Kürtsüz Demokrasi Konferansı…

İbrahim GÜÇLÜ 

Türkiye’de birçok evrensel ve değerli kavramlar kirletilmiş durumdadır. Demokrasi kavramı ve demokrasi sistemi de bu kavramlardan biridir. Bunu da en fazla solcular, Kemalistler ve Apocular yapıyorlar. Ama ne yazık ki, solcuların, Kemalistlerin ve Apoistlerin demokrasi ile bir alakaları yoktur, demokrasiyi uygulamada en uzak kesimlerdir. Ama buna rağmen de demokrasinin yakasından ellerini çekmezler. Her başları ağardığı zaman da demokrasi konferansları, demokrasi toplantıları, demokrasi şölenleri yaparlar. Buna da her nedense belli bir Kemalist ve Apoist ve solcu sanatkârla, yazarlar öncülük ederler.

Son günlerde de bir “Demokrasi Konferansı” yapıldı. Konferans sonucunda bir sonuç bildirisi yayınlandı.

Konferans sonuç bildirisinde belirtildiğine göre konferans çağrıcıları arasında, Ahmet Türk, Canan Arın, Celal Fırat, İhsan Eliaçık, Genco Erkal, Melda Onur, Murathan Mungan, Nejla Kurul, Öztürk Türkdoğan, Rıza Türmen, Şebnem Korur Fincancı, Tarık Ziya Ekinci ve Zülfü Livaneli var.

Bu çağrıcılar gözden geçirildiği zaman görülecektir, konferans çağrıcıları ünlü solcu, Kemalist ve Apoistlerdir. Bunların hepsi de hesaplarını Apoistler üzerinden yürütmek  ve Kürtleri de kullanmak isteyenlerdir. Onların teorisinde halk araçsallaştırılmış, değeri olmayan bir varlıktır. Halkın hiçbir kıymeti yok. Halk sırtına binilerek köprüden ve sudan geçilmek istenen bir varlıktır. Ondan sonra da sesini çıkaranları, eleştirenleri, muhalif olanları çıkarları gereği katletmektir. Kemalistler kendi devletlerini kurduktan sonra, kurdukları diktatörlükle Kürt halkını katlettiler. Türk halkından insanları öldürdüler, zulüm ettiler. Apoistler daha iktidar olmadan Kemalistlerin Kürtleri yok etme projesinin neticesi olarak büyük katliamlar yaptılar. Günümüzde de Kürdistan’ın bütün parçalarından bu katliamlarına devam ediyorlar.

Çok açık ki Kemalistler ve Apoistlerin tarihi, bir katliamlar tarihidir. Bazı aklı evveller de halkı aptal yerine koyup, o gerçekleri gizleyerek bir yere ulaşacaklarını zan ediyorlar. Başarılarının geçici olduğunu da göremiyorlar.

Konferans sonuç bildirisinde belirtildiğine göre de, konferans 220 bileşenden oluşmuş. İnsan o zaman “Türkiye’de ne kadar çok demokrasi sevdalısı varmış” demekten kendini alıkoyamıyor. Oysa bu bileşenlerin hepsi de Kemalistlerin ve Apoistlerin egemenlik alanlarının genişletilmesi için çalışan ve oluşturulan bileşenlerdir. Bunların hepsi de Kemalist devletin devamının sağlanması içindir. Kemalist devlet zulüm makinasının devam etmesi ve ayakta kalması içindir.

Demokrasi Konferansı, demokratlığını, konferansta 21 bildirinin okunmasıyla, birçok çakma çevrenin sözcülerinin kürsüde konuşmalarıyla göstermeye çalışıyor. Oysa bu tam anlamıyla bir manipülasyondur. Demokrat olmamalarını gizlemenin enstrümanlarıdır.

Konferansa katılan ve konuşma yapan çevreler: Adalet Talebiyle Şenyaşar Ailesi, Harbiyeli askerlerin aileleri, KHK ile işlerinden çıkarılanlar, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, yaşam alanlarının talan edilmesine karşı Rize İkizdere’de mücadele eden kadınlar ve haksızlığa uğrayan farklı görüş hayat tarzlarından insanlarmış güya.

Demokrasi konferansını tertip edenleri ve bu katılımcıları görünce demokrasicilik adına demokrasinin nasıl bir katliamla karşı karşıya olduğunu tespit etmek zor olmuyor.

İnsanlar da o isimlere bakınca da zan eder ki onlar gerçekten demokrasi istiyorlar. Oysa gerçek çok farklıdır.

 

KÜRTSÜZ DEMOKRASİ KONFERANSI: TÜRKİYE’DE DEMOKRAT OLMANIN KAYITSIZ ŞARTSIZ KOŞULU KÜRT MİLLET HAKLARINI KABUL ETMEKTİR…

Konferans sonuç bildirisi muhalefet eden bir siyasi parti programını sunar gibi. Güneşin altında olan her şeyden bahsedilmiş.

Sonuç bildirisi incelendiği zaman, Emekçilerin, tüm toplumsal kesimlerin, solcuların, Kemalistlerin, Apoistlerin temsilciliğinin yapıldığı görülmekte.

Ama Kürtlerin temsilciliği önemli görülmüyor.

Sonuç bildirisinin giriş kısmında, konferansın nasıl yüksek bir temsile sahip oldukları şöyle anlatıyorlar: “İşsizlik ve güvencesizlik korkusuyla üç kuruşa ölümüne çalışan emekçileriz… Üçte biri ne işte ne okulda olabilen, gerisi de gelecek kaygısıyla kıvranan gençleriz… Emeği yok sayılan, eve kapatılmak istenen, iktidar tarafından öldürülmesi, şiddete uğraması dert edilmeyen kadınlarız. Pandemide tek başına yoksulluğa, yok oluşa terk edilen esnaflarız. Özgürce bilim yapması engellenen bilim insanları, özgürce sanat yapması engellenen sanatçılar, salgınla baş başa bırakılan sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, traktörüne haciz gelen çiftçi, ayrımcılığa uğrayan, anadilleri yasaklanan, inançlarını ve inançsızlıklarını özgürce yaşamayan milyonlarız. Üniversitelerine kayyım atanan demokratik özerk üniversite mücadelesi veren öğrenciler, yoksulluğa, umutsuzluğa itilmiş çocuklar, paryanın paryası göçmen işçiler, toplum ve sistem tarafından engellenen engelliler, sosyal ölüme mahkûm edilmiş KHK’lılarız. Gökkuşağı bayrakları düşmanlaştırılan, haklarında fetvalar yazılan, LGBTİ+lariz…. Yaşam alanları yağma, talan ve tahrip edilenleriz, doğa varlıklarının sermaye olarak görüldüğü iktidar anlayışına karşı yaşam alanlarını savunanlarız. Ve hepimiz mücadele etmekten, seslerini yükseltmekten bir an bile vazgeçmeyenleriz.”

Kürtlerdin temsilinden tek söz edilmiyor. Kürtler konferansta yine bir ada sahip değiller. Kendilerini ifade etmiyorlar. Türkiyeciliğe ve Türk saçma solculuğuna, Kemalizm, Apoculuk denilen barbarlığa kurban ediliyor.

Konferansa Kürdistan örgütleri, Kürdistan’daki kanaat önderleri, Kürtçüler de çağrılmış değiller.

Sonuç bildirisinde: SEÇME VE SEÇİLME HAKKI GASP EDİLİYOR, DÖRT BİR YANIMIZ MÜSİLAJ, HER ÖLÜM HABERİNE YATIRIM OLARAK BAKIYORLAR, HEPİMİZİN ORTAK İYİLİĞİ İÇİN ÖZGÜRLÜK, BULUNDUĞUMUZ KAVŞAKTA TEK BİR YOLUMUZ VAR diye koca başlıklar atılıyor, ama Kürtlerle ilgili tek bir başlık yok. Satır aralarında bile Kürtlerden söz edilmiyor.

Oysa biliniyor ki, Konferans sonuç bildirisinde dile getirilen konuların hepsi birlikte Kürt millet meselesi kadar bir değere sahip değiller. Kürt millet meselesinin çözülmesi anti-demokrasinin panzehridir. Demokrasi için olmazsa olmaz şartlardan biri de, tekçi ve üniter Kemalist Sömürgeci Türk Devletinin değişmesi, adem-i merkeziyetçi otonom, federal olması gerekir. Bunu sağlayacak da Kürt millet meselesidir ve meselsini ulusların kendi kaderlerini tayin etme ilkesine uygun çözüme kavuşmasıdır.

Türkiye’de demokratikleşmenin olması ve demokratik rejimin tesis edilmesi için, olmazsa olmaz şartlardan biri, Kürdistan’da işgal ve ilhakın ortadan kaldırılmasını istemek, Kürt milli haklarının iadesine destek olmaktır.

Demokrasi adı verilen konferansta Kürtlerin milli haklarının iade edilmesi konusunda tek bir kelime yok. Bir çözüm önerisi de yok. Post derdine düşülmüş HDP kurtarılmak istenmiş.

 

KEMALİSTLERLE APOİSTLER TÜRKİYE’YE DEMOKRASİ GETİREMEZLER…

Demokrasi Konferansını gerçekleştirenler Kemalistler ve Apoistler. Bu iki kesimin de demokratlıkla hiçbir alakası yok. Demokrasiyi de gerçekleştirmeleri olanaklı değildir.

Kemalizm devleti ele geçirdikten sonra tek lider ve bir elit (sivil ve asker bürokrat) diktatörlüğü kurdular. Halklara zulüm yaptılar. Kürtlerin milli hak taleplerine karşı, katliamları reva gördüler. Kürtleri yok saydılar. Kürtlerin bütün milli haklarını gasp ettiler. Kürdistan’ı işgal ve ilhak ettiler. Kürdistanlıları klasik statüden daha alt bir statüye mahkûm ettiler. O tarihten günümüze kadar sistem kurgusunu değiştirmediler. Kürtlerle, toplumla ilgili aynı bakış açısına sürdürdüler.

Apocular, Kemalistlerin projesi. Doğal olarak onlar gibi demokrat olmamak, Kürtleri yok etme ile görevlendirilmiş bir demir sopa olduğundan diktatör olması kaçınılmazdı. Buna Baasizm ve Stalinizm ve liderinin sosyo-psiloklojik rahatsızlıklarından oluşan Apoizm de eklenince PKK, daha şiddetli bir diktatör ve totaliter olmak zorundaydı. Öyle de yaptı. İktidarsız, diktatörlük kurdu. Hem de bu diktatörlüğünü bir tarzda Kürdistan’ın Kuzeyinde, tam anlamıyla Kürdistan’ın Batısında kurmuş durumda.  Kürdistan’ın Güneyinde de diktatörlüğünü kurmak için hayli adımlar atmış. 

Bu niteliklerinden dolayı Kemalistlerin ve Apoistlerin yaptıkları konferans demokrasi konferansı olamaz. Onların demokrasi derdi diye bir dertleri yok. Yapılan sadece bir gösteriş. Sahip oldukları diktatörlük anlayışının, kurmak istedikleri diktatörlüğün gizleme manevrasıdır.

İnsanların ve özellikle Kürtlerin bu tür sahte demokrasi havariliğine, manevralarına pabuç bırakmaması, onların gerçekliklerini her yerde ifade etmeleri gerekir.

Diyarbakır, 5 Temmuz 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir