Halepçe Katliamı ve Bir Sorgulama / Barzani ve Kürdistan Cumhuriyetinde Yarattığı İç Hukuk…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Mart ayı Kürt milleti için çok önemli bir ay. Bu ayda:  Kürtleri sevindiren gelişmeler var. Kürtleri fazlasıyla üzen gelişmeler var.

 Mart ayında Kürtleri en çok sevindiren olay, Newroz’un kutlanması ve baharın müjdelenmesi.

Ayrıca en önemli sevindirici olay, KDP ve Kürt lideri Mustafa Barzani öncülüğünde sürdürülen ulusal kurtuluş mücadelesinin başarıya ulaşması: Sömürgeci Irak Devleti’nin Kürtler karşısında yenilmesi,  Kürdistan Otonomisini 11 Mart 1970 Deglerasyonu ile kabul etmesi.

14 Mart 1903 yılında Mustafa Barzani’nin doğmuş olması.

Mart ayında Kürtleri üzen de önemli olaylar var: Bu olaylardan biri, 16 Mart 1988 yılında gerçekleşen Halepçe Katliamı.

İkinci olay, Kürt lideri Mustafa Barzani’nin 1 Mart 1979’da ABD’de hayata gözlerini yumması.

Mart ayında daha başka Kürtlere acı veren gelişmeler de var.

Bu makalemde bir acılı olaydan ve bir de sevindirici olaydan bahsedeceğim. Ama önemlibu  olayları tümüyle değil, belirli boyutlarıyla ele alacağım.

Halepçe Katliamı ve Bir Sorgulama…

Halepçe Katliamı, 16 Mart 1988 yılında gerçekleşti.  27 yıl önce Kürtler Halepçe şehrinde kimyasal silahlarla katledildiler. Bu katliam, dünyanın aklı başındaki insanları ve uzmanları tarafından İkinci Hiroşima/Nagazaki olarak tanımlandı.

Kabul etmek gerekir ki, Halepçe Katliamı, Hiroşima/Nagazaki’den daha büyük bir felaket ve tarihi anlamı olan bir katliam. Çünkü Hiroşima/Nagazaki İkinci Dünya Savaşı koşullarında 1945’de gerçekleşen bir olay. Halepçe Katliamı, ondan 43 sene sonra, demokrasinin sistem olarak geliştiği, dünyada insan hak ve özgürlüklerin değerinin arttığının iddia edildiği bir dönemde gerçekleşti.

Halepçe Katliamında 5 000 insanımız çok feci ve normal olmayan bir şekilde katledildiler. Binlercesi de sakat kaldı. Bu sayı üzerinde bir uzlaşma olmasına rağmen, katledilen insan sayımızın daha fazla olduğundan şüphe yok.

Ayrıca Halepçe’de kullanılan kimyasal silahların insanımız üzerindeki derin etkisi, kansere yol açması halen devam ediyor.

Halepçe Katliamı haklı olarak Kürtler tarafından her yıl lanetlenir ve protesto edilir. Halepçe Şahitleri ve Halepçe Şehitleriyle birlikte tüm Kürdistan şehitleri da anılır. Bu lanetleme/ protestolar ve anmalar, kitlesel sivil gösteriler, konferanslar, paneller, sempozyumlar, seminerler şeklinde yapılır.

Halepçe Katliamı, hiç şüphe yok ki, Kürdistan’da Lozan Antlaşmasından sonra Sömürgeci dört devletin (Kemalist Türk, Irak, İran, Suriye Devleri) Kürtleri yok etmek ve ortadan kaldırmak için yürüttükleri sürekli katliamların ve jenosid hareketinin bir devamıdır. Kürdistan’daki katliamlar zincirinin bir halkası, ama son halkası olmadı. Bulunduğumuz aşamada da, IŞİD Kürtleri yok etmek ve Kürdistan’ı işgal etmek için katliam yapmaya devam ediyor.

Partiya Azadiya Kurdistanê (PAK), 15 Mart 2015 Tarihinde tek kişilikli bir katılımla bir “konferans” gerçekleştirdi. Konferansın konuşmacısı, Kürdistan Demokrat Partisi’nin yöneticilerinden biri olan Dr. Eli Teter idi.

Dr. Eli Teter, Halepçe Katliamının nasıl geliştiğini ve gerçekleştiğini çok önemli belgelerle açıkladı.

Bu konferansa ben de katıldı.  İki soru sordum. Bu sorular, Kürtlerin kendi kendilerini sorgulamaya yönelik iki önemli sorgulama sorununu içeriyordu. Bu sorunlar, birbirleriyle de doğrudan ilişkili ve organik sorunlardı.

Bu sorunları biraz açarak ele alacağım.

Birinci sorun: Halepçe Katliamı, hangi ülkelerin ve devletlerin, Kürtlerin dostları, insan hak ve özgürlüklerinden yana olduklarınım ayıracı oldu. Arap Devletlerinin ve ortak kuruluşlarının, Filistin Örgütlerinin, Küba’nın, Sovyetler Birliği, kendisine sosyalist diyen devletlerin Halepçe Katliamını görmezlikten gelerek, Sömürgeci Irak Devleti’ne desteğe devam etmeleri, Kürtlere dost olmadıklarını, insan hak ve özgürlükleri konusunda da hiç de duyarlı olmadıklarını ortaya koydu. Irak Devleti’ne kimyasal silah yapması için malzeme veren Avrupalı devletler de sesiz kaldılar. Ama bu devletlerin kamuoyları ve sivil toplum örgütleri seslerini yükselttiler. ABD belli bir dönem sesiz kaldıktan sonra, Halep Katliamı gerçeğini görmek zorunda kaldı.

Ama en sorunlu ve acılı durum, Kürdistan’ın Doğusundaki örgütlerin (İran KDP ve Komela) Irak Devleti ile ilişkilerinde dolayı, Kürdistan’ın Kuzeyindeki bir örgütün(PKK)  Irak’la ilişkili olması ve ideolojik yaklaşımından dolayı sesiz kalmasıdır.

İkinci sorun: Halepçe Katliamı İran ve Irak sömürgeci devletleri arasında savaşın devam ettiği zamanda gerçekleşti. Bu katliamın gerçekleştiği zaman, Irak Kürdistan’ı örgütleri, İran Sömürgeci Devletiyle ilişkiliydiler.

Bu savaşın, Irak’ın sonunu getireceği inancı da yaygındı.

Bu nedenle, İran devletiyle ilişkilerde topuzun ucu kaçmıştı. KYB’nin ilişkileri savaşa doğrudan taraf olma, İran’la birlikte savaşçı olma konumundaydı.

Sömürgeci Irak Devleti, bundan fazlasıyla ürktüğü bilinmektedir. Kürtleri yok etme stratejisine sahip olan Baas rejimi, hem İran’a ve hem de Kürtlere gözdağı vermek için bu katliamı gerçekleştirdiğine dair güçlü kanaat ve görüşler var.

Kürdistan’da bağımsız devlet ve konfederal devletin gündemde olduğu bu savaş koşullarında İran Devleti’nin Irak yönetimi ve KYB vasıtasıyla, savaşa ve Kürdistan’a dahil olması sömürgeci devletlerle ilişkilerin sınırı ve özü konusunda bir sorgulamayı gerektiriyor diye düşünüyorum.

 Barzani ve Kürdistan Cumhuriyetinde Yarattığı İç Hukuk…

 Kürt Lideri Mustafa Barzani, 14 Mart 1903 yılında dünyaya geliyor.

 3 yaşında olduğu zaman: Annesiyle birlikte Osmanlı İmparatorluğunun hapishanesinde yatıyor: Böylece Kürtlerin kaderini küçük yaşta paylaşıyor.

11 Yaşında olduğu zaman: Birinci Dünya Savaşı başlıyor.

13 yaşında olduğu zaman: Birinci Dünya Savaşının başlamasından iki sene sonra,  Kürdistan’ın ve Orta Doğu’nun bölünmesine temel olacak Sykes Picot Antlaşması yapılıyor.  

14 yaşında olduğu zaman: Gözlerinin önünde ağabeyi Şeyh Abdulselam Barzani idam ediliyor. O zaman yemin ediyor ki, “ Kürt ulusal hareketine katıldığı zaman, Kürtlerin düşmanlarına teslim olmayacak. Savaşarak ölecek.”

Bu ilkeyi mücadele hayatında da uyguluyor.

16 yaşında olduğu zaman: Koçgiri’de Kürt ulusal ayaklanması gerçekleşiyor.

22 yaşında olduğu zaman: Cıbranlı Halıt Bey ve Şeyh Sait Efendi öncülüğündeki Kürt ulusal ayaklanması oluşuyor.

29 yaşında olduğu zaman: Ağrı’da Kürt ulusal hareketi gelişiyor ve hükümet kuracak seviyeye geliyor.

20 yaşında olduğu ve Kürt ulusal mücadelesine katıldığı koşullarda: Kürdistan’ı dört parçaya bölecek Lozan Antlaşması yapılıyor.

Onun tarihi kişiliği, bu büyük tarihsel olaylar içinde oluşuyor. O genç yaşta, ağabeyi Şeyh Ahmet’le birlikte Kürt ulusal hareketinin lider konumuna geliyor.

O, ağabeyi Şeyh Ahmet ve ailesi Şeyh Mahmut Berzenci’yi her yönden destekliyorlar. Kuzey Kürdistan’daki ulusal ayaklanmalarla ilişki içine giriyorlar.

Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin kuruluşundan kısa bir süre önce Irak’ta sürdürdükleri ayaklanma kırılınca, Kürdistan’ın Doğusu’na geçiyor.

Kendisi ve savaşçı arkadaşları o tarihten sonra Qadı Muhamed’in öncülüğünde kurulan Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin kuruluşuna katılıyor. Kürdistan Cumhuriyetinde Genel Kurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı görevlerini üstleniyor.

Orada bir önemli iç hukuk yaratıyor.

Bilindiği gibi, milletlerin yaşamında iki hukuk vardır: Milletlerin hukukunun biri yazılı ve diğeri de yazısızdır.

Yazılı hukuk, anayasa, anayasalara bağlı oluşan yasalardan oluşur.

Yazılı olmayan hukuk, tarihsel ve kültürel gelenekler, milletin ileri, adaletli, vicdani değer yargılarıyla oluşur, bezenir ve gelişir.

Kürdistan, parçalanmış bir ülke ve bağımsız devlet olmadığı için o güne kadar yazılı bir hukuka sahip değildi. Kürdistan Cumhuriyeti yazılı hukukunu da oluşturmaya çalıştı. Ama asıl geçerli olan yazısız hukuktu.

Kürt lideri Mustafa Barzani, Kürdistan Cumhuriyetinin oluşumu ve sonrasında, Qadi Muhamed’in emrinde çalışmaya başladı. Liderliğini ileri sürerek, müdahaleci olmadı. Kendisi de Kürt ulusal hareketinde (üstelik Qadı Muhamed’den daha tecrübeli ve uzun bir mücadele hayatına da sahipti) lider konumunda olmasına rağmen, bir lider gibi değil, bir savaşçı, Kürdistan Cumhuriyeti’nin bir çalışanı olarak hareket etti.

Mustafa Barzani bu tutumuyla, Kürdistan bir ülke olmasına rağmen, bir parçalı ülke olduğunu, bu nedenle verili olarak her parçada Kürtlerin kendi otonom iradelerinin oluştuğunu ve her parçada oluşan iradenin, diğer parçalardaki iradeye saygı duyması gerektiğini, müdahale etmemesi gerektiğini, bir parçanın bir başka parçada oluşan iradeyi ihlal etmemesi gerektiğini, yazılı olmayan bir hukuk olarak ortaya koydu.

Bu hukukun, Kürdistan’ın herhangi bir parçasında var olan örgüt ve partilerin de, bir diğer parçadaki iradeye müdahale etmemesini, o iradeye saygı duymasını da yazılı olmayan hukuk olarak belirlemiştir.

Kürt Demokratik Platformu, 14 Mart 2015 tarihinde Kürt Lideri Mustafa Barzani’nin doğum günü nedeniyle yaptığı anma toplantısında, Kürdistan’ın Kuzey ve Güney Batı (Suriye) parçasından siyasi parti temsilcileri konuşmalar yaptılar. Mustafa Barzani’nin birçok özelliğini dile getirdiler.

Ben de o toplantıda bir konuşma yaptım. Mustafa Barzani’nin çok dikkat çeken, Kürt ulusal hareketine taşınması gereken özelliklerini ifade ettim.

Ama asıl olarak da Mustafa Barzani’nin Kürdistan Mehabad Cumhuriyetinde Kürt ulusal hareketine miras bıraktığı, yazılı olmayan, parçalar arasındaki bu ifade ettiğim hukuk konusunu daha çok öne çıkardım.

Amed, 19 Mart 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir