YARIM ASIRLIK EVLİLİK VE MÜCADELE (I)

İbrahim GÜÇLÜ (ibrahimguclu21@gmail.com) Dün ( 2 Ağustos) uzun bir yürüyüşten eve dönünce, Sevgili Eşim Gülfer Xan sordu. “Bugün ayın kaçı. Günlerde ne?” Hiç aklımda olmayan evlilik günümüz olduğunu hatırladım. Üstelik de evliliğimizin üzerinden 50 yıl, bir yüzyılın yarısı yani yarım asrın geçmiş olduğunun farkına vardım. Bu 50 yılın, yarım asrın dün gibi olmazsa da evvelki gün gibi geçtiğini his ettim. Kendi kendime “vay be” dedim. “Ben/Biz bu 50 yılı yaşamış olabilir miyiz?” 50 yılın geçmiş olmasına hiç inanamadım. Çünkü Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevinde sözlü sözleşmemizi, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Cezaevindeki nişanlanmamızı, yüzüklerimizin Edip Karahan tarafından takılmasını, şeker ve tatlı dağıtmamızı, 2 Ağustos 1974’de Ergani’de törensiz ve geleneklere hiç de uygun olmayan kıyafetlerle ayaküstü nikahımızı hala yaşıyor gibiyim. O günler ve anlar, çok canlı olarak beynim canlanıyor. Çok tazeler. Evliliğiniz 50 yıl olmaz diyorlar. Bu 50 yıl geçmişte kalan değil, yaşamakta olduğum an gibi. O zaman karar verdim, bu 50 yıllık, yüzyılın yarısı olan yarım asırlık öyküye bakmaya. GÜLFER XAN’LA TANIŞMAMIZ… Gülfer Xan, Ankara Hukuk Fakültesine1965 yılında kayıt yaptırmış. Ama ailesinin mali olanakları elvermediği için devam mecburiyeti olmadığı halde, okula imtihanlara bile gelememiş. Bir yıl okula ara vermek zorunda kalmış. Bir maddi birikim sağlamak için önce PTT’de ve sonra da Singer dikiş makineleri şirketinde çalışmış. Belli bir maddi birikim yaptıktan sonra, 1966 yılında Ankara Hukuk Fakültesinde eğitimine devam ediyor. Ben de 1967 yılında hukuka kayıt yaptırdım. Gülfer Xan’dan iki yıl sonra kayıt yaptırdım. Ama Gülfer Xan’ı, 1970 yılının başlarında, DDKO üyesi arkadaşlarımızla olan ilişkilerinden, DDKO’ya gelip gitmelerinde tanıdım. O zaman metropolda üniversite okuyan Kürt kızlarının sayısı parmak sayısı kadar azdı. Kürdistan’ın geleneksel kültürel koşullarını, kadın erkek ilişkilerini, dar ekonomik imkanlarını göz önüne aldığım zaman, Türk metropol şehirlere okumaya gelen Kürt kızlarının öyküsü her zaman benim için dikkat çekici olmuştur. DDKO kurucusu, yönetim kurulu üyesi, başkanı olduktan sonra, DDKO’lu olan Kürt kızlarının öyküsünü dinlemem, bu konuya özel olarak eğilmem benim için bir avantaj oluşturdu. Gülfer Xan’ı tanıdığım zaman birbirlerinden ayrımlayamayan, yaşam ikizleri gibi iki arkadaşlardı. Yanındaki kız arkadaşı Belma İskenderoğlu’ydu. Diyarbakır’lı İskenderoğullarının ve Reşit İskenderoğlu’nun kızı, Recai İskenderoğlu’nun yeğeniydi. Ankara’da dünyaya gelmiş. Annesi Türk ve askeri bürokrat bir ailenin kızıydı. Tek erkek kardeşli çok kızlı bir evin çocuğuydu. Belma İskenderoğlu’nun seceresini öğrendikten sonra, onun Türk metropolü Ankara’da okul okuması doğal ve normal olduğunu düşünüyordum. Bundan dolayı onun öyküsü benim için çok önemli ve orijinal bir öykü oluşturmuyordu. Gülfer Xan’ın, Diyarbakır’dan Ankara gelip Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenci olması, tek başına yaşamını Ankara’da devam ettirmesi, onun yaşamını benim için önemli bir öykü haline getirdi. Yakından tanıyınca Onun öyküsü benim için daha zengin ve ilginç bir nitelik kazandı. Çünkü geleneksel bir toplumun değer yargılarını aşarak ve yararak Ankara gelmişti. Bu sosyal anlamda bir kahramanlık öyküsüydü Ama teslim etmek gerekir ki, onun ailesinin de cesur ve geleneksel toplumun değer yargılarını karşı alarak kızlarını ta o zamanlar Ankara’ya göndermeleri ayrıca sosyal bir kahramanlık ve medeni davranış öyküsüydü Gülfer Xan’ın okula devam etmesi için çalışma hayatıyla ilgili bilgilenince, öykü daha anlamlı ve başka bir renge büründü. O koşullarda bir Kürt kızının çöalışarak kendi hayatını kazanması ve okula devam etmesini, ayrıca başka bir kültür, cesaret, farklı, sıra dışı bir davranışla beni karşı karşıya getiriyordu. Daha da hayatına nüfuz etmeye başlayınca yine o dönemde, Kürdistan’dan gelen üniversite öğrencilerinde olmayan bir özellikle ve davranışla karşılaştım. Gülfer Xan’ı tanımadan önce tanıdığım Kürdistan’dan Türk metropol şehirlerine üniversiteye gelen Kürt öğrenciler, Türk metropol şehirlerine aşıktılar. Metropol şehirlerde kalmanın planlarını, bunun yanında Türk kızlarıyla metropollerde evlenmenin hesaplarını yapıyorlardı. Gülfer Xan’ı tanıdığımda, onda diğer çoğunluk Kürt öğrencilerinden farklı bir yaklaşım ve anlayışla karşılaştım. Bana ve tüm Kürt öğrenci arkadaşlarına söylediği şey şuydu: “Ben Türk metropol şehirlerinde kalmayacağım. Kürdistan’a, Diyarbakır’a döneceğim. Diyarbakır’da avukatlık mesleğimi serbest olarak icra edeceğim. Devlet kurumlarında da avukatlık yapmayı düşünmüyorum. Yaşamıma Diyarbakır’da devam edeceğim.” Kürdistan’a Diyarbakır’da dönmesi ve orada yaşamını devam ettirmesi konusundaki açıklamaları kadar, “Devlet kurumlarında avukatlık yapmayacağım serbest avukatlık yapacağım” sözü ayrıca Kürdistan’ın koşullarında yaşayacak birisi olarak oldukça cesurca, kendine güveni ifade eden sözlerdi. Gülfer Xan’ın bu tutumu ve davranışı benim dikkatimi başından beri çekti. Ama ben Orta Anadolu Kürd’ü olduğumdan dolayı, bu yaklaşımının ve tercihinin, benimle evlenmeyi dışladığını düşünmesinde de, oldukça hak sahibidir. O, Kürdistanlı öğrenci arkadaşlarının çoğunluğunun Türk metropol şehirlerde kalmak istediğini bildiğinden, benim gibi bir Orta Anadolu Kürd’ünün Kürdistan’a gelmesini düşünemezdi. Onun için benim üzerimde bir hesabının olması da söz konusu değildi. Ama yaşam, zaman, olaylar onu yanılttı. Bu yaklaşımından dolayı, beni beğenmesine rağmen, hiç bir zaman duygusal yaklaşım göstermedi. İşin ilginç tarafı, yanında yaşam ikizi arkadaşı Gülfer Xan’a “bu İbrahim farklı bir insana benziyor. Bununla arkadaşlık düşünüyorum” diyor. Buna rağmen Belma İskenderoğlu hiçbir zaman bana açılmadı. Bana açılmış olsaydı da, benim kabul etmem söz konusu olamazdı. Ben de onun yaşamını tanıdıktan, Türk metropollerinde kalmasının kader olduğunu tespit ettikten sonra da, ben de hiçbir zaman onunla arkadaşlığı düşünmedim. Ben de, bir dönem sonra onları yakından tanıyınca çok açık olmazsa bile, amaçlarımı, planlarımı, gelecek yaşamımla ilgili senaryomu onlara anlatmaya çalışıyordum. Ben de Kürt ve Kürdistan davasında sürekli bir hizmetçi olmaya karar vermiştim. Bunu anlatmaya çalışıyordum. Kürdistan’a yerleşmek, eğer olanak olur ve hukuku bitirirsem Kürdistan’da Diyarbakır’da avukatlık yapmayı düşündüğümü kalın hatlarla olmazsa da ifade ediyordum. Gülfer Xan, bizim solculuk anlayışımıza katılmadığını hep ifade ediyordu. “Bir Kürt olmayı ve Kürt kalmayı yeterli buluyorum” diyordu. Ben de solculuğumuzun ve sosyalistliğimizin nedeninin, Kürtlüğümüzden ve Kürt meselesinden dolayı olduğunu açıkça ifade ediyordum. Bu düşüncelerim ve planımla, Gülfer Xan’ın yaklaşımı ve planıyla örtüşme gösteriyordu. Ama yine de aramızdaki ilişki bir arkadaşlık ilişkisi olmaya devam etti. Bu arkadaşlık ilişkimizin niteliğinin değişmesi, Gülfer Xan’ın okulu bitirip Diyarbakır’da gitmek için hazırlıklar yaptığı, benim de Ekim 1970’de cezaevinde olduğum zaman, yaptığımız bir görüşmede değişti. Diyarbekîr, 3 Ağustos 2020 (Devam edecek)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir