HAYDİ KERKÜK’E BİR İKİ..

Son günlerde Türk medyasında ilgili ilgisiz sarı basın kartlarına sahip çavuş ve onbaşılar savaş tamtamlarını çalmaya başladılar. Emekli genaraller, eski politikacılar, üniversite hocaları ve kemalist aydınlar korosunun yanı sıra devletin sığ derinliklerinde üreyip palazlanan yarasa sürüsü kürd halkına karşı yeni bir haçlı seferinin startını verdiklerini görüyoruz. Her türlü insani değerden yoksun olan bu zihniyet sahibi kansevici koro savaş naralarını attıyorlar. Barıştan dostluktan söz eden herkesi yok edilmesi  gereken potansiyel bir hedef olarak gösteriyorlar. Yıllardır bu coğrafyada kan ve süngü üzerine iktidarını tesis etmiş suç örgütü toplumu edilgen bir sürüye dönüştürmüş durumda. Artık günü birlik hedefler göstererek kitleleri peşlerinden sürüklüyorlar. Tv ekranlarından, gazete manşetlerinde ve medyanın tüm alanlarında kan ve ateş kokusu geliyor. Sözüm ona aydın ve demokrat geçinen, geçmişin hızlı solcuları kürd halkına karşı yürütülen kampanyada ön sıraları kapmak için türk ırkçılarıyla yarışıyorlar.

Her ne hikmetse Halepçe-Enfal davasında yargılanan Saddam ve arkadaşlarıyla ilgili mahkemede savcı Türkiye ve Saddam arasındaki ilişkileri yansıtan belgeleri sansürleyince ve akabinde alelacele Saddam’ın idam edilmesinin hemen ardında rahat bir soluk alan T.Erdoğan,  Irak anayasanın ilgili maddesine göre KERKÜK’te bu yıl yapılması gereken referandumu bahane edererek, Kürd  Federe Devletine son verme seferine bir başkomutan edasıyla hazırlandığını ilan ettikten hemen sonra toplumun değişik kesimleri de kılıç kalkanlarını kuşanarak Kürd halkına karşı olası bir katliamda gönüllü olarak yer almak istediklerini ifade etme yarışına girdiler.

Acaba ne oldu da  bütün bu kesimler uykudan fırlamış gibi aynı tepki, aynı söylem ve aynı argümanlarla Kürd düşmanlığı yarışına katıldılar. Neden T.Erdoğan Saddamın idamından hemen sonra  “Artık bundan böyle Irak bizim için AB den de daha önceliklidir” demeciyle kerkük’e sefer düzenleme startını verdi? Bu startın hemen ardından “Kerkük’te büyük olaylar olacaktır, biz buna kayıtsız kalamayız” diye demeç veren Erdoğan’ın mesajı çabuk algılanmıştı. Evet, T.Erdoğan doğru söylüyordu, söyledikleri henüz manşetlerden inmemişti ki Kerkük’te peş peşe bombalar patladı, evler kundaklandı ve kamyonlarla polis karakolları havaya uçuruldu. Hedef seçilen kişi ve kurumlar istikrar ve kardeşlikten yana olan ve Kürdlerle dost olan Türkmenlerdi. Yani Ankara merkezli Irak Türkmen Cephesinin sözcülerinin değimiyle işbirlikçi ve hain Türkmenlerdi bu saldırların hedefi. Tamda bu sıraada Ankara’da TC’nın dışişleri bakanlığının organizasiyonu ve maddi katkılarıyla bir konferans düzenlendi. Konferansın esas amacını emekli general Aladdin PARMAKSIZ şüpheye yer bırakmıyacak şekilde çok yalın bir dille şöyle özetledi: “Sistematik bir kriz politikası sürdürülmeli ve Kerkük sorunu esas alınarak bölgede oluşan kürt devletine son verilmelidir.”  İşin ilginç yanı bu konferansa katılanların ortak noktası ve hedefi ise Saddam döneminde sahip oldukları imtiyaz ve konuma geri dönmekti. Çünkü katılımcıların hemen hepsi saddam döneminde halklara karşı suç işleyen sorumlulardan oluşuyordu.

Bu olup bitenlere baktığımızda  1980 öncesi Kıbrıs’ta, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta ve Malatya’da tertiplenen katliamlar bir film şeridi gibi gözlerimiz önüne geliyor. O süreçlerde timsah gözyaşlarını dökenlerin ortak kimliği yıllar sonra Ecevit’in arşivinde çıktı. Evet bu katliamlarda rol alanların birkısmı hala aramızda paşa paşa yaşıyorlar, yeri geldiğinde kükreyip bizi korkutuyorlar. İşte bu abilerin Ankara Gölbaşı ve Diyarbakır’da  askeri alanlarda eğitilen yeni yetme gençleri Kerkük’e ihraç ediyorlar. Cumurbaşkanlığı koltuğunun cazibesi ve başkomutan olma hayalleri T.Erdoğan’ı Enver Paşanın rüyasının peşinden koşturuyor. Anlaşılan Padişah Erdoğan ve sadrazam Gül ikilisine  bir vahiy indi ve Kerkük seferine hazırlanma startı verdiler.  Etrafında kuyucu Murat paşa, Enver paşa vb.lerinin ruhu dolaşıyor olmalıdır ki her gördüğü rüyayı istila ve işgal için bir gerekçe sayıyor. Etrafında toplanan dalkavuklar korosuda dakika başı “padişahım çok yaşa” dedikçe kasımpaşalık damarı kabarıyor ve kendisini sultanların sultanı görüyor. Bir yandan ikiz kardeşi Baykal’a laf yetiştirmeye çalışıyor bir yandan Bush’a ağzının payını veriyor. Baykal ise gerilerde kalmamak ve çevrede nal topluyor demesinler diye kendisini Timurlenk olarak ilan etti. Ardılları ise barbarlık müzesinde sıfat avına çıkmış durumdalar. Sağduyulu düşünen konuşan tek bir insan görünmüyor. Kimin ağzı açılıyorsa kürdlerin yok edilmesinden söz ediyorlar.

Padişah Erdoğan ve günümüz İtiihat ve terakicileri Kürd federe devletini ortadan kaldırmak için işgal provaları yapıyorlar. Bu baylara Saddam kardeşlerinin 1990 larda giriştiği işgalı hatırlatmakta yarar vardır. O günlerde Saddamın kulağına da birileri tılsımlı bir şeyler fısıldamıştı. Olur ya belki gaipten birileri Erdoğan ve Büyükanıt’ın kulağınada bir şeyler fısıldamış olabilir. Saddam, İran’a savaş açtı ve sekiz yıl savaştı. Ancak sonuç ne oldu? İki milyonun üzerinde insanın ölümü ve koca bir yıkım.! Araya fazla zaman girmeden Saddam yine tılsımlı sözcükleri bir olur olarak kabul ettiği için Kuveyti işgal etti. Bütün bu serüvenlerinin sonucu Saddam’ın yaşamı bir köstebek gibi yer altında saklandığı delikten çıkartılarak darağacında noktalandı. Yine macara peşinde koşan  Aldof Hitler Polonya’yı işgal edip Moskova önlerine varıncaya kadar 40 milyon insanın yaşamına son verdi. Onun da sonu bir köstebek gibi yer altında son buldu. Benito Mussolini ise sevgilisini ve herşeyini geride bırakarak kaçtı fakat Partizanların adaletinden kurtulamadı. Enver paşa zaten malunuz!!!

Yine son dönemlerde, teşkilat mensubu Perinçek ve Yalçın Küçük’ün başını çektiği, eski solcuların ve kemalist aydınların Kürd halkına karşı yürütükleri propaganda fasiştleri bile geride bırakıyor. Utanmadan her gün Kürdleri amerikan uşaklığıyla suçluyorlar. Bu baylara sormak gerekir!  Amerika istedi diye Kürdler mi gitti Kore’lilerle savaştı?Sahi dünyanın öbür ucunda olan Korelilerle ne sorunları vardı?  Yoksa Kore de  bir Türkmen şehri miydi? 1950’lerden bu yana Kürdler mi Nato üyesidir?  Cumhurbaşkanızın bile izin almadan içeriye adım atamadığı İncirlik vd üsleri Kürdler mi amerikaya tahsis etti? Konya, Sinop, Diyarbakır,Malatya vd yerlerdeki amerikan üslerinin kurulmasına Kürdler mi izin verdi? Somali, Bosna, Afganistan ve Lübnana Amerika istedi diye Kürdler mi asker gönderdi? 1956’lardan bu yana Kürd devlet adamları ve ordu-emniyet üst kademelerinde görev yapan kişilerin tespiti ve sicili pentagon tarafından tayin edilmiyor. Kürd ordusu mu kendi halkına karşı üç kez darbe yaptı?  Kürdler mi kendi başbakanlarını darağacında sallandırıp sonra demokrasi kahramanı ilan ettiler?  Kürdler mi Cumhurbaşkanlarını zehirliyerek öldürdü? Yıllardır Kürd ordusu mu kendi halkını iç tehdit olarak görüp ona karşı savaştı? Kürdler mi amerikadan aldıkları uçak ve helikopterlerle beşbin köyü yakıp yıktı?

Bugün kürdlere saldıran ve hakaret edenler öncelikle aynanın karşısına geçip kendilerine ve savundukları değerlere bakmalarını öneriyoruz. 1980 öncesi faşizim var mı yok mu tartışmalarını yapan; Faşizim yukardan mı aşağıdan mı gelecek tartışmalarını yürüten kalpaklı solcular bugün faşizmin birer domino taşına dönüşmüşler. Her türlü insani değerlerden yoksun olanlar koro halinde kürd halkına saldırıyor, kürdlerin kendilerini ifade etmesinden korkuyorlar. Sığınacak liman olarak faşizmin kucağına oturan aydınımsı yanar döner eski solculara söyleyecek tek söz, beyler bir zahmet vicdanınızla yüzleşin! Tabi ki vicdan diye bir şey kalmışsa? Unutulmasın ki Türkiye’de ırkçılığın başat olmasında en önemli rol oynayan yine bu tatlı su karekterliğine sahip gayri ciddi aydınların sergiledikleri bu tutarsız tavırlardır. Bu aydınımsı aydınlara soruyorum bugüne değin dış güçler paranoyasıyla komşu halklara ve kendi vatandaşına karşı bu denli düşmanlık yapan bir başka güç var mı? Acaba Türk devleti kadar kendisine düşman yaratan bir başka ülke var mı? 1980 öncesi ve sonrası Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Yunanistan, Kıbrıs, İran, Irak, Suriye, Ermenistan, Yugoslavya, Sırbistan, AB ülkeleri, Amerika vd. düşman ilan edildi. Dünyada  vatandaşlarını bu ırkçılık paronayasıyla şekillendiren başka bir ülke var mı? “Türkün Türkten başka dostu yoktur” desturuyla  insanlık ailesine düşman olan ve kendileriyle barışık olmayan bu suçlular çetesi herkesi kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. “Bir Türk Dünyaya Bedeldir”  ırkçılığıyla uzayda kürd avına çıkanlara ve onlara borazanlık yapan aydınımsı aydınlara öncelikle şunu hatırlatmakta yarar görüyorum. Eğer bu mantık silsilesi içinde hareket ederseniz ve Türkiyenin Kerkük üzerinde hak iddia etme talebini doğal karşılıyorsanız o zaman Yunanistan’ın da İstanbul, İzmir, Trakya ve Ege bölgesinde, Karadenizde aynı hakları talep etme hakkını makul görmeniz gerekiyor. Eğer bay Erdoğan bugünlerde kafaya taktığı İstanbul’un trafik sorunu çözmek istiyorsa öncelikle Yunanistanın rızasını alması gerekir. Çünkü Yunanistanın hem tarihsel bağları var hemde soydaşları yaşıyor o kentte!!!

Elbette bu coğrafyada yıllardır aydın onurunu korumaya çalışan, her türlü ucuz şövenist kirliliğe karşı insanı değerleri savunan gerçek aydınlar da var.  Bu aydınlar yaşamın bütün zorluklarına rağmen ve her türlü ırkçı saldırılara karşı demokratça bir duruş sergilediler ve sergilemeye devam ediyorlar. Doğal olarak bu gerçek aydınlar eleştirilerimizin muhatabları değiller. Bu makaleye konu olanlar ise aydın geçinen çifte maaşlı teşkilat mensuplarıdır.

Sonuç olarak bu coğrafyada hala barıştan, kardeşlikten ve dostluktan yana olanlar, yüreklerinde azıcık insani değerler barındıran herkes, özel harp dairesinin kürd halkına karşı organize ettiği bu linç ve katliam psikolojisinden kurtulmalı ve sağduyulu davranılmalıdır. Yoksa yarın çok geç olacaktır! Eğer Kerkükte tutuşturulacak bir yangın, sınır ve coğrafya demeden yaş kuru ayırt etmeksizin hepimizi yakacaktır. Unutulmasın ki birleşik kaplar misali en ufak bir kıvılcım her şeyi tetikliyecektir. Gizli oturumlarla, kapalı kapılar ardından çizilecek pembe seneryoların  yaşamın gerçekleriyle örtüşmediğini hatırlatmak için onbinlerce gencin ölmesi gerekmiyor. Erdoğan-Gül ve Baykal-Büyükanıt çok istiyorlarsa kendi oğullarını göndersinler Kerkük’e. Tren kalkmak üzere haydi bir iki …    21:01:2007

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir