parlamenter bir sistem içindeyiz ve BDP de parlamentodaysa hükümetle, üstelik güçlü bir liderle bu sorunu çözmek gerektiği” şeklindeki düşüncelerinden yola çıkarsak, eylemi yapanlar da “Hayır, biz silahlı mücadele olmadan var olamayız, bizim varlık şartlarımız silahtır” demiş oluyor. Evet, bu aynı zamanda Leyla Zana ve Murat Karayılan’ın olduğu çizgiye karşı bir tutum. Çünkü Avni Özgürel’e açıklamalarda bulunan, Murat Karayılan’ın eylemden yana olmadıkları, karakollara baskın düzenlemedikleri, düzenlemeyecekleri ve Silvan’daki eylemin de kendi kontrolleri dışında yerel güçlerin bir eylemi olduğu şeklindeki sözlerini düşündüğümüz zaman böyle bir sonuç çıkarılabilir.

Burada asıl mesele Murat Karayılan nasıl düşünürse düşünsün, Leyla Zana nasıl düşünürse düşünsün hatta Öcalan ne düşünürse düşünsün, PKK’nın silahlı bir güç olarak var olmayı kendi geleceği için güvence olarak görmesidir. Hatta PKK, barıştan bahsettiği zaman da Kürdistan’ın bir bölgesinde, kendisi silahtan arınmadan, silahlarıyla iktidar olabileceği bir yapıdan bahsediyor. Zaten ben eskiden beri PKK’nın barıştan bahsettiği zaman da silah bırakmaktan bahsettiğini hiç düşünmedim. Birtakım siyasetçiler, hem Türk hem Kürt aydınları bu konuda bir yanılgı içindeler. Doğrusu silahla var olan bir örgüt, silah olmadığı zaman var olamaz. Zaten PKK’da muhalif olanlar, demokratik bir örgüt olmadığı için muhalefet yapamazlar. Silahlı bir güç değillerse tasfiye ile karşı karşıya kalırlar. Şu andaki hakim güç silahtan yana olan güçtür.

PKK SURİYE’DE KÜRTLERE KARŞI ÖRGÜTLENDİRİLİYOR

Başbakan Erdoğan’ın bugün basına yansıyan açıklamalarında “PKK silah bırakmadan bu konuda daha ileri bir adım atılmaz. Silah bırakırsa 2015 yılına kadar bu sorun çözülür” ifadelerini kullandı. K. Irak’ta Barzani yönetimi, ABD ve uluslararası konjönktür de PKK’nın silah bırakmasından yana… Bu durumda PKK’nın izleyeceği yol ne olacaktır?

İbrahim Güçlü: Şunu belirtmek lazım; bu eylem biraz da Kürdistan Federe Bölgesi, ABD ve Türkiye’nin PKK’nın silahsızlandırılması konusunda sürdürdüğü politikaya ya da ittifaka karşı da cevap niteliğindedir. Hatta denilebilir ki rövanş alınıyor. Hükümet diyor ki, “biz güvenlik politikasıyla PKK’yı gerilettik”. PKK “hayır, biz varız” demeye çalışıyor. Doğrusu, bu işin birçok yönü var.

Tabi burada PKK’nın silah bırakması halinde çözümden Başbakan’ın neyi kastettiği, bununla ilgili şimdiye kadar ciddi bir tanımlaması, bir felsefe anlayışı söz konusu değil. Buradan kastedilen ne? Örneğin Abdullah Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması mı? Yoksa bunun dışında Kürtler’in açık bir biçimde Türkler kadar hak sahibi olabilecekleri, Kürtler’in de kendi kendilerini yönetebilecekleri, kolektif haklara sahip olabilecekleri yeni bir devlet yapılanmasından, bu devletin Kürtler’in ve Türkler’in ortak devleti olacağı bir devletten mi bahsediyor. Tabi bu konuda bir netlik yok.

Ama Başbakan, özellikle PKK içinde ya da BDP içindeki ayrılıklardan bahsederken şu gerçeği görmek gerekli; birincisi Ahmet Türk Başbakan’ın söylediği gibi dışlanmış değildir. Demokratik Toplum Kongresi’nin başındadır. Gerçi geçmiş dönemlerde onların itibarları çoğu zaman zedelendi, onurları kırıldı ama buna rağmen oradalar. Doğrusu Leyla Zana da BDP’nin üyesi değil, bağımsız üye durumundadır. Ama PKK’da açık bir durum var ki, PKK’da muhalefet olmaz, PKK’da tasfiyeler söz konusu olabilir.

ABD, Türkiye ve Kürdistan Federe Bölgesi’nin ortak hareketi sonucu, PKK’nın gideceği başka yer olmadığı varsayımı da doğrusu verili durumda doğru değil. Şu anda PKK açık bir şekilde Suriye, İran ve hatta Maliki’ye sığınmış durumdadır. Yani açık bir biçimde Suriye’den destek görüyor. Hatta PKK Suriye’de PYD kanalıyla örgütlendiriliyor, hem de Kürtler’e karşı örgütlendiriliyor.

Dikkatinizi çektiyse Özgür Suriye Ordusu, Kürtler’in kendileriyle ittifak etmesini istediği açıklamasında, birlikte hareket etmenin Suriye’de demokrasi ve değişimi sağlayabileceğini, rejimi değiştirebileceğini söylüyor. Biliyorsunuz Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin başkanlığı da değişti ve hatta başkanlığa benim de yakın dostum olan bir Kürt getirildi. Ama açık bir şey var ki Arap muhalefetiyle, Kürt muhalefetinin birleşmesine engel olarak Suriye’nin PKK’ya verdiği açık destek ve bu ülkede sağladığı örgütlenme imkanı var. O bakımdan PKK geçmişte derin devlet limanının altındaydı, şimdi Suriye’nin…

PKK, ayrıca şu anda yine Kürdistan Federe Bölgesi için de açıkça bir tehdittir. Hatta egemenlik hakkını ihlal eden bir durumdadır. Biliyorsunuz geçmişte de zaten PKK, açık bir şekilde Kürdistan Demokrat Partisi’yle ve Kürdistan Yurtsever Birliği’yle de çatışma içine girdi. Onun için Suriye ve İran desteği PKK için çok önemlidir. Suriye hiçbir zaman PKK’yla ilişkilerini kesmemiştir. Ama şu anda stratejik anlamda çok destelemektedir.

PKK BÖLGE GÜÇLERİNİN BİR PİYONU DURUMUNDA

Bu bağlamda, PKK Türkiye’deki Kürt sorunundan bağımsızlaşarak uluslararası konjönktürde hemen herkesin kullandığı bir piyon haline geldi denilebilir mi?

İbrahim Güçlü: Evet, açıkça da budur. PKK’nın Kürtler’in geneliyle ilgili bir ayrışma içinde olduğunu açıkça görmek gerekli. Açıkçası Kürtler’in dinamiklerine, onların çıkarlarına dayalı bir siyaset de yürütmüyor. Ve bölge güçlerinin bir enstrümanı, kullanılabilir bir aracı durumundadır. Neticede devletler bu örgütleri kullanırlar, herhangi bir örgütün gücü ne olursa olsun onun devleti kullanabilme şansı yoktur. O bakımdan da Kürtler’in hak ve özgürlükleri meselesi ile silahlı bir örgüt olan PKK gerçeğini birbirinden ayırt ederek soruna yaklaşılmalı. O zaman PKK’nın marjinalleşmesi sağlanabilir. Belki de bu şiddetle birlikte yaşamaya çalışacağız. Çünkü uluslararası planda El Kaide de şiddetle birlikte yaşamayı öğreten bir örgüt, bir güç durumundadır. PKK da doğrusu şu anda bölgesel güçlerin kullandıkları bir enstrümandır.

Basına yansıdığı kadarıyla PKK içerisinde Suriyeli Fehman Hüseyin kanadının ağırlıklı olduğu bir durumdan bahsediliyor. Siz de bu kanaatte misiniz?

İbrahim Güçlü: Doğrusu Suriye kanadı ve Bahoz Erdal konusunun ayrıştırılarak, çok fazla önem verilmesine rağmen onun üzerinden hareket ederek ciddi bir politika oluşturmak olanaklı değildir. Ama şunu görmek lazım, Suriye Kürtleri’nin yani Bahoz’un talepleri ve çıkarlarıyla, hatta silahlı mücadelenin devam etmesini isteyen PKK’daki hakim düşünce ile PKK’nın silahlı eylemlerini Türkiye’ye karşı sürdürmesini isteyen Suriye ve İran’ın çıkarları çakışıyor. Çünkü Suriye Kürtleri birleşik bağımsız bir Kürdistan için PKK’ya katıldılar. PKK’nın silah bırakması ve militanlarının Türkiye’ye gelmesi halinde, onlar için Suriye Kürtleri çok anlamlı olmayacak. Dolayısıyla PKK içindeki Suriye Kürtleri’nin silahtan yana olması anlaşılır bir şeydir. Yoksa başlı başına Bahoz kendisi için kendi başına bir ciddi aktör, üzerinde durulacak tayin edici bir aktör durumunda değildir.

DEMİRTAŞ, “PKK SİLAH BIRAKSIN” DEMİŞSE DİL SÜRÇMESİDİR
Her ne kadar Kürt kamuoyunun genelini tatmin etmese de Kürtçe’nin seçmeli ders olarak okutulması kararı alındı. Yeni anayasada yine Kürtler’e yönelik birtakım hakların verilmesi var. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, bu son saldırılardan sonra “PKK silah bıraksın” şeklinde açıklamaları var. Bu bağlamda Türkiye kamuoyunda çözüm arayışları PKK’dan bağımsız ilerliyor diyebilir miyiz?

İbrahim Güçlü: Evet, PKK’dan bağımsız ilerliyor. Ama doğrusu şunu da kabul etmek gerekir ki, karar alıcılar, politika yapıcılar başta Başbakan Erdoğan ve hükümet olmak üzere doğrusu sorunun çözümü konusunda kapsamlı bir projeye sahip değil. Evrensel modellerden, dünyada bu işlerin nasıl çözümlendiğinden habersiz bir durumda yollarına devam ediyorlar. Şu anda Kürtler’in üzerinde ittifak ettikleri bir sorun var, -tabi Hükümet bunu görmedi-, o da Kürtçe anadile eğitim öğretimin kabul edilmesi, bir hak olarak teslim edilmesidir. Hükümet seçmeli ders diyor ve seçmeli dersi 5.sınıfta başlatıyor. Tabi kabul etmek gereklidir ki, bu Kürtler’de atmosfer olarak olumlu bir havaya yol açıyor. Hiç yoktan bir adım olarak değerlendiriliyor ama sorunun çözümü için bir adım olarak değerlendirilmiyor. Ama Kürtçe’nin eğitim öğretim dili olması, Kürt kamuoyunda çözüm konusunda ciddi bir adım olarak nitelendirilebilecek, ciddi bir farklılaşmaya ve ayrıma yol açacak durumdadır.

Selahattin Demirtaş da ‘silah bırakmalıdır’ açıklamasıyla benim anladığım kadarıyla aslında “PKK silah bıraksın” demiyor. Selahattin Demirtaş, her zaman söylediğini söylüyor. Diyor ki, hükümet ya da devlet de operasyonları durdursun, PKK da eylemlerinden vazgeçsin. “Silahları bıraksın” diyecek durumda değildir, demişse dil sürçmesidir. Biliyorsunuz Osman Baydemir’in “silahın zamanı geçti” açıklaması ya da Leyla Zana’nın “silah anlamlı değildir, üstelik de PKK’nın özerklik, demokrasi için silahlı mücadeleye başvurmaması gerekir” şeklindeki açıklamalarını KCK telin etti ve şiddetli açıklamalarda bulundu. Aynı şekilde Selahattin Demirtaş’ın kendisi de bu yönde açıklamalarda bulundu. Çünkü Selahattin Demirtaş’ın kendi özgür iradesi söz konusu değil, açıkça PKK’nın düşüncelerini ifade etti. Zaten Demirtaş, dün de bu konuda, “Leyla Zana’nın görüşleri onun şahsi görüşleridir, partinin görüşleri değildir” dedi. Aslında “partinin üyesi de değildir” demedi. Evet doğru, üyesi de değildir.
Belki Selahattin Demirtaş’ın yaptığı en önemli açıklamalardan birisi bugün yaptığı şu açıklama olabilir; “Kürtler PKK’dan Türkler hükümetten barış beklemeyin, kendiniz harekete geçin.” Bu üzerinde durulur bir açıklama ama bana göre konjonktürel olarak söylenmiş bir açıklamadır. Anlamlı bir açıklama, üzerinde durmamız gereken bir açıklamadır. Belki de sivil güçlerin eline inisiyatin geçmesi anlamında önemlidir. Ama ben, Selahattin Demirtaş’ın bununla ilgili olarak önümüzdeki günlerde tekzipte bulunacağını düşünüyorum.

Son olarak PKK’dan önümüzdeki dönemde yeni eylemler beklenebilir mi?

İbrahim Güçlü: Beklemek gerekli, belki bu şiddette, bu etkinlikte olmayabilir ama beklemek gerekli. Zaten devam ediyor, Diyarbakır’da da dün polislere saldırı yapıldı.

on5yirmi5.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir