Ji bo civatek serbixwe, demokratîk û azad!|Saturday, November 17, 2018

Koçgiri Milli Ayaklanması – Sevr ve 1. Lozan Antlaşması – Bağımsızlıktan Vazgeçme ve 2. Lozan… 

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Birinci Dünya Savaşından sonra dünya ve Orta Doğu’da yeni bir statü tespiti yoluna gidildi. Bu statü tespiti, birçok anlaşmaya dayalı olarak gerçekleşti.

Savaştan sonra, İtilaf Devletleri ile Avusturya arasında Saint-Germain Antlaşması, Macaristan arasında Trianon Antlaşması, Bulgaristan arasında Neuilly Antlaşması imzalandı. 

Osmanlı Devleti ile barış anlaşması hemen gerçekleşmedi. Görüşmeler belirsiz bir zamana ertelendi. Bunun nedeni, Osmanlı İmparatorluğunun statüsü hakkında İtilaf Devletlerinin anlaşmazlık içinde olmasıydı.

Birinci Dünya Savaşından sonra, Kürdistan, Arabistan, Ermenistan’ın statüsünün ne olacağı, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı kalıp kalmayacakları temel ve strateji bir sorundu. Arabistan’ın Osmanlı’dan ayrılacağı kesinlik kazanmış gibiydi. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu ile yapılacak antlaşmada Kürdistan ve Ermenistan’ın statüsü, devlet olup olmayacakları, Osmanlı İmparatorluğundan ayrılmayacaksa statülerinin ne olacağı, temel ve çözülmesi gereken sorundu.

Osmanlı İmparatorluğunun yeni statüsü tartışılırken, denklemde yer almak için Kürtler Koçgiri’de bağımsızlık için ayaklandılar.

Bir dönem sonra İtilaf Devletleri Osmanlı İmparatorluğu konusunda da bir anlaşmaya vardılar. 10 Ağustos 1920’de Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında Sevr Antlaşması imzalandı.

Sevr Antlaşmasına göre, Kürdistan’ın kurulması kabul edildi. Kürdistan’ın kuruluşu için de belli bir süreç ve format benimsendi.

Ne yazık ki, Sevr Antlaşması hayata geçirilemedi. Bu nedenle de Kürdistan Devleti kurulamadı. Sevr Antlaşması, Lozan Antlaşması tarafından ortadan kaldırıldı.

                                                   *****

Bunun nedeni: Sevr Antlaşmasından sonra önemli bir değişiklik oldu. İngiltere, Sovyetler birliğine karşı koçbaşı olması için Kemalist Türk Ulus Devletinin kuruluşunu destekledi. Tarihin cilvesine ve çelişkisine bakın ki, Kemalistler aynı zamanda Sovyetler birliği tarafından da desteklendi.

Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde imzalandı.  Sevr Antlaşmasını Osmanlı İmparatorluğu adına hükümdarlık imzalanırken, Lozan Antlaşmasını Kemalistler, Atatürk ve Şürekası tarafından imzalandı. Diğer tarafta: Birleşik Krallık (İngiltere), Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya anlaşmada taraftı.

Lozan Antlaşması ile Kemalist Türk ulus devleti onaylandı.  Daha önce Sevr Antlaşmasını imzalayan devletler, Sevr Antlaşmasına ihanet ederek ortadan kaldırdılar. Her ne kadar Lozan’da ilk başlarda Kürtlerden bahsedilse de, Kürdistan Devleti tarihe gömüldü.

Lozan’da Kürt Büyüklerinin önemli bir kesiminin Türklerle birlikte kalacaklarını açıklamaları ve İnönü’nün riyakârlığı da buna yardımcı oldu.

Şerif Paşa’nın karşı yöndeki çabaları ise ne yazık ki başarıya ulaşamadı.

Lozan Antlaşmasıyla, sadece Kürdistan Devleti tarihe gömülmedi. Aynı zamanda Kürdistan iki parçalı yapıdan dört parçalı bir yapıya dönüştü. Kürdistan Türk, Arap, Fars Devletlerinin klasik sömürge altı egemenlik alanları oldu. Kürdistan yeniden işgal ve ilhak edildi.

                                                 *****

Kürt milleti ve Kürt milletinin önderleri bu duruma teslim olmadılar. Kürdistan’ın dört parçasında da bağımsızlık ve özgürlük için mücadelelerini bugüne kadar sürdürdüler. Kürdistan’ın güney parçası tam anlamıyla özgürdür. Devlet kurma çalışmalarını sürdürmektedir.

Kürdistan’ın Kuzey parçasında bağımsızlık ve özgürlük meşalesi, Kemalist Türk Ulus Devletine karşı da 1925’ten sonra yandı. Ama ne yazık ki, bu bağımsızlık ve özgürlük meşalesi 1938’de Dersim’de gerçekleşen kitlesel Kürt katliamıyla, belli bir sessizlik ve karanlık döneme ve sürece girdi.

Kürdistan’ın Kuzeyinde, Kürt ulusal hareketinin yeniden yapılandırılması çalışmaları 1959 yılından sonra yeniden başladı. Bu çalışmalar birçok örgütsel, yayınsal faaliyetlerle 1974 yılında yeni bir aşamaya geldi.

Kürdistan’ın Kuzeyinde, Kürt ulusal hareketi 1974ten sonra çoğulcu bir örgütlenmeye kavuşarak, hızla kitle tabanı genişleyen bir hareket oldu.

Bu hareketin gelişmeye başladığı günden itibaren, harekete tuzaklar kuruldu. Kemalist Türk ulus Devleti, Kürt Ulusal Hareketini yok etmek ve provake etmek için içerden örgütlendi.

12 Eylül 1980 Askeri Faşist Sömürgeci Diktatörlük eliyle Kürdistan örgütleri tasfiye sürecine sokuldu. 1984 yılından sonra Kürt ulusal potansiyeli PKK havuzunda toplanmaya başladı. Bu gelişme, Kemalist Türk Ulus devlet planına uygun bir gelişmeydi.

PKK’nın bu havuza hükmettiği dönemde, Abdullah Öcalan, Suriye’den Türkiye’ye geldi. Daha önce şiddetli bir şekilde Bağımsız Birleşik Sosyalist Kürdistan’ı savunan PKK ve Öcalan: Kürtlerin, sadece Kürdistan’ın Kuzey parçasında değil, bütün parçalarında devlet, hatta federasyon ve otonomi hakkına sahip olmadığını ilan etti. Kemalist Türk Ulus Devleti’ne hizmet edeceğini açıkladı. Kürdistan’ın Güneyindeki sınırlı Kürt egemenlik alanını, Kürt ulus devletinin kuruluşunun başlangıcı ve 2. İsrail Devleti’nin Ortadoğu’da kurulması olduğunu ifade etti. Buna karşı savaşılması gerektiğini açıkça ilan etti.

Kürt aydınlarının çoğunluğu, Hak ve Özgürlükler Partisi olarak biz bu gelişmeyi, 2. Lozan olarak nitelendirdik.

Bu süreç gelişerek daha kapsamlı bir yapı kazandı. HDP’nin Türkiyeliliğini ilan etmesi ve 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde aldıkları oylarla ve Kürtlerin de onayıyla 2. Lozan süreci daha somut hale geldi.

Lozan Antlaşmasında da Kürtlerin büyükleri, Türklerle birlikte yaşamak istediklerini kabul etmişlerdi. Bu onaylarıyla, Kürt tarihine kara hem de kapkara bir perde çekmişlerdi.

Şimdi olan da, Kürtlerin büyük bir kesiminin Kürtlük adına oy verdiği bir partinin, Kürt Partisi olmadığını söylemesi, Türkiye partisi olduğunu ilan etmesi, Türkiyeliliği benimsediklerini ve Kürt ulus devletine karşı olduğunu açık bir şekilde ifade etmesiyle, 2. Lozan tezahür etmiş durumda.

Bütün Kürtlerin şapkasını önüne koyup düşünmesi, yeni bir çıkış yolu bulması, mevcut süreci ve siyasi stratejik yaklaşımı teşhir etmesi ve açığa çıkarması gerekir.

Amed, 18 Haziran 2015

Nerîna te