Kürtler, Kadınlar ve Özgecan Vahşeti: Eşitsizlik, Adaletsizlik, Hukuksuzluk…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Türkiye’de  kadın cinayetleri, toplumu derinden yaralayan olaylar. Her kadın cinayeti, haklı olarak vicdan sahibi, hak ve hukuku savunan, insani değerleri sahip çıkan toplum kesimlerinde büyük tepkilere yol açmaktadır.

Ama Özgecan Aslan cinayeti, daha ötesinde toplumda büyük bir depreme, sarsıntıya, öfkeye, nefrete yol açtı.

Özgecan Aslan, bütün evlere girdi, ruhu meydanı sardı. Vicdanlara seslendi.  

Özgecan Aslan herkesle özdeşleşti, her ailenin bir bireyi oldu. Toplumda bir isyana, kitlesel gösterilere ve ayaklanmalara yol açtı.

Bu cinayetin son olacağı umudu taşınırken, Özgecan cinayetinden iki gün sonra kanları donduracak yeni bir kadın cinayeti yaşandı. Araba altına atılan, kafası ve vücudu arabayla ezilen kadın cinayeti gerçekleşti. Bugün de Manisa’dan feci bir kadın cinayeti haberi geldi. Vücudu yakılmış ve çöplüğe atılan değerli bir varlık.

Bu olup bitenler karşısında, dehşete kapılmamak olanaklı değil. Toplum sanki bir cinnet halinden ziyade, cinayeti toplumsallaştıran bir ruh hali, bir düşünce ve davranış içinde.

İnsan gelişmelere şahit olunca, olup bitenleri sayısal olarak ele alınca, içimizde bir katilin olduğunu, ne zaman bu katilin harekete geçeceği endişesi taşıyor.

Ayrıca çevremizdekilerin ne zaman katil hale geleceklerinin korkusunu da taşımak ayrı bir problemli ruh hali. Hele çevremizdekilerden kimin katil olduğuna şüphe ile bakmak, ayrı bir sosyo-psikolojik vakıa ve endişe kaynağı. 

                                                   ***** 

Özgecan Aslan, 22 Ekim 1995 doğumlu. 20 yaşında. Eğer üniversitede okumazsa, kendisine genç demeye bile dilim varmıyor. Buna rağmen o halen bir çocuk. Katliam yaşamış, “acıyı bal eylemiş”, katiline aşık olmuş Dersim’den bir ailenin çocuğu. Babasını dinlediğin zaman, ideolojik eğilimi ne olursa olsun, aydın bir ailenin çocuğu olduğunu saptamak zor değil. İyi bir kültür atmosferinde yetişmiş. Bu nedenle gelecekte çevresine, arkadaşlarına, dostlarına, ailesine, topluma yararlı katkılar sunacak temele sahip bir kızımız.

O, 11 Şubat 2015 tarihinde Mersin’in Tarsus ilçesinde kitlesel taşıma aracında tecavüze uğrarken direndiği için öldürülen, cesedi yakılan bir kızımız.

O, Çağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü 1. Sınıf öğrencisi. Psikolog olacaktı. Psikolojik bozuklukları olan insanlarımıza yardım ve destek olacak, tedavilerini sağlayacaktı. Ne yazık ki daha hedefine ulaşmadan, kriminal, psikopat, hasta ruhlu bir insan tarafından katledilmesi, toplumun tedavi olmak istememesinin bir delili gibiydi.

Katil, Tarsus’un zengin ailelerinden birinin çocuğu. Katile babasının yardım ettiği saptandı. Bundan köklü ve asaletli bir zengin aileye ait olmadığı, sonradan görme, belki de köşe dönmece zihniyetin ürünü bir zengin aile. Polis kayıtlarındaki konumuna bakıldığı zaman da, kriminal bir yapıya sahip. O zaman da hangi kültür atmosferinde yetiştirildiğinin de ipuçlarını ele geçiriyoruz.                                

                                              ***** 

Özgecan öncesinde de kadın cinayetlerini ve cinayetlerde kullanılan metodları, araçları incelediğim zaman, o davranış ve düşünce biçimini tanımlamak için bilimin bütün disiplinlere başvurarak uygun bir tanım bulmaya çalıştım. Ne yazık ki bilimsel disiplinlere uygun bir tanım bulamadım.

Özgecan Aslan ve diğer kadınlarımıza yapılanları, “vahşet”, “katliam”, “barbarlık”, “vandalizm”, “insanlık suçu”, “terörizm”, “toplumsal şiddet” gibi kavramlarla anlatmaya çalıştım. Ama bu tanımların yeterli olmadığı endişe ve kuşkusunu hep içimde taşıdım. Şimdilerde de aynı ruh hali ve düşünce atmosferi içindeyim.

Bu olup bitenlerle ilgili yeni kavram bulan biri olursa beriye gelsin, bana da yardımcı olsun.    

                                                ***** 

Ama insanlık ve kadın cinayeti işleyenlerin de nasıl katil haline getirildiklerini, onların nasıl bir kültür atmosferinde yetiştirilmiş olduklarını da hep düşündüm. O zaman da bu olup bitenlerin nedenleri üzerinde durdum.

Elbette bu olup bitenler, birçok neden ve sebeple, birçok faktörle, sosyal, siyasal, kültürel faktörlerle açıklanabilir.

Ben kendim için bir izah tarzı buldum. Bu izah tarzımı okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Bir denklem kurdum. Denklemim: “Kürtler kadındır, kadınlar Kürtlerdir.”

Bu denklemi çözmeye çalışırken karşıma çıkan tablo hayli karmaşık ve trajik oldu.

Kürtlerin adı yok. Kürtler millet olarak varlıkları ret ve inkar ediliyor. “Kürtler ben bir kimlik sahibiyim”, “benim varlığıma saygı duy” dediği zaman dayak yedi, sürgün edildi, talep sahipleri hapsedildi, cezalandırıldı, ölüme mahkum edildi. Kitlesel katliamlara tabi tutuldu.

Kadının da adı yok, kimliğine saygı duyulmuyor. Kadınlar da, “benim adım var”, “kimliğim var”, “hak sahibiyim” dediği için dayak yiyor, şiddet görüyor, cinayete kurban gidiyor.

Kürtler, Türklere göre ikinci sınıf. Bu nedenle yönetilmesi gerek bir millet. Yönetildiği için de, yönetilen tarafından, Türk Devleti tarafından her  türlü kötü muameleye tabi tutuluyor. Türklerle eşit kabul edilmiyor. Bu nedenle de bütün haklarından mahrum ediliyor.

Kadın da erkeğe göre ikinci sınıf. Bu nedenle yönetilmesi gerekir. Yönetenin erkekler olması gerekir. Bu nedenle, kadınların hakları erkekler tarafından ortadan kaldırılabilir, sınırlandırılabilir. Bu nedenle de erkekler tarafından her türlü kötü muameleye tabi tutulabilir.

Kürtler, Türklerle eşit bir millet değil. Bu nedenle bütün haklarından mahrum. Eşit olmak istediği zaman da, egemen irade, egemen millet, egemen devlet tarafından dayağa tabi tutulur.

Kadınlar da erkeklerle eşit değil. Eşitlik talep ettiği zaman, eskisi gibi erkekle yürüyemeyeceğini ileri sürdüğü zaman da, şiddete tabi tutulur, ötesinde de katledilir, cinayete kurban edilir.

Kürtlerle Türkler arasından bir adalet yok. Adaletin tesisini istemek, Kürtlerin insanlık dışı muamelelere tabi olmasını getiriyor.

Kadın erkek arasında da adalet yok. Adalet olmadığı için de, terazi erkekten yana eğiliyor. Erkek kadını kötü muameleye tabi tutuyor.

Kürt milleti devlet olmaktan ve kendi kendini yönetmek hakkından mahrum. Bütün bireysel ve kolektif hakları gasp edilmiş durumda.

Kürt milletinin de diğer dünya milletleri gibi devlet olmaya hakkı var. Kürtlerin de tüm milli, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuksal, kültürel hak ve özgürlüklerini her millet gibi kullanması gerekir.

Kadınlar, statü ve hak açısından erkeklerle eşit olmadığından onların da yönetmek hakları yok.. Hak ve hukukları ihlal ediliyor. Yönetmek istedikleri zaman, yeni bir düzene ve sisteme ihtiyaç var dediği zaman de, şiddete maruz kalıyor ve öldürülüyor. Bundan dolayı,

Kadınların da yönetici konumuna gelmesi gerekir.

Bu nedenle Kürt milletinin bağımsızlığı, kadınların hak, hukuk ve eşitliğin adaletçe sağlanması için mücadeleyi önde tutalım, merkeze alalım. Bu konuda stratejik davranış gösterelim. 

Amed, 23 Şubat 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir