KÜRTLER DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKAR

Nisan karanlığı yazımda Şeyh Sait efendinin Abdurrahman paşa köprüsünde trajik bir şekilde Türk askeri, Çeçen, Çerkez ve alevi milislerle, işbirlikçi suniler tarafından derdest edilerek yakalandığını yazmıştım. Konuyla ilgili olarak yazmaya devam edeceği. Ancak bir konu vardır ki tam da seçim olayıyla ilgili bir anekdot olduğu için onu okuyucularla paylaşmak isterim.

            Şeyh Sait yakalanınca yanındakilerin her biri bir tarafa dağılır. İlk arbededen sonra asker ve milisler peşlerine düşer ve civarda bulunan köylerdeki evleri teke tek arayarak şeyh Sait efendiye destek veren köyleri basmaya ve insanları toplamaya başlarlar. Bu arada harekete katılmış olsun veya olmasın buldukları erkek ve şüphelendikleri kadınların hepsini toplarlar. Karaseyit(Özenç), Derik(Yedikavak), Yukarı ve aşağı hacıbey, Sultaşı (Ocaklı), Zorabat köylerinden sonra Karameşe köyüne gelirler. Bu köyde yaklaşık 20-25 günden beri hasta yatağında yatmakta olan Aliyê Hekari’nin de evine girerler. Daha ne olduğunu anlamadan “sen misin Kürt devletini kuran ve şeriatı getiren, şimdi ise hasta numarasıyla yatağa girerek bizi kandırmaya çalışıyorsun” diyerek onu sövmeye ve dövmeye başlarlar. Ali ve evdeki çoluk çocuk yalvar yakar durumu izah etmeye çalışırlarsa da kimseye dinletemezler. Güçlükle yatağında doğrulmaya çalışan Ali, Şeyh Sait’le bir ilişkisinin olmadığını, hastalığının her halinde beli olduğunu evdekilerle birlikte anlatsa da, bunu bir türlü asker ve milislere kabul ettiremezler.

Bin bir hakaretle beraber, ha bire fiili işkence ve kaba dayağa maruz kalan Ali, askerlerin niyetini ve durumu anlayınca, bütün gücünü toplar ve hanımına paltosunu getirmesini  söyler ve askerlere dönerek, “ulan ben ve çocuklar, bir aydır hasta olduğumu anlatıyoruz ama sizler inanmıyorsunuz, benim ne kadar çaresiz ve bitkin vaziyette olduğumu sizde görüyorsunuz. Fakat bunu görmemezlikten geliyorsunuz. Ben niyetinizi anladım beni öldüreceksiniz. Evet, ben Şeyh Sait efendinin askeriyim, onun yolunda canımı ve malımı veririm, elimde gelse bugün Kürt devletini kurar, şeriatı getiririm, elinizde ne geliyorsa onu yapın, sizin, ananızı, babanızı, sülalenizi, düzeninizi…” diyerek hasta yatağından zar zor kalkar ve paltosunu giyerek evden dışarı çıkar. Bağıra çağıra herkesin bu zulme karşı çıkmasını haykırır. Askerler toplam olarak civar köylerde buldukları on iki kişiyi Ali ile birlikte Karameşe, Zorabat, Hacıbey ve Sultaşı arasındaki Eşkê denilen mıntıkaya götürerek orada kurşuna dizerler. Mezarları, etrafı çevrili olarak halen oradadır ve şehidê Elo olarak adlandırılmaktadır.

Wîyalî avê olarak adlandırılan Yukarı ve aşağı Hacıbey, Zorabat, Ada, Karameşe, Darebi, Gomahüs, Rındaliya, Sultaşi ve Habiba gibi Varto’ya bağlı bu köylerde şeyh Ali ailesi, moxeli ve azdini (ezini) aşiretleri beraber yaşarlar. İşte 1960 askeri darbesinden sonra yapılan milletvekili genel seçimlerinde Cibranlı Halit beyin kardeşi Ahmet Sever, CHP’den aday olan Vartolu Alevilerin ileri gelenlerinden hormek aşireti reisi Ferê ailesinden Ali Haydar Dikmen için, oy toplamak gayesiyle bu köyleri dolaşır. En sonunda Ocaklı (Sultaşı) köyüne uğrarlar. Köyün ileri gelenleri toplanır, Ahmet bey köye geliş niyetlerini açıklar ve yanında götürdüğü Haydar Dikmen için CHP’ye oy vermelerini ister.  Haydar beyin Şeyh Sait isyanında alevi milislerin başında askerlerle beraber köylere gittiğini hemen herkes bildiği için, Köyün ileri gelenlerinden hacı Ramazan Deniz (Remezanê Mahmudê Usuyê inco, (hacı Ramazan Rabia’nın oğludur hacı Haydar Deniz -Heyderê Rabo- ile anne tarafından kardeştir.) Ahmet beye sorar, “Bey sen Karameşeden gelirken yol üzerinde Eloyê Hekkarinin mezarı vardı, sanırım Elonun başına gelenleri bilirsin, ona sormadın mı, Ali! oylarımızı kime verelim?” diyerek Ahmet beye kinayeli bir şekilde cevap niteliğinde bir soru yöneltir. Mesajı alan Ahmet bey ve Haydar Dikmen ayağa kalkar hiçbir şey söylemeden köyü terk ederler. Anlaşılan insanlarımız olayı ulu orta konuşmamış fakat unutmamıştır. Yeri gelince de taşı çok iyi gediğine koymayı bilmiştir. Buda gösteriyor ki halkımız geçmişe dayalı bir takım olayları pek dillendirmezse de yapılan gayrı insani uygulamaları hiçbir zaman unutmamaktadır.  

Burada dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır, birincisi halk kendisine reva görülen zülüm olayını katiyen unutmamaktadır ve zulme uğrayanlara sahip çıkmaktadır. Silahı tasvip etmeyen bir insan olarak Bugün şayet devlete karşı bir başkaldırı varsa ve gençler silaha sarılıp dağa çıkmışsa ve halen çıkmaya devam ediyorlarsa, bunun sebebini ve kökenini Eloyê Hekkari ve benzeri binlerce insana o gün, reva görülen ve yapılan haksız uygulamalardan aramak gerekir. Bu çocuklar Eloyê Hekarinin torunlarıdır. Yaklaşık olarak yüz yıl sonra devletin ve insanların karşısına çıkacak olan sorunların hesabını bugünden yapmak ve çözüm yollarını aramakta sayısız fayda vardır. Aksi taktirde kaynaklarımız heba olmakta, değerlerimiz kaybolmaya yüz tutmakta, insanlarımız arasında kin ve nefret duyguları sürüp gitmektedir.

İkincisi toplumsal uzlaşmayı yaparken kırıp dökmeden, insanların vicdanını incitmeden, hoşgörü ve metanetli olmayı ön planda tutarak hareket etmeli, İnsanlarımızın huzuru ve ülkemizin geleceğini düşünerek çare üretmeliyiz. Aksi halde geçmişin hatalarını tekrarlayarak, olumsuzlukları hafızalarda canlı tutmaya çalışmak, insanların ve toplumun beklentilerini hesaba katmadan adımlar atmak, telafisi mümkün olmayan sorunları beraberinde getirmekte, tahribata ve istismara açık neticeler doğuracak şekilde çok sonradan karşımıza, çözülmesi zor bir mesele olarak çıkmaktadır. Saygılarımla… 16.06.2015

                                                                                              Abdulbari HAN

                                                                                  Varto Eski Belediye Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir