Devlet ve PKK: İkisi İçin Farklı İki Dönem…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Son günlerde Devlet ve PKK arasındaki çatışmalar, devlet ve PKK hakkındaki yeni analizlerin yapılmasını gerekli kılmaktadır. Ben de güncel gelişmelerden uzaklaşarak, bu konularda yoğunlaşmaya çalışıyorum.

Devlet ve PKK’nın farklı açılardan bir analizini gündeme getirmek istiyorum. Bu makalemde, devletin ve PKK’nın Kürt Millet Meselesindeki konumlarını incelemeye ve analiz etmeye çalışacağım.

Devlette Kürt Millet Meselesinde İki Dönem…     

Kemalist elit, Osmanlı İmparatorluğu yönetimine darbe yaparken, ihtiyaç duyduğu bütün toplumsal kesimlerle ve Kürtlerle uzlaşma çabası içinde oldu. Bu çabasından da başarılı oldu. Sonuçta, Osmanlı İmparatorluğu yönetimi yıkıldı. Kemalistler iktidar olacakları kendi egemenlik alanı olan devletlerini kurdular.

Kemalistler, devletlerini kurduktan sonra, devlet eliyle bir ulus, Türk ulusu yaratmaya çalıştılar. Bu ulusu yaratmaları için de, Türklerin dışında Kürtleri yok sayması ve asimile etmesi, Türkleştirmesi; diğer etnik grupları da Türkleştirmesi ve asimile etmesi gerekirdi.

Kemalistler, ayaklarını yere bastıktan, kendilerini güçlü his ettikten, Kürtlere ihtiyaçlarının kalmamasından; uluslar arası güçlerin, hem Batı’nın ve Doğu’nun desteğini aldıktan sonra, Kürtlerin bir millet olmadıklarını, Türk olduklarını, ırkçı tezlerle, Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi gibi tezlerle kabul ettirmeye ve benimsetmeye çalıştılar.

Kemalistlerin, Kürtler dışındaki etnik gruplara kendi politikalarını uygulatmalarının kolay olacağını; Kürtlere bu siyasetin, yaklaşım ve anlayışın benimsetilmesinin de zor olacağını biliyorlardı. Çünkü Türkler sonra da Ortadoğu’ya gelmiş olmalarına rağmen, Kürtler Ortadoğu’nun en eski yerleşik milletiydi. Medeniyetler yaratmış bir milletti. Türkler göçebe bir topluluktu. Kürtler daha erken uluslaşma sürecini giren bir topluluktu. Türkler ulus olmaktan uzaktılar.

Bu nedenle Kürtler, Kemalistlerin, Sömürgeci Faşist Türk Devleti’nin, Kürtler hakkındaki stratejisine ve politikalarına karşı silahlı ayaklanmalar içine girdiler. Bu silahlı milli ayaklanmalar, 1938-40’lı yıllara kadar devam etti. Bu Kürt milli ayaklanmaları katliamlarla bastırıldı.

Kürt milli ayaklanma hareketlerinin bastırılmasından sonra Kemalistler, Türk Devleti,  daha cesaretle Kürtlerin millet olarak var olmadıklarını, Türk olduklarını cesaretle savundular.

-Sömürgeci Faşist Türk Devleti’nin bu Kürtleri yok sayma ve yok etme/ortadan kaldırma stratejisi 1985’lerin sonlarına doğru Turgut Özal’ın Başbakan olması ve ANAP ezici parlamenter çoğunluğuyla hükümet olmasından sonra hukuken olmazsa da fiilen ortadan kalktı.

  1. Özal, Türkiye’de Kürtlerin var olduğunu, Kürtlerin sayısının 12 Milyon olduğunu, Kürtlerin haklarının da var olduğunu, Federasyonun da tartışılabileceğini ifade etti.
  2. Özal’ın bu açıklaması, Türk Devleti’nin resmi ideolojisinin, Kürtlerin yok olduğu tezinin çökmesi anlamına geliyordu.
  3. Özal bu açılımdan sonra, PKK’ya 1993 yılında ateşkes yaptırdı. Kürdistan’ın Güneyindeki partilerle ilişki kurdu. Irak KDP ve YNK’nin Ankara’da temsilcilik açmasına olanak sağladı.

-T. Özal’dan sonra, Süleyman Demirel ve Erdal İnönü’nün Koalisyon Hükümeti döneminde iki parti başkanı Diyarbakır’daki mitingde “Kürt realitesi vardır” dediler.

-Mesut Yılmaz başbakanlığı döneminde Diyarbakır’a yaptığı ziyarette, “Avrupa birliğinin yolu Diyarbakır’dan geçer” diyerek, Kürt millet gerçeğini kabul etti.

-Başbakan R. T. Erdoğan, 2005 yılında Diyarbakır’da yaptığı konuşmada, “Kürt Sorunu vardır. Bu sorun, demokrasi ve daha fazla özgürlükler sorunudur. Devlet bu konuda büyük hatalar yapmıştır. Bu sorun, benim sorunumdur. Gerekli olanlar yapacağım” dedi.

O tarihten sonra, zikzaklarla, çoğu zaman da içi boşaltılarak kişisel haklar planında hak iadeleri yapılmasını sağladı. Ama kolektif haklar, Kürtlerle egemenliği paylaşmak, Kürtler ile ortak iktidar, Kürtlerin statü ve haklarla açısından Türklerle eşit hale gelmesini sağlayacak adımlar atmadı.

Kısacası: Kürt milletinin var olmadığı devlet ideolojisi ve teorisi iflas etmiş. Kürtlerin var olduğu aşamaya gelinmiştir.

PKK’da Farklı İki Dönem ve Yanlış Mücadele Biçimi…

PKK, bir devlet projesidir. Devlet, PKK’yi, Kürt ulusal hareketinin gelişmesinin önüne geçmek, Kürt milletinin federal ya da bağımsız devlet statüsünde bağımsızlığını engellemek için, Kürdistan’daki millici toplumsal güçleri, Kürdistan’daki milli örgütleri tasfiye etmek için projelendirdi. PKK, bu misyonunu da çok başarılı yerine getirdi ve yerine getirmeye devam ediyor. Bu nedenle benim tespitime göre: PKK, Kürt ve Kürdistan örgütü, milli ve yurtsever bir örgüt değil.

Benim bu tespitimle birleşmeyenleri parametreleriyle hareket edersek karşımıza çıkan tablo ne? Ona bakalım.

Bu bağlamda da, PKK’nın iki dönemi var. Bu iki dönemin benzeşen ve benzeşmeyen özellikleri var.

PKK’nın birinci dönem: PKK, Kürdistan’ın parçalanmış bir sömürge ülke olduğunu kabul etmektedir. Bunun için, “Bağımsız Bileşik Sosyalist Kürdistan’ı” savunmaktadır.

Kürt milli toplumsal güçleri ve Kürdistan örgütlerini stratejik anlamda düşman kabul etmektedir. Toplumsal ve örgütsel milli güçlerin tasfiye edilmesini, sömürgeciliğin tasfiyesinden önce istemektedir.

Bu nedenle, ortaya çıktığı ilk günden itibaren Kürdistanlı toplumsal ve örgütsel milli güçlerini tasfiye etmek için, silahlı mücadele başlatmış.

Kürt liderlerini, Kürdistanlı seçkin kadroları öldürmüştür. KUK’a karşı savaşla ve imha hareketiyle mücadelesini zirveye taşımıştır.

Kürdistanlı toplumsal milli güçleri ortadan kaldırmak için, Kürdistan aşiret reislerine, beylerine, ağalarına, şeyhlerine karşı silahlı mücadele başlatmıştır. Hilvan’da, Siverek’te, Nusaybin’de, diğer Kürt şehirlerinde ve kırsal kesimde kitlesel ölümlere sebep olması bu nedenle olmuştur.

PKK, Kürdistanlı toplumsal ve örgütsel güçlere karşı mücadelesini Kürdistan’ın diğer parçalarından da devam etti. Binlerce Kürt yurtseverinin ölümüne yol açtı. KDP, YNK’a karşı sömürgeci devletlerin plan ve projeleri, destekleri çerçevesinde savaş açtı.

PKK’nın bu dönemi Öcalan’ın 1989 yılında Türkiye’ye gelmesine kadar devam etti.

PKK’nın ikinci dönemi: Öcalan’ın Türkiye’ye gelişinden sonraki dönemdir.

Bu dönemde PKK, Kürdistanlı toplumsal ve örgütsel güçlere karşı mücadele ve yok etme stratejisinden, düşmanlığından bir şey değiştirmedi. Ama stratejik hedefinde büyük değişiklik yaptı.

PKK, bu dönemde, kesin bir şekilde Kürt ulus ve federal devletine karşı çıktı. Hatta toprağa bağlı otonominin de Kürtlerin hakkı olmadığını savundu. Kürdistan’ın Güneyinde 2. İsrail Devleti’nin kurulmakta olduğunu ve bunun engellenmesi gerektiğini, savundu. Bugün de İran ve koalisyonuyla birlikte, Kürdistan’ın Güney Parçasında devlet kurulmasına karşı mücadele yürütüyor.

PKK, farklı taleplerle ortaya çıkıyor. Önce “Demokratik Türkiye” tezini savundu. Daha sonra Kürtlerin devlet olmadığı konfederalizmi ve şimdilerde “Demokratik özerkliği” savunuyor.

Bütün bu taleplerinin, siyasi ve demokratik yolla gerçekleşmesi olanaklı olduğu halde, varlık nedeni silah ve silahlı mücadele olduğu için, kuralsız, devrimci ahlak ilkeleriyle, insan hak ve özgürlükleriyle örtüşmeyen bir çete ve çapulcu bir silahlı mücadele yürütüyor.

Son günlerde de bu anlayışını sonucu halkı devlete hedefe haline getirmiş durumdadır.

Bu tabloya bakarak Kürtler, özellikle de Kürt yurtsever siyasetçilerinin, aydınlarının bir karar vermesi gerekir.

Amed, 15 Eylül 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir