Cizre Olayları: PKK/HDP ve Hükümet Gerçekleri Çarpıtıyor…

6-7 Ekim 2014 Kobani Eylemlerinden sonra, Kürdistan’ın değişik şehirlerinde PKK’nın şiddete dayalı, molotof kokteyli, silahlı kitle eylemleri sürekli olmasına rağmen: Kan aktığı için, son günlerdeki “Cizre Olayları” yeniden gündemin ön sıralarına yerleşti.

Bu nedenle, “Cizre Olayları” yoğunca tartışıldı. Bu olayların tartışılması devam edecek ve etmesi de gerekir. Çünkü bu olayla birlikte bir kez daha, “olaylar bir provokasyona mı?”, “yoksa yapısal bir duruma mı işaret ediyor?”, “çözüm sürecinin geleceği” konularına ilişkin kodları içinde taşıyor.

“Cizre Olaylarından” sonra hükümetin yaptığı açıklamaya göre, “Paralel Devlet/Gülen Cemaatinin ve dışarıdan sızanların provokasyonu.” Ama dışarıdan sızanların kimler olduğu: PKK’lı mı, başka devletlerin istihbarat örgütlerinden insanlar mı açıklanmadı. Halen de açıklanmış değil.  

PKK adına Hatip Şakşak da, “Cizre Olaylarının Gülen Cemaati provokasyonu olduğunu ve dördüncü kuvvetlerin de işe katılmış olabileceğini” ifade etti. Ama bu “dördüncü kuvvetlerin” kimler olduğu hakkında da bir açıklama yapmadı.

Hatip Şakşak’ın bu açıklamasının, hükümetin açıklamasının arkasından gelmiş olması, dikkat çekiciydi. Bu açıklamada bir yönlendirmenin olduğu ortadaydı.

Hükümet, “Cizre Olaylarının” gerçek nedenini gizleyince, bu gizleme daha fazla PKK’nın işine yaradı. PKK, kolaycılığı seçti. Sorumluluğu üstünden attı. Kendi dışında bir sorumlu, hem de yapısal olarak ikna edici olmayan bir sorumlu buldu.

Hatip Şakşak’ın bu açıklamasından sonra, bugüne kadar İran, Suriye, Türk, Irak, Rusya, Ermenistan, Kıbrıs ve Yunanistan tarafından yönetilen PKK’nın, yeni bir gücün, “Gülen Cemaatinin”“Dördüncü Kuvvetin” yönetmekte olduğunu kamuoyu öğrenmiş oldu!!

Kanal 24’de “Cizre Olayları” ile ilgili görüşlerimi açıkladığım zaman, bunu da ifade ettim.

Ama Hükümetin ve Hatip Şakşak’ın açıklamalarını, KCK’den gelen açıklamalar yalanladı. KCK, “Cizre Olaylarının müsebibi hükümettir” dedi.

Cizre’den sonra Kürdistan’ın birçok başka şehrinde PKK eylemlerinin gelişmiş olmasıyla da, takke düştü, kel göründü. Bu gelişmeler, PKK ve Hükümetin, Cizre Olaylarına ilişkin görüşlerinin gerçeği ifade etmediğini açığa çıkardı.

Hükümet, yaptığı açıklamaya inanıyorsa, o zaman hükümet PKK’yi hiç tanımamış, demektir.

“Cizre Olayları” konusundaki görüşlerimi, sıcağı sıcağına Kanal 24 Televizyonunda, kamuoyuyla paylaştım. Bu makalemde de, Cizre Olaylarının nedenlerini, “PKK/HDP ve Hükümet Gerçekleri Çarpıtıyor.  Bu da Çözüm İstememenin En Büyük Göstergesidir” kavramlaştırması üzerinden ifade etmeye çalışacağım.

Kör Silahşör Retoriği: PKK’nın yapısal ve hastalıklı çatışmacılığı,  saldırganlığı ve provokatörlüğü…

1977-78 yıllarında, Mardin yöresinde Apocuların bir adamı vardı. Adı “Kör Silahşördü”.  Bu adamın görevi, Apocular adına infazcı tetikçilikti. Apocular, onun yanında, başka bir Kürdistan örgütünün yöneticisi ve üyesi, ya da herhangi bir yurtseveri hakkında olumsuz bir açıklamada bulunduğu zaman, o hemen harekete geçer. O insanı infaz etmek ister. Birçok eyleminde de başarılı olmuştur.

Sonra onun silahı PKK’ya dönmüş. PKK onu dışlamış.. 12 Eylül tutuklaması PKK’yı ondan kurtardı. O, uzun dönem ceza evinde yatmış. Çıkınca İstanbul’da mafyaya karışmış. Sonra da tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuş ve ölmüş.

“Kör Silahşörün” yapısal hastalığı adam öldürmek. O, kötü adamlardan bahsedildiği zaman, harekete geçiyor.

PKK’nın da yapısal  hastalığı, çatışmacılık, provokatörlük ve saldırganlıktır.

PKK’nın bu yapısallığı, PKK yönetici elitinin çıkarlarına hizmet ettiği gibi, PKK’yi yöneten devletlerin de çıkarlarına hizmet eder. Bu nedenle, herhangi bir neden, PKK taraftarlarının, kendiliğinden, PKK yönetici elitinin isteğiyle, PKK’yı yöneten devletlerin kararlarıyla hemen harekete geçer.

PKK bu yapısallığını, hastalığını ve bu retorik davranışını,  21 Mart 2013’ten önce hem silahlı eylemleriyle, hem de şiddete dayalı kitle eylemleriyle gerçekleştirirdi. Ama 21 Mart 2013 yılında Öcalan’ın devlet yetkilileri tarafından yazılan manifestosunu açıklamasından sonra, sürekli silahlı eylemlerine,  çıkarları, Kürdistan’ın Güney Batısındaki egemenlik alanını inşa etmesi ve güçlendirmesi nedeniyle, ara verdi. Zaman zaman silahlı eylemler yaptı. Bu eylemler sonucu ölen askerler, PKK’lılar oldu.

Ama o tarihten sonra da şiddete dayalı kitlesel eylemlerini sürekli hale getirdi.

Bu nedenle, 6-7 Ekim Kobani Eylemleri ve Cizre Eylemleri, 2013’ten sonra, “Çözüm Süreci” denilen, ama  ne olduğu belirsiz vakıadan sonra sadece gerçekleşen eylemler değildir. O tarihten sonra, PKK, başta Lice’de aylarca yol kapatma dahil, Kürdistan’ın bütün şehirlerinde şiddete dayalı kitlesel eylemler gerçekleştirdi.

PKK, iki yıla yakın bir zamandır, yollarda ve şehir merkezlerinde silahlı bir tarzda kimlik kontrolleri yapıyor, yolları kapatıyor, halka silahlı adamlarıyla baskı yapıyor, adam dağa kaldırıyor, haraçlar alıyor. Çocukları dağa götürüyor. Silahlı adam sayısını ikiye katladığını devlet açıklıyor.

Bütün bunlar, sıradan provokasyon olayları olabilir mi?

Bundan dolayı Cizre olaylarının nedeni, hükümetin ve PKK’nın açıkladığı gibi sıradan bir provokasyon değil, PKK’nın  yapısal provakasyon, çatışmacılık ve saldırganlık halinin dışavurumudur. Bunun sonucudur ki, Cizre’den sonra Silopi, Siirt, Hakkari, Uludere, Van, Diyarbakır’da, tek bir işaret fişeğiyle Cizre benzeri olaylar gerçekleşti.

Cizre Olayları, istisnai bir eylem değildir. PKK’nın yapısallığına dayalı sürekli eylemlerinin bir devamı.

PKK, bundan sonra da bu eylemler devam edecektir. Son Cizre olaylarından önce de, Cizre’de benzer olaylar olmuştu ve PKK şehir içinde ve dışında silahlı kimlik kontrolleri yapmıştı.  O olaylarda ölüm olmadığı için kamuoyunun fazla dikkatini çekmemişti.

Son Cizre Olayları gelişmeden önce, PKK’nın, Cizre ve Silopi’nin  iki mahallesinde “demokratik özerklik” ilan ettiği, o mahallelerin etrafına çukurlar kazdığı, o mahallelere kimseyi  sokmadığı da biliniyor.

Cizre ve Silopi’de iki mahallede egemenlik alanı yaratan PKK’nın, eylem yapması ve tetiğe basması için, dışarıdan bir provokasyona ihtiyaç var mı? Cizre’de,  Şengal’de öldürülen  4  PKK’lının cenazesinin Cizre’ye getirilmesi, eylemlerin gelişmesi için yeterli olmuştur. Bunun için, PKK yönetici elitinin özel bir karar almasına da gerek yok. Sistemleştirilmiş, kesinleştirilmiş, sürekli geçerli kılınan bir kararlar yapısı var.

Herhangi bir gelişmede, PKK’lıların eylem yapması, saldırması, çatışması, şiddete dayalı eylem yapması, PKK’nın yapısallığına bağlı olarak otomatiğe bağlanmış bir haldir.

Cizre Olayları, PKK’nın, Hükümetin “çözüm konseptine” katılmadığının bir kez daha hatırlatılmasıdır…

Hükümet’in çözüm sürecinden kast ettiği, PKK’nın silah bırakacağıdır. Son günlerde de Öcalan’ın yine bu konuda açıklama yapacağı beklenmekte. Bu açıklamadan sonra da PKK’nın silah bırakacağına yine hükümet, kalemşörleri, basını, iman getirmiş durumda!

Oysa PKK’nın yaptığı hazırlıklar, daha çok silahlanması, daha çok çocuk ve genç dağa götürmesi, açıklamalarıyla hiçbir halde silah bırakmayacağını anlatmış oluyor. Hükümet, Öcalan’a kulak vererek (ki Öcalan bile PKK’nın silahlı halinden memnun. Kendisinin bu silahlarla ciddiye alındığını düşünmekte), PKK’nın silah bırakacağına inanıyor. Ya da inanır görünüyor.

PKK’nın Kandildeki yönetici eliti ise, bu düşüncenin yanlışlığını, Öcalan’a doğrudan karşı çıkarak göstermek istemiyor. Kendi yoğurt yiyiş tarzıyla ifade ediyor.

PKK, 6-7 Ekim Kobani Eylemleri, öncesi eylemler, Hükümetin ve Öcalan’ın “çözüm konseptine” katılmadığının işaret fişekleriydi. Cizre olayları da bu yaklaşımın  bir kez daha hatırlatılmasıdır.

PKK’nın HÜDA-PAR’a Yeniden Saldırması da PKK’nın Bahsedilen Yapısallığının Bir sonucudur…

PKK’nın yapısal saldırganlığının, çatışmacılığının, provokatörlüğünün hedeflerinden biri de, Kürdistan’daki kendi dışındaki siyasi partiler,  örgütler, oluşumlar, platformlardır. Bu parti, örgüt, platform ve oluşumlar da, sadece Kürdistan’ın Kuzeyindekiler değildir. Kürdistan’ın bütün parçalarındakilerdir.

PKK, Kemalistlerin, Baasistlerin, Stalinistlerin bir eseridir. Bundan dolayı da tek parti, tek ideoloji, tek lider-şef anlayışına sahiptir. Bu anlayışı ve yapısı gereği de, Kürdistan’da tek başına egemen olmak istemektedir. Bunun için de Kürdistan’daki bütün siyasi parti, örgüt, platform, oluşumları tasfiye etmesi stratejine sahiptir. Kuruluş felsefesi de budur.

PKK, bu stratejisi ve kuruluş felsefesi gereği değişik dönemlerde Kürdistan örgütlerine saldırdı. Bu strateji ve kuruluş felsefesinin gereği olarak da, binlerce Kürt Yurtseverini, parti ve örgüt yöneticilerini katletti. Kürt liderlerini öldürdü. Kendi içinde binlerce Kürt gencini infaz etti.

“Çözüm Süreci”nin başlamasıyla birlikte de, bu strateji ve felsefesi gereği HÜDA-PAR’a ve öncesinde de onların derneklerinin yöneticilerine ve üyelerine, Kürdistan’ın birçok şehrinde saldırdı, öldürdü. Üyelerini kaçırdı. Onların binalarını yaktı.

Yakın zamanda, 6-7 Ekim Kobani Eylemlerinde, HÜDA-PAR üye ve taraftarlarını “Vandalist” ve barbar yöntemlerle öldürdü ve yaktı.

PKK’nın  Cizre’de de HÜDA-PAR’a saldırması, bir yöneticilerinin babasını öldürmesi,  aynı strateji ve kuruluş felsefesinin bir ürünüdür.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da, Cizre Olaylarından sonra yaptığı açıklamalarda bu gerçeği dile getirdi.

PKK’nın Cizre’de HÜDA-PAR’a saldırmasının, Hükümetin, “çözüm sürecinde sadece PKK muhatap değildir. Bütün Kürt partileri, örgütleri, hatta siyasi platformları da nuhatapdır” siyasetini açıklamasının akabinde HAK-PAR ve HÜDA-PAR ile görüşme yapmasının arkasında gerçekleşmesi  de, PKK’nın diğer Kürdistan parti ve örgütlerini yok etme ve tasfiye etme stratejisi ve kuruluş felsefesine uygun düşmektedir.

PKK, ilk planda, HÜDA-PAR’ın kendilerine saldırdığını ve bir genci öldürdüğünü, bunun üzerine olayların başladığını açıkladı. Oysa daha sonra kendilerine yakın İHD raporunda, öldürülen gencin, polis kurşunuyla öldürüldüğü açıklandı.

Bu da saldırının HÜDA-PAR’dan değil, PKK’dan geldiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca şunu ifade etmek gerekir ki, bugünkü koşullarda ve aşamada, her konu bir tarafa, HÜDA-PAR’ın PKK’ya saldırması hiçbir anlamda çıkarına uygun değildir. HÜDA-PAR’lılar için bu koşullarda PKK’ya saldırmak, ya bir çılgınlık ya da tam bir provokasyon olur. Siyasi ve örgütsel menfaatlerine de taban tabana aykırı olur.

Ame,  4 Ocak 2015

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir