KÜRD SİYASETİNDE YENİ ARAYIŞLARA İLİŞKİN DÜŞÜNCELER

Son dönemlerde Kürd siyaset arenasında yoğun bir arayış ve  bölünmüşlük hüküm sürüyor. Aynı eksen üzerinde farklı isimlerle yol almaya çalışan kadroların bir nevi gücünü ve rüştünü ispatlama yarışına girdiklerini ve karşılıklı hamlelerle birbirlerine karşı üstünlük ya da avantaj kazanmak istediklerini görüyor ve tanıklık ediyoruz. Ancak geriye dönüp son 10 yıla baktığımız zaman görüyoruz ki farklı siyasal geleneklerin  kendi külleri üzerinde yeniden “yenilenme” ve örgütlenme girişimleri ya da farklı zeminlerde farklı yapılarla ortaklaşma çabalarının başarıya ulaşmadığına da şahidiz. Başarıya ulaşılmadığı gibi oluşan birlik umutlarının da her seferinde törpülendiğini biliyoruz. Bu başarısız birlik girişimlerinin bir çok nedenlerini sıralayabiliriz. Ancak en önemli nedenlerden biri, yanlış zamanda yanlış aktörlerle yola çıkma ve birbirlerinin tortuları/kalıntıları üzerinde gizli bir ajanda yürütmek ve basit hesapların peşinde koşarak daha ilk adımda  egemen güç odaklarının arzuları doğrultusunda yıpratma savaşını tercih etmeleridir. Kimi ideolojik yapılar ise eski alışkanlıklarını aşamadıklarından dolayı küçük olsun benim olsun mantığıyla farklılıklara, yeniliklere set çekme ve ipekböceği gibi kendi kabuklarına çekilmeyi tercih ettiklerini biliyoruz. Bütün bu çabalar kitleler nezdinde güvensizlik, inançsızlık ve başarısızlık duygusunun pekişmesine yol açıyor. Eski aidiyetlerin aşılamaması ve geçmişi sahiplenmede zıt yaklaşımların olması yeni ve otak bir aidiyetin oluşmasını engelliyor.

 

Bir diğer nokta da,  son yıllardaki bu girişimlerin başlıca aktörlerinin uzun bir süre siyaset arenasından uzak durmaları ya da egemen siyasal çizginin ekseninde yol almaları ve geçmiş emekleriyle barışık olmamalarından kaynaklıyor. Başka bir anlatımla bu aktörlerin mevsimsel örgütlülük depresyonları yeni bir siyasal oluşumun ve ortaklaşmacı bir aidiyetin şekil bulmasını engellemektedir. Bir başka nokta da 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası mevcut eski yapıların tümünde yaşanılan ayrışma ve ideolojik bölünme nedenleri ve yenilginin iç muhasebesinin yapılmamış olması; eleştiri ve özeleştiri mekanizmasının çalıştırılıp bir sonuca varılmamış olması; sebep sonuç ilişkisini ortaya koyamama ve fikri zeminde ortak bir dile sahip olmamalarından kaynaklanıyor. Eski yapıların tümü sürece yanıt veremediklerinden dolayı bir bölünme yaşandı. O bölünmenin sancıları ve sonuçları vaktinde giderilmediği için bu eski kadroların tümünde bölünmüşlüğün derin çatlaklığı bugün de devam etmektedir. Birlikteliğin önündeki engellerden biri de bu duygusal kopuştur.

 

Mücadelenin girift dönemeçlerinde darbe almak, kısmi yenilgiler yaşamak ya da gerilerde kalmak mümkündür ancak kararlı ve dinamik bir örgütsel ağa sahip olan bir yapı yenilginin küllerinde kendisini yeniden var edebilir. Bunun için de kesintisiz bir mücadele ve devamlılık gerekiyor. Bugünkü egemen siyasal gücün dışında geri kalan bütün eski siyasal yapılar çoktan havlu atmışlar. Dolayısıyla eski aidiyet üzerinde gizli ya da açık toparlanma ajandaları iflas etmiş durumda. Bunda ısrar etmek havanda su dövmeye benzer.

 

Yeni ve birleşik bir aidiyet yaratmak için katılımcıların her şeyden önce kendi geçmişleriyle ve diğer geleneklerin geçmişiyle, mücadele tarihiyle barışık olmalıdırlar. Bir nevi birbirinin geçmişini içselleştirerek ortaklaştırıcı bir sentezde buluşmaları gerekiyor. Bu yapılmadığı zaman soğuk savaş dönemine özgü mücadele geleneğinin yaratmış olduğu arka plandaki ideolojik ve önyargılı ayrıştırıcı duygu ve düşünceler yeni aidiyetinin kökleşmesini engelleyecektir. Tıpkı 1990’lı yıllardan bu yana tekrar tekrar denenmiş ve hala denenmeye devam edilen bir takım transferlerle ya da farklı yapılardan dışlanan kimi unsurlarla sahneye çıkma çabalarının nasıl boş ve beyhude olduğunu hepimiz biliyoruz. Transfer edilen ya da tepeden atamayla gelen unsurların birleştirici ve yapıcı olmaktan çok dağıtıcı, engelleyici ve oyun bozan bir rol üstlendiklerini son yirmi yılın siyasal yapılanmalarındaki çalkantılara ve iç operasyonlara bakarak  bir çok şeyi görebiliriz. Bu konuda gayet açık ve net örnekler mevcuttur. Azıcık bir bellek tazeliği bu örnekleri gözler önüne serecektir. Geleceğe emin adımlarla yürümek istiyorsak her şeyden önce yaşanılan deneyimlerden ders çıkarmamız gerekiyor. Aksi takdirde dönemsel birlik çalışmaları tıpkı geçmişteki gibi umut kıran bir çabaya dönüşecektir. Bir diğer zayıf noktamızda egemen dikta rejimlerin, muhalif güçlerin toparlanıp güçlenmesini engellemek için genelde farklı kanatlardan transfer ya da sızdırma şeklinde örgütlenme zeminini kontrol altında tutmaya çalıştıkları gerçeğini unutmuş olmamızdan kaynaklanıyor. Eğer bu gerçeği unutmamış olsaydık çeyrek asırdır töhmet ve iddialara muhatap  olan şahsiyetleri baş tacı etmezdik!!!

 

Bugün politik arena da başat olmak isteyen kadroların bir çoğu emek-sermaye çelişkisi üzerine kurulu siyasal ve örgütsel stratejinin şekillendirdiği kadrolardır. Dolaysıyla dün mahkum ettikleri fakat bugün dört elle sarıldıkları ulusal strateji Politikasını ne kadar içselleştirdikleri ise ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü politik kadroların siyasal ve ideolojik şekillenmeleri öyle kolay ve çabuk değişmiyor. Bir çoğunun bilinç altında dünün refleksleri mevcuttur. Bugüne değin aktif ve dinamik ulusal bir çizginin kitlesel bir boyut kazanmamasının bir sebebi de bu olsa gerek.

 

Kürdistan da asıl sorun, Kürdlerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi ve devletleşerek bağımsızlığını elde etme ve demokratik örgütlenme sorunudur. Kürd ve Kürdistan gerçekliğinden yola çıkarak neden sonuç ilişkisini tarihsel süreç içinde sentezleyerek günümüz ihtiyaçlarına cevap verecek yeni ortak bir hukuk, ortak bir dil ve ortak bir stratejiyle açık, meşru ve legal ulusal demokrat bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Bunu da başarmanın referans noktası birbirimizin geçmiş değer yargılarını, emeğini ve şehitlerini sahiplenerek ortak bir dil, ortak bir vizyon oluşturmak için özellikle oluşturulacak yeni yapının çekirdek kadrosu her yönüyle birbiriyle uyumlu, bütünlüklü; güven, istikrar ve devamlılık konusunda hemfikir olmalıdır. Ulusal talepler ve çıkarlar doğrultusunda duygusal ve ulusal aidiyet bağını oluşturup bu yakınlığı  hissetmeleriyle mümkündür. Eğer ulusal talepler ve ortak akıl bağlamında bir referans noktasını oluşturabilirsek yeni ve kapsayıcı bir siyasal ve örgütsel strateji zeminini yaratabiliriz. Bunun ulusal ve uluslararası koşulları ve zemini de mevcuttur. Onun için ısrarla diyoruz ki Kürdistan Ulusal Kurtuluş hareketlerinin başarısı da bu tespitlerin yerine getirilmesine bağlıdır. Dolaysıyla kürdewarî düşünen her birey bu gerçekliği görüp ona göre tavır geliştirmelidir.

 

Sonuç olarak fiziğin bir kanunu olan “Bileşik kaplar düzeninde her parça ötekinin açıklamasını içerir” gerçeği gibi DÜN-BUGÜN-YARIN düzleminde geleceğe doğru ortak referans noktalarını öne çıkarmak zorundayız. Aksi durumda kuşku ve önyargı atmosferinin etkin olduğu bir zeminde farklı gelenek ve yapılardan gelen bireylerin yeni  bir kimliği benimsemeleri, siyasal ortama adapte olmaları güçleşir.  Dolaysıyla plansız, programsız ve ulusal stratejiden yoksun olan her türlü birlik ya da örgütlenme girişimleri başarısızlığa mahkumdur. Bu makus tarihi değiştirmenin yegane yolu dün-bugün-yarın mücadele birikiminin ve değerlerinin ortaklaştırılmasından geçiyor… Tabi ki özel misyonerlerin ve egemen güçlerinin gönüllü ırgatlarının oyununa gelmemek şartıyla!!!!

Cano Amedi   10.03.2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir