Devlet, Rejim (Demokrasi ve Sosyalizm) bağlamında arabayı atların önüne koşmak (I)

İbrahim GÜÇLÜ 

Sayın Kemal Burkay son günlerde “face’teki bazı modalar üzerine” başlıklı bir makale yazdı. Makalenin içeriği incelendiği zaman, başlıkla orantılı olmadığı görülür. Gerçekten makalede çok temel konuların ele alındığı hemen tespit edilebiliyor. Bundan dolayı da büyük eleştirilere maruz kalan ve tepki çeken bir makale oldu.

Makaleye yapılan eleştirilerde sonra, Burkay’ın verdiği cevaplar ve yaptığı yeni eklemeler sorunu daha anlamlı kıldı.

Ben de makaleyi okuyunca değerlendirmeye değer olduğunu saptadım.

Makalemin başlığını, “Devlet, Rejim(Sosyalizm-Demokrasi) bağlamında arabayı atların önüne koşmak” koydum. Çünkü Sayın Burkay’ın makalesi, birçok temel meselenin yeniden gözden geçirilmesini, hatırlatılmasını, yerli yerine oturtulmasının gerekli olduğunu hatırlatıyor.

Sayın Burkay’ın makalesi kısa görünse de onun düşünce çerçevesini, eylem manifestosunu, yol haritasını anlatan bir makale. Geçmişte savunduğu görüşleri hiç değiştirmediğini anlatan bir makaledir. Sorun demokrat olmak ve sosyalist olmanın ötesinde bir kapsamdadır. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin temel konularına yakın durup durmamakla yakından ilgilidir. Bu anlamıyla çok önemli bir makaledir. Titizlikle üzerinde durulması gerekir. Ben de birçok dost ve Kürt yazarı gibi bunu yapacağım.

Benim görüşlerim, Özgürlük Vakfı’nın açılışında Sayın Burkay’la ilgili dile getirdiğim düşüncelerimin bir kelimesini bile değiştirecek durumda değildir. Umut ederim ki görüş ve eleştirilerimle Sayın Burkay gibi mücadeleci ve usta bir yazarı kırmış olmam.

SOSYAL MEDYA PLATFORMU, ÖNEMLİ FİKİRLERİN SERGİLENDİĞİ ETKİN BİR PLATFORMDUR. DÜNYADAKİ DEĞİŞİMİN DİNAMİKLERİNDEN BİRİDİR. BU PLATFORMU KÜRTLER OLARAK, ETKİN, KALİTELİ, SOSYAL VE SİYASİ ETİĞE UYGUN KULLANMALIYIZ…

1-Sayın Burkay’ın sosyal medya platformu hakkında “Herkesin özgürce yazabileceği, kendi düşüncelerini ifade edeceği” saptamasına katılıyorum. Makalesi hakkında da bunu yapıyorum. Facebook hakkındaki “sokak” tanımlaması çok yerinde mi bu konunun uzmanı olmadığım için bir şey demiyorum. Ama bu tanımla ilgili benim bir sorunum yok. Ama “sokağın” içeriğiyle ilgili itirazım var. Sokak şehrin bir mekânıdır. Sokakta kaliteli insanlar da, kalitesiz insanlar da gezerler, yürürler. Çapulcular da dolaşırlar. Aristokratlar, gerçek anlamda şehirliler, aydınlar, okumuşlar da dolaşırlar. Sokakta sarhoşlar da gezer, aklı başında olan sarhoş olmayanlar da gezer. Sayın Burkay facebook bağlamında sokağa bakarken, sadece Facebooktaki birilerini, küfürbazları görmüş, sadece bunu görmemeliydi.

Oysa Fecabookta çok değerli görüşleri ifade eden Kürt yazarları, araştırmacıları, gazetecileri, siyasetçileri, dava adamları/kadınları var. Üstelik de yazdıklarıyla öğreticidirler ve yeni açılımlara sebep oluyorlar. Ben o yazılanlardan çok şey öğreniyorum.

Ben de facebookta çok aktif, twitterde orta aktiflikte bir yazar ya da faceboook takipçisiyim. Beni de beğenenler var, beğenmeyenler var. Benim görüşlerimi destekleyenler var, karşı çıkan ve eleştirenler de var. Buna rağmen, sosyal medya platformundan çekilmeyi hiçbir zaman düşünmedim. Düşünmüyorum da.

Sayın Burkay, “ama birileri aynı zamanda facebook’ta canlarının istediği gibi küfrediyorlar. İşte bu onların hakkı değil; çünkü edepsizlik bir hak değil” diyor buna da yüzde yüz katılıyorum. Ama bu tespit bizi sosyal medya platformlarını reddetmemiz sonucuna vardırmamalıdır. Söylenenleri de böyle anlamıyorum.

Bundan dolayı diyorum ki, sosyal medya platformu, önemli fikirlerin sergilendiği etkin bir platformdur. Dünyadaki değişimin dinamiklerinden biridir. İnsanların birikimlerini artırıyor. İnsana yeni perspektifler kazandırıyor.

Bu platformu Kürtler olarak, etkin, kaliteli, sosyal ve siyasi etiğe uygun kullanmalıyız

BEN YAZIYI OKUDUĞUM ZAMAN SAYIN BURKAY’IN GENEL KAMUOYUNDAN DAHA FAZLA EN AZINDAN BAZI ESKİ-YENİ YOL ARKADAŞLARININ DİKKATİNİ ÇEKMEK İÇİN YAZDIĞINI SAPTIYORUM. ACABA O ARKADAŞLAR DA BÖYLE ALGILIYORLAR MI?

2- Sayın Burkay, faceboktaki “cahil cesurların” düşüncelerinden, ki bu düşünceler “sosyalizm düşmanlığı”, “demokrasi düşmanlığı”, “halkların kardeş olduğundan söz edenlere ateş püskürmek” gibi düşüncelerdir. “Bu konularda Kürt olsun,  başka halktan olsun, ilerici aydın bir insana yakışmayan bu yanlış söylemlerin bizim yakın çevremizi bile etkileyecek bir moda derecesine dönüştüğünü zaman zaman gözlüyorum ve bu durum beni son derece üzüyor.”

Burada iki noktaya işaret etmek lazımdır.

Birinci nokta, sosyal medyada yazanlardan aklı başında, etkin, düşünce üreten fikir sahibi olanlar, Sayın Burkay’ın ileri sürdüğü ve ifade ettiği konularda düşmanlık yapmıyorlar. O kavramları yeniden tanımlıyorlar ve sorguluyorlar. Bunu da iyi ediyorlar. Çünkü geçmişte kullanılan bu kavramların hepsi Kürtler bağlamında eklektik, yanlış, gereksiz, yerinde olmayarak kullanıldılar. Öyle yanlış kullanıldılar ki, Kürdistan’daki milli kurtuluş mücadelesinin muhtevasını, örgütlenmesini, mücadele yönetimini nitelik olarak derinden etkilediler.

Bu anlamıyla Sayın Burkay’ın bu yaklaşımlardan ve görüşlerden rahatsız olmaması; yapılan yeni yorumları, ileri sürülen yeni görüşleri, tanımları anlamaya çalışması gerekir. Buna kızmaması gerekir.

İkinci nokta, Sayın Burkay’ın söz ettiği kavramlar stratejik kavramlardır. Bu kavramlar dünyada da, Kürtlerde de çok değiştiler. Kürtler bu kavramları daha çok yanlış kullandıkları için, daha çok değiştiler. Bu değişim sadece “cesur cahillerin” görüşlerinden dolayı değil, Sayın Burkay’ın eski-yeni yol arkadaşlarının kendilerindeki değişimlerden, dünyayı, Kürdistan’ı yeniden algılamalarından dolayı da gündeme geldi.

Sayın Burkay’la birlikte olan arkadaşların da içinde olduğu HAK-PAR projesi böyle bir amaçla ve değişik bir düşünce ile kuruldu.

Bundan dolayı, eski yol arkadaşlarının bir kısmı benim gözlemime göre sosyalizmden vazgeçmiş olmazsalar bile, eski sosyalizm yorumuna ve özelde Özgürlük Yolu sosyalizmi yorumuna sahip değiller. Sosyalizmin bir rejim sorunu ve bir yönetim sorunu olduğunu, bundan dolayı sosyalizmin Kürdistan Devletinden sonra geleceğini düşünüyorlar.

Demokrasi konusunda da aynı şekilde düşünüyorlar. Kürdistan Devleti olmadan demokrasi nerede bir yönetim ve rejim konusu olacak. Onun için Kürdistan devlet olmalı, sonra demokrasi bir rejim olarak uygulanmalıdır diyorlar. Ama partilerinde demokrasinin uygulanmasının gerekli ve imkân dahilinde olduğunu düşünüyorlar.

Halkların kardeşliğine düşmanlıktan öteye, bunun içeriğinin yanlış bir kavram olduğunu düşünüyorlar. Kürtler, Türklerle, Farslarla, Araplarla kardeş değiller.  Komşu iki millet, çıkarlar gereği ilişkili olacağımız halklar. Ama egemen milletler olarak, sömürgeciliği ve ırkçılığı, Kürt düşmanlığını da içselleştiren halklar olduğunu düşünüyorlar. Bu niteliklerinden dolayı, 100 yıldır devletlerinin Kürtlere reva gördüğü sömürgeci politikaları, katliamları destekliyorlar. Bu gerçekleri görerek Arap, Türk, Fars milletlerine yaklaşılması gerektiğini düşünüyorlar:

Bilmem Sayın Kemal Burkay’ın bir kısım eski-yeni yol arkadaşları bunlara ne derler? Onların da bir sınavla karşı karşıya olduklarını düşünüyorum. Ya daha ileri gidecekler. Ya da eskiye takılıp kalacaklar. Bununla da kendilerine yazık etmiş olurlar.

Sonuçta diyorum ki, ben yazıyı okuduğum zaman Sayın Burkay’ın genel kamuoyundan daha fazla en azından bazı eski-yeni yol arkadaşlarının dikkatini çekmek için yazıldığını saptıyorum. Acaba o arkadaşlar da böyle mi algılıyorlar?

SAYIN KEMAL BURKAY’IN DEĞİŞİMİ SAĞLAYAN VE ONLARIN ARKADAŞLARINI DA ETKİLEYEN DÜŞÜNCELERİ, “CESUR CAHİLLERİN” GÖRÜŞÜ OLARAK KABUL ETMESİ DE BÜYÜK BİR YANILGI VE HAKSIZLIKTIR…

3- Sayın Kemal Burkay’ın eski-YENİ yol arkadaşlarındaki değişimi de sağlayan görüşlerin, genel anlamda değişimi sağlayan, sosyolojik, pratik karşılığı da olan önemli görüşlerdir. Bu görüşler, Kürdistan’da önemli siyasetçilerin, dava adamlarının, araştırmacıların, yazarların görüşleridir. Bu görüşler, onlarca yıl içinde sorgulama, eleştiri, araştırma, hayatı, dünyayı, Kürdistan’ı yeniden tanıma ve yorumlama sonucu ortaya çıkan görüşlerdir. Bu konuda yazılan yüzlerce kitaba, yüz binlerce makaleye, televizyon ve radyo programına, araştırmalara bakmak yeterlidir diye düşünüyorum.

Bu konuda Sayın Kemal Burkay’ın kitaplarına, makalelerine bakmak bile önemlidir. Onların da bir biçimde değişime katkı sundukları görülecektir. Sayın Burkay’ın şu an şikâyet ettiği değişime kendisinsin temel oluşturduğunu görebiliriz. O zaman Sayın Burkay’ı suçlamayız, onu anlamaya çalışırız.

Bu görüşleri,  “cesur cahillerin” görüşü kabul etmek büyük bir yanılgıdır. Haksızlıktır. O düşünce, insanlarını farkına varmadan küçümsemedir. Emeği küçümsemedir. Bunu Sayın Kemal Burak’ya kondurmak istemiyorum. Bu yaklaşım, Sayın Kemal Burkay’ın kendisine zarar verir.

SAYIN KEMAL BURKAY’IN MİLLİYETÇİLİK KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLERİ NİTELİKSEL ANLAMDA TARTIŞMALIDIR. DÜNYADA MİLLİYETÇİLİK YENİLMEDİ. ASIL YENİLEN LENİST, STALİNİST, MAOİST SOSYALİZM OLDU. BUNA KARŞILIK SOVYETLER BİRLİĞİNDE MİLLİYETÇİLİK 16 DEVLET, YUGOSLAVYA’DA 8 DEVLET, ÇEKOSLOVAKYA’DA 2, BAŞKA YERLERDE YIĞINLA DEVLET KURDU.  KÜRDİSTAN’DA DA GELENEKSEL VE SOL MİLLİYETÇİLER KAZANDI.

4- Sayın Kemal Burkay diyor ki, “Geçmişte, Kürt milliyetçiliği adına piyasaya sürülen bu tezlere karşı ciddi ideolojik bir mücadele verip onları bozguna uğrattık. Bunun milli davayı savunma olmadığını, dünyaya dar bir pencereden bakmak olduğunu söyledik.”

O zaman biraz gerçeği tarihin dehlizlerine dalarak biraz eşeleyelim.

Birinci gerçek: Sayın Kemal Burkay’ın da içinde olduğu TİP’li “Doğulular Grubu”  uzun bir dönem Kürt milliyetçiliğine ve Kürt milliyetçilerine karşı oldular. Kürt milliyetçiliğini ve milliyetçileri ulusal mücadelede bir güç olarak kabul etmediler. Kürt milliyetçiliğinin Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinde temel dinamik olduğunu anlamadılar. Milletlerin doğal davranış ve ideolojisinin milliyetçilik olduğunun farkından olamadılar.

Bu grubun elemanları, bu görüşlerini her fırsatta ifade ettiler ve yazdılar. Bundan dolayı, KDP örgütlenmesine, bağımsızlıkçı ve Kürdistan devletini savunan Kürt aydınlarına ve yurtseverlerine karşı hep uzak mesafeli durdular. Diyebilir ki Diyarbakır merkezinde bağımsızlıkçı Kürt aydın ve yurtseverlerinin çalışmalarını engellediler. Kürdistan’da bağımsız örgütlenmesi onların hep korkulu rüyası oldu. Ama daha sonra yararlanılması gereken bir güç olduğunu kabul ederek, TİP çalışmalarında ve Ortak Basın yayın Şirketi kurmada ittifak kurdular.

Kürt milliyetçiliğinin tayin edici kriteri ve mihenk taşı, Kürtlerin mutlak anlamda kendi milli bağımsız örgütlenmesine sahip olmasıydı. “Doğulu Grup” şiddetle buna karşıydı, bunun sosyalizme zarar vereceğini, Türkiye sol devrimci hareketini böleceğini ileri sürüyorlardı.

Bu konuda 12 Mart sonrası, cezaevlerinde ve dışarıda, Sol Milliyetçi Kürtlerle kendine enternasyonalist diyen ama Türkiye için sosyalizm yapanlar arasında yoğun tartışmalar oldu. Ciddi bir ayrışma yaşandı.

1974 sonrasında da Doğulu Grup tutumunu devam ettirdi. Yeni TİP’in kurucuları oldular. Açıkça birçok yalın gerçek açığa çıkmasına rağmen, bağımsız Kürt ve Kürdistan örgütlenmesine karşı bir pozisyon takındılar.

Sayın Burkay ve arkadaşları da bu hareket çizgisini izlediler. Ama buna rağmen Sayın Burkay ve Doğulu Grupla şu veya bu ölçüde ilişkili olan arkadaşlar TKSP’yi kurdu. Ama Sayın Burkay ve arkadaşları, bağımsız parti kurmasına rağmen, Türkiye sosyalist hareketiyle ortak örgütlenmede umudunu kesmediler. Çok açıkça Türkiye sosyalist Hareketinin şovenizmden arınması halinde onlarla ortak örgütlenebileceğini açıkça yazdılar.

Bilindiği gibi, Kürdistan’ın Kuzeyinde Kürt milletçiliği adına yazılı ve sözlü tezler ileri sürüldü. Ayırt edici milliyetçi tezler, Kürtlerin bir millet olarak değişik niteliklerde kendi bağımsız örgütlerine sahip olması, Kürdistan Devletinin kuruluşunun ana hedef ve öncel olması, Kürdistan Devletinin sosyalizmden ve demokrasiden önce gelmesi, sömürgeciliğe karşı silahlı mücadele, Kürdistan’ın her parçasında milli cephe, Kürdistan’ın dört parçası için milli cephe tezleriydi.

Sayın Kemal Burkay’ın başını çektiği Özgürlük Yolu, bu tezlere karşıydı. Milli, milliyetçi kavramları onlar için ağza alınmayan kelimelerdi. Bu kavramlar onlar için tehlikeli ve zararlı kavramlardı. Bağımsız örgütlenmede, ayrı örgütlenilmiş olunmasına rağmen, ikircikli olmak, sosyalizm ve demokrasiyi Kürdistan Devletinden öncel ve stratejik hedef hale getirmek, egemen ulusların vicdan sahibi aydınlarının Kürtler isterse Devlet, isterlerse otonomi, isterlere federalizm olabilir tezine, sahip olunması söz konusuydu.

Sayın Kemal Burkay son tartışma konusu olan yazısında da bu tezleri aynen savunmaya devam ediyor.

 Milliyetçi Tezler, geçmişteki literatüre bakarsak ve Özgürlük Yolu’daki görüşleri baz alırsak, Rizgari tarafından ileri sürülen görüşlerdi. Bu nedenle de Özgürlük Yolu gurubuyla Rizgari Grubu arasından dergilerde çok şiddetli polemikler oldu.

Rizgari Tezleri, genel anlamda aynı zamanda KDP, KUK, DDKD, Têkoşin, Kawa, hatta “o dönem bağımsızlıkçılığı taktik olarak savunan” PKK tarafından da savunuluyordu.

O dönemde Sayın Kemal Burkay’ın ileri sürdüğü gibi milliyetçi tezlerden bu grupların hiçbiri vazgeçmedi. Birlikte de Kürdistan’ın en etkin gruplarıydılar.

Geldiğimiz noktada, yine Sayın Kemal Burkay’ın itiraf ettiği gibi milliyetçi tezler bugün Kürdistan’ın Kuzeyinden ve bütün Kürdistan parçalarında egemen hale gelmiş durumdalar.

Dünya genelinde Sosyalizm yenildi. Sosyalist sistem yıkıldı. Milletlerin milliyetçi iradesi hâkim hale geldi. S. Birliği bünyesinde 16 milli devlet, Yugoslavya’da 8 milli devlet, Çekoslovakya’da 2 milli devlet kuruldu. Başka milletlerde milliyetçi kalkışmayla devletlerini kurdular. Sınıfların tarihinin özgün, ama milletlerin tarihinin genel ve tarih yapıcı misyonu ortaya çıktı.

Kürdistan’ın Güneyinde Kürt milliyetçileri Sayın Kemal Burkay’ın 200 yıl boyunca işbirlikçi dediği sınıflar (gelecek yazımda bu konu üzerinde duracağım) Kürdistan Federe Devletini kurdular. Başka bir ifadeyle geleneksel milliyetçilerle, sol milliyetçiler Kürdistan Federe Devletini kurdular. Şu an orası bütün Kürtlerin evi ve umudu halinde.

Kürt siyasetçilerinde ve Kürt yurtseverlerinden büyük bir olgunluk var. Kimse Kürdistan’da sosyalistlerin, liberallerin, sosyal demokratların, sosyal liberal demokratların, milliyetçilerin, nötr insanların varlığından rahatsız değiller. Çünkü Kürdistan federe Devletinde bütün fikirlerin, bütün farklı düşünce ve milletlerin örgütlenmesinin olduğu bir modelin sahibi Kürtler. O modele bağlılar. O modelin diğer parçalar için de geçerli olmasını savunuyorlar. Demokrasinin Kürdistan evinde olması gerektiği konusundan büyük titizlik gösteriyorlar. Sosyalistler de kendilerini özgürce ifade ediyorlar, örgütlüyorlar, mecliste ve devlet kurumlarından kendilerini temsil ediyorlar.

 

                                                 (Devam edecek)

 

Diyarbekîr, 07. 09. 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir