PKK’nın Kerkük ve Şengal Siyaseti, Hangi Akla ve Projeye, Kime Hizmet Ediyor?

Kürdistan kadim bir Ortadoğu ülkesi, Kürtler de kadim bir halk. Kürt halkı, ikiyüz yıllık özgürlük ve bağımsızlık mücadelesiyle dünyada tanınmaktadır.

Kürdistan’ın Güneyi de, Irak-Kuveyt Savaşından sonra  bir bölümünün özerkleşmesi ve demokrasiyi inşa etmeye başlamasıyla; ABD ve müttefiklerinin Irak’a müdahalesi sırasında (2003) Irak’ta Baas Diktatörlüğünün yıkılmasında oynadığı rol ile, uluslar arasında yakından tanınan bir Kürdistan parçası oldu.

Kürdistan’ın Güneyindeki Kerkük şehri: Zengin petrol kaynakları, 1974 yılında Kürtlerle Baas Diktatörlüğü arasındaki büyük savaş, dünyayı yöneten Sovyetler Birliği ve ABD’nin savaşa taraf olmaları; Baas Diktatörlüğünün yıkılmasından sonra Irak Federal Anayasasında (2005) statüsünün referandumla tayin edilmesine karar verilmesinden sonra, içinde bulunduğumuz yılın (2014) ortalarında Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin Musul’u ele geçirmesi ve Kerkük’e saldırı ihtimaliyle pêşmergelerin güvenliğini sağlamasıyla; Kürdistan’ın Güneyindeki Şengal Şehri ve Bölgesi de, Kürdistan’ın Güney Batısında da Kobani Şehri, IŞİD’in işgalci, barbar ve vandalist saldırısıyla dünyada tanınan Kürdistan şehirleri oldular.

Bulunduğumuz aşamada, Şengal ve Kobani’de IŞİD’e karşı Kürtlerin savaşı, uluslar arası güçlerin, özellikle ABD ve Avrupa Birliği üyesi devletlerin desteğiyle devam ediyor. Her iki şehrin de özgürleşeceği ve Kürtlerin eline geçeceği ile ilgili güçlü kanıtlar ve veriler var.

Bu yazımda bu savaş üzerinde durmayacağım. Bu yazımda, PKK’nın Kerkük ve Şengal hakkındaki özgün siyaseti üzerinde duracağım. PKK siyasetinin bu iki şehre ilişkin yakın ve içinde yaşadığımız zaman dilimindeki siyasetini anlamak için de, PKK’nın ana hatlarıyla da olsa Kürdistan’ın bütün parçalarına ilişkin siyaseti ve stratejisine  bakacağım.

*****

PKK, başından beri tekçi ve otoriter bir ideoloji, bir parti, bir lider yapısına sahiptir. Bu nedenle, Kürdistan’daki diğer tüm siyasal partileri, düşünce akımlarını, ideolojileri, liderlerini meşru görmemektedir. Bundan dolayı da, Kürdistan’da kendi dışındaki tüm partilere, düşünce akımlarına ve ideolojilere ve liderlere savaş açmıştır.

Bu anlayışının bir sonucu olarak, öncelikle Kürdistan’ın Kuzeyindeki siyasi parti ve örgütlere, düşünce akımlarına ve ideolojik yaklaşımlara, Kürt liderlere karşı savaş açtı. Bu saldırı sonucu, Kürtlerin lider ve yönetici kadrolarının yüzlercesini katletti. PKK’nın bu anlayışı, kendi içine dönük yönüyle, PKK’nın en ileri ve yönetici, gerillalarının binlercesini katletti. Bununla birlikte, Türk sol parti ve örgütlerinin de onlarca yönetici kadrosunu öldürdü.

Kürdistan’ın Güneyinde ise, 1990’lardan sonra Sömürgeci devletlerin kendileri ABD ve müttefiklerinden çekindikleri için, PKK’yi, KDP ve YNK’ye ayrı ayrı, her ikisine de saldırı için teşvik ettiler. Bu saldırı sonucu, 3500 pêşmerge ve binlerce PKK gerillası öldürüldü.

PKK, Kürdistan’ın Doğu ve Güney Batısında da aynı tehlikeli siyasetini sürdürdü. Büyük tahribatlara ve can kayıplarına yol açtı.

PKK, Kürdistan’ın dört parçasında da, hegemonik, egemen ve yönetim sahibi olmak istemektedir. Türkiye’nin bir örgütü olduğunu unutarak, Kürdistan’ın parçalanmış statüsü ve gerçeğinin yarattığı parçalı iradeyi önemsemeyerek ve ret ederek, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki halkımızın, Kürdistan örgütlerinin iradelerine saygı duymamaktadır. Bu nedenle, Kürdistan’ın bütün parçalarında kendisine bağlı örgütler kurarak, ya da kendisi doğrudan müdahale ederek gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu da kaçınılmaz olarak daha önceki paragrafta belirlediğim gibi, Kürdistan parti ve örgütlerinin savaşlarını kaçınılmaz kılmaktadır.

PKK, Kürdistan’da bağımsız devlete karşıdır. Bu nedenle, Irak-Kuveyt Savaşından sonra, Kürdistan’ın Güneyinin bir bölümünün özerkleşmesini ilkel milliyetçilerin devlet kurması olarak tanımlayarak, Sömürgeci Kemalist Türk, İran, Irak ve Suriye Devletlerine bu devletin önünün alınması için çağrılar yaptı, kendisinin de bu savaşta fiilen yer alacağını da talep etti. Bu yaklaşımın sonucu, Kürdistan’ın Güneyinde, partiler ve hükümetle tahrip edici savaşlara kalkışmıştır.

Öcalan Türkiye’ye geldikten sonra da, Kürdistan’ın Güneyinde 2. İsrail’in kurulmakta olduğunu ileri sürerek, Sömürgeci Türk Devleti’nin bu devletin kuruluşunu engellemesini istemiştir. Kendilerinin de bunun için fiilen katılacağını açıkça ifade etmiştir.

PKK, 2013-2014 yılında Kürdistan’ın Güneyinde, Irak Başbakanı Maliki’nin Arap milliyetçisi, Baasçı, üniter siyasetlerinin sonucu olarak, Bağımsız Devlet ve Konfederal Devletin gündeme gelmesiyle birlikte, karşı olduğunu her platformda ifade etti.

Son günlerde de PKK yöneticisi Bayık, “Irak’ın bölünmesi, dünya ve bölge halkları için felaket olur” diyerek, Kürdistan’ın Güneyinde Bağımsız Devlet için yapılan hazırlıklara karşı olduğunu ifade etti. Bilindiği gibi, Kürdistan’ın Güneyinde Bağımsız Devlet için bir Referandum Komisyonu oluşturdu ve bu komisyon çalışmalarını sürdürmektedir.

*****

PKK, bu sakat, Kürd ve Kürdistani olmayan çerçeve anlayış ve ilkeler çerçevesinde Kerkük ve Şengal’e bakıyor.

Kerkük’ün, bir Kürdistan şehri olduğu bütün Kürtlerin, Arap, Türk ve Fars dünyası dışındaki tüm dünyanın da kabul ettiği bir vakıa. Sömürgeci Devletler, Kerkük’ün Kürdistan şehri olmadığını ileri sürüyorlar. Sömürgeci Türk Devleti, “Kerkük Türk şehridir” diyor. Araplar da, İran desteğiyle, “Kerkük Arap şehridir” diyor.

Kerkük, tarihsel, sosyolojik, demografik olarak Kürdistan şehridir. Kerkük’te, Kürtler dışında, Araplar, Türkmenler ve diğer azınlık topluluklardan insanlar yaşıyorlar. Baas Diktatörlüğü, Araplaştırma stratejisi sonucu, Kerkük’ün de nüfus demografisini değiştirmek, Araplaştırmak istemiştir. Buna rağmen bunu becerememiştir. 2005 yılından sonra yapılan bütün genel seçimlerde Kürtlerin ezici çoğunluk olduğu ortaya çıkmıştır.

Kerkük’ün statüsü, 11 Mart 1970 Irak-Kürdistan Antlaşmasında, plebisitle tayin edilmesi kabul edildi. Ne yazık ki, Baas Diktatörlüğü  Kerkük’ün plebisitle kesin olarak Kürdistan Otonomisine bağlanacağını bildiği için, plebisite karşı çıktı. Kürdistan Otonom yönetimi de bunu savaş nedeni saydı. Bu savaşta, Kerkük uğruna Otonomi yönetiminden vazgeçildi. Çünkü Barzani, “Kerkük, Kürtlerin kalbidir. Kerkük kimseye bırakılmaz” düşüncesindeydi. Bu düşünceye katılmamak olanaklı değildir.

Irak’ta 2005’te kabul edilen Anayasa’da da, Kerkük’ün statüsünün ve diğer bazı Kürt bölgelerinin referandumla statülerinin tespit edileceği kabul edildi.

PKK’nın en gözde adamı Hatip Dicle (Şakşak), hapishaneden çıkar çıkmaz, ayağının tozuyla, “Kürt ulus devletini tarihin çöplüğüne attık. Kerkük, Kürdistan ve Kürt şehri değildir” dedi. Ondan sonra PKK yöneticileri, “Kerkük, otonom ve özerk bölge olarak merkezi hükümete bağlanmalı” diyerek, Kürtlerin kalbi Kerkük’ü Araplara terk etmeyi ilan ettiler.

Sincar, Güney Kürdistan’a bağlı bir bölge ve Şengal bir Kürdistan şehridir. Şengal’de yaşayanlar Êzîdî Kürtlerdir. IŞİD’in saldırısyla, işgal edildi, Êzîdî Kürtler büyük bir katliamla karşı karşıya kaldılar. Şimdilerde, büyük bir savaşın ortasında. Pêşmergelerin direnişiyle işgalden kurtulma aşamasında.

Şengal’in işgali, Güney Kürdistan’ın devlet olmasını engellemek isteyen sömürgeci devletlerin bir planı sonucu gerçekleşti. Şimdilerde de işgalin son bulmasıyla, Kürdistan’ın Güney’inin devlet olmasına yol açar bir konumdadır.

PKK, Şengal’i, Kürdistan şehri ve bölgesi kabul etmediği gibi, Êzîdî Kürtleri de Kürt kabul etmemektedir. Bu nedenle, “Şengal Bölgesi”, “Şengal Şehri”, “Êzîdîler” kavramını kullanmaktadır.

Şengal işgal edildiği zaman da, Kürdistan yönetimine ve pêşmergelere karşı olumsuz kampanya başlattı. O zor şartlarda bile Şengal’i kendisi için Kandil gibi bir merkez ve bağımsız kanton olmasını dillendirdi.

Şengal’in işgalden kurtulacağı bu günlerde daha vahim açıklamalar yapıldı. PKK yetkilileri Kandil’den ve uydu partisi HDP’nin Eş Başkanı Demirtaş Rusya’dan, Şengal’in Kürdistan olmadığı, kanton olmasını, Kürdistan’a bağlanmamasını, merkezi hükümete bağlanmasını savunmaya devam ettiler.

*****

Ezidi Kürtlerin siyasi ve toplumsal temsilcileri; Kürdistan Demokrat Partisi parlamenterleri, PKK’nın bu açıklamaları karşısında haklı olarak infial gösterdiler, şiddetle eleştirdiler, bu düşünceleri mahkum ettiler.

Kürdistan Hükümeti, Kürdistan’ın diğer partilerinin de PKK’nın bu tutumuna açıkça karşı çıkmalıdırlar.

Kürdistan’ın bütün parçalarında, tüm Kürtler içinde, uluslararası düzeyde sözü muteber olan Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin ilgili konulara ilişkin olarak yapacağı açıklamaları daha anlamlı olacak; PKK’nın da kendisine çeki-düzen vermesine ve PKK tabanının da bu çılgınlığa karşı tutum almasına yardımcı olacaktır.

*****

PKK’nın, Kerkük, Şengal ve tüm Kürdistan parçaları hakkındaki düşünceleri ve bu çerçeve anlayışı, yaklaşımı, Kürtlerin iradesine doğrudan bir müdahale, hegemonik ve otoriter bir istek/uygulama, demokratik olmayan bir yaklaşım; Kürdi ve Kürdistani olmayan tehlikeli bir tutumdur.

PKK’nın bu tutumu, Kürt aklına dayanmadığı tartışmasızdır. Sömürgecilerin aklıdır.

PKK’nın bu projesi, Kürtlere ait bir proje olamaz, Kürtlerin devlet olmasını istemeyen, Kerkük’ü Arap ve Türk gören sömürgeci devletlerin projesidir.

PKK’nın bu çerçeve anlayışı, Kürdistan’ın devlet olmasını istemeyen, Kürdistan’daki işgalin ve sömürgeciliğin devamını isteyen devletlere ve karanlık güçlere hizmet eder.

PKK’nın bu tutumu, savaş kışkırtıcılığı, Kürdistanlı siyasi parti ve örgüt, toplumsal güçler arasında çatışmaları isteme ve körükleme, işgalci emelleri gerçekleştirici, Kürtleri bölücü ve parçalayıcıdır.

***** 

Bütün bu gerçekler ortada iken, Kürt ulus devletine karşı çıkan, Kürtlerin parçalardaki iradesine saygı duymayan, Kürtlerle aynı amacı paylaşmayan, Kürdistan parti ve örgütlerini, Kürdistan liderlerini meşru görmeyen PKK, Kürdistan’da federal, bağımsız, konfederal devlet savunan güçlerle nasıl “Ulusal Kongre” yapma talebinde bulunabilir? 

Amed, 27 Aralık 2014

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir