Türk Devleti ve zamana yayılan jenosid(ler)!

Şeyhmus OZZENGIN

„Türkiye Türklerindir“:

Türk devletinin kuruluş süreci ve bu devletin kurulması ile birlikte; yapay bir şekilde, bir ulus, dil ve tarihini oluşturmak için, ırçı ve jenositçi temelde, baskıcı ve tekçi programlar baz alınmiş.Türk devleti, ırkçı, baskıcı ve yapay bir şekilde, hem bir millet, hem bir dil ve de bir tarih ve milli varlılık(lılar) grubu inşa etmesi, „demokratik bir dewlet“e dönüşmesini imkansız kılmaktadır. Çünkü bu yapının baskıcı bir şekilde yapay bağlarlarla oluşturduğu zoraki „birlik“ın dağılma korkusu, zorba dewlet yapısının gewşetilmesi, devletin parçalanması ve dağılması korkusudur.

Başka ulusların toprakları, kemikleri, tarihleri ve kültürleri üzerinde kurulan devlet; o ulusların tarih değerleri ve varlıklarını da ellerinden alarak, sindirerek yoketmeyi, asimile ederek, kendi bünyesinde eriterek türkleştirmeyi sağlamiş. Bu zora dayalı bir birliktir. Bu zora dayalı, zoraki birlik, ancak parçalanma ile sonlanır. Türklerin „bir ulus“ olarak tarih sahnesinde yeralması özeti bu.

Türk devleti, Türk milleti ve türk dili, türk burjuwazisinin yaratılma süreciyle bir bütünsellik içinde yürümüş.

Devletçe, „Türk-İslam sentezi“ karşıtı olarak görülen, ya da bu sentez için tehlikeli sayılan dini ve ulusal grupların yokedilmesi projesi; bu projenin amaçlarının gereği olarak pilanlanmiştir. Örneğin Ermeni soy kırımı, Rum-Pontus soykırımı ve Türk devleti’nin kuruluşundan itibaren zamana yayilan Kurd jenosidi, bu planlamanın sonuçlarıdır.

Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) olarak; 1923-1945 yılları arasında „bir dil, bir tarih, bir milli burjuva ve bir millet“ yaratma tarihidir. 22 yıl süren bu süreç, korkunc ve vahşi, barbar uygulamalara sahne olmuş, ezmiş, sindirmiş ve sonuca gitmiş. Bu sürec, milyon insanın hayatına mal olmuş.

Müsülman olmayan halklara yönelik kiyim, sürgün ve Varlık vergisi dahilinde bir program yürütülürken; Kurdlere yönelik de; „İslah Kanunu ve Mecburî îskan kanunları,“ çerçevesi içinde yürümüş.

1928’de „Vatandaş Türkçe Konuş kampanyası“ başlatılmış. Türkçe bilmeyen ve Kurdçe konuşan Kurdlerden ceza olarak „kelime başına 20 Mecidi ceza konulmuş. Bu da asimilasyon sisteminin başlaması anlamına gelmiş. Bu uygulamalara karşı gelen Kurd ulus direnmeleri, kanla bastırılmiş, zengin ve varlıklı Kurd aileler, „İslah Kanunu ve Mecburî îskan kanunları,“ ile mal varlıklarına el konulmuş, sürgünlere gönderilmiş, mecburî îskana tabi tutulmuştur. Bu metodlarla Kuzey Kurdistan dinamikleri parçalanmiş ve başkaldırıların önü alınmaya çalışılmiştir. Kurd milli burjuwazisi olabilecek bütün dinamikler yokedilmiş.

11 Kasım 1942’de kanunlaştırılan Varlık Vergisi, tek parti döneminde, devlet bünyesindeki varlığın el değiştirmesi ile yaratılan..“ bir Türk ulusal burjuvazisini yaratma amacı ve tarihi var. Bu, tarihe „Türkiye Türklerindir“ önermesi ile başlar.  Bu tekçı-ırkçı ve jenosidçi saldırı, dewlet eliyle bir millet yaratmanın son halkasıdır.

Bu son halka, başka ulusların toprakları ve kemikleri üzerinde bir millet ve bir devlet yaratma halkasıdır. Buna engel teşkil eden gruplari, dinamikleri  “temizleme“ operasyonudur. Irkçılık temelinde, Hitler Almanyasını aratmayan bir uygulama olarak tarihe geçen „Varlık Vergisi Kanunu“, bu kıyım hamlelerinden sadece biridir.

Bir gecede bütün malvarlıkların el değiştirdiği, mal sahiplerinin kışlalarda, taş ocaklarında ameleler haline getirildiği bir süreç. Düpedüz bu, 1915’ten beri, müsülman olmayan gruplara ve kurdlere uygulanan zamana yayilmiş bir jenosidtir ve Türkler bu suçu tarihleri boyunca hep işlemiş. Türk Devlet’i de bu suçun bir organizasyonudur. Bunun adı barbarlıktır.

„Varlık Vergisi“:

„Varlık Vergisi“nin başlangıç, amaç ve sonuçlarını, o günün şartlarında, mağdurların anlatımlarında şöyle ifde ediliyor:

“Dedem 6 yaşındayken bir gün evinde büyük bir olaya uyandı. Salonun ortasında bir adam bağırıyor, onu izleyen bir kalabalık açık artırmayla ailesinin eşyalarını satın alıyordu. Gözünün önünde renkli kalemleri, oyuncakları el değiştiriyordu. Varlık Vergisi dediğimiz olay binlerce Yahudi, Ermeni ve Rum’a 1942’den 1944’e böyle deneyimler yaşattı.”(1)

“Vergiye bahane olarak ‘vurgunculuk’ ve ‘savaş ihtiyacı’ adı verilse de asıl sebebin azınlıkları fakirleştirmek, küçük-büyük her türlü malvarlığının el değiştirmesini sağlamaktı. 1942’de bu gerçeğin herkes farkındaydı.“(1)

 O dönemde Eli Şaul yazdığı mektup ve notlarında o yasanın amaçları ile ilgili şöyle diyor: ‘Varlık Vergisi sırf gayrimüslimleri ezmek için yapılmış bir vergiydi.”(2)

Bu kanuna göre, borcunu 1 ay içerisinde ödemeyen mükelleflerin bedeni kabiliyetlerine göre, genel hizmetler ve belediye hizmetlerinde çalıştırılması öngörülmüş.

Dönemin tanıkları yasanın uygulamasını şöyle dile getirmişler:

“Borçlarını ödeyemeyenler Erzurum, Aşkale’de çalışma kampına gönderildi. Büyük dedem İshak da bu kişilerden biriydi. Aylarca taş kırmaya mahkum edilen ‘borçluların’ tamamı Yahudi ve Hristiyanlardan oluşuyordu.“

Aşkale Çalışma Kampı’nda binlerce insan hayatını kaybetmiş. Türk devlet arşivlerinde bu kampa ilişkin bir kayıt, bir fotoğraf bile yok. Toplumun canlı hafızası olmasa, bu kamp, varlık vergisi ve sonuçlanını bilince çıkarmak bile olanaklı olmayacak. Türk devlet-millet inşa sürecinde, böylesine vahşi ve hafıza, tarih düşmanı bir devlet-millet uygulaması vakası ile de karşı karşiyayiz. Bu uygulamalar ve „Türk devlet-millet yaratma operasyonu süreci“, toplumsal hafızayı da yok ederek, inşa edilmiş .

„Polonya’nın, Almanya’nın, Rusya’nın çalışma kampları bugün müze olarak topluma yaşananları hatırlatıyor. Aşkale ise toplumun aklından siliniyor. Kampın bir fotoğrafını bile bulmak zor.” Bu da Türk devlet-millet yaratma sürecinin ne kadar vahşi ve barbarca yürütüldüğünün kanıtıdır.

Dönemin İstanbul Defterdarı Faik Ökte, Varlık Vergisi uygulama sonuçlarını şöyle veriyor: „toplanan 315.000.000 Türk lirası verginin 280.000.000 Türk lirasını gayrimüslimlerin ödediğini“ açıklamiş. Bu ırkçı uygulamanın, varlıkların el değiştirmesi amaciyle yapıldığının açık sonucu ise, istatistiklere şöyle yansımiş:

„Satılan mülklerin yüzde 67’si Müslüman Türkler, yüzde 30’u resmi kurum ve kuruluşlar tarafından alındı. 21 Ocak 1943’ten itibaren İstanbul’da binlerce gayrimüslime ait ev ve iş yerleri haczedilerek haraç mezat satıldı.“

Dönemin CHP başbakanı olan ve Nazi hayranı, ırçı Türkçü Şükrü Saraçoğlu, „varlık Vergisi Kanunu“nun amaç ve sonuçlanı şu cümlelerle anlatiyor:

“Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız… Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir… Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Bu Kanun sayesinde piyasaya egemen olan azınlık tüccar sınıfı ortadan kaldırılarak Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz… Kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır.”(3)

Türk ve barbar kavramlarının birleştiği ve ayni sesi verdiği nokta burasıdır. Yani devşirme bir millet ve bu devşirme miletin “Türkiye Türklerindir, Türkiyede yaşayan herkez Türktür, Türk kanı, asena kurt hikayesi, ergenekon destanı hikayesi, türk ve müsülman olmak şartı” üzerinde bir de ideolojisi ve yalan tarih oluşturuldu. „Varlık Vergisi Kanunu“ ile de vahşi bir şekilde, türk olmayanların devletçe malvarlıklarına el konularak, varlıklıların „Aşkale Çalışma Kampı“ında ölüme göndererek; Türk milli burjuvazisi yaratıldı. Millet ve burjuvazisi olmayan bir devlet, „Milli Kurtuluş“ yalanı ile, Türk devlet kuruluşunu „Milli Kurtuluş Savaşı“ sonucuyla vermek isteyen yalan tarihin; „Türk mileti“nin nasıl bir zulüm ve barbarlık socucu, ortaya çıktığı ve devlet sahibi olduğunun tarihidir aslında.

Türk devlet inşa sürecinde; Var olan bir melletin ihtiyaç duyduğu bir devlet yok, bir devletin ihtiyaç duyduğu bir dil ve bir millet yaratma projesi var ortada:

Bu sosyolojik bir vakadır ve suni olarak yaratılmiştir. Sosyolojinin, ulusların sivilizasyon sürecirne uymayan, ters, baskıcı, zorba bir suni politik tercihtir. Bu tercih, 1917 Rus devrimi’nin karşıtı güçlerce bölgesel politik bir ihtiyaç sonucu öngörülmüş bir stratejik tercihtir. Bu tercih nedeniyle de, dünya devletleri, Türk devlet inşa sürecine göz yummuş, görmezlikten gelmiştir.

İki büyük Dünya Savaşı ve 1917 Rus Devrimi’nin tarihsel olayları arasında; Türk devleti’nin inşa ve Türklerin bir millet olarak nasıl yaratıldığı gerçeğini gözden ırak tutmuştur.

Aslında,Türk ve Türk Devleti ayni şeydir ve varlıkları birbirlerine bağlıdır. Biri olmadan diğerinin olma şartı ve şansı yok. Bunun için “Türk, devleti için vardır söylemi sıkça söylenir. Burda tarihsel evrimleşme sonucu bir ulustan değil, devlet eliyle, suni üretilmiş ve devletiyle zorunlu bir bağa tabi tutulmuş bir “türklük”ten bahsediyorum. Kendini Türk gören ve türk olmayı kabullenmiş herkes bu bağın içindedir.

Normal uluslarda devlet, halkı için varken, türklerde “Türk milleti, devleti için var”dır. Çünkü “ihtiyaç”(tan) kaynaklı kurulmuş Türk devleti, Türk milletini oluşturmuş. Ama diğer toplumlarda millet önce var ve ihtiyaç duyarak kendine devlet kurmuş. Devlet onun hizmetinde iş görür durumdadır. Türklerde ise, millet devletin hizmetindedir

Kaynaklar:

(1)- Nesi Altaras, Avlaremoz’daki makalesi

(2)- Eli Şaul, mektup

(3)- Ayhan Aktar, Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları, İletişim Yayınları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir