Eski Diyarbakır’da Balçıktan Sanat Üreten Testiciler

Eski Diyarbakır’da Balçıktan Sanat Üreten Testiciler

Ramazan ERGİN*

Özet

Bu bildiride genel hatlarıyla bilinen insanlık tarihinin en eski toprak ve su karışımından oluşturulan balçıktan yapılan ürünler ele alınmıştır. Özelde eski Diyarbakır’ın insanlık tarihi kadar eski kent hayatında ve yine aynı eskilikte toprak-su karışımından üretilen ve farklı ebat ve işlevlerde kullanılan tuğla ve testilerin tarihsel gelişimi incelenecektir. Bu çalışmada çok amaçlı üretilen testilerin üretildiği Bardakhanelerin ve Tuğlahanelerin eski Diyarbakır’ın gündelik hayatındaki önemi, sanat ürünlerinin kent hayatındaki rolleri üzerinde durulmuştur. Bu bildiride 1987 yılına kadar devam eden ve binlerce yıl gündelik yaşamın temel ihtiyaçlarını karşılayan, saklama-koruma işlevi gören, büyüklük sırasıyla ‘Desti-Şerbık, Kup-Kuz, Dene Den’ gibi isimler verilen bu ürünlerin çeşitliliği ve işlevselliği üzerinde durulacaktır. Eski Diyarbakır’da değişen tuğla ve testi üretim alanları ve meslekle bağlantılı meydanlar, su kaynakları, bahçeler, Ding’ler ve bunların değişen sahip ve ustalarının kent yaşamı üzerindeki etkileri ele alınacaktır. Alevilerin Bardakhaneciler Süryani ustaların Kârhaneciler (Kukfo-Kahfırto), Ermenilerin Purut, Pruthane Kürt köylülerin Desti, Desticiler, şehirli Diyarbakırlıların (Yahudilerin) Hebene, Hebeneciler dedikleri tespit edilmiş ve bu isimlendirmelerin sebepleri üzerinde durulmuştur. Kentsel-Kırsal üretim ve tüketim, farklı amaçlarla kullanım üzerinde durulurken farklı etnik-inançsal ve sosyal (kırsal-kentsel) grupların testi ve testicilikle ilişkilerinde farklılaşmaları ile alakalı tespitler değerlendirilmiş, yorumlanmıştır. Bu çalışmanın kaynağı alan araştırmasına dayalı verilerdir ve görüşmeler ve ses kaydı yöntemiyle kaynak kişilerden tek tek derlenmiştir. Bunun yanı sıra kutsal metinler, Diyarbakır kent tarihi, kitap ve röportajlar ve hayatta kalan meslek erbapları ve akrabaları ile yakın tarihi tanıklarla yapılan görüşmeler çalışmanın kaynaklarını oluşturmuştur. Kadim bir meslek olan testiciliğin eski Diyarbakır’ın (Suriçi) kentsel ve iktisadi, inançsal, kültürel, tarihsel ve sanatsal dokusunun değişen ve gelişen kent hayatı üzerindeki etkileri ile bu oluşan yeni Diyarbakır kenti için önemi üzerinde durulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Testicilik, Kent Hayatı, Meslekler, Kültür,

 

Abstract:

İn this statement the goods mode up of clay which was composed of the oldest soli end water mixture of human history cnown in general terms have beand adressed in particular. the historical developmend of bricks and jugs that have been used in different sizes and for different puposes in the city lifrof Diyarbakır., which is as old as human historey and composed of soil-water mixture that is old at the some rate will be reviewed,

İn this study, the importance of Glassfactories and brick factoring in the everyday lives of old Diyarbakır and the importance of art products in city lives have been highlightened in this statement the variety and functconalites of these products which continued till 1987 and prouded the most basic needs of livesuch as hiding protecting and nomed respectively in terms of  their size as Desti- Şerbık, Kup, Kuz, Den, Dene will be pointed aut. More over, the charging brick and Jug, production fields savone related  to this occupation, water supplies, gardens and  ‘Dings’  as well as their changing owners and mosters impoct an city life will be adressed to.İt has been found aut that people from different origins named these in different ways such as Aleviler-Bardakhaneciler, Syriacs-Karhaneciler (Kukfo- Kahfırto) Armenions- Prurut- Puruthane, Kurdish peasants-Desti-Destihane, Civic inhabitants of Diyarbakır (Jews) -Hebene, Hebeneciler. While stressing urban-rural production and consumption, use for different puposes, the fixtations about the difference in relation of groups with jugs ans jugigng by different ethnic, religious and social (Urban-rural) have been evaluated and interpol

The sources of this study are detas based on field searc and interviews and voice recording techniques were used to gatter imformation from source in addition, socred scripts, the history of Diyarbakır city, boks and interviews basides interviews

With the masters of the occupation who are stil alive or their relatives constitudethe sources of the study. The impacts of jug occupation which is a valuable occupation on the urban, financiaal, religious, cultural, historical and artitic structure of old Diyarbakır (Suriçi)  and its importence fort his newly formed Diyarbakır city has been player up

 

Keywords: Diyarbakır, Pottery, City Life, Occupations, Culture, Religions

 

 

Giriş

“Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.” (Hicr 26)

 

Tevrat’a göre Kaynağını cennetten alan dört nehirden ikisi olan Dicle ve Fırat nehirleri Mezopotamya topraklarını besler. Bu nehirlerden Dicle’nin kenarına kurulan Diyarbakır kentinin bazalt taşları üzerine yükselen surların gölgesinde aşağılardan akan Dicle nehri Hevsel (Horsela) bahçelerini saran bir kavisle durulur. Bu durulduğu geniş yerde (yakın tarihe kadar kalıntıları olan iki köy mevcuttu.) kilini tekrar toprağa karıştırır. Kırklar dağının altındaki yardan yılan gibi kavis çizerek Kavs köyünden on gözlü köprüyü geçerek dağın arkasına doğru tekrar durulduğu ve adına Kabii denen köyün etrafına tekrar kilini bırakarak yoluna devam eder. Kış aylarında azgın akan Dicle nehri bahar aylarında azalan suyla beraber iki metreyi bulan kırmızı ve killi toprağı ortaya çıkarır. Kırsal alt yerleşim alanlarında ekmek pişirme için kullanılan tandırlar benzer toprakla yapılmasına rağmen katılan kil, sönmüş kireç ve kullanılan su gibi malzemeler bunları birbirinden ayırır. Bu zengin ve verimli, toprağı önceleri Sur içine taşıyan Tuğla hane (Harman tuğla) ve Testi haneler kullanırdı.

Makale konumuz olan Testicilikten önce kentin Sur İç kale ve tarihi meskûn mahallelerini oluşturan bazalt zemine uygun eril ve dişil (Delikli-Düz) kullanılan kara bazalt taşlı evlerden bahsetmek gerekir. Şehir dörtlü bileşkeler üzerine kurulan, dört ana merkezi ve dört köşe ev mimarisi, dört bir yana açılan su ve kanalizasyon sistemi ve dört mevsime uygun dört odalı evleriyle, eşi benzeri olmayan bir şehir planına sahipti. İki kapılı bazalt taşından yapılan evlerin yakınında, tarihin akışına göre biçimlenmiş etnik ve dinsel grupları ayrıştıran ibadethaneler ve dört meydanın yanı sıra, tatlı su kaynakları önünde bahçeler mevcuttu. Şehri üç koldan besleyen ve zamanla tahrip edilen bu bahçeler bu üç ayrı su kaynağından beslenirlerdi aynı zamanda bu bahçelerin suyu, hamam suyu ve kanalizasyon suları, yer altı şebekelerinden kentin etrafını saran üç koldan akıtılırdı. Urfa kapıdan Gazi köşk ve Fis kaya tarafının yanı sıra Mardin kapı surlarının yanından Hevsel (Horsela) bahçelerini, yamaçlarında oluşturulan değirmenlerden aşağı inerek sulardı.

……Ey maddi dünyanın yaratıcısı, sen kutsal biri! Bir köpekten ya da bir insandan gelen Nasu’nun temas etmiş olduğu yiyecek kapları temizlenebilir mi?[1]

-Eger onlar toprak, odun ve balçıktan yapılmış iseler sonsuza dek kirli kalacaklardır.[2] (Avesta)

Kentin su ihtiyacını karşılayan su kaynakları, bu sayısız kullanım alanından geçtikten sonra Hevsel bahçelerine geçiş güzergâhlarında ‘haram su’ olarak türküye konu olan fosseptikle de karışarak Fiskaya uçurumunda olduğu gibi şelale olarak dökülürdü.

Dışarıdan kuşatma altına alındığında korunaklı yüksek surlarının altından gelen tatlı su kaynakları ve bu suyla beslenen sebze meyve bahçeleri, burçlara stok edilen pirinç ve buğdayları işleyen çeltik ve buğday dingleri kentin yıllarca dışarıdan yardım almadan ihtiyacını karşılayabileceği düşünülerek planlanmıştı.

Diyarbakır’ı kuşatan burçların geniş alanlarında ihtiyaca göre yapılan, kümbet ve fırınlarda kullanılan ve günümüzde kalıntıları görünen tuğlaların ebat ve kalitesi eski zamanları işaret ederken günümüzde hiç imalat izinin olmaması dikkate değer bir konu olarak önümüze çıkar. Testi ve küp yapımında kullanılan malzeme ve imalat ise küçük detaylarla geçmişin izlerini taşımaktadır.

Eski Diyarbakır’da Testi ve küp yapan Testi haneler, kentin farklı semtlerine kümelenen farklı etnik yapılara ve özellikle Hıristiyan mezhebine bağlı- Asur, Süryani-Ermeniler yanı sıra Yahudiler tarafından da yapılırdı. Makale hazırlanırken mevcut yaşayan kent hafızalarında, Yahudilerin bu mesleği yaptığına dair birkaç sözlü açıklama bulunmuşsa da Diyarbakır Yahudilerinin büyük göçü ile kalan birkaç ailenin ölümü ve çevre ilçelerde yaşayan Yahudilerin anlattıkları, bize, testiye Hebene, Testiciliğe Hebeneciler dediklerini düşündürmektedir.[3] Ancak İsrail devletinin kurulduğu ve dünya Yahudilerinin Filistin topraklarında toplandığı 1948-1953 yılları arasında göç eden Diyarbakır Yahudilerinin kümelendiği Saray kapı ve Yeni kapı semtlerinde kutsal mekân, mezarlıklar ve ibadethanelerinin yanı sıra yıkık hamamın bulunduğu Gâvur meydanî denilen alanda -şimdiki Arap Şeyh mahallesi -bilinen “yıkık hamam” kalıntısı olan yerde en eski Testi haneler mevcuttur.[4] Testi hanelerin dumanının göçle gelişen bu çevreyi rahatsız ettiği gerekçe gösterilerek, testi haneler şehir dışına, Mennan Ağa tarlasına ( Diyarbakır kolejinin bulunduğu yere) taşınır. Gavur meydanında boşalan yerde aynı adı taşıyan Bardakçı (Bardakçı,1, 2, 3, 4, 5,) sokakları oluşur. “Herkes çigez (Çizgisini çekip) bura benimdir. Diyerek buralara konarlar.[5]

İlk temeli dokuz bin beş yüz yıl önce atılan Diyarbakır’ın Uygarlıklar, İmparatorluklar, Kavimler, İnançlar, Mezhepler tarihini bağrında taşıması kaçınılmazdır. Ancak küçük ötekilerden oluşan Kavim, ahali, cemaat biçiminde seyreden yerleşik olanların yeni büyük ötekilerin kentte kendine yönetim ve yerleşim alanı yaratması için çatışma ve yok sayması durumunu doğurmuştur. Bu tip sorunlar ve ayrışmalar farklı zaman dilimlerine denk düşen, kendi içinde ayrışma ve çatışmalara neden olmuştur. Her kavimsel etnik ve inançsal gruplar kendi içinde kutsallık, soyluluk, kentli ve köylü alt hiyerarşiler ve çatışmalar ile dışarıdan birliktelik unsuru olarak kullanılan, özellikle mezhep çatışmaları onları kilise-cami etrafında ayrıştırmaya götürmüş ve ötekilere karşı güçsüz duruma düşürmüştür. Kentin yönetiminde dönemsel söz sahibi olanların yerleşik izleri ve bu izleri taşıyanlar, onların plastik değerlerini sosyal yaşamın gereği olarak meslek, iş uğraş ve ilgi alanlarında kendini gösterirler. Etno-politik inanç haritası, aynı zamanda meslek ve meslek erbaplarının ayrışması, erbapları, yaptıkları mesleklerin incelik ve sırlarını, çıraklık-ustalık-sahiplik durumlarında kendilerinden olmayanlara aşamalı uzak tutmayı tercihe götürmüştür. Oysa Testicilik mesleği toz, toprak, balçık, duman içinde ustalık isteyen, zahmeti oranında öteki kentli meslekler (Kuyumculuk- Yemenicilik) gibi getirisi ve kariyeri olmayan emek ve uğraşla öğrenilen aşamalı bir uğraştır. Bu meslek çırağından ustasına balçıkla temasından ve birden çok çalışana ihtiyaç duymasından dolayı etnik ve inançsal ayrıcalıkları aşan emeği ile geçinen herkesin yapabildiği bir meslek olarak kent hayatına damgasını vurmuştur.

Dört ana kapısı bulunan ve her kapıdan adını alan semtler; Mardin Kapı Ermeni, Saray Kapı Yahudi, Urfa Kapı (Alipaşa’dan Mardin Kapı’ya kadar) Süryani, Dağ Kapı (Ulu Cami, Melik Ahmet Paşa, İskender Paşa semti arası) Arap-Türk-Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı semtlerdir. Bu semtlerde dört ana meydan bulunur ve bunlar sırasıyla; Gavur Meydanı, Çöp Meydanı, Ali Beg Meydanı, Erbedaş- Direkhana Meydanlarıdır.

Bu meydanların ve onları çevreleyen bahçelerin adları, Diyarbakır’da farklı meslek gruplarının, farklı etnik ve inançsal gruplarla birlikte anılmasına neden olmuştur. Bu aynı zamanda ortak inancın mezhep farklılıklarına rağmen İslam inanç esaslarında topyekûn gayr-i Müslim olarak anılan Yahudi-Asur, Süryani-Ermeni kuyumculuk mesleğinde kendini gösterir. Biri ötekinin mekan ve mesleğine konduğu iddialarını hala sürdürmelerine neden olmuştur. Oysa Diyarbakır’da mekan ve meslek gruplarının ayrışma ve birleşme noktaları şehre hakim olma ve gelişlere tarihlerine göre oluşturulan mahalle ve sokaklarda kendini açık gösterir. Şehrin etrafında bulunan küçük yerleşim birimleri ve alt yerleşim birimlerinde bu etnik ve inançsal grupların eski-yeni köy adlarında temsiliyet izlerinin demografik-coğrafik izleri görülebilir. Diyarbakır’da bulunan Rum kökenli etnik ve inançsal azınlığın kentin mahallelerinde, alt yerleşim birimlerinde mezhep temsili dışında izinin olmaması aynı zamanda meslek ve meslek erbapları içinde belirgin bir yer tutmamalarında da kendini gösterir. Mevcut durumda meslek ve meslek erbaplarının mesleki üretimlerinde üretim ve tüketim ilişkilerini de belirleyen etnik ve inançsal meslek grupları ve kentte birbirini tamamlayan kendi içinde farklı meslek üretimlerinin bileşkesi yeni üretim dayanışmasını beraberinde getirmiştir. Bu mesleklerden olan ve balçıktan yapılan Testicilik ve Tuğlacılık meslekleridir.

Testicilik mesleğini yapan meslek erbaplarının etnik, inançsal, mezhepsel, yerleşim alanlarında bulunan kutsal tapınaklarına Ulu Camii örneğinde olduğu gibi (Güneş tapınağı, Havra-Kilise-Cami-Hamam Medrese) ve dönüşümlerine göre ayrışan ve yeniden oluşan mahalleler tarihini de içinde barındırması açısından dikkate değerdir. Bu mahallelerde bulunan meydan, bu meydanlarda bulunan su kaynakları (Akarsu, Kaynak su, Çeşme), bu akarsu, çeşmeler, kapalı, açık kanalizasyon, havuzlarla oluşturulan bahçeler ve alanlar ile bu mesleği yapan sırasıyla usta, halife (Xelfe), çırakların etnik ve inançsal değişim ve dönüşümünde Diyarbakırın yakın tarihinin bir fotoğrafını önümüze serer. Sur içi’nin dört ana su kaynakları. Anzele, Hamravat, Bakila[6], Sur dışında Şekılacız adı verilen akar ve kaynak sulardır.[7]

Testicilik mesleği için gerekenler; killi kırmızı toprak, toprağı balçığa dönüştürecek su, balçığı dış etkilerden koruyacak kapalı bir alan ve yine balçığı testi veya küp çeşitlerine döndürecek tezgâh, tezgâhta biçim alan testi ve küpleri kurutmak için uygun hava ve güneşli bir alan, hava ve güneşte kurutulmuş testilerin fırınlandığı ocaktır. Hemen yakınında fırınlanmış küplerin sır ile boyanması için kap veya kazan, testilerin ve boyanacak küplerin istiflendiği ve satışa hazır hale getirildiği bir başka alana bir de bu fırınlanma işleminde çıkan dumanların çevreyi rahatsız etmemesi için üretim aşamalarında geniş bir alana ihtiyaç duyulmaktadır.

Etnik ve inançsal kadim mahalleler, emsalsiz kanalizasyon, ev mimarisi ve mahalleleri besleyen zamanla yeni oluşan mahallelerle birlikte yok olan su kaynakları ve kanalları, onların üzerinde birbirine bağlı hamamlar, şehrin sebze ve meyve ihtiyacını karşılayan Sur içi bahçeleri makale konusu Testicilik mesleğinin değişen üretim alanlarının tarihiyle birlikte anılmaktadır. Testicilik yapılan alanlara yakın yerlerde, hatta aynı alanda, balçıktan üretilen Tuğlacılık (Harman tuğla) ise kentin yeni yüzünün yanı sıra kadim mimarinin tahribatı, onlardan boşaltılan meydan ve bahçelerinin meskûn mahal alanlarına dönüştürülmesinde büyük bir rol üstlenmiştir.

Zamanın ihtiyacına göre değişen üretim alanlarında Testicilik ve tuğlacılık sur içinde binlerce yılda oluşan kadim mahalle meydanlarından, şehir dışına taşınarak bu alanlar rant yerine dönüşmüştür. Bu mahalleler daha sonra geniş meydanlarda bulunan bahçelerin içinde doğal kaynak, akarsu, çeşme ve havuzlarla, bu alanlara yakın buğday ve pirinc çeltiklerinden ayıran Ding’lerle ve zamanla iktidar biçimlerinin yarattığı yeni sahipleriyle ve mahalleleri birlikte anılmaya başlar.

Bu meydanlarda üretim yapan Testi hane ve Tuğla haneler şehir dışına taşınınca kısa zamanda üzerinde oluşan mahalleler şunlardır; (Gavur meydanı- Bardakhane ardından Arapşeyh mahallesine, Çöp meydanı- Tuğlahane ardındanYeni Kapı Kore Mahallesi, Kıbrıs mahallesi, Direkhana (Erbedaş)- meydanı Tuğlahane ardından Katırpınar, Saraykapı, Gavur mahallesi- Hasırlı mahallesine, Eli Beg meydanı-Bardakhane, ardından da Şimdiki Alipaşa mahallesine dönüşür[8]

Yahudilerin evlerine yakın Testi hanelere semte göre ‘Bardak hane’ olarak adlandırıldığı ve günümüz Arap şeyh mahallesine bağle mevcut Bardakhane duvarlarının üstünü örterek buraya ilk olarak Hevsel Bahçesinin bekçisi (Kolcu) Kadri abe ( Köse Adil’ini abisi) ev yapar. Ardından bileğinin gücüne göre Bardakçı 1-2-3-4-5. sokakları oluşturulur.[9]

Süryanilerin yaşadığı Eli beg Meydanı denen Ali paşa semtinde, çeltik kilisesinin yanında bulunan Testihaneler ‘Kârhane’ adı altında 1950 li yıllara kadar testi ve Küp imal edilirdi.

Ermeniler öteki etnisitelere nazaran on dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde iç ve dış tarihsel nedenlerle kenti terk etmeye başladığından, Gâvur mahallesinde Merheli, Kore ve leylek bahçelerinde ürettikleri Testiye ‘Purut’ Testihanelere de ‘Puruthane’ derler. Diyarbakır türküsüne konu olan ‘ El ele verip kalk gidak  Puruthaneye..’ diye devam eder.

Kentin tanınması ve okunmasında en başat alanlar; Kimlik, ruh ve hafıza’dır. Coğrafi yakınlığı bulunan bütün etnik, inanç, kültür biçimlerinin temsil edildiği bir kent olma özelliğini 1914-1917 birinci dünya savaşı ve 1935-1945 yılları arasında ikinci dünya savaşının etkisi etnik-inançsal kümelenmesi olarak adlandırabileceğimiz, imparatorlukların mirasçısı sanayinin geliştiği devletlerin kendine bağımlı ulus devletleri oluşturması ve hâkimiyet kurma çabalarıdır. Bu hâkimiyet aynı zamanda etnik ve inançların demografik göçlerine tanıklık ederken Diyarbakır kentine zorunlu-gönüllü göç etkisine dönüşmüştür. 1915 yılında Ermeni tehciri ile başlayan süreç, 1940’larda varlık vergisi, 1950 li yıllarda İsrail devletinin kurulması kentte İslam dışı inanç sahiplerinin toptancı adı olan Kentli-Fılle-Gavur- göçlerini hızlandırmıştır. 1925 yılından sonra göç eden kadim Kentli gayr-i müslimler yerine köylü gayri Müslimler gelmeye başlar. Bunlar genellikle kırsal kesimde de iç içe ya da yakın merkezlerde yaşayan köylerde Ermeni-Süryani karı-koca evlilikleri yapan aileler mensuptular.[10] Bunları ana ve nineleri gayr-i Müslim Kürtler takip ederek en son 1950 li yıllardan sonra göç eden aileler alır.

Kentin tanınması ve okunmasında en başat alanlar; Kimlik, ruh ve hafıza’dır. Coğrafi yakınlığı bulunan bütün etnik, inanç, kültür biçimlerinin temsil edildiği bir kent olma özelliğini 1914-1917 birinci dünya savaşı ve 1935-1945 yılları arasında ikinci dünya savaşının etkisi etnik-inançsal kümelenmesi olarak adlandırabileceğimiz, imparatorlukların mirasçısı sanayinin geliştiği devletlerin kendine bağımlı ulus devletleri oluşturması ve hâkimiyet kurma çabalarıdır. Bu hâkimiyet aynı zamanda etnik ve inançların demografik göçlerine tanıklık ederken Diyarbakır kentine zorunlu-gönüllü göç etkisine dönüşmüştür. 1915 yılında Ermeni tehciri ile başlayan süreç, 1940’larda varlık vergisi, 1950 li yıllarda İsrail devletinin kurulması kentte İslam dışı inanç sahiplerinin toptancı adı olan Kentli-Fılle-Gavur- göçlerini hızlandırmıştır. 1925 yılından sonra göç eden kadim Kentli gayr-i müslimler yerine köylü gayri Müslimler gelmeye başlar. Bunlar genellikle kırsal kesimde de iç içe ya da yakın merkezlerde yaşayan köylerde Ermeni-Süryani karı-koca evlilikleri yapan aileler mensuptular.[11] Bunları ana ve nineleri gayr-i Müslim Kürtler takip ederek en son 1950 li yıllardan sonra göç eden aileler alır.

Kentin tanınması ve okunmasında en başat alanlar; Kimlik, ruh ve hafıza’dır. Coğrafi yakınlığı bulunan bütün etnik, inanç, kültür biçimlerinin temsil edildiği bir kent olma özelliğini 1914-1917 birinci dünya savaşı ve 1935-1945 yılları arasında ikinci dünya savaşının etkisi etnik-inançsal kümelenmesi olarak adlandırabileceğimiz, imparatorlukların mirasçısı sanayinin geliştiği devletlerin kendine bağımlı ulus devletleri oluşturması ve hâkimiyet kurma çabalarıdır. Bu hâkimiyet aynı zamanda etnik ve inançların demografik göçlerine tanıklık ederken Diyarbakır kentine zorunlu-gönüllü göç etkisine dönüşmüştür. 1915 yılında Ermeni tehciri ile başlayan süreç, 1940’larda varlık vergisi, 1950 li yıllarda İsrail devletinin kurulması kentte İslam dışı inanç sahiplerinin toptancı adı olan Kentli-Fılle-Gavur- göçlerini hızlandırmıştır. 1925 yılından sonra göç eden kadim Kentli gayr-i müslimler yerine köylü gayri Müslimler gelmeye başlar. Bunlar genellikle kırsal kesimde de iç içe ya da yakın merkezlerde yaşayan köylerde Ermeni-Süryani karı-koca evlilikleri yapan aileler mensuptular.[12] Bunları ana ve nineleri gayr-i Müslim Kürtler takip ederek en son 1950 li yıllardan sonra göç eden aileler alır.

Kentin tanınması ve okunmasında en başat alanlar; Kimlik, ruh ve hafıza’dır. Coğrafi yakınlığı bulunan bütün etnik, inanç, kültür biçimlerinin temsil edildiği bir kent olma özelliğini 1914-1917 birinci dünya savaşı ve 1935-1945 yılları arasında ikinci dünya savaşının etkisi etnik-inançsal kümelenmesi olarak adlandırabileceğimiz, imparatorlukların mirasçısı sanayinin geliştiği devletlerin kendine bağımlı ulus devletleri oluşturması ve hâkimiyet kurma çabalarıdır. Bu hâkimiyet aynı zamanda etnik ve inançların demografik göçlerine tanıklık ederken Diyarbakır kentine zorunlu-gönüllü göç etkisine dönüşmüştür. 1915 yılında Ermeni tehciri ile başlayan süreç, 1940’larda varlık vergisi, 1950 li yıllarda İsrail devletinin kurulması kentte İslam dışı inanç sahiplerinin toptancı adı olan Kentli-Fılle-Gavur- göçlerini hızlandırmıştır. 1925 yılından sonra göç eden kadim Kentli gayr-i müslimler yerine köylü gayri Müslimler gelmeye başlar. Bunlar genellikle kırsal kesimde de iç içe ya da yakın merkezlerde yaşayan köylerde Ermeni-Süryani karı-koca evlilikleri yapan aileler mensuptular.[13] Bunları ana ve nineleri gayr-i Müslim Kürtler takip ederek en son 1950 li yıllardan sonra göç eden aileler alır.

Kentin tanınması ve okunmasında en başat alanlar; Kimlik, ruh ve hafıza’dır. Coğrafi yakınlığı bulunan bütün etnik, inanç, kültür biçimlerinin temsil edildiği bir kent olma özelliğini 1914-1917 birinci dünya savaşı ve 1935-1945 yılları arasında ikinci dünya savaşının etkisi etnik-inançsal kümelenmesi olarak adlandırabileceğimiz, imparatorlukların mirasçısı sanayinin geliştiği devletlerin kendine bağımlı ulus devletleri oluşturması ve hâkimiyet kurma çabalarıdır. Bu hâkimiyet aynı zamanda etnik ve inançların demografik göçlerine tanıklık ederken Diyarbakır kentine zorunlu-gönüllü göç etkisine dönüşmüştür. 1915 yılında Ermeni tehciri ile başlayan süreç, 1940’larda varlık vergisi, 1950 li yıllarda İsrail devletinin kurulması kentte İslam dışı inanç sahiplerinin toptancı adı olan Kentli-Fılle-Gavur- göçlerini hızlandırmıştır. 1925 yılından sonra göç eden kadim Kentli gayr-i müslimler yerine köylü gayri Müslimler gelmeye başlar. Bunlar genellikle kırsal kesimde de iç içe ya da yakın merkezlerde yaşayan köylerde Ermeni-Süryani karı-koca evlilikleri yapan aileler mensuptular.[14] Bunları ana ve nineleri gayr-i Müslim Kürtler takip ederek en son 1950 li yıllardan sonra göç eden aileler alır.

 

Kadim Kentin şehre dönüşümü

Kentin tanınması ve okunmasında en başat alanlar; Kimlik, ruh ve hafıza’dır. Coğrafi yakınlığı bulunan bütün etnik, inanç, kültür biçimlerinin temsil edildiği bir kent olma özelliğini 1914-1917 birinci dünya savaşı ve 1935-1945 yılları arasında ikinci dünya savaşının etkisi etnik-inançsal kümelenmesi olarak adlandırabileceğimiz, imparatorlukların mirasçısı sanayinin geliştiği devletlerin kendine bağımlı ulus devletleri oluşturması ve hâkimiyet kurma çabalarıdır. Bu hâkimiyet aynı zamanda etnisite ve inançların demografik göçlerine tanıklık ederken Diyarbakır kentine zorunlu-gönüllü göç etkisine dönüşmüştür. 1915 yılında Ermeni tehciri ile başlayan süreç, 1940’larda varlık vergisi, 1950 li yıllarda İsrail devletinin kurulması, kentte İslam dışı inanç sahiplerinin toptancı adı olan Kentli-Fılle-Gavur- göçlerini hızlandırmıştır. 1925 yılından sonra göç eden kadim Kentli gayr-i müslimler yerine köylü kökenli gayri Müslimler gelmeye başlar.[15] Bunlar genellikle kırsal kesimde de iç içe ya da yakın merkezlerde yaşayan köylerde Ermeni-Süryani karı-koca evlilikleri yapan aileler mensuptular.[16] Bunların yerini, ana ve nineleri gayr-i Müslim olan Kürtler, Türkmen Aleviler ve son olarak da 1950 li yıllardan sonra göç eden Müslüman Kürt aileler alır.

Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş sancılarını yaşayan kent, geçişin betirdiği bir çok soruna da maruz kaldı. Bu sorunların başında da kullanılan dil geliyordu. Çünkü, Osmanlı yönetim ilişkilerinde tebaanın resmi ve ortak kültür dili kasaba ve şehir merkezlerinde etnik ve inançsal kökeni ne olursa olsun Osmanlı Türkçesi ve cumhuriyetle birlikte zorunlu Türkçedir. Kırsal kesimde yaşayan gayr-i Müslim bütün etnisite ve inançların ortak kültür dili ise Kürtçedir. Bu yüzden konuşulan dil üzerinden etnik köken inanç değişikliklerinde yanılgılar, bir dilden düşünüp başka bir dilin kullanılmasında da aksan sorunu ortaya çıkıyordu.

Ayrıca Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş sancılarını yaşayan kentte, çok partili döneme geçişle ki çok parti dediğimiz sayısız etnik ve inançsal grupların yaşadığı Diyarbakır’da sadece iki partidir.-birlikte şehre alınmayan köylü (Gundi) ler 1950 yılından itibaren yerleşik olmaya başlarlar. Bir şekilde kentte kalan ve onlarla birlikte azalan meslek ve meslek erbaplarından farklı etnik ve inanç gruplarına sahip olanlar, değişen ve gelişen kente‘Şehir Uşagı’ üst kimliği ile bu yeni demografiye tepki gösterirler. Şehir uşağı tanımı Ali paşa, İskender paşa mahallerine de adını veren Türkî-Kafkasi Arap- Fars Osmanlı paşa torunlarının yanı sıra kente ilk gelen köy soylu yöneticiler ve ruhaniler,  Alevi- Ermeni, Süryani karma izdivaçlarla Vakıfzadegânlar, oğullarınca kullanılır. Bu oluşturdukları tanıma uygun Testihane işine ağzı büyük ve geniş kapaklı su küpünden adını alan ‘Hebene’ye atfen bu mesleği yapan ve öteki meslek erbaplarının da ötekiler için argo, alay etmeyi de içeren tanımlamayla testicilere ‘Hebeneciler’ demeye başlarlar. Bu tanımın zamanla irili ufaklı bütün Testi, küp, çömlek için kullanılmaya özellikle tepsi şeklinde çömlek adı olarak da bu kentsoylu-köysoylu ayırımında kullanımı çoğalır. Aynı zamanda Çermik, Çüngüş, Siverek dolaylarında bu işe yani bütün testi türlerine Hebene, bu işi yapanlara da Hebeneciler derler.[17]

1940’lı yıllarda doğan şehir uşaklarının çocukları 1960 lı yıllarda farklı illerdeki sınavsız üniversitelerde okumuş ve kentin yönetim ilişkilerine damgalarını vurmuşlardır. Şehir uşaklarının ardından cumhuriyet okullarında okumaya başlayan ve 1950-60 lı yıllardan sonra doğan çocuklar kentte ‘Şehir çocuğu’ kimliğiyle kendi aile ve çevresinde yeni bir sokak dili ve kültürü oluşmasını sağlamıştır. Bu kültürün oluşmasında dış hayatın çekiciliğini yaratan sinema filmlerinin etkisiyle İstanbul’a gitme-kaçma sevdası etkili olmuştur. Bunlardan çok azı ilkokuldan sonra okumayı sürdürmüş ancak bu okuyanlar aile ve soyadlarının ilk üniversite okuyanları olmuştur. Kente göçüm tarihi tanıklığını eden mahallelerde kümelenmeye ve yeni mahalleler kilise, hamam, meydan, bahçe harabelerine yerleşik gettolar oluşur. Bu yeni getto tarzı mahallelerin sırasıyla sahipleri vakıf zadeler, askerler, kabadayılar, rüşvetçi memurlar kenti terk ederek İstanbul ve Bursa illerine taşınmış bunların yerine aşiret ya da temsiliyet sahibi partili aileler kentin ileri gelenleri olarak, üretimden kopuk boşluğu dolduran unsurlar olmuştur.

Kadim kentler, Uygarlık, İmparatorluk, Krallık, Sultanlık ve bunların inanç merkezleri insanlık birikimi olan yerlerde, sanayi ve modernitenin ihtiyacı olarak gelişen metropoliten şehirler ise sanayinin biriktiği yerlerde oluşur. Kentin binaları, arşivleri, kurumları, toplumun kültürel birikimin mirası ve bu mirasın kuşaktan diğerine aktarıldığı mihenk taşlarıdır.[18]Oysa Kadim Diyarbakır’da bulunan yönetici kavimler ve inanç sistemlerinin insanlık birikimlerinin giderek azaldığı ve yok olduğu bir tarih seyretmiştir. İnsan ve inanç kültür çeşitliliğinin yanı sıra meslekler ve meslek grupları sanayinin gelişmediği ve sadece tüketim aracı malzemeleri kadim kenti tahrip eden, sur dışında oluşturulan yeni bir kimlik, yapı ve anlam olan şehre dönüştürmüştür. Kadim Kentin hafıza ve ruhunu temsil etmeyen yapı ve anlam karşısında yakın dönemde ortadan kalkan testicilik ve harman tuğlacılık meslek tarihi kentin gerçekliğine en uygun mekan, dil ve kavramlarında kendini gösterir.

Testicilik üretimi, kent dışından getirilen zengin killi toprak hammaddesi, üretim alanı ve aşamasında ustalık ve maharetin yanı sıra ‘sır’ diye tabir edilen kentli birikim gerektiren işleve göre, boyama ham maddelerine ihtiyaç duyar. Farklı meslek üretimlerinden elde edilen maddeler ile belirli ortak üretim sürecinden sonra yapılan ve yeni üretim işler de, meslek erbaplarının dayanışmasını beraberinde getirmiştir. Makalemizde, konumuz olan balçıktan üretilen Testinin, Tuğla yapımında benzer ve ayrışma noktaları ile kent yaşamında olumlu-olumsuz etkileri üzerinde durulmaktır.

Nihayetinde elektrik kullanımıyla birlikte Sanayi ürünü olan ve sırasıyla teneke,  çinko, alüminyum, plastik gibi maddelerin küplerin yerini almasıyla küp üretimi azalırken, buzdolabı ile testicilik giderek yok olmaya başlar. Giderek küp ve testiler başka illerden getirilmeye, günümüzde ise bir tek dükkânın satışını yaptığı, Diyarbakır’ın kent hayatında hiç olmamış gibi terk edilen bir meslek grubu olmuştur. 1987 yılına kadar üretimi devam eden testicilik, yaşayan son ustalarının da seksenli yaşlarda olduğu ve şehir hayatında hiç olmamış gibi terk edilen bir mesleğe dönüşmüştür.

 

Harman Tuğla yapımı

Diyarbakır’da bilinen en eski harman tuğla yapımı seyyar ocakçılıktır. Diyarbakır’da seyyar ocaklarda yaklaşık 80cm, bir metre boyunda kumbet halinde ortası boş dört “kab” yapılır. Bu dört kabın birinin azgını kapatıp 24 saat sonra öteki kabı kapatılarak ikisi hapsedilen ateşle sıralanmış çapraz katlar üstüne çekilir. Altta boru gibi dört tarafında 24 saat kadar bir boruyu çamurla sıvayıp sonralar 24 saat öteki ağzı kapatılarak tugla odun ateşiyle “duhan”lanarak hafif kırmızı renkte çıkar. Boyu 25 cm eni11cm orta yerde bos kalıp yapan ustanın isminin ya da markasını balçık kalıbına basarlar. Diyarbakır’da bilinen en eski seyyar ocakçılar; Dicle ilçesinden Silemanê Hinnesi ve oğlu Kemal, Polis Mıhemenin oğulları Şükrü Kındır ve Ahmet Kındır, Nebi Yıldız’dır. [19]

Diyarbakır’da kömürle yapılan harman tuğla ocakçılığını ise ilk olarak 1950 yılında Eskişehir’den gelen Rahmi usta başlatır. Rahmi usta, Eskişehir Tavşanlı’dan kara tren vagonlarıyla getirilen kömürlerle şimdiki Şehitlik semti Et Balık kurumunun bulunduğu meydanda ortağıyla birlikte bu işi yapmaya başlar. Daha sonraları Diyarbakır Hazro ilçesinden çıkarılan Hazro kömürü ve ısısı düşük Sılopi, Şırnak kömürleriyle harman tuğlacılık yapılmaya başlanır.

Giderek değişen kent yaşamı karma bir yaşam formu kazanırken, Testicilik mesleği de bu değişiklikle birlikte giderek balçıktan ve harman tuğlalardan oluşan küçük ve eğreti barınaklara sıkışmış ve testi, zamanla sadece su ihtiyacı için kullanılmaya başlanıla bir aksesuara dönüşmüştür. Eski Diyarbakır mimarisindeki evler, el değiştirirken alt katlarında zahirelikler için gerekli küp kullanımı alanlarını, birkaç ailenin iç içe kaldığı hatta aralarında tuğlalar örerek üçe-dörde bölmeye başladıklarından geleneksel özelliklerini yitirir Testicilik kentin cazibe ve yaşam standartlarını yükseltirken, tuğlacılık kadim kenti giderek köy yaşamına uyarlayan tahripkâr bir nitelik kazanmıştır. Gelişen sanayi ürünleri, testi ve küp ihtiyacını ez aza indirirken, klasik harman tuğla üretiminde ucuz ve seri bir üretim imkânı veren taş kömürün kullanılması, otuz sene gibi kısa bir sürede kadim kentin estetik ve mimari tahribatını hızlandırmıştır. Bunların yanı sıra, kentin üretimden giderek kopan hayatında, birkaç kişinin eski evlerde altın bulması ve dedikodusu bu evlerin altın bulma sevdasına yıkılması ve harabelerin çoğalmasına sebep olmuştur.

1960 lı yılların sonuna doğru, Diyarbakır’da ilk delikli tuğla (Blok tuğla) fabrikasının temeli Necat Cemiloğlu’nun belediye başkanlığı döneminde, elektrik mühendisi olan Ankaralı Turgut tarafından ön gözlü köprü yakınında atılır. Ankaralı Turgut, parası fabrika bitimine yetmeyince mühendis olarak belediyeye işe alınır. Fabrika üretime başlar, ancak rağbet görmez. Belediye başkanı Necat Cemiloğlu ve Vali Karasarıoğlu’nun fabrikanın yaşaması için harman tuğla boyutunu 23 cm’den 19’a, enini 11’ den 9’a düşürme, elektriği bedava yapma kararına rağmen ilk blok tuğla fabrikası harman tuğla ucuz olunca iflas eder. Fabrikasını, çoğu harman tuğla ocak sahibi altı ortak satın alır. 1980 yılında yığma inşaat yasaklanınca ve karkas bina için harman tuğla yerine blok tuğla kullanılmasıyla eski şehir sur içinden dışarı taşmaya başlar. Ve harman tuğla ocak sahipleri blok tuğla fabrikaları kurmaya başlarlar.[20]

Testi Yapımı

16 Ne kadar ters düşünceler! Çömlekçi balçıkla bir tutulur mu? Yapı, kendini yapan için, “Beni o yapmadı” diyebilir mi? Çömlek kendine biçim veren için, “O bir şeyden anlamaz” diyebilir mi?[21](Yeşea Peygamber, 29-16)

Testi toprağı ne fazla kırmızı ne de fazla mil’li olmaması lazım. Tuğlanın kırmızı toprağı fazla olduğunda güneşte kurutulurken çatlaklar oluşur. Testinin de kili fazla olduğunda daha dayanaksız olur. Testi ve Tuğla toprağı aynı yerden gelmesine rağmen testinin kırmızı toprağı biraz fazladır.[22]

Testi yapımı için gerekli olan kırmızı killi toprak, biçim verildikten sonra cila ve parlaklık için sönmüş kireçten beyaz kildir. Önemli olan kil oranı fazla kırmızı toprak demir oranını yüksekliği oranında kırmızılığı daha fazla olacağından toprak, güneş görmeyen kapalı bir alanda ortası boşaltılarak su ile doldurularak oluşan çamur ayaklarla yoğrulur ‘eşkimeye’ bırakılır. Sabahları bu toprağın içine kaya tuzu atılır. Kaya tuzu kükürtlü olduğu için tekrar yoğrulur.[23] Daha sonra fitil yapılarak ustanın ayakları ile çevirdiği tezgahına‘Dezgesine’ bırakılır. Ustanın ayakları ile çevirdiği ve el mahareti ile şekil verilir.

Şekil verildikten sonra tahtalar üstüne konularak 5-6 saat güneşte kurutulmaya bırakılır. Testi veya küpler kuruduktan sonra kümbet şeklinde inşa edilmiş ocağın bir tarafına testi bir tarafına küpler konulduktan sonra ocağın altındaki ızgaraların altına odun bırakılır açık pencereden tutuşturulur. Çeltik, hayvan gübresi ile (hayvan gübresi ve çeltik yerine Diyarbakır Alevileri sıkıştırılmış marangoz talaşlarını yakıt olarak kullanır ve satarlar.) 300-400 derecelik bir ateşte 5-6 saat pişirildikten sonra tek tek çatlak olmayanlar ayrılır.

Testi, gövde ve ağız olmak üzere iki aşamadan geçilerek yapılıyordu. Gövde kısmına biçim verdikten sonra ağız kısmını takıyorduk. Gövde kısmı bir iki saat güneşte bekledikten sonra ağız kısmını ekliyorduk. Küp ve saksı tek seferde yapılıyordu. Testi tezgâhta biçim verme işlemi bittikten sonra cêr dediğimiz dip kısmını tıraş ederek düzeltiyorduk. Bu çamuru yüksek tezgahlar üzerinde tekrar yoğrularak eke denilen çamuru surahi şekline getirir ustalara verirdik. Küpün büyüklüğü fazla olduğundan önce dibini oluşturmak için çamuru ‘Fitil’ haline getiriyorduk. ‘Tozak’ dediğimiz dere kenarlarındaki sazlıkların ucunda bulunan tozakla, tozak olmazsa saç kılı katarak tabanı güçlendirirdik. Biri büyük biri İki yuvarlak tabladan oluşan çark dediğimiz, büyügü ayak kısmında küçüğü üstte kullandığımız tablaları aynı yöne çevirerek testi yapılırdı. İçerde 3-4 gün kadar kurutmaya bırakıyorduk. Küplerin bir defada kuvvetlendirilmesi için dip kısmını bitirdikten sonra aşağıdan yukarıya doğru yapıyorduk. Kulplarını yaparken tozak ve saç kılını çamura katarak fitil haline getirir testi veya küplere eklerdik.[24]

 

Testi Ocağı

Kümbet şeklinde yapılan ocağın bir tarafına testi bir tarafına küp konulduktan sonra alttaki ızgaraların altındaki odunlar konulur açık pencereden ateşlenirdi. 300-500 derecede 4-6 saat arası pişerdi. Ocaktaki ateş kor haline geldikten sonra çatlaklar ayıklanarak tek tek ocaktan çıkarılırdı. Önemli olan toprak kırmızı ve milli toprakta demir oranı yüksek olan kırmızı rengini verirdi.[25]

Küpler bir defa fırına verildikten sonra çeşitli malzemelerden hazırlanan boya iç dış kısmına yedirildikten sonra tekrar fırına sürülürdü. Turşu peynir gibi salamura yiyecekler için kullanılan küplerin içi ve dışı boyanırdı.[26]

Testi veya Küpler bir gün güneşte beklettikten sonra kulpu takıp tekrar bir gün daha güneşe bırakırlardı. Daha sonra ocaklara ters ve düz bırakarak doldururlardı. Ocaklar kuyu gibiydi alttan hayvan gübresiyle yaktıkları ateşte harman ederlerdi. Bu gübreleri Diyarbakır ve Tunceli’den bardak haneye getiriliyordu çeltikle karıştırıp ocağın ağzına yığarlardı. Ağaç dallarıyla ateşi kurup yarım saat bekledikten sonra iki kişi ağızlarını bağlayıp yavaş yavaş gübreyi atarlardı. Bir buçuk iki saat yaptıktan sonra iki gün bekletiliyordu. İki gün dama çıkarılıp bekletirken ufak çatlamalar olurdu. Ufak çatlakları “şaham” dedikleri yolla kapatırlardı.[27]

Çark işlemi bittikten sonra güneşte 2-3 saat kaldıktan sonra yaklaşık üç yüz testi alan fırına atardık. Bu fırınlarda aynı anda 100-150 küp, büyüklerinden ise 50 tane küpü pişmeye bırakırdık.[28]

Harç yapıldıktan sonra yuvarlak sehpa üzerine oturtup ayaklarının altındaki tahta çevrilirdi. Çırağı çamur getirip tezgâhın üzerinde dolduruyordu. Usta biçim verdikten sonra güneşte kurutuyordu.[29]

 

Testi ve Küp Boyası

Yağ ve pekmez küplerinde (sırlı) boya kullanırdık. Kuruduktan sonra Tandır biçimde derin fırın yapmışlardı. Fırının dibine çeltik kabukları at ve hayvan gübrelerini yakarlardı.(Önce odunla ateşi tutuştururlardı)

Yaklaşık 3 saat kalıyordu sonra ateşi kesiyorlardı. Bir müddet soğuduktan sonra ocaklardan çıkarıyorlardı. En eski bildiğim bardakhane Meryem ana kilisesine karşı İsya (Osyagillerin bardakhanesidir.)[30]

Testiler işlem bitiminden sonra beyaz kile batırılmış bezle silinirdi. Yağ ve kavurma küpleri dıştan boyanıyordu. Çay kenarında özel bir taş topluyorduk havanda ya da el değirmeninde ufaltıp toz haline getirilirdi. Kurşun alıp onu da taş havanda veya el değirmeninde toz haline getirilirdi. “Sacın üzerine kurşun eritilerek üzerine kükürt atarak toz haline gelirdi. Tufal kalaycı malzemesi bir kazana katarak Şerbik ve nakışlı (Nexşli) Testi yapardık. (80 yaşındayım. Sabah ne yediğimi hatırlamıyorum.) Testi hane olsa tarif edebilirim ama şimdi yapamam.” Boya bu Dört karışımla kazanda (bakır) su gibi oluyor ve yeşil renge bürünüyordu.  Testi ve küpleri bu sıvıya batırıp çıkarıyorduk.  Malzemeleri Taş havan Cırın’da beş kiloluk demirle dövüyorduk. Testi tezgâhta biçim alıp kulpu takıldıktan sonra sönmüş kireçten oluşan (kılsi) etrafına sürüyorduk. [31]

Yeşil küpler genellikle peynir, yağ, turşu gibi salamura zahireler için kullanılırdı. Yeşil küpü yapmak için araba akülerinin içindeki kurşun tabakalar alınıp eritiliyordu. Toz boya içine katılıp bir havuzun içine atarak karıştırılıyordu. Küpler bu havuzun içine atıldıktan sonra fırınlanırdı.[32]

Bardak hanelerde çamura biçim verildikten sonra sönmüş kireç tabakası olan yerlerden beyaz toprakla cila verme işlemi gerekir. Bu beyaz toprak olarak adlandırılan sönmüş kirec Kırklardağının eteklerinde ve Diyarbakır kırsalı olan yüz beş köyden oluşan Terkan mıntıkasının Milan (Doğanlı) köyünden tedarik edilir. Bu Beyaz toprağın bir torbası bardakhanelerin bir haftalık testi ve türevlerinin cilalanmasına yeterdi.[33]

Fıriz denen bitki ( Süryanice (Fızre-Tıdre) geniş yaprakları el kadar olan yeşil dikenli yaş bitkiyi tokmakla ezerek toz haline getirildikten sonra (Annem dokumamıza musaade etmezdi) saman ve biraz toprak katarak yapılırdı. Annem Ezê ,”bu bitki dam loğu (menduri) ile eziliyordu. Bu bitki toz haline getirildikten sonra kurutulmaya biraz saman ve toprak katılarak güneşte kurutuluyordu. Midyat Harabelek ve hah, haxê köyünde testi, kap kacak yapılırdı. Değişik boylarda bu kaplara kahfırto deniyordu. Süryanice adı ‘Tıdrê’ olan bitki yaşken saman ve kırmızı toprak curn’nun içinde dövüyor çamur veya taştan çamurdan bir kalıbın içine konulup biçim verilip güneşte kurutuluyordu. Kurutulma işleminden sonra sönmüş kireç sulandırılıp bu kapların etrafına cila ve süs yapılarak sürülüyordu.[34] Testi yapımında ise ayakları ile basılıp ilahiler eşliğinde çamur haline getirilen karışım ile yapılıyordu. Süryanice tıdre olan saman ve kırmızı toprak yaşken önce kesilir. Curnun içinde saman veya toprak taştan çamurdan bir kalıbın içine biçim verip kurutulur. Kireci sulandırıp etrafına cila ve süs yapıyorlardı.[35]

 

Balçıktan Sanat Üretenler ve Ürünleri

Su testilerinden daha rahat eğip su içmeye yarayan demirden altlıklar yapılırdı. Küpler için daha koruyucu ve sabit demirden altlık yapılırdı. Bu işi ise testi altı soğuk demirci küp altlığını ise sıcak demirciler yaparlardı.[36]

Hebene: Geniş ağızlı ve kapaklı büyük su saklanan küp, Yoğurt kabı olarak yapılan yassı çömlek. Pohrıng-: Camiler için kullanılan çatı oluklarında kullanılan isim. Dizık: İçinde yemek yapılan çömleklere denir. Tung: Kanalizasyon için kullanılan yuvarlak su borusu. Çıronek: Evlerin dam üstünde su birikimin engellemek için kullanılır. Cırdon: İçine su konularak küçük ebatlı çocuklar için üflenen oyuncak.

Arapça kullanılan isimler;[37] Testi- Kevak,- Kavak, Testicilik- Kevoko, Kevokê) Kuz-(Tasik- Tas), Kozê- (Kadeh), Küçük Testi (Şerbik)

Kürtçe kullanılan testi ve küp adları:

Cerik, Kuzik,Guzik, Tirar, Kefşik, Misîn, Sênîk, Perdax, Perdak, Kewask, Teşt, Hustî, Agirdan, Kuçik, Tenur, Linik (Linê çar çembil), Dizik, Duherk, Ahink, Bişuk, Qelun (Kalun), Şadank, Şîşe, Binkasik

Bilinen en eski bardakhane Ben u Sen ile Mardinkapı mezarlık bitiminde Gazi Köşkünden önceki köşkün alt kısmındaki tarladır. Bu tarlada farklı tonlarda sırlı testi-küp parçaları ile fırınlanmış ağızlık (Kalun) bulunuyor.[38] Bir sonraki testihane ise İlk testicilik 1950 li yıllarda Alipaşa düşkünler Yurdu ( Darul Acize) civarında yapılıyormuş.[39]

Sur içinde bilinen ve kayıt altına alınan en eski meydanlar ve bahçelerde Testicilik ve yanı sıra Tuğlacılık yapılan yerler sırasıyla şunlardır:

Testiciler; Eski çeltik kilisesi, (Süryani-Ermeni) Yıkık Hamam, (Ermeni)

Şehir dışına taşınan Testiciler; Mennan Ağa, Cifte havuzlar, Mardin Kapı yokuşu

Seyyar tuğlacılık; Kavs köyü, Kabi köyü, On gözlü köprü,

Harman Tuğlacılık; Şehitlik Et Balık Kurumu’nun yeri, Mardin Kapı Mezarlığı yanı

 

Eski Diyarbakır (Suriçi) Şehir Yerleşimi ve Testiciler

Eski Diyarbakır’da mahallelere dönüştürülen bahçe adları;

Leylek Bahçesi, Merheli bahçesi, Yaylı Bahçe, Pazar Bahçesi (Kurşunlu camii civarında Kurşunlu Camii ile Katır pınar Arbedaş arasında kalan ve sahibi Nuri Onur olan bir bahçeydi. Şehir çeşme suyunun önündeki Havuzla sulanırdı.)

Hüsrev Paşa bahçesi: Hüsrev Paşa caminin arkasına düşen ve sonra mülkiyeti Halil Baran (Xello berana) geçen bir bahçesi bu bahçe şehir şebekesiyle sulanırdı.)

Sarı Saltuk Bahçesi : Melik Ahmet lisesinin yanında bahçe ve çeltik sahibi Albay Fettah Oğuzata Gülşanizade’lerin idi Anzele mezbanesinden gelen suyla sulanırdı.

Kozlu Bahçesi: Urfa kapıdan Mazı değirmeninin oraya kadar sebze ekilirdi Anzele’den gelen suyla sulanırdı.

Ağa Savitin Bahçesi: Melik Ahmet lisesinin arka kısmından yaklaşık 30 dönümlük bir yerdi içme suyu şebekesinden ve önünde havuz yapılmıştı)

Sakızlı Bahçesi: Alipaşa ilkokulunun yeri idi herkes o bahçelerden sebzelerini alıp gelirdi. Şehir şebekesi havuzla sulanırdı.)

Güllik bahçesi: Gül bahçesi esans yapılırmış Süryanilere ait Urfa kapı çıkışında eski halin yeri 1914 yıllarında güllük toplayıp esans yapıyorlarmış suyu ‘şekılacız’dan geliyormuş. Süryani bir mavi gözlü sarışın kadın sihirli bu suyu çıkarıyormuş.

Sarıkız çeşmesi: Güllük bahçesinin altında, aşağında)

Gamgötürmez çeşmesi : ,Yedikardeş borcunun alt kısmındaydı)

Sarhoşlar çeşmesi: Mardin kapı mezarlığın alt kısmında bulunurdu.)

Xatun hastalı (Hatun Çeşmesi) : Diyarbakır valisi Murtaza’nın annesi yapmış. Mardin kapı yokuşundan gazi köşküne giderken solda kalır.

Karaçiler Hanı: Hatun hastalının karşısı şemsilerin tapınak yeri

Çifte havuzlar ( Çift havuz) : Surların altında mezarlık içinde kalmış. Örfioğulları vakfı Şeyh Teyfik örfioğılları 650 yıl önce mısırdan geldiği söylenir. (Tapu kayıtlarında sonradan mevcut olan aileler var.)

Hevsel bahçelerinde bulunan çeşmeler:

Sagok Pınar (Soğuk pınar) çeşmesi sağ tarafta

Kanya mahkuma (Mahkumlar çeşmesi) sol tarafta

Gazi köşkünün orda Şettahlar bahçesini geçince Encumen adıyla iki çeşme bulunur. Biri Deyaz encumen ilerisinde Derin encumen çeşmeleri bulunur.

Çeltik dingleri;

Buğday ve pirinç dövülen yerlere çeltik dinği derler

Diyarbakır’da dingler ve sahipleri;

Surdan Dicle nehrine keçi burcunun altından gidince en son dink

Koca Yusuf Dingi: Kabi köyünden Hıristiyan koca Yusuf’unudu.

Keçi burcu eski karakolun hemen altında dingi

Hz. Süleyman camisinin yakınında Pirincçioğullarının dingi

Yıkık hamamın orda ki ding (sahibi bilinmiyor)

Hatun hastalı’ından gazi köşküne gidince sağ ve solda iki ding vardı. (sahipleri bilinmiyor)

Sarı Saltuk bahçesindeki ding (albay fettah Oguzata -gülşaniler-gülşanizadelerin)

Rızkullahın dingi (Meryem ana kilisesinin karşısında uçuk sokakta Süryani Besim Hıdırşah’ın babası )

Dögme dingi (Meryem ana kilisesinde kilise vakfına ait kiracısı Halit dayı)

Sinek dingi: hacı Osman’ın dingi, (Sin hamamı (yıkık) orda Bekir paşa sokakta)

Dört Ayaklı minareden aşağı Şükrü paşa dingi (yolun sağ tarafında, yıkılmış )

Ulu caminin karşısında Ziya Gökalp sokakta şimdi kahve olan yer dingti Zahir,  buzcu Zahir çalıştırıyordu

Karadeniz sokakta (sahiplerini bilmiyorum ) Darbukacı Kenan Menekşe bahçesinin evine karşı dingi

Talas sokakta ki ding çeltik kilisesine karşı katırcı hasana (Çelebi Eser’in eniştesi ) kaniya Pân -Düz çeşme-Karacadağ köyünün sahibi

1960 yıllına kadar Diyarbakır’ turist girişe yasaktı.  Chp genel sekreteri Elazığ milletvekili Kemal Şatır ve il başkanı Metin Cizreli’nin girişimleriyle kente turist giriş serbest oldu.[40]

 

Testi Satıcılığı ve Kullanım Alanı

İlk testicilik 1950 li yıllarda Alipaşa düşkünler Yurdu ( Darul Acize) civarında yapılıyormuş. 1970 li yıllarda Şehitlik kolejinin tepesinde onbeş taneye yakın bardakhane kuruldu. Oradan Çift Havuz.( Çifte Havuz) mezarlığına taşındı. En son 1987 yılında bu meslek tamamen terk edildi. Biz testi satışını Balıkçılarbaşı Reğabiye Cami ve Vakıf bankasının karşısında sokak başında bir satış yerimiz, birde en son Yeni İlkokul ( Teyfik Fikret)  karşısında satış yapıyorduk. Arif Usta ( Hani Zaza’sı) ve Abdulkadir abi (soyadlarını hatırlamıyor) iyi ustalardı.

Biz uç boy testi ve üç bot Küp satardık. Testilerin boy ve özellilerine göre küçükten büyüğe şöyle adlandırırdık;1-Hususi 2- Bardak 3- Torlu

Satıcıların kullandığı ve ustaların fırına attığında kullandığı tanımlar örneğin 50 bardak, on hususi, on beş tane torlu gibiydi.

Küplerin özel bir adı yoktu. Küçük-Orta-Büyük Küp derdik.

Yağ için kullanılan küpler yeşildi. İri küpleri un ve su hayratları için özel yaptırırdık daha sonraları büyük su küplerine musluk takarak hayrat küpü olarak satardık. Yağ ve pekmez küplerinde (sırlı) boya kullanırdık. Siverek, Viranşehir, Çermik, Bingöl Genç, Kızıltepe Mardin ilçelerine yakın olduğumuz için özellikle Diyarbakır’dan gelip küp ve testi satın alırlardı. Mardin’de de bu işi yapanlar vardı ancak Mardin sade kilden yaptıkları için daha kısa ve tombul oluyordu. Bizde ise humuslu kırmızı toprak kullandığımız için bizim testi ve küpler daha kırmızıydı. Ve tuz yosunlaşmayı engelliyordu.  Biz çamurunu fazla yoğuruyorduk ve tuzu fazla koyuyorduk. İyi yoğrulmuş çamurdan dolayı bizimkiler daha uzun oluyordu. Ve testilerdeki tuz zamanla gözeneklerde eriyince suyu daha soğuk hale getiriyordu. Mardin’den özellikle Diyarbakır testi ve küpü almaya gelen vardı. Hebene bir tane demek Elazığ yöreleri çömleğe Hebene diyorlardı. Bizden önce bu işi yapan ve satan Ermeni ustalara ‘Kıriv-Kirve’ dendiği için birçoğunun adını ve soyadını hatırlamıyorum.

 

Günümüzdeki durumu;

Mehmet Özkalkan “Ben bu mesleğe dört ayaklı minarenin dökme sokaklarında boş kalan tuvalet taşı soba taşı ve havuz taşı yapan zamanla mozaik ve mermer taşından imalat ve satışın yapıldığı dükkânda amcaoğlu Menderes Reşitoğlu’na kalmış. Amcaoğlumun yanında usta olarak çalıştığı Kejê usta ve İbe ustadır. Altmışlı yıllarda yurtdışına giden Keje usta dükkânı ve sanatı İbe ustaya İbe ustada amcaoğlu Menderes’e bırakır. 2006 yılında vefat eden amcaoğlumun dükkânı boş kalınca bir aylık gezi ve araştırmalarından-İzmir mermer, köşk Eskişehir,  Bilecik Bursa, Avanos Kayseri, Konya Bitlis civar köylerin hangi toprak çamur ve malzeme yapımı diye gezip araştırdım. Örneğin en iyi çömlek Güneydoğunun dağ çamuru kırmızı toprak ve Eskişehir Mahallecık köyü toprağından en iyi çömlek yapılır.

Müslümanlarda kurban bayramında içine şeker ağız başına kadar elma bırakarak mezarlıkta bulunan herhangi bir çocuğa verirler. Ölü için sevabına dağıtılır. Kök boya bitkisini bilmiyorum ancak Sır olarak yağlı boya yapıyorlar. Çömlekçiliğin yanı sıra testileri İran ve Avanos Nevşehir’den getiriyorum. Şimdi demirciler çarşısı kor Yusuf’un baharatçısının iki dükkân ilerisine taşındım.[41]

Görüldüğü üzere testicilik mesleği 1987 yılında tamamen kent hayatından çıkıp gittiği gibi farklı yerlerden getirilen testilerin satıldığı üretimden kopuk çorak bir şehre dönüşmüştür.

 

Sonuç

Geçtiğimiz yüzyıl içinde oluşan iki dünya savaşının Diyarbakır kentine etkisi Binlerce yıldan süzülüp gelen oturmuş kent birikimi olan Diyarbakır’da, ulus devlet oluşturma kaygısıyla içerden kentli ve dışarıdan kırsal göçler ile etnik, inançsal ve mesleki kırılmalara neden olmuştur. Her etnisitenin, inancın ve mezhebin kentli ve köylü ilişkileri ile karma evliliklerin çoğalmasını beraberinde getirmiştir. Bu durum zamanla kente sahip olan ve terk eden Şehir uşağı ve üretimden kopuk yaşama tutunmaya çalışan Şehir çocuğu üst tanımlarıyla kenti üretimden yoksun çorak bir şehre dönüştürüldüğü tespit edilmiştir.

Geçtiğimiz yüzyılın birinci yarısında yoğunlaşan harman tuğla ile yapılan evler kentin mimari çehresini değiştiren en önemli öğe olmuştur. On dokuzuncu yüzyılın ilk çeyreğinde çekilen kent fotoğraflarında görülmeyen harman tuğlalı yığma evler Diyarbakır kapılarının göçe açıldığı1950’li yıllardan sonra çoğalmaya başlar. Doğal olarak kentin değişen ekonomik, politik inanç demografik portresi kendine korunma, barınma yaşam alanları yaratırken kentin binlerce yıldan süzülüp gelen alt ve üst yapısının hızla tahrip edilmesi ve hafızasının değişmesine neden olmuştur..

Kömürden yapılan harman tuğla, özellikle mimari alanda Suriçi’nin çarpık yapılaşmasında rol oynayan beton binaların yükselmesine katkı sunmuşlardır. Tüketim Sanayi araçlarının çoğalması ve gittikçe değişmesi nedeniyle şehrin sur içinden taşması da bu kentte testicilik ve bazı mesleklerin ortadan kalkmasına neden olmuştur.

Testi ve Küp üretim aşaması ile ‘sır’ diye tabir edilen ve kentli kimya bilgisi gerektiren dört bileşim ile kısa sürede üretimi yapılabilecek bir hafızanın mevcut olduğu aynı zamanda binlerce yılın köy birikimi ot, saman, toprak bileşimi kap-kacak, çömlek üretiminin birlikte yapılabileceği bilgisine ulaşılmıştır.

Testicilik mesleğinin icrası için gereken eski Diyarbakır Kentinin semtlerini, meydanlarını, su kanallarını, bahçelerini, dinglerini, değirmenlerini, tapınak alanlarını, evlerini, mesleki üretim biçimleri olan el sanatlarını insanlığın açık tarih arşivine kazandırmak için sadece bir adım yeterlidir. Bu adımı çokludan tekleştirerek yok edici akıl yerine, teklerden çok olan yaratıcı ve üretici akılla atılması gerektiği ve yeniden aslına uygun yapılandırılmasının mümkün olduğu kanaatine varılmıştır.

Kendi etnik ve inançsal ibadet dillerinin yanı sıra İlk önce tarihi bazalt taşlı evler el değiştirmeye başlar. Birçok yerleşik olan ile emperyal inanç ve uygarlıkların izlerini taşıyan bir beden olan kadim kent o medeniyetlerin vitrinidir. Belki de sadece bu yüzden suru kapsayan burçlara ‘beden[42]’ denilmektedir.

Bütün mümkünlerin kıyısında Sur içi’nin tahrip edilen ve temizlenen alanlarına denk düşen kısımda insanlık duvarının yakın tarih hafızasından çıkarılan taşlarını yerine koymak, ait, sahip olduğu kimlik, yapı ve anlam, kültürel kodlarına duyulacak saygıdan geçer.

 

Bibliyografya

 

Kaynak Kişiler

Abdulbaki ERKASLAN, Diyarbakır, 1946, testi üretici ve satıcısı, 28-09-2016 tarihli görüşme

Aladdin Kurdoğlu Diyarbakır, 1962, 1976-1987 yılları arasında son testi satıcısı.

Ali Haydar CANLI, Diyarbakır merkez, 1935, kaynak kişi,  10-10-2016, saat 14.00 tarihli görüşme kaydı.

Halit AYÇİÇEK, Lice ilçesi Diyarbakır 1937 doğumlu 1954 yılından beri Diyarbakır’da yaşar. Kaynak kişi

Hasan POLAT (Çiğköfteci Hasan) Diyarbakır, 1938, kaynak kişi

Hatun BOSTANCI, Beşiri-Siirt, 1936, Ermeni testi üreticisinin akrabası, 28-10-2016 tarihli görüşme kaydı.

Hayrettin KURDOĞLU, Diyarbakır, 1963, testi üreticisi, 20-10-2016 tarihli görüşme kaydı.

Mehmet GÜNEŞ, Diyarbakır, 1960, testi satıcısı, 26-10-2016 Melik Ahmet Paşa cami civarı züccaciye dükkânı görüşme kaydı.

Mehmet ÖZKALKAN, Diyarbakır, 1959, kaynak kişi, 24-09-2016 tarihli kayıt, son testi satıcısı

Murat KOYUNCU, Alipaşa, Suriçi, Diyarbakır 1970, testici oğlu, kaynak kişi

Mustafa ARDA, Ali Paşa-Suriçi, Diyarbakır, 1939, soğuk demirci, kaynak kişi

Mustafa BAŞKAN, ,Hazro- Diyarbakır, 1975, Heci Bekir Paşa Köşküne ait eski bardakhane arazisi, 04-10-2016 tarihli görüşme

Ramazan ERGİN, Mardin Kapı-Suriçi-Diyarbakır, 1961. kaynak kişi, yazar

Selahattin BOZKUŞ, Lice ilçesi, Cinezur (Çaktaş) köyü, 1937, testi boyacısı, Mardin Kapı Abbasın kahvehanesi görüşme kaydı.

Şükrü GÜVEN,  Çınar Herzim köyü, 1939, tuğlacı, Mardin Kapı, Abbasın kahvehanesi görüşme kaydı.

Şehmus İDİKUT, Diyarbakır, 1935, tuğlacı, Ekim-2016, Sipahi pazarı görüşme kaydı.

Teyar GERMAVİ, Germava, Dıhok, 1963, kaynak kişi,  Ekim-2016 tarihli telefon görüşme kaydı.

Yaşar BİCİL ( Telebe Yaşo) Diyarbakır, 1948, Testici-tuğlacı-blok tuğlacı, Ekim- 2016, Dağ Kapı, Hocanın kahvehanesi görüşme kaydı.

 

Yazılı Kaynaklar

BEYSANOĞLU, Şevket, Anıtları ve Kitâbeleriyle Diyarbakır Tarihi, Irmak Matbaası, Ankara, 1998.

GABRIEL, Albert, Diyarbakır Surları, Çev.: Kaya Özsezgin, Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Dayanışma Vakfı Yayını, Diyarbakır, 1993.

Reader, John, 2007, Şehirler, çeviren F.Bahar Karlıdağ, YKY, İstanbul

 

http://www.bursakilisesi.com/kutsalkitap/?q=Ye%C5%9Faya+29%3A16&x=48&y=20

 

Ek: Fotoğraflar

 

 

diyarbakirda-seramik-sanati-ve-emekcileri-1930

diyarbakirda-testi-sanati1

diyarbakirda-testi-sanati2-jpg diyarbakirda-testi-sanati3 diyarbakirda-testi-sanati4-jpg diyarbakirda-testi-sanati5 diyarbakirda-testi-sanati6 diyarbakirda-testi-sanati7

 

 

 

 

 

 

* Araştırmacı Yazar, Eğitimci.

[1] Avesta, syf 77, Fargard 7. bölüm, 75. paragraf

[2] Avesta, syf 89, Fargard 8. bölüm, 84. paragraf

[3] Ramazan ERGİN, Diyarbakır, Kaynak kişi, Yazar

[4] Hasan POLAT, 5.Bardakçı sokak, Diyarbakır, 1938, Çeketçiler Çarşısında Çiğköfteci Hasan’nın lokantası 22-09-2016 tarihli  görüşme kaydı.

[5] Hasan POLAT, adı geçen görüşme

[6] Şevket Beysanoğlu Anıtları ve Kitâbeleriyle Diyarbakır Tarihi, Irmak Matbaası, Ankara, 1998.

[7] Ramazan Ergin, Eski Diyarbakır’da taşıyıcılar, kum tşıyıcıları, eşekçiler, E-Şarkiyat Diyarbakır özel sayısı, 2012

[8] Hasan Polat, (Çiğköfteci Hasan), Diyarbakır, 1938, Eylül 2016 tarihli görüşme.

[9] Hasan Polat  adı geçen görüşme kaydı

[10] Hatun Bostancı,

[11] Hatun Bostancı,

[12] Hatun Bostancı, Beşiri-Siirt, 1936, Ermeni testi üreticisinin akrabası, 28-10-2016 tarihli görüşme kaydı.

[13] Hatun Bostancı, adı geçeçn görüşme kaydı

[14] Hatun Bostancı, adı geçen görüşme kaydı

[15] Hatun Bostancı adı geçen görüşme kaydı

[16] Hatun Bostancı, adı geçen görüşme kaydı

[17] Mehmet GÜNEŞ, Diyarbakır, 1960, testi satıcısı, 26-10-2016 Melik Ahmet Paşa cami civarı zuccaciye dükkanı görüşme kaydı.

[18] Reader, John, 2007, Şehirler, çeviren F.Bahar Karlıdağ, YKY, İstanbul

[19] Şehmus İdikut, Diyarbakır, 1935,

[20] Yaşar Bicil, Diyarbakır

[21] Kutsal Kitap, Yeşea Pygamber, 29-16

[22] Şehmus İdikut, Diyarbakır,

[23] Yaşar Bicil, Diyarbakır

[24] Hayrettin Kurdoğlu, Diyarbakır,

[25]  Yaşar Bicil (Telebe Yaşo), Diyarbakır, 1948, Testici-Harman Tuğlacı-Blok tuğlacı, Ekim 2016 tarihli görüşme kaydı.

[26] Hayrettin Kurdoğlu, Diyarbakır

[27] Abdulbaki Erkaslan, Diyarbakır, testici akrabası

[28] Selahattin Erkuş, Diyarbakır, testici boyama ustası

[29] Ali Haydar CANLI, Diyarbakır, 1935, Melik Ahmet Caddesi peynirci dükkanı, 26-10-2016 tarihli görüşme kaydı.

[30] Ali Haydar Canlı,, adı geçen görüşme

[31] Selahattin ERKUŞ, Lice, Diyarbakır, testi boyama ustası, Abbasın Kahvehanesi görüşme kaydı

[32] Mehmet GÜNEŞ, adı geçen görüşme kaydı.

[33] Hasan Polat, adı geçen görüşme, ceketçiler çarşisi, Diyarbakır

[34] Şimoni Akbulut, 1973, Midyat Bakısyan (Alagöz) köyü. Ekim 2016, Diyarbakır Meryem Ana kilisesi

[35] Meryem Akbulut, 1933, Midyat Bakısyan köyü, Papaz Yusuf Akbulut’un annesi, Ekim 2016  telefon görüşmesi

[36] Mustafa Arda , 1944, Diyarbakır, soğuk demirci

[37] George Şemun, 1942, Kamışlı, Süryani öğretmen, facebook görüşme kaydı.

[38] Mustafa Bakan, 1975,Hazro- Diyarbakır, Heci Bekir Paşa Köşküne ait eski bardakhane arazisi, 04-10-2016 tarihli görüşme

[39] Alaaddin KURDOĞLU, 1962, Diyarbakır, 1987 yılında son testi satıcısı, telefonla görüşme kaydı.

[40] Ali Haydar Canlı, Diyarbakır, 1935, kaynak kişi, Melik Ahmet caddesi peynirci dükkanı 09-10-2016 tarihli görüşme

[41] Mehmet Özkalkan, 1959, Diyarbakır, Son testi satıcısı ve süs eşya yapımcısı, 24-10-2016 tarihli görüşme kaydı.

[42] Albert Gabriel, Diyarbakır Surları, Çev.: Kaya Özsezgin, Diyarbakır Tanıtma, Kültür ve Dayanışma Vakfı Yayını, Diyarbakır, 1993

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir