‘’KÜRDİSTANİ’’ ÖRGÜTLER NEDEN ÇÖZÜM OLAMAZ?

Son dönemde Kürdistan’ın kuzeyinde çok sayıda siyasal organizasyon yeni isimlerle siyaset sahnesine atıldı. Bunlardan bir bölümü partileşerek diğer bir bölümü de partileşmek üzere platform, hareket gibi ifadelerle kendilerini adlandırdılar. Zaten yakın yıllarda kurulup, legal anlamda siyaset yapan Kürt partileri vardı. Bu son süreçte kurulan Kürt partileri ve partileşmesi beklenilen diğer siyasal organizasyonlar düşünüldüğünde PKK dışındaki Kürt siyasetinin ciddi bir arayış içersinde olduğu açıktır.

Aslında son dönemde kurulan siyasi yapıların hiçbirinin yeni olduğu söylenemez. Hemen hepsinin kökleri 70’li ve 60’lı yılara kadar dayanmaktadır. Birçoğu özellikle 70’li yılların sonlarına doğru kısa bir süre içinde ve hızlı bir şekilde büyüyüp kitleselleşen örgütlerdi. On binlerle ifade edilebilecek üye, sempatizan ve önemli seçkin kadrolar kazandılar. Rojen Barnas’ın da ifade ettiği gibi canfida ve cesurdular. Bunlar içerisinde isimleri Kürdistan tarihine altın harfler ile yazılacak önemli değerler de var. Öyle ki bu dönemde Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi ciddi bir sıçrama yapabilirdi. Fakat daha sonra yaşanan gelişmeler söz konusu Kürt ulusal hareketlerinin aleyhine oldu; 12 Eylül askeri darbesi Kürt ulusal hareketlerine  telafisi çok zor zararlar verdi; Üyelerinin büyük bir bölümü tutuklandı.

Tutuklanamayanlar ise yurtdışına iltica etti. Böylelikle Kürtler ve Kürdistan siyasetsizleştirilmek istendi ki öylede oldu. Akabinde PKK’nin silahlı eylemlerinin baş göstermesi, Kürt siyasetini güçlü ve derin bir blokajın altına aldı. Bundan sonra yaşanan bütün gelişmeler PKK’yi büyüttü, PKK’nin dışındaki bütün Kürt hareketlerini ya dağıttı ya da marjinalleştirdi. Böyle bir sürecin gelişmesi kuşkusuz sömürgeci devletin denetimi ve kontrolü altında oldu. Bu sürecin sebepleri, okumakta olduğunuz bu yazının dışında ancak, bir kitapçık hatta kitabın konusu olabilir. Ama sonuç olarak Kürtler ve Kürt siyaseti kısır, hantal, dağınık, toplumsal bir karşılığı olmayan marjinal örgütler ile yüz yüze kaldı. Ayrıca Kürtler ve Kürdistan belki de etkisi on yıllarca sürebilecek ağır tahribatlar yaşadı. Kürtlerin bütün toplumsal, ulusal dinamikleri ile oynandı. Kürtlerin ve Kürt siyaset sınıfının yaşamış olduğu bu acı, trajik sürecin sebepleri ve sonuçları, PKK dışı Kürt ulusal hareketlerinin son kertedeki politik problematiğinin kritiğini yapmaya çalışan bu yazının dışında, daha farklı bir çalışmanın konusu olabilir. Bu sebeple bu sürecin ayrıntılarına girmemek konunun dağılmaması ve yazının amacına ulaşabilmesi açısından daha doğru olur.

Tam da bu noktada son yıllarda PKK dışındaki Kürt hareketi tekrardan hızlı bir arayış içerisine girdi ve yeni ad, logo veya semboller ile politika yapmaya başladılar ya da öyle görünüyorlar. Aslında ‘’Kürdistani’’ partiler ve platformların bu yeni süreci tıpkı onlar gibi Türkiye’de son yıllarda moda olan yüz nakillerine benziyor. ‘’Kürdistani’’ partiler ve platformlar yeni isim ve sembollerle yapmış oldukları yüz nakli ile yaşlı, yıpranmış, ağır hasta bedenlerini gizlemeye çalışıyorlar. Belki hastalara yapılan yüz nakilleri özel ya da toplumsal yaşamlarında hem biyolojik hem de psikolojik açıdan onları rahatlatıp mutlu edebilir. Fakat Kürt siyaset sınıfı için benzer şeyler söylenemez. Çünkü siyasette canlılık, süreklilik, dinamizm, tarihin ardına düşmemek, gecikmemek yüz nakilleri ile değil, tıpkı bir zincirin halkası ya da bir bayrak yarışına da teşbih edebileceğimiz gibi toplumun dinamik unsurlarıyla yani gençler, öğrenciler, kadınlar ile mümkün olabilir. Bunu bir dönemin ( 60-80 ) aktif ve dinamik Kürt ulusal hareketinin genellikle genç ve öğrenci kadroları olarak özellikle en iyi onların bilmesi gerekir. Son dönemde kurulan Kürt partileri ve platformlarının parti meclis üyeleri ya da yönetim organlarında yer alan kişilerin profilleri incelendiği zaman gençlerden ve öğrencilerden yoksun oldukları hemen hepsinin 68 – 78 kuşağına ait kadrolardan oluştuğu çok net bir şekilde görülecektir. Bu durumun iki sebebi olabilir. Ya statükocu oldukları için gençleri engelleyip onlara fırsat vermiyorlar. Ya da dar ufuklu bu yapılanmalar çok sıradan, basit bir gençlik örgütlülüğüne bile sahip ol(a)madıkları için yaşlı bir profile sahipler. Aslına bakarsanız hem statükocu oldukları hem de gençleri ve kadınları olmadığı için her iki tespit de güvenilir ve geçerlidir. Bu sebeple söz konusu siyasal organizasyonlar ne yaparsa yapsınlar, hangi sıfat ya da semboller ile ortaya çıkarlarsa çıksınlar gerçek şu ki, onlar için her şey soğuk savaş döneminin argümanlarından, ürünlerinden ibarettir. 2015 ile aralarındaki sürekliliği sağlayacak zincirin halkaları birbirinden fersah fersah kopuktur. Bu müthiş kopukluk örgütsüzlüğün en bariz dışa vurumudur. Salt 68 ve 78 kuşağından meydana gelen PKK dışındaki günümüz Kürt siyaset sınıfı ve bu sınıfın son dönem aktörlerinin kaybettiği koskoca 3 kuşak (80’li, 90’lı ve 2000’li yıllar) vardır. 80’li yıllardan sonra politika ile ilgilenen Kürt gençlerinin çok büyük bir bölümü PKK’nin networkunda kendini buldu. Bu alanın dışında kalanlar da ya Kemalist Türk sol örgütlerinde ya da bir takım islami cemaatlerin aktif militanları oldular. Daha doğru olabilecek başka bir ifade ile Kürt gençleri milli Kürt örgütlerinin siyaset alanında değildi artık. Kürt gençleri ve kadınları zaten o alana hiç girmeyecekti. 2015 yılının şu ilk günlerinde çiçeği burnunda ‘’Kürdistani’’ partilere ve bir türlü çiçek aç(a)mayan Platformlara şöyle bir göz ucuyla bakıldığı zaman yine yok Kürt gençleri, yine yok öğrencileri, kadınları yani dinamizme dair ne varsa. Var olan tek şey yenilgi yenilgi doğan büyük bir enkazdır. (Bu yenilgilerin sebeplerini sadece PKK blokajına ve sömürgeci devletin anti Kürt/Kürdistan politikalarına bağlamak eksik ve yetersiz bir yaklaşımdır. Bu yenilgide Kürt ulusal hareketlerinin kendilerininde bir o kadar payı vardır. Bu payın ne olduğuna birazdan değineceğim.)

O zaman, bu enkaz başarı sağlar mı?

Kitleselleşebilir mi?

Dinamik bir ulusal güç haline gelebilir mi?

Kürt/Kürdistan sorununa çözüm olabilir mi?

 

Kuşkusuz hayır.

 

Peki neden?

 

2000’li yıllardan bu yana özellikle de son dönemde kurulan ‘’Kürdistani’’ partiler ve platformlar öncelikle son derece statükocu özelliklere sahipler. Reformist ve modernist değiller. Kadrolarının birçoğu hala, yıllar önce sona eren soğuk savaş döneminin kültür ve ahlakıyla hareket ediyorlar. Bu sebeple değişim ve dönüşüme direniyorlar. Kiristisizme aykırılıklarıyla Kürdistan meselesine bilimsel, analitik bir düşünce ile yaklaşamıyorlar. Milliyetçi olduklarını söylüyorlar. Eğer konumuz milliyetçilik ise bu örgütler Kürt milliyetçiliğini antik kökene dayandırabiliyorlar mı? Bu bağlamda tarihsel derinlikleri var mıdır? Kürtlerin çok değerli destanları ve tarihi mitolojik kahramanları var. Bu kahramanlar ne kadar mücessem kılınılıyor? Ne kadar billurlaştırılıp tanınır, bilinir hale getiriliyor? Yoksa milliyetçilikleri siyasi birer slogan ve enstrümandan ibaret midir? Hiçbiri stratejik örgütler değiller. Birçoğunun politik perspektiflerini kaybettiğini söylersek mübalağa yapmış olmayız. Toplumu harekete geçirebilecek, kamuoyunun dikkatini çekecek, gündem yaratacak kampanya, eylem ya da birtakım organizasyonlar düzenleyemeyen sadece takvim yurtseverliği halini almış birtakım klişe anmalar ve basın açıklamaları ile günü kurtarıp geçmişi yâd etmekten öteye gidemiyorlar. Bazı şube/Platformlar bunları bile beceremiyor olacak ki basın açıklamalarına katılanların sayısı 10’u bile bulmuyor. Öyle ki liderleri gerek son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve gerekse ‘’çözüm sürecine’’ dair son derece abesle iştigal mülakatlarda bulundular.  Bu Platformlar yıllardır bitmek tükenmek bilmeyen birtakım iç çekişmeler ve hesaplaşmalar, ayak oyunları, kişisel hırs ve ihtiraslar, suçlamalar, havada uçuşan yüz kızartıcı iddialar, kurumsal disiplinsizlikleri ve daha neler neler diyebileceğimiz absürdükler ile son kalan enerjilerini tüketmekle meşguller. Çünkü fikir ve projeleri yok. Fikirlerin ve stratejik yaklaşımların olmadığı, tartışılmadığı örgütlerde olaylar ve kişiler tartışılır. ( Örneğin Kürdistan’da çok ciddi bir eğitim sorunu vardır. Özellikle Colamêrg, Şirnex, Sêrt gibi sosyalleşme ve kentleşmenin düşük olduğu, hatta olmadığı illerde öğretmenlerin % 50 sinin pedagojik formasyonu yok. Daha da vahim olanı 2 yıllık Elektrik Teknikerliği, Su Ürünleri ya da Mobilya Bölümü mezunları, Kürt çocuklarının sınıf öğretmeni oluyorlar. Bu Kürt çocuklarının geleceği için çok büyük bir felakettir. Anadilde eğitim alamamak kadar facia bir olaydır. Bir başka örnek de Diyarbekir’de uyuşturucu kulanım yaşının 11’e kadar düşmüş olmasıdır. Bu örnekler başta Diyarbekir olmak üzere Kürdistan’da hırsızlık, fuhuş, ensest ilişki gibi toplumsal sorunların artışı ile daha da çoğaltılabilinir.)

Peki, söz konusu Platformların böyle bir gündemi ya da bu tip sorunlara karşı çözüm önerileri var mıdır? Gündem yaratacak kampanyaları, çok sıradan çalışmaları bile var mı acaba? Bu Platformlar toplumdan o kadar uzak ve toplumun dışındaki bırakalım çözümlerini belki de birçoğunun haberi bile olmayabilir Kürdistan’daki toplumsal gerçekliklerden.

Kaldı ki Kürtlerin çok kritik ve tarihi bir süreçten geçtiği şu günlerde pozisyon sahibi olabilmek! Kaldı ki sloganik olmayan güçlü bir milli politikaya sahip olmak ve kaldı ki Kürdistanı sömürgecilerden kurtarmak!

Hasıl-ı kelam Kürdistan’ın kuzeyinde Kürtlerin ulusal, sosyal, politik, ekonomik durumları ile ilgili, duyarlı, aksiyoner, vizyoner, idealist, üretici, yaratıcı, çağdaş, demokratik yeni stratejik bir örgütlenmeye ihtiyaç var. Bu ihtiyaç her zamankinden daha fazla ve daha acı bir şekilde çığlık atıyor. Bu çığlığı duyacak ve bu çığlığa cevap olacak yeni bir ulusal paradigmaya, politik perspektife, plan ve projelere ve bunları hayata geçirebilecek ilkeli ve tutarlı, dinamik kadrolara/unsurlara ihtiyaç var. Bu unsurların birincil ve en güçlü adresi belli: Üniversiteler!

Bugün Kürdistan ve Türkiye’deki üniversite ve yüksek okullarda okumakta olan yaklaşık 500.000 Kürt öğrenci var. Ama ne acı ki onlara ulaşacak, onları örgütleyecek örgütler yok. Var olan örgütlerin de böyle bir gündemi ve çalışması yok.

Her yıl üniversitelerden başta tıp, eğitim fakülteleri ve hukuk olmak üzere çeşitli meslek gruplarından yaklaşık yüz binlerce Kürt öğrenci mezun oluyor. Ama büyük bir bölümü tarihlerine ve milli köklerine yabancı. Kürdistan gerçekliğinin ve milli değerlerinin farkında değiller. Nasıl olsunlar? 30 yıldır kemalist Türk sol örgütlerinin ve PKK’nin networkuyla kuşatılmışlar. Ama hiç önemli değil. Birçok üniversitede bu blokajı yıkacak onlara bu farkındalığı yaratacak ve onları kazanacak çok değerli entelektüel düzeyde öğrencilerin olduğunu da bi-li-yor-uz!!!

İşte önemli olan bu gençlere ulaşabilmek. Gerisini tıpkı köylerde yazın kızgın, kavurucu sıcağında koca bir ağacın gölgesi altına çökerek sıvışan yüzlerce koyuna benzetirsek teşbihte hata yapmış olmayız. Gerisi gençlerin, öğrencilerin, kadınların özgür ve özgün bir şekilde kendi kendini örgütlediği, kazandığı öğrenci yurtları, birtakım eylem ve aktiviteler ile üretim içerisinde olduğu kültür-sanat kurumları, müzik grupları, fikir kulüpleri, şiir dinletileri, konserler, geceler, dergiler, pankartlar, megafonlar, broşürler, bildiriler, eylemler ve böylelikle bir kartopu gibi büyüyen, gelişen kitle kazanan ve gündemden düşmeyen genç-entelektüel Kürtçü milliyetçi bir örgütlenme. Sonrasında bu Kürtçü/Milliyetçi/Entelektüel örgütlenme Kürt milletinin bütün katmanlarıyla hercumerc olmalı Kürdistan köylerine, kasabalarına, şehirlerine, esnaflarına, köylülerine, aşiretlerine, ağalarına, beylerine, şeyhlerine, dedelerine ulaşmalı onları kazanmalı, ve onlarla dava birliği yapmalıdır.

Unutulmamalıdır ki Kürdistan’da böyle amaçlara sahip bir örgüt yok. Bunların olmaması için bir sorun da yok.  Tek sorun düşünce ufuklarının daralmasıdır. Milliyetçi ve entellektüel özelliklere sahip binlerce Kürt üniversite öğrencisini yanına almış bir örgütlenmenin ya da sadece genç, kadın ve öğrencilerden oluşan böyle bir örgütlenmenin Kürdistan’da toplumsal bir karşılık bulamaması, bütün toplumsal tabakalara nüfuz edememesi, kitleselleşmemesinin önünde engel ne olabilir ki?

Belki böylelikle yukarıdaki acı çığlık da yavaş yavaş duyulmaya başlar.

 

Murat EKİNCİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir