Vahap Coşkun
Mevcut şartlar altında bugün SDG’ye Şam’a uymasını söyleyenler, eğer kendileri SDG’nin yerinde olsalardı bütün ipleri Şam’ın eline verirler miydi? Gerekli güvenceler oluşturulmadan, hukuki ve idari kurumsallaşmalar tanzim edilmeden, boyunlarını Şara’nın önüne uzatırlar mıydı?SDG’yi bir an önce orduya katılmaya zorlamak alanın şartlarına uymaz. Zira meydanda SDG’nin dahil olabileceği hakiki manada bir ordu yoktur.
Türkiye, SDG’ye “Git Suriye ordusuna katıl” diyor ve bunu derken de topluma bir resim sunuyor. Sanki Suriye’deki bütün güçler silahlarını geçici hükümete vermiş, Şara yönetimi Suriye’nin her tarafını kontrolü altına almış ve Şam bütün vatandaşları için emniyeti temin etmiş de bir tek SDG buna çomak sokuyormuş gibi bir intiba yaratıyor.
Evet, iktidar Suriye’ye dair bir tablo çiziyor. Ancak SDG’nin Şam’a dönük itiraz ve istemlerinin önünü kesmek ve kamuoyu nezdinde SDG’yi mahkûm etmek için çizilen bu tablo, sahada yaşananlarla örtüşmüyor. Detaylandırmak mümkün ama işin renginin son derece farklı olduğunu anlamak için başlıca üç noktaya bakmak yeter:
İktidarı elinde tutanların haricinde hiçbir grup kendini rahat hissetmiyor. Bilhassa Alevilere ve Dürzilere reva görülenlerden sonra her grup sıranın bir gün kendisine geleceği korkusunu yüreğinde taşıyor. Bundan ötürü tamamen korunaksız kalmamak için elindeki kuvveti korumak istiyor. Dürzilerin silah bırakmamalarının nedeni de bu; nispi de olsa emniyetlerini sağlamak için bölgelerinde güvenliğin kendilerine ait güçlerce sağlanmasını talep ediyorlar.
Hülasa hâlihazırda herkesin silahını Şam’a vermeyi kabul ettiği ama sadece SDG’nin buna karşı çıktığı şeklinde bir vaziyet yok. Farklı gruplar silahlarını ellerinde tutmaya devam ediyorlar.
“Sürekli şiddet kalıpları”
66 sayfalık raporda Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde meydana gelen ve üç gün süren katliamlarda yaklaşık 1479 Alevi sivilin öldürüldüğü ve onlarcasının da kayıp olduğu ifade ediliyor. Öldürülenler arasında yaklaşık 100 kadın, yaşlı, engelli ve çocuklar da var.
Mağdurlar ve tanıklarla yapılan 200’den fazla görüşmeye ve detaylı araştırmalara dayanan rapor, geçici yönetimin Alevileri katletmeye yönelik bir devlet politikasının olduğuna dair bir kanıtın olmadığını belirtiyor. Mamafih, Şam’ın yekpare bir orduya sahip olmadığını da kanıtlarıyla ortaya koyuyor. Rapora göre, geçici hükümet güçleri bazı durumlarda ihlalleri durdurmaya, sivilleri tahliye etmeye ve korumaya çalışmışlar. Ama bunun yanında sivil halkı hedef alan “sürekli şiddet kalıpları” da uygulamışlar.
Eski ezberleri terennüm
Yani “ordu” diye tesmiye edilen parçalı, dağınık ve disiplinden yoksun yapının kimi unsurları, kendilerinden görmedikleri gruplara dönük hak ihlallerinde sınır tanımıyor. Ve bugüne kadar halka eziyet eden bu unsurları sorgulayacak, dizginleyecek, cezalandıracak ve bir daha yaşanmasını engelleyecek bir mekanizma da oluşturulabilmiş değil.
Ezcümle, Şam henüz şiddet tekelini sağlayamadı. Sözüm ona “merkezi” olduğu varsayılan orduda düzeni oturtamadı. Kendisini bütün vatandaşların can ve mal güvenliğini teminat altına almakla yükümlü sayan bir silahlı güç inşa edemedi. Her ne kadar resmi üniforma giyseler de bazı grupların, vatandaşlarının bir kısmına intikam duygularıyla saldırmasını ve onlara karşı hunharca suçlar işlemesini önleyemedi.
Şimdi, eğri oturalım doğru konuşalım. Mevcut şartlar altında bugün SDG’ye Şam’a uymasını söyleyenler, eğer kendileri SDG’nin yerinde olsalardı bütün ipleri Şam’ın eline verirler miydi? Daha dün kendilerine karşı savaşan, bugün de Alevi ve Dürzilere saldıranlara silahlarını teslim ederler miydi? Gerekli güvenceler oluşturulmadan, hukuki ve idari kurumsallaşmalar tanzim edilmeden, boyunlarını Şara’nın önüne uzatırlar mıydı?
Velhasıl, SDG’yi bir an önce orduya katılmaya zorlamak alanın şartlarına uymaz ve bu politika ister istemez havada kalır. Zira meydanda SDG’nin dahil olabileceği hakiki manada bir ordu yoktur. Elbette Suriye’de bir ordu kurulabilir ve kurulmalıdır da. Nitekim SDG, Suriye’nin tek bir ordusunun olmasında Şam ile hemfikirdir. Fakat böyle bir ordunun kurulması, birtakım yasal düzenlemeleri ve kurumsal mekanizmaları gerektirir ve bu da zaman alır.
1 Ekim’den bu yana köprünün altında çok sular aktı. Hala hiçbir şey değişmemiş gibi eski ezberleri terennüm etmenin ne bir manası ne de kimseye bir faydası var. (Serbestiyet)
(Makale içerikleri tamamen yazarın sorumluluğundadır. Sitemiz, bu görüşlerden dolayı herhangi bir sorumluluk kabul etmez.)


