İbrahim Güçlü, İmralı ile başlayan görüşmeleri BUGÜN?e değerlendirdi.

İbrahim Güçlü’den önemli tespit

İbrahim Güçlü, İmralı ile başlayan görüşmeleri BUGÜN?e değerlendirdi. 

Öcalan değişen iktidar gücüne göre pozisyon değiştirdi
İbrahim Güçlü, Türkiye’de PKK’yı ve bölgeyi en iyi tanıyanlardan. İmralı ile başlayan görüşmelere ihtiyatlı yaklaşıyor, ?Öcalan değişen iktidar gücüne göre pozisyonunu değiştirdi. Bugünkü ilişki, o bakımdan iyimser bir bakış açısına yol açıyor ama “bu PKK gerçeğiyle örtüşen bir durum değil” diyor ve ekliyor:

“Öcalan silah bıraktıracak” demek dehşet bir yanılgıdır. İmralı ile yapılan görüşmelerin olumlu seyretmesinde Türkiye’den sonra en fazla Barzani’nin memnun olacağını belirterek, “Türkiye, PKK sorununu çözerse bu Kuzey Irak yönetimi ile arasındaki stratejik ittifakı da perçinler, gelecekte birlikte bölgede ortak projeler gerçekleştirmelerini kolaylaştırır.”

Bugün Türkiye doğrudan görüşme yolunu seçtiği için Barzani yönetimi sadece güven ve moral verici bir rol oynayabilir görüşünü dile getiriyor. Güçlü, devlet-İmralı-Kandil-BDP hattında yaşananlarla ilgili önemli tespitlerde bulundu.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK / sedasimsek@bugun.com.tr

PKK’da çok sayıda Suriye, Irak ve İranlı militan olduğunu belirten Güçlü, “PKK’nın silah bırakmasıyla bunlar açığa düşecek. Türkiye vatandaşı olmadıkları için buna karşı çıkacaklar1 dedi.

* Size göre İmralı ile başlayan görüşmeler Oslo’nun devamı niteliğinde mi? 

Hem devamı niteliğinde hem değil. Öcalan ile görüşmelerin hiçbir zaman kesilmemesi anlamında devamı ama PKK’nın Kandil’deki önderliğinin devrimci halk savaşını başlatması ve Şemdinli’de kurtarılmış bölge oluşturma stratejisi farklı bir süreçti. Hükümetin paradigması başından beri PKK’nın silahsızlandırılmasıydı; bugün de yine aynı paradigmayla görüşmeleri devam ettiriyor.

OSLO’NUN GERİSİNDEYİZ 

* Oslo sürecinden bir fark yok mu size göre? 

Bugün psikolojik anlamda Oslo görüşmelerinden daha geri bir noktadayız. Oslo görüşmeleri sırasında, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi evresinde Kürtler de bireysel ve kolektif haklarında belirgin olmasa da umutlandıran yeni şeylerin olabileceği kanaati hâkimdi ama bugün görüşmeler hükümetin barutunu tükettiği bir noktada başladı.

* PKK’nın silah bırakması için ortaya konulan bir çözüm projesinin neyi içermesi gerekiyor? 

PKK silahla var olan bir örgüt. PKK’nın silahsızlandırılması, PKK’nın yapısı ve mevcut konumuyla taban tabana zıt.

Silah bıraktığı zaman kendi varlığını yok edecek oysa PKK, bölgesel ilişkilerine, İran, Suriye ve Irak yönetimi ile olan ilişkilerine bakıldığı zaman silahlı bir örgüt olarak hâlâ varlığını devam ettirebilme olanaklarına sahip. Öcalan istediği için PKK’nın silah bırakmasını mümkün görmüyorum.

* O halde Öcalanla niye görüşülüyor? 

Şu anda Öcalan’ın düşünce merkezi ile Kandil’in düşünce merkezleri birbirinden farklı. Öcalan, Türk ve Türkiye merkezli düşünüyor. Ama Kandil’deki PKK yöneticileri daha farklı bir pencereden, İran, Suriye penceresinden bakıyorlar.

İran ve Suriye de PKK’ya büyük yatırım yapıyor. İran ve Suriye, PKK’nın kolay- kolay silah bırakmasını istemez. PKK’nın silah bırakması, İran ve Suriye adına Türkiye’ye karşı verdiği silahlı mücadeleyi durdurması anlamına gelir. İran ve Suriye’nin çıkarları ise bulunduğumuz aşamada Türkiye’ye karşı savaşı öngörüyor ve PKK da Türkiye’nin gücünün dağılmasını sağlıyor.

ÇATIŞMA YAŞANIR 

* Abdullah Öcalan’ın meseleye Türkiye?den bakması bir avantaj değil mi? 

Aslında PKK’nın kurulması devletin Kürt ulusal hareketini içeride kuşatmaya ve amacından saptırmaya dayanan bir stratejiydi.

Ben PKK’yı kuran devletin de bu amacından vazgeçtiğini düşünmüyorum. Bölge koşulları göz önüne alındığında klasik Türk devleti açısından risk bugün daha büyük. Bundan dolayı Öcalan’ın geçmişte ilişki kurduğu güçler de kolay kolay PKK’nın tasfiye edilmesini istemez.

* Kandil’deki PKK yöneticilerinde kendi başlarına karar verme iradesi var mı? 

Kandil’deki PKK yöneticilerinin kendileri istese dahi silah bırakmaları mümkün değil. PKK iradesi artık Suriye ve İran iradesi ile bütünleşmiş bir iradedir. Mesela, geçmişte İran PKK’ya silah yardımında bulunuyordu, 1993’te PKK ateşkes kararı verdiğinde İran, PKK’dan silahların iadesini istedi. Bir diğer önemli konu da PKK’nın elemanlarının önemli bir çoğunluğu Suriye, Irak ve İran Kürdistanından. PKK’nın Türkiye ile anlaşması ve silah bırakması halinde bunlar açığa düşecek. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadıkları için Türkiye ile yapılan bir anlaşma onları ilgilendirmeyecek.

Yani, PKK’nın kendi elemanları da silah bırakılmasına karşı çıkacaklardır. Oslo’ya da karşı çıkanlar önemli ölçüde onlardı. Silah bırakma söz konusu olduğunda, sadece örgüt içinde değil, bölge ülkelerinin de çıkar çatışmaları gündeme gelecektir.

* Öcalan’ın kitle üzerindeki etkisi Kandil’i frenlemez mi? 

Öcalan’ın, BDP?liler ve kitle üzerinde bir ağırlığı var. Bu önemli fakat bu kitle Öcalan’ın ağırlığının da kendi varlıklarının da Kandil’e, silahlı mücadeleye bağlı olduğunu düşünüyor.

Dolayısıyla, kitle Kandil’de silahın bırakılmasının Öcalan’ı da aktör olmaktan çıkaracağını düşünüyor.

Süreçler nasıl sabote ediliyor?

* Siz 1993’te ateşkes sabote edilirken Şam’daymışsınız, bu süreçler nasıl sabote ediliyor?

Özal’ın isteği üzerine Celal Talabani harekete geçmişti, Öcalan’ı ikna etti ama Öcalan’ın tek başına ikna edilmesi yeterli olmadı. Suriye’nin de ikna edilmesi gerekliydi. O dönemde Suriye ABD’nin terörist devletler listesindeydi, üzerinde ambargo vardı.

Al Gore ile yakın dostluk ilişkileri bulunan Talabani, ateşkese destek vermeleri halinde Suriye’nin de terörist ülke listesinden çıkarılabileceğini ileri sürerek Hafız Esad’ı ikna etti. Biz de o zaman ateşkese destek vermek için Şam’a gitmiştik. Ateşkesin PKK’nın silahsızlandırılmasına dönüşmesini istiyorduk. Talabani Şam’a geldiğinde Öcalan ile görüşmeden önce kendisiyle görüştük.

Özal’ın 3 aşamalı planını bize anlattı. Ancak 33 er olayı oldu. Askerlerin avlanması için adeta koşullar oluşturuldu, Öcalan da bizim de kendisinden istememize rağmen bu olayın provokasyon olduğunu açıklamadı, açıklayamadı. BBC?ye çıkıp eylemi üstlendi, haklı ve meşru bir eylem olduğunu söyledi. Süreç böylece sona erdi.

Bölünme yaşanabilir

* Genel af tartışılıyor…

PKK?nın genel aftan anladığı şu: Bir bölge olacak, o bölgenin adı Kürdistan ama aslında burası PKK bölgesi olacak. Silahlı güçler genel af sonrası bu bölgenin güvenlik kuvvetleri haline gelecek. Komutanları da yasal, askeri bir komutanlık statüsüne kavuşacaklar.

O bölgede bir hükümet olacak, Karayılan o hükümetin başbakanı, diğer yöneticileri de bakan olacak. Egemen, etkin oldukları yerleri de Baas modeli ile diktatörlükle idare edecekler. Genel aftan anladıkları bu.

* Kandil ile Öcalan karşı karşıya gelirse ne olur?

Öcalan’ın liderlik göstereceği düşüncesinde değilim, ustaca Kandil’e eklemlenecektir. Bunun için kendisine gerekçeler oluşturacak. Hem kiliseyi hem camiyi idare etmeye çalışacak. Eğer, Öcalan, “Yeni paradigma, silahı bırakmak” derse, çok ciddi şekilde PKK yönetim kadrosunda ve kitlesinde bölünme gündeme gelebilir.

Öcalan, PKK’nın varlık koşullarını ortadan kaldıracak bir anlaşma konusunda ısrar ederse bölünme olacaktır. Ama Öcalan?ı destekleyenler de trajik bir şekilde onu terk edebilirler. Öcalan’ın çok da yetenekli olmadığını Kandil?deki yöneticiler bilir. Öcalan’ı bir sembol olarak kullanıyorlar.

BDP’nin hiçbir fonksiyonu yok

* Ahmet Türk ile Ayla Akat’ın İmralıya gitmeleri, sürece BDP’nin de katılması anlamına gelmiyor mu?

Onlar aracı, bir fonksiyonları yok. Öcalan’ın görüşlerini BDP’ye ve Kandil’deki arkadaşlarına aktaracaklar. Öcalan’ın da Kandil’in de BDP?den görüş alacağını hiç zannetmiyorum.

* Herkes rol yapıyor sizin anlattıklarınıza göre. 

Soğuk Savaş dönemlerinden kalma bir tiyatro oynanıyor. Bu hem PKK hem de devlet açısından böyle. PKK zaten tipik bir Soğuk Savaş örgütü ve o dönemin değer yargılarını, ölçülerini aynen devam ettiriyor. Bundan dolayı Kürtlerin çıkarları İran ve Suriye ile birlikte olmamasına rağmen İran ve Suriye ile birlikte.

Suriye ve İran da Soğuk Savaş dönemlerinin devletleri. PKK,  Kendi içindeki ve dışındaki muhalefet unsurlarını da infazla, şiddetle yok eden bir örgüt. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de tek ulusa dayanması itibariyle Soğuk Savaş devleti. Yönetici elitin değişmiş olması görece reformcu davranışlara yol açıyor ama köklü değişiklikler gerçekleşemiyor.

Karayılan son sözünü Öcalan’dan sonra söyleyecek

* Karayılan’ın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Görüşmelerin sadece Öcalan ile yürütülmesini benimsemediğini, kendileriyle de görüşülmesini istediğini anlıyoruz.

Öcalan’ın kitle içindeki gücünü düşünerek muhalefetini, güvensizliğini açıkça ifade etmese de Öcalan’a güvensizliğini dolaylı ifade ediyor.

* Karayılan, kendilerinden silah bırakmalarının değil sınır ötesine çekilmelerinin istendiğini söylüyor. 

Hükümet kesinlikle silah bırakmalarını istiyor ve aşamalı bir öneride bulunuyor. Birinci aşama, PKK’nın silahlı güçlerini sınır dışına çıkarması. Belki de ondan sonra neler yapılacağı tartışılacak. Karayılan ise sanki hiç silah bırakma talebi yokmuş gibi açıklama yaparak “Bize silah bırakmayla ilgili talep gelmesin” demeye getiriyor.

SOSYAL EŞKIYAYA DÖNÜŞÜRLER

* Öcalan ile görüşmeye Kandil’in bir itirazı yok ama.

Kandil, Öcalan’ın silah bırakılması konusunda bir anlaşmaya varıldığını açıkladığı ya da onlara ulaştırdığı andan itibaren tutumunu belirleyecektir.

* Kandil, silah bırakma noktasında değilse, görüşmelerin başlamasını niye olumlu buluyor?

PKK yöneticilerinin karizması ancak silahlı güçle var. Karayılan, bugün Ahmet Türk’e, BDP’ye, PKK basınına hükmediyorsa bu güçle hükmediyor. Bu silahlı yapının son bulması halinde kimse onları takmayacak

Silahsız kaldıklarında, apoletleri sökülmüş sosyal bir eşkıyaya dönüşürler. Bunu kabul etmezler. Ayrıca, PKK yöneticileri büyük cezai soruşturmalarla karşı karşıyalar, dağda olmaları onların sigortası.

 

Bugün

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir