Bir Devrimciyi Anmak

Mart ayı, Kürdistan tarihinde özel günleriyle, trajidileriyle önemli bir aydır.

Kürtler mart ayında Halepçe gibi büyük katliyamlara maruz kalmış bir halktır.

Aynı zamanda halkımız ulusal kurtuluş ve her türlü zülme karşı dırenişin sembolü olan Newrozu da, yüz yıllardır ağır baskılara rağmen yılmadan çoşkuyla kutlamakta.

Cefakar kürt halki hem acılarını, hem de bayramını kutlama ile yaşmayı öğrenmiş bir halktir. Bunu, acilarin bir gün mutlaka son bulacağı umuduyla yapmakta.

Işte katlimize sebeb olan, düşmana inat taşdıgımız bu ulusal kurtluş ve özgürlük umududur.

Bir de kalsak, bin de kalsak düşmana inat bu umudu hep taşıyacagız. Dost da, düşman da bunu böyle bile!

***

Ali Yaylacık(Balta) yoldaşımızı, 33 yıl önce bir mart günü şehit vermiştik. Katledildiğinde 21 yaşına yeni basmişti. O’nu PKK katletti.

Suçu ise, inandığı devrimci ve sosyalist ilke ve normları savunmaktı.

Suçu, PKK içindeki yanlışları yüksek sesle dile getirip, örgüten ayrılmasıydı.

Suçu, Bagimsiz, Birleşık ve Sosyalist bir Kürdistan için örgütsel mücadeleyi savunup hayata geçirmesiydi.

Eğer o da bazıları gibi yukarda dile getirdiklerimi yapmamayı seçseydi şimdi aramızda yaşıyor olacaktı. Ama onursuz bir yaşayan olarak! Devrimci ve ilkeli davranmanin ucunda ölümün olduğunu biliyordu ve O onurlu ölmeyi seçti.

Ali Antep’in Araban ilçesinde 1958’de doğdu. Yoksul bir türkmen ailenin ortanca çocuğuydu. Ilk ve orta öğrenimini doğduğu Arabanda bitirmişti.

Araban kazasının tüm verimli toprakları, MHP’de milletvekili olan Cengiz Gökçek’in ailesi ve akrabalarına  aitti. Dolayisi ile ırkçı ve faşist bir ideolojinin sahibi olan Gökçek ailesi, bölgedeki yoksul halk üzerinde ekonomik baskının yanı sıra siyasi baskısı da vardı.

Yoksul bir aile ferdi olan Ali, kuşkusuz bu baskıyı daha küçük yaşta hisetmişti. Bu baskı, onun kişi ve düşünce olarak biçimlenmesinde kuşkusuz etkisi olmuştu. Bundan olsa gerek ki çogu zaman Cengiz Gökçek de dahil, bölgedeki feodal despotları ortadan kaldırmak için planlar yapiyordu.

Ali yoldaş hayat dolu, neşeli, cesur ve mücadele azmini her koşulda yüksek tutan biri olarak tanıtabiliriz.

Ali, casaret ve azmini, kuşkusuz Kürdistan ulusal ve toplumsal kurtuluş mücadelesine olan inancından alıyordu.

“Bir davaya inanmak, hele sorun Kürdistan gibi dört parçaya bölünmuş, sömürge bir ülkenin kurtuluş sorunu ise, inanç, cesaretin yüzde doksanıdır” diyordu Ali yoldaş.

O, bir Türkmen ailenin çocuğu idi, ama daha küçük yaşlarda, en yakın arkadaşları Kürt çocuklarıydı. Kendisi ile onlar arasinda bir özdeşlik, bir yakınlık his ediyordu. Çünkü aynı mahalede yaşıyorlardı. Anne ve babaları, abileri, ablaları aynı ağanın çapasında, tarlasında, harmanında ve patozunda çalışıyordu. Dilleri ve ırkları farklı da olsa, sorunları ortaktı.

Ayrıca Ali, “Kürdistan bagımsız olmadan, Türkiye özgürleşemez. Kürt halkının ulusal ve toplumsal kurtuluşu sağlanmadan, türk halkı da deomratik ve sosyalist bir toplum yaratamaz” tezini savunuyordu. Bunların birbiriyle ilintili olduğuna inanırdı. Bunu türk solu ile tartışırken sıkça dile getiriyordu. O gerçek bir enternasyonalistti.

Bundan olsa gerek ki, daha genç yaşlarda, arkadaşları ile birlikte kürt sosyalist hareketine sempati duymaya başladı.

O tarihlerde, ögrenci eylemlerinin merkezlerinden biri olan Antep karşıyaka Ismet Paşa lisesinde okuyordu.

Örenci hareketinin olduğu her zaman en önde yürüyordu. Gözünü budaktan esirgemiyen, cesur, etrafina güven veren, dilinde espirisi eksik olamayan neşeli bir yoldaştı Ali. Duruşu, her zaman dik ve netti.

1976 başında, hemşerisi de olan bir UKO (Ulusal Kurtuluş Örgütü) üyesi  ile tanışır. Kürdistan’ın ulusal ve toplumsal kurtuluşu, militan bir örgütsel yapı ile mümkün olabileceğinin bilincinde olan Ali yoldaş, teredütsüz örgütsel çalışmalara başlar. Ve çok geçmeden hemen görev üstlenir.

Yıl 1976 baharı idi. Biz Ismet Paşa lisesinin yanı başında inşaat işçilari derneğini kurmak amacıyla bir lokal kiralamiştik. 12-13 inşaat işçisi idik. Üç veya dört ay gibi bir dönem o lokalda bulunmuştuk. Lokal sahibi, bizim devrimci olduğumuzu ve lokali dernek yaptigımızı anlayınca kirayı da istemeden bizi lokaldan atmıştı.

O süre zarfinda, lise de yapilan bir-iki eyleme tanık ve katılımcı olumuştuk. Lisede yine bir boykot ve yürüyüş vardi. Ali kitlenin en önünde heycanla slogan atarak yürüyordu. Ali’yi ilk orada tanıdım.

Çeketinin iç çebinde kisa saplı bir nacak taşırdı. Nacak O’nun savunma “silahıydı.” Bu yüzden ismi Balta olarak kalmıştı. Zamanla bu isim, onun lakabı olacaktı. Ilk dönemde romantik geldiğinden olsa gerek ki hoşlandığını, ancak daha sonraları çok can sıkıcı olduğunu bir kaç kez dile getirmişti.

Her zaman yüzünde bir gülümseme vardı. Neşesi, şakası, kararlı ve ilekli duruşuyla Ali yoldaş, bir devrim militanıydı. Faaliyet yürüttüğü Antep ve çevresinde, kendisine verilen her görevi eksiksiz yerine getirmeğe çalışıyordu.

Bu karekteri, kısa bir süre sonra, O’nun yoldaşları arasında saygınlığa, onunla birlikte, sorumlu bir konuma getirdi. Ayni zamanda, devrimci kesimler ve halk tarafından bilinen ve güvenilen bir kişi oldu.

Ali yoldaşın militan kişiliği, sömürgeci faşist devletin de dikkatini çekmişti. Tam üç kez, O’nu fiziki olarak yok etmek amacıyla saldırı düzenlenmiştiler. Her seferinde, uyanık ve atik olması, onun hafif yaralarla kurtulmasını sağlamişti.

1977 Mayisinda, Ali yoldaşı derinden sarsan bir cinayet işlenmişti. Çok güvendiği ve sevdiği yoldaşı Hakki Karer, Sterka Sor örgütü tarafindan katledilmişti. Olay, örgütün lideri olarak bilinen Alattin Kapan’a yüklenmişti. Herkes gibi, bu iftiraya Ali yoldaş da inandırılmıştı.

Halbuki H. Karer’i katleden Alattin Kapan degildi. Hakki’yi katleden Baki Ateş isimli bir Sterka Sor elemanıydı. Ama her nedense, bu gerçeğin bilinmesine rağmen hem devlet, hemde PKK, olayı Alettine yüklemişti. Bu iddialarını, çeşitli sanaryolarla desteklemeğe çalışıyorlardı. Hiç kimse, asıl katil olan Baki Ateş’ten söz bile ettmiyordu.

Ali Yoldaş, bir çok kişinin yanına bile yaklaşmaktan korktuğu Alattin Kapanı Iskenderun’da bir kenar mahallede vurmuştu. O dakikaya kadar devlete çalişan bir “karşı“ devrimciyi cezalandırdığını düşünüyor ve inaniyordu.

Ancak, kendisini eyleme gönderen “yoldaşları“ tarafından, bir arabadan otomatik silahlarla tarandığına tanık olduğunda tüm hayalleri, inancı ve umut dünyası çökeçekti. Bu saldırıdan da Ali kil payı kurtulmuştu. Kurşunlar, çeketinin beş ayrı yerini delip geçmişti.

Bu ihanet, onu derinden etkilemiş olayın peşini bırakmamıştı. Araştırmalar sonrası, H.Karer’i katleden Alattin olmadığı gerçeğini ögrendiğinde bunalıma girmiş ve bir devrimciyi, hem de hemşerisi olduğu bir devrimciyi katletiği için kendisini af edemiyordu.

Tüm bu olanlardan sonra tabi ki o hesap sormaya başladı. Ancak, aldığı yanıtlar, onu ikna etmediği için Kürdistan’ın ulusal ve toplumsal kurtuluşunu hedefleyen, bedel ödediği ve Antep’te yaratılmasına birinci drecede ön ayak olduğu örgütünden ayrılmak zorunda kalmıştı. Ayrılık nedeni, sadece bu değildi.

Ali Yoldaş, sözkonusu örgütün, Kürdistan’daki  tüm parti, örgüt ve hareketlerinin kimini ajan, kimini ise sömürgeci devletin işbirlikçisi olmakla suçlaması ve onlarla işbirliğini ret etmesi, hatta diğer kürt örgütlerin üst düzey kadrolarına yönelik fiziki olarak ortadan kaldırma planlarına şiddetle karşı çıkanlardandı.

O, Kürdistan’ın ulusal ve toplumsal kurtuluşu için tüm sınıf ve katmanların içinde yer aldığı ulusal bir cepheyi zorunlu görüyordu. Dolayisiyla, tüm Kürdistanlı örgütlerin ulusal bir cephede birleşmesini savunuyordu.

Ayrıldıktan sonra, defalarca tehdit edilmiş, devrimciliği bırkaması, ya da türk solu içinde devrimcilik yapması telkin edilmişti. Ancak o bunalımda olmasına rağmen, ne örgütsel mücadeleye inancını, ne de Bağımsız, Birleşik ve Sosyalist bir Kürdistan şiarına inancını yitirdi. Tam tersine, Ali yoldaş, bu amaçla, bir çok Kürdistan örgütü ile ilişkiye geçip kedisine en yakın olanı ile çalışma yollarını aradı.

Nitekim 1979 başında, Têkoşîn örgütüyle bu amaç dogrultusunda ilişki kurmuş ve arkadaşları ile birlikte, Tekoşîn saflarında çalışmaya karar vermişti.

1979 Newroz eyleminde, militan bir mücadele azmiyle Antep’in her tarafında, ulusal kurtuluş anlamına gelen Newroz ateşini her yerde yakmıştı.

Bu ateş, Kürdistan halkının düşmanlırının içine bir korku salmıştı. Onun içindir ki, Antepteki Têkoşîn hareketinin en militan ve en fedakar yoldaşımız olan Ali yoldaşı 30 Mart 1979’da, Düzdepe mahalesinde, arkadan üç yönlü bir yaylım ateşine tutularak katledilmişti.

Ali Yaylacik yoldaşımızın katline sebeb olan, onun  Bagımsız  Birleşik ve Sosyalist bir Kürdistanı savunan inancı ve bu amaca hizmet etmeyen bir takım yanlışları daha o gün görüp yüksek sesle dile getirmiş olmasıydı. Herkes bunu böyle bilmelidir.

Onu hep gülümseyen, şakalaşan, düşündüğünü açıkça dile getiren, eylemde kararlı, düşüncesinde ilkeli bir yoldaş olarak anacağız. Ali Yaylacığı tanıyan herkes de öyle anacağına inanıyorum.

Sen 21 yaşında, 30 yıl sonra olacakları görebildin! Senin büyüklüğün burada işte! Düşmanın, seni, neden bertaraf ettiğini şimdi çok daha iyi anlıyoruz! Sen rahat uyu yoldaş! Birgün mutlaka hesap sorulacaktır!

****

Bu vesile ile tüm Kürdistanlı şehitlerini anıyor ve mücadeleleri önünde saygıyla eğiliyorum!

Özelikle, 1985 yılının Newroz gecesinde kayıp ettiğimiz Hüseyin Aydin yoldaşı anıyorum.

Hüseyin Aydin, Tekoşin örgütünün merkez komite üyesiydi. 12 Eylül faşıst derbesi sonrası tutuklanmış ve gördüğü yoğun işkenceler sonucu kansere yakalandı. Öleceğinden kesin emin olan sömürgeci devlet, O’nu ölümünden kisa süre önce cezaevinden salivermişti.

Yine Doğu Kürdistan’in ölümsüz liderlerinden olan Qazi Mihemed’i saygı ile anıyorum!

Qazi Mihemed, modern anlamda, ilk Kürt ulusal devletini kuran bir liderdir.

O’nun kişiliği, duruşu, ilkeliliği ve Kürt geleneklerine bağlılığı, Kürdistanlılara her zaman örnek olmuştur/olmalıdır.

Qazi Mihemed, modern bir Kürdistan yaratma hayali ile mücadeleye atılmıştı.

Zalimlerin darağacında son nefesini verdiği dakikaya kadar da o, umudunu hiç yitirmedi. Sömürgeci Iran devleti karşısında dik durdu. O duruşu ve umutları, kuşkusuz hem Doğu, hem de Güney Kürdistanlı halkımızın modern bir ulusal haraket yaratma çabaları üzerinde belirleyici bir rolü olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir