Anayasa Referandumunda Biz Kürtlerin Tutumu Ne Olmalıdır?

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu@gmail.com)

Kemalist Devletin kuruluşundan sonra, Anayasa, toplumsal bir sözleşme, herkesin taraf olarak iradesi ile tayin edilen ve karar altına alınan bir belge olmadı. Dayatılan, zorla ve değişik diğer metotlarla kabul ettirilen tek taraflı, çoğulcu aktörlerin hak ve hukukunu gasp eden bir sözleşme oldu. Bu sözleşmeyi, mafia’nın, hakkı olmadan zorla, insanlara senet ve çek imzalatmasına benzetmek yanlış olmaz.

                                                  *****

Kemalist Devletin kuruluşundan sonra, darbeler döneminde yapılan anayasalar ve sözde sivil dönemde de anayasalarda yapılan değişiklerde, dile getirdiğim anlayışın, ideolojik yaklaşımın, parametrelerin, kriterlerin, senaryo ve paradigmanın dışına çıkılmadı. Sadece görece değişiklikler oldu.

AK Parti Hükümeti döneminde 2010 yapılan değişiklikler, mevcut sistemi ve devleti sorgulayan hükümler taşısa da, esas olarak anlayışta, parametrelerde, senaryo ve paradigmada bir değişiklik olmadı. Bu değişiklikte de, Türkiye’deki ulusal, etnik, dinsel, mezhepsel, sınıfsal, fikirsel çoğulculuk göz önüne alınmadı. Tekçilik üzerinden hareket edildi.

Böyle olunca da, yapılan değişiklik, toplumsal sözleşme mantığıyla değil, tek taraflı imzalanan sözleşme niteliğiyle yapılmış oldu.

Ne olması gerekir ve anayasa nasıl yapılmalı?

Yıllardır anayasanın nasıl yapılacağıyla ilgili yazıyorum. Tekrardan yazdıklarımı özetlersem, “ne olması gerektiği ve anayasanın nasıl yapılacağı?” sorusuna da yanıt vermiş olurum.

Bugüne kadar yapılan anayasalar, anayasalarda yapılan değişiklilerin hiçbiri toplumsal sözleşme niteliğinde değildir. Tarafların tartışmaları, konuşmaları, benimsemeleri, onaylamalarıyla yapılmış anayasalar, toplumsal sözleşmeler değildir.

Tekçi, otoriter, faşist, sömürgeci parametreler, devletin resmi ideolojisi, paradigması, senaryosu ile hazırlanmış belgelerdir. Bir küçük kesimin, Türklerin kendi aralarındaki  sözleşmesidir.

Anayasalar devleti tanımlar. T.C Devleti de bir küçük sivil ve asker bürokrat kesimin devleti, halkın ve halkların devleti değildir. Bunun için de Türkiye’deki çoğulcu aktörlerin bir sözleşmesi ve anayasası değildir.

Anayasa, bir toplumsal sözleşmedir. Bu toplumsal sözleşme, sözleşmede taraf olanların özgür iradesi ile karar altına alınmalı ve yine onların özgür iradesi ile imzalanmalı.

Türkiye gerçeğindeki çoğulculuk: Ulusal, etnik, dinsel, mezhepsel, sınıfsal, fikirsel çoğulculuktur.

Bu çoğulculuğun tüm aktörlerinin (Kürtlerin, Türklerin, diğer etnik toplulukların, Müslümanların, Hıristiyanların, Êzîdîlerin, Musevilerin, din tanımazların, Sunilerin, Alevilerin, değişik sınıf ve tabakaların, liberallerin, Muhafazakârların, Kürtçülerin, Kemalistlerin, sosyalistlerin, sosyal demokratların): Açık ve demokratik bir tarzda, uluslararası hukuka uygun bir anlayışla yeni bir anayasa yani bir toplumsal sözleşme üzerinde anlaşmaları gerekir.

Yeni bir devlet kurmaya çalışmaları gerekir. Bu yeni ve ortak devlet de en azından uluslar, ideolojiler, sınıflar, dinler ve mezhepler üstü federal devlet olmak zorundadır.

Olan Ne?

Yapılan şey, ifade ettiğim parametreler ve değerler çerçevesinde yeni bir anayasa ve yeni bir toplumsal sözleşme değildir.

Mevcut anayasada bir değişikliktir.  Yönetim değişikliğini öngörmektedir. “Parlamenter sistemden”, “başkanlık sistemine” geçiş için bir değişikliktir.

Sanıldığı, sunulduğu, tartışıldığı gibi, demokratik sistemden demokratik olmayan bir sisteme geçiş değildir. Türkiye’de parlamenter sistem de demokratik değildir.

Ya da demokratik olmayan yönetim sistemini demokratikleştirme de değildir. Bundan dolayı, yeni yönetim sistemini de demokrasi terazisi ile ele almak doğru değildir. Çünkü anayasada yapılan yönetim değişikliği de, Türkiye’de çoğulculuk ve çoğulcu aktörler esas alınarak, çoğulcu aktörleri taraf yaparak yapılmış bir değişiklik değildir. 

Şimdiki Durum, Referandum Ve Referandumda Tavır….

Anayasadaki değişiklik, “Anayasa Komisyonu” ve “Meclis”teki kavga, karşılıklı saldırı ve hakaretlerden sonra referandum için yeterli “milletvekilinin” oylarıyla kabul edildi. Bu oylar, mevcut anayasanın ölçülerine göre anayasayı değiştirmeye kadir değil. Anayasa değişikliği için 367 milletvekilinin oyu gerekir. Bunun altındaki milletvekili oy sayısı referandumu zorunlu kılmaktadır.

AK Parti Hükümeti, anayasa değişikliği için yeterli oy sayısı sağlanmış da olsaydı, referanduma gideceğini taahhüt etmişti.

Şimdilerde yapılan anayasa değişiklik kanununun, cumhurbaşkanının onayına sunulması gerekir. Halen sunulmuş değil. Sunulması halinde cumhurbaşkanının anayasadaki değişikliği onaylanması ve değişiklik kanununun resmi gazetede yayınlanmasından sonra, 60 gün içinde referandumun yapılması gerekir.

                                              *****

Anayasa değişiklik kanunun cumhurbaşkanı tarafından onaylanacağı kesin. Çünkü bu değişiklik, cumhurbaşkanının inisiyatifi ile AK Parti ve MHP öncülüğünde yürüyen bir çalışmanın ürünüdür.

Bu nedenle, referandum süreci çoktan başlamış durumda tek-tek bireyler, siyasi partileri ve sivil toplum örgütleri, referandumda tavırlarının ne olacağını açıklamış durumdalar.

Referandumda, tavırlar, politikalar, stratejiler; “değişikliğe evet”, “değişikliğe hayır”, “değişikliğe boykot”, “sandık başına gitmemek” değerleri üzerinde şekillenmeye başlanmış durumda.

Her aktör de, tavırlarını, politika ve stratejilerini gerekçelendirmeye çalışıyor.  Sonuçta herkes ve her aktör kendi ulusal,  sınıfsal, siyasal, ideolojik çıkarlarına göre tavırlarını ve kararlarını şekillendiriyor.

Hiç şüphe yok ki Kürtlerin referandumdaki tutumu daha önemli, daha ayrıştırıcı ve tanımlayıcı bir karakter kazanıyor.

                                            *****

Referandumdaki tavırlarda, birçok parametre, değer, paradigma, senaryo belirleyicidir. Bunlar nelerdir onlara kısaca bakalım.

Kemalizm ve Muhafazakârlık: Kavga ve mücadele Kemalistlerle Muhafazakârlar merkezinde yürüyor. Bu merkezler etrafında ana kümelenmeler var. Bunun nasıl olduğunu, “Anayasa, Egemenlik Tanımı, Tük Egemenlik Sisitemi, Kürt Egemenlik Sisteminin Konumu” makalemde yazdım.

Kemalist cephe, CHP öncülüğünde sürüyor. Kemalistler etrafında, Kemalist sosyalistler ve solcular, muhafazakâr ve R.T. Erdoğan düşmanları, PKK/HDP kümeleniyor. Bu küme azınlığı temsil ediyor. Devletin kuruluşundan sonra milletin egemenlik hakkını gasp etmiş cephedir. Yeni anayasa değişikliği ile bu egemenliği kaybedeceklerini düşünüyorlar. Bu nedenle, şiddetli bir şekilde hayır cephesindedirler.

Muhafazakârlar etrafında, İslamcılar, milliyetçiler, dindarlar kümeleniyor. Muhafazakârlar cephesi, AK Parti ve MHP öncülünde sürdürülüyor. Bu cephe çoğunluğu temsil ediyor. Yeni anayasa değişikliğiyle, Kemalistlerin egemenlik gaspına son vermeyi düşünüyorlar. Kendi egemenliklerini kurmak istiyorlar. Bu cephe de, “evet” platformunda yer alıyor.

Bu cephede, Kemalizm tarafından zehirlenenler var. Bunlar kararsız kesimi oluşturmakta.

-Türk millet parametresinde: Türkler arasında bir egemenlik mücadelesi var. Sivil ve askeri bürokratik kesim ve onların etrafından toplanan azınlık dışındaki Türklerin referandumda “evet” demeleri kadar doğal bir şey olamaz.

“Kemalist millet” de “hayır” diyecek.,  

-Egemenlik parametresinde: Türklerin çoğunluğu, egemenlikleri Kemalistler devletin kuruluşundan sonra gasp edildiği için, bu değişikliğe evet diyeceklerdir.

Kemalistler hayır diyecektir.

-Demokrasi parametresinde: Sorun demokrasi açısından değerlendirilmeyecek. Önceki parametrelere göre referandumda tutum takınılacak.

-Sınıflar parametresinde: Yine yukarıda sıralarım kriterler açısından bir ayrışma olacak. Sınıflar olarak bir tutum ve davranış geçerli olmayacaktır. Demokrasiden bahsedilecekse, Kemalistlerin demokrasiyle hiç alakası yoktur. Muhafazakârlar Türkiye’de Demokratik Partiyle (Mendereslerle) başlayan en genel anlamda demokratik objektif bir misyona sahiplerdir.

-Dinler ve mezhepler parametresinde: Müslüman Sunilerin çoğu “evet”, Alevilerin çoğunluğu “hayır” cephesinde yer alacaklardır.

-İdeolojiler parametresinde: Kemalizm ve etrafında kümelenene ideolojik gruplar, muhafazakârlık ve etrafından kümelenen ideolojik gruplar çerçevesinde referandumda bir tutum ve davranış belirlenecek. 

Biz Kürtlerin Tutumu Ne Olmalı?

Türkiye’de anayasa, devletin kuruluşundan bu yana var olan bir sorundur. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına sebep olan, iktidarı ele geçiren ve kendileri için devlet kuran asker ve sivil bürokratik kesim (ki daha sonra da Kemalizm’i kendileri ve devletin resmi ideolojisi olarak benimseyen ve giderek kendilerini Kemalist olarak tanımlayan küçük kesim/elit), ilk plânda kendileri ve devletleri için bir anayasa yaptılar. Bu anayasayı yaptıkları zamanda da, Kürtleri, Türklerin büyük çoğunluğunu, dini ve mezhebi grupları, farklı sınıf ve tabakaları, farklı düşünce gruplarını hesaba katmadılar, bir şeyden saymadılar, dışladılar.

Yaptıkları yeni anayasayla: “Bürokratik oligarşik diktatörlüğü”, “faşizmi”, “sömürgeciği” kurumlaştırdılar. Demokrasiyle alakası olmayan bir sistem kurdular. Bireysel hak ve özgürlükleri hiçe saydılar, karşı aldılar, pas-pas haline getirdiler. Kürtleri ret ve inkâr ettiler. Kürtlerin, bütün ulusal haklarını ve millet olmaktan doğan haklarını gasp ettiler. Kürtlerin ülkesini ilhak ve işgal ettiler. Kürtleri sömürge altı bir yaşam ve statüye mahkûm ettiler.

Kemalistler, tarih boyunca Kürtleri inkâr ve ret ettiler. Kürtleri katlettiler. Kürtleri Türkleştirmek için ırkçı tezler savundular ve uyguladılar. Hem Türklerin ve hem de Kürtlerin egemenlik haklarını gasp ettiler.

Bu nedenle Biz Kürtler, referandumda Kemalistlerle aynı olmamak ve örtüşmemek için “hayır” kampında yer almamalıyız.

                                                 *****

Muhafazakârlar, Demokrat Parti’nin kuruluşundan sonra Kürtlere olumlu yaklaşım içinde oldular. Kürtleri fiilen kabul ettikleri ve bazı olumlu adımlar atmalarına rağmen, Kürtleri hukuken kabul etmediler.

Muhafazakârlar da bu anlayışlarının sonucu, Anayasa yapımı ve değişiminde Kürtleri hesaba katmıyor, onları taraf kabul etmiyor, dışlıyor. Son anayasa değişikliğinde de aynı tutum ve davranışlarını devam ettirdiler.

Elbette AK Parti hükümetinin Kürtlerle ilgili olumlu adımları, AK Parti Hükümeti’nin Kürdistan Federe Devleti ile olumlu ilişkilerini, hem de stratejik ilişkilerini de hesap dışı tutmamalıyız ve görmeliyiz.

Buna rağmen, Biz Kürtleri, anayasa değişikliğinde hesap dışında tutan, yok sayan, değişiklikle biz Kürtlerin kolektif haklarıyla ilgili bir adım atmamasından dolayı: Muhafazakâr, milliyetçi ve dinci kampta olmamak, yer almamak bağlamında da “evet” cephesinde de yer almamalıyız.

                                              *****

Biz Kürtler, milli, ahlaki, onurlu ve şerefli bir tutum takınmalıyız. Özellikle bu tutum, Kürt yurtseverlerinin, Kürt dava adamlarının, Kürt bağımsızlık ve özgürlük sevdalılarının tutumu olmalıdır.

Tüm ulusal hakları gasp edilen, ülkesi işgal ve ilhak edilen, sömürge-altı bir statüye mahkûm edilen bir millet olduğumuzun farklılığını ortaya koymalıyız.

Bu tutum ve davranış içinde olmak, milletimizin özgürlüğü, ülkemiz Kürdistan’ın bağımsızlığı konusunda da iddia sahibi olduğumuzu göstermenin parametresi ve ölçüsü olacaktır.

Bu nedenle biz Kürtleri için en doğru tutum ve karar, en milli ve en ahlaki tavır, protesto bağlamında referandumda sandık başına gitmemektir.

Bu tutum ve karar, yok sayılan, hesap dışında tutulan, biz Kürtler için aynı zamanda bir onur ve şeref sorunudur.

                                              *****

Elbette bu tutum ve karara daha çok Kürt yurtseverlerinin, Kürt dava adamlarının, Kürt bağımsızlık ve özgürlük sevdalılarının tutumu olacak.  Sandık başına gidecek Kürtler de olacaktır ve hem de çoğunlukta olacaktır.

Sandık başına gidecek Kürtler de, referandumda en azından Kemalistlerle kesinlikle ortaklaşmamalıdırlar. Kemalistlerin temsil ettiği dar, faşist, otoriter egemenliğin devamından yana olmamalıdır.

Amed, 1 Şubat 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir