CHP Kongresi, “eski tas ve eski hamam”…


İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmaişl.com)

CHP’nin 37. Olağan Kongresi 25 Temmuz 2020 tarihinde başladı. İki gün sürdü. Birinci gün genel başkan, ikinci gün parti organlarının seçimi yapıldı. Gelenek üzere daha önceden parti genel başkanı ve parti yönetimi tarafından tespit edilen Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu divan başkanlığına seçildi. Divan Başkanı, Kemalistlerin tanrısı Atatürk’e minnet duygularını belirterek kongreyi açtı.

Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, 13 Maddelik “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesini” okudu. Delegeler tarafından tartışılmadan kabul edildi. 

Demokrasi, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından CHP kongresinde divan seçimi ve beyannamenin kabul şekli analize tabi tutulduğu zaman, demokratikliği zedeleyen bir gelişmeye ilk planda imza atıldı.

LAFTA DEĞİL UYGULAMADA DEMOKRASİ, ADALET, EŞİTLİK

Bir kişi, bir kurum, bir siyasi partinin, bir devletin demokratik olup-olmadığı, söylediği sözlere ve laflarlara bakılarak karar verilemez. Sözler ve laflar gerçekten demokrasinin var olduğunu ifade etmez. Bu demokrasi, laftan ve sözden öteye geçemez.

Bir kişinin, bir kurumun, bir siyasi partinin, bir devletin gerçekten demokratikliği, hukukun üstünlüğüne sahip olması, adaletli ve eşitlikçi olması, yaptığı uygulamalarda ifadesini bulur, gerçek bir tanıma kavuşabilir.   

Türk Devletinde, anayasa, siyasi partiler, seçim yasası ve diğer bütünleyici ve tanımlayıcı yasalardan dolayı, siyasi partilerin demokratik olmadığı ortadadır. Genelde de kabul gören bir hayati meseledir. Çoğu siyasi parti de bu durumdanrahatsız konumdadırlar

Bu rahatsız olan siyasi partiler, anayasa başta olmak üzere ilgili yasaları değiştirmek için gerçek bir niyet ve uygun bir pratik de göstermiyorlar.

Ayrıca anti-demokratik yapıda şikâyet sahibi olan siyasi partiler, demokrasi konusunda evrensel bir tanıma sahip olmadıkları gibi, kendi bünyelerinden demokratikleşmeyi gerçekleştirmek için çaba göstermiyorlar. Siyasi parti genel başkanları ve parti yönetimleri, mevcut anti-demokratikliği sığındıkları liman haline getiriyorlar. Üyelerine ve muhaliflerine karşı anti-demokratikliği bir silah gibi kullanıyorlar.

CHP’de lafta anti-demokratik yapıdan rahatsızdır. Demokrasiyi gerçekleştirme iddiasını taşımaktadır. Anti-demokratik yasaları lafta da olsa değiştirmek istemektedir.

Seçimde barajının kalkmasını istemektedir.

Ama ne yazık ki, genel başkan adaylarının konumuyla ilgili kendisi demokratik davranmadı, genel başkanlar için konulan %5’lik barajı kendisi devam ettirmektedir. Bundan dolayı da Kemal Kılıçdaroğlu dışındaki genel başkan adayları, delege barajını aşamadıkları için genel başkanlık yarışının dışında bırakıldılar.

Kılaçdaroğlu, İyi Partinin seçime girmesi için var olan barajın aşılması için 15 emanet milletvekili verdi. Erken seçim tartışmaları bağlamına DEVA ve GELECEK Partilerininseçime girme koşullarını yerine getirmeyeceği ihtimali karşısında onlara emanet milletvekilleriyle seçime katılmasını sağlama kadirşinaslığını gösterirken, bunu demokrasi için yaptığını söylemesine rağmen; aynı tutumu kendi muhalifi olan genel başkan adaylarına gösteremiyor.

Bu da amacın demokrasi değil, seçim kazanma manevrası olduğunun en önemli delilidir. Seçim kazanma manevrası de gerçek demokrasiyi savunmanın ve demokratikliğin delili değildir. 

Ayrıca CHP’deki bu uygulama, eşitliğe ve adalete de aykırıdır. Açık ki, çok adalet lafı etmekle de adaletli olunamıyor. “İmtiyazlıların adaletinin” tesisine yol açıyor.

PARTİ İÇİ DEMOKRASİ, ÜLKE VE DEVLET DEMOKRASİSİNİN DELİLİDİR…

Bir kişinin kendi ailesi içinde yaratığı ve gösterdiği demokrasi, komşuya ve başka kişilere sağlayacağı demokrasinin ve demokratlığın somut bir göstergesidir. Bir siyasal partinin kendi içinde yarattığı demokrasi ve demokratlık, yönetme iddiasında olduğu ülkenin ve devletin demokrasisini yaratmanın bir göstergesi ve delilidir. 

Kendi içinde demokrasiyi ve demokratlığı yaratmayan/yaratamayan siyasi partiler, yönetme iddiasında olduğu ülkede ve devlette demokrasiyi ve demokratlığı yaratamaz.

CHP’nin böyle yapısal bir talihsizliği var. CHP, çocuk yapamayan/yapamayacak olan kısır erkeğe benzemektedir. CHP, devletin kurucu felsefesinin, resmi ideolojisinin, otoriter, üniter, anti-demokratik tekçi, ulusları köleleştiren bir zihniyetin temsilcisidir.

Bundan dolayı CHP’nin demokratlaşması olanaklı değildir. Yüzyıldan fazla olan yaşam tarzıpratiği, uygulamaları, cuntaları desteklemesi, özgürlüklere aşina olmaması, sivil-asker bürokrasi dışında Türk halkına bile karşı olması ve sevmemesi, Kürt milletine ve diğer etnik-ulusal topluluklara düşman olmasıyla de bunu bize anlatmaktadır.

CHP GERÇEK YENİ BİR ANAYASA İSTEMİYOR, TEKNİK BİR ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İSTİYOR

CHP, “İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesinde” Yeni anayasadan bahsediyor. İlk planda sanki gerçekten yeni bir anayasa istiyor algısı yaratıyor. Bunun için de, “Hangi dağda kurt öldü” diye hemen düşünmekten kendimi alıkoyamadım 

Konu iyi analiz edildiği zaman, açıkça görülüyor ki CHP, yeni bir anayasa istemiyor. Mevcut anayasada teknik bir düzeltme istiyor. Cumhurbaşkanlı Hükümet Sistemi yerine ParlamenterSistemi ikame edecek bir teknik anayasa değişikliğinden bahsettiği hemen anlaşılıyor.

Aslında görünen köy kılavuz istemez” sözünü akıldan çıkarmamak gerekir. CHP’nin anayasası, devletin kurucu felsefesinin, resmi ideolojisinin, yapılandırdığı otoriter, faşist, sömürgeci, ırkçı; tekçi, halk, demokrasi ve özgürlüklerdüşmanı hukuk sistematiğidir. Mevcut devlet yapısı da CHP’yeevleviyetle uygundur.

Yeni anayasa,  Federal, Kürt ve Türk milletinin ortak devletini oluşturmayı öngören, çoğulcu, egemenlik sistemin uluslara göre bölen,  Kürt milletinin iktidar hakkını savunan bir anayasa, yeni bir anayasa olabilir. 

Ama böyle bir anayasa, CHP’nin tabiatına aykırıdır. CHP’nin panzehiri ve CHP’yi tasfiye edecek anayasadır. 

CHP, AK Partinin Prof. Ergün Özbudun’un başkanlığında oluşturduğu ”Yeni Anayasa Hazırlama Çalışma Grubunun” ortaya çıkardıkları liberal anayasaya şiddetle karşı çıktı.

12 Eylül Anayasasının ilk üç maddesinin değişmesine kesinlikle ve mutlak anlamda istemedi ve karşı durdu.Bu üç maddeye karşı çıkmak, yeni anayasa istememek olduğu açıktır.

CHP KÜRT MESELESİNİ ÇÖZEMEZ…

Kürt meselesinin sorumlusu CHP’dir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde var olan Kürdistan Otonomisi, Kemalist Devletin kuruluşu ile birlikte, CHP’nin tek parti diktatörlüğü tarafından ortadan kaldırıldı. Kürtlerim millet olarak varlığı inkâr edildi. Kürtlerin Türkleştirme stratejisi izlendi. Kürtlerin milli değerleri gasp edildi ve yasaklandı. Kürtçe konuşmanın bedeli ağır para cezası ve hapis cezası oldu. Milli hak aramanın karşılığı katliamlar, Kürdistan’ın insansızlaştırılması için toplu göçler, Kürt liderleri ve mücadele dava adamlarının idam edilmesi oldu. Kürdistan toprakları adım-adım işgal ve ilhak edildi. 

CHP’nin Kürt meselesi hakkındaki bu stratejik görüşleri değişmiş değil. O bakımdan CHP’nin Kürt meselesini çözmesi, Kürtlerin milli haklarını kabul etmesi olanaklı değildir.

“İkinci Yüzyıl Beyannamesinde” eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasından ve düzenlemesinden bahsederken, Kürtçe eğitim öğretimden bile bahsetmemesi bunun en somut delilidir.

Bundan dolayı beyannamede Kürtler hakkında yaptığı değinmeler, bir seçim manevrası olarak kendisini ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak diyebilirim ki CHP Kongresi açısından sonuç, eski tas ve eski hamam”. 

Diyarbekîr, 28 Temmuz 2020 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir