Refik Hilmi’nin, Doktor Şükrü Mehmed Sekban’ın “La Question Kurde” kitabına dair “ret ve tenkidi” – 8

Seîd Veroj

Yazının bu bölümüne başlamadan önce birkaç cümleyle kısaca Refik Hilmi’den bahsetmek istiyorum. Refik Hilmi, 20. yüzyılın ilk yarısında Güney Kürdistan’daki Kürd ulusal mücadelesinin gelişiminde yer almış, önemli bazı dönemeçlere doğrudan tanıklık etmiş ve Kürdistan Meliki Şeyh Mahmud Berzenci’ye yakınlığıyla bilinen, ona tercümanlık ve müşavirlik yapmış Kürd aydını, yazarı, eğitmeni ve siyasetçilerinden biridir. 1898’de Kerkük’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kerkük, Süleymaniye ve Bağdat’ta tamamladı. Tahsilini sürdürmek için 1914’te İstanbul’a gitmiş, Metketb-i Hendese-i Âliye’de (Yüksek Matematik Okulu) okumuş. İstanbul’da okuduğu zamanlar birçok Kürd öğrenci ve aydınlarıyla tanışmış, orada faaliyet gösteren Kürd cemiyetleriyle ilişki kurmuş. 1918’de eğitimini tamamlayıp 1919’da Süleymaniye’ye dönmüştür. 

Şeyh Mahmud Berzenci’nin kurduğu ikinci hükümette Maarif Bakanı olarak görev alan Mustafa Paşa Yamûlkî başkanlığında 21 Temmuz 1922’de kurulan Kürdistan Cemiyeti’nin yönetim kurulu azalığına seçilen 17 kişiden en çok oy alandı. Kuruluştan kısa bir müddet sonra Kürdistan Cemiyeti’nin yayın organı olarak Bangî Kurdistan gazetesinin ilk sayısı 15.11.1922 tarihinde yayınlanır. Bangî Kurdistan, Süleymaniye’de “haftada bir yayımlanan ilmi, içtimai, hür, serbest ve milli”[1] bir gazeteydi. İmtiyaz sahibi, sorumlu müdürü Mustafa Paşa Yamûlkî, idari müdür ise Kerim Rüstem idi. Toplam 17 sayı yayımlanan Bangî Kurdistan; Kürdçe, Türkçe ve Farsça olmak üzere üç dille yayın yapmış. Refik Hilmi gazetenin Türkçe bölümü sorumlusu, M. Nuri ile Ali Kemal ise Kürdçe ve Farsça bölümünden sorumluydu. Yayın kurulu ise Mustafa Paşa Yamûlkî, Refik Hilmi, M. Nuri (Şeyh Nuri Şeyh Salih) ve Ali Kemal’den oluşmaktaydı.[2] Bangî Kurdistan gazetesi aynı zamanda Hükümettin yarı resmi yayın organı konumundaydı, birçok sayısında “Kürdistan Hükümdarı Mahmud”[3] imzasıyla kararnameler ve ilanlar yayınlanmıştır.

Adı geçen gazetenin yayını durdurulduktan sonra, Şeyh Mahmud’un üçüncü hükümeti döneminde yayınlanan yeni gazete Umîdî Îstiqlal olur. Adı geçen gazetenin ilk sayısı 20.09.1923’te Süleymaniye’de yayına başlar ve son sayısı 25.05.1924 tarihinde olmak üzere toplam 25 sayı yayımlanır. Yayın kurulu; Hoca Efendizade Ahmed Sabri, Refik Hilmi ve Hüseyin Nazmi’den oluşuyordu. Gazetenin 4-13 sayıları Refik Hilmi’nin sorumluluğunda yayınlanmıştır. Ayrıca bahsedilen dönemde Pîremerd’in çıkarttığı Jîn dergisi başta olmak üzere yayınlanmış birçok dergi ve gazeteye destek vermiş. İyi derecede Fransızca, Arapça ve Türkçe bilen Refik Hilmi’nin, yayımlanmış en önemli eserlerinden biri Şeyh Mahmud dönemine dair “Anılar” dır. Şeyh Mahmud’a dair yaptığı değerlendirmede; “Şeyh Mahmud’un yiğitliği, cesareti ve aynı zamanda ihmalkarlığı onun yanlış kararlar almasına neden oluyordu. Çünkü hükümdara yakın kişiler, sadece çevresindeki bilgisiz kişiler, aşiret reisleri ve maddi çıkarcılardı. Gerçi Bağdat’tan ve Türkiye’den bazı aydın Kürd subayları ve Kürdistan’da bulunan yurtsever kişiler Süleymaniye’ye gelip hükümdara yardım etmek ve Kürdistan hükümetine hizmet etmek istiyorlardı fakat Şeyh Mahmud’un çevresinde bulunan aşiretçi ve gerici kimseler hükümdar ile aydınlar arasında duvar gibi bir engel oluşturmuşlardı.”[4] Refik Hilmi ve arkadaşları İtalya’nın ulusal birliğini savunan Carbonaria hareketinden etkilenerek, Darker (Kürdçede kömür üreticileri anlamına gelir) adlı bir  gençlik örgütü kurar ve bu örgüt 1938’de Hîwa Partisi adını alır. Mustafa Barzani Süleymaniye’de zorunlu ikamette tabi tutulurken, Hîwa Partisi’nin desteğiyle 1939’un sonlarında Barzan bölgesine geçerek yeniden silahlı mücadeleyi başlatmıştı. Ömrünün sonuna kadar Kürdistan bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmemiş. “Hayatının son döneminde, felsefe öğretmenliği, eğitim müfettişliği yapan merhum, kuvvetli bir mantığa, derin bir ilme sahipti.”[5] Şükrü Mehmed Bey’in ölümünden yaklaşık üç ay sonra, 4 Ağustos 1960 tarihinde Bağdat’ta vefat etmiş ve Süleymaniye Girdî Seywan Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.

Le Question Kurde, Dr. Ş. M. Sekban, El Yazısıyla Şerif Paşaya sunumu

Refik Hilmi’nin anlatımından öyle anlaşılıyor ki “La Question Kurde” kitabı, kitapçılara ve kütüphanelere pek dağıtılmamış, okurların gözlerine ilişebilecek mahallerde bulunmadığı için ancak uzun bir uğraştan sonra bir nüshasını elde edebilmiş. “Doktor Şükrü Mehmed Sekban’ın, evet o meşhur Kürd vatanperveri Mehmet Bey’in yazmış olduğu kitabından -en yakın dostlarına bile olsun- tek bir nüsha göndermedikten başka, onu bariz bir mahalde nazara [göze] çarpacak bir mahal veya kütüphanede müşterilerin enzârına da vaz’ etmedi [gözleri önüne koymadı]. Bu hareketini de tefsirde, risaleyi ona yazdıran sâ’iki anlamakta çektiğim kadar müşkülata [zorluğa] uğradım. Fakat te’min ederim ki yalnız ismini işittiğim risalenin meydanda cismini göremeyişim beni büyük bir meraka düşürdü. Nihayetinde bir nüshasını yine bizzat Doktorun delaletiyle elde ettim. İlk işim sırf istifade maksadıyla kitabı baştan başa okumak oldu.”[6] Bu konuda adı geçen kitabın Paris Kürd Enstitüsü arşivinde bulunan tek imzalı nüshası, 21 Şubat 1934’te Bağdat’tan Prof. Dr. Ş. Sekban imzasıyla Paris’te yaşayan General Şerif Paşaya sunulan nüshasıdır. Kitabın giriş kısmında kendi el yazısıyla Fransızca şöyle yazılmıştır: “General Şerif Paşa, sınırsız sevgi dolu bir dostluğun dokunaklı anısına, derin saygılarımı sunarım.”[7]

Kürd siyasetçisi ve Şükrü Mehmed Bey’in yakın arkadaşı Refik Hilmi’nin “La Question Kurde” adlı kitabına cevap olarak yazdığı “Kürt Meselesi Safahatından (Doktor Şükrü Mehmed Bey Sekban’ın 1933 senesinde Paris’te neşretmiş olduğu La Quastion Kurde unvanlı Fransızca risalesinin ret ve tenkiti)” başlıklı kitapçığın Osmanlıca baskısı 1935’te Mısır’da Vatan Matbaası tarafında yayınlanmış. Adı geçen kitapçıkta, on iki sene evvelki yani 1925’lerdeki düşünceleriyle mevcut durumu kıyaslayarak Dr. Şükrü Mehmed’de meydana gelen değişimi ortaya koymaktadır. “Muhterem Doktor 11 sene evvelki manevi benliğini unutacağına, kan ve ateş içinde boğulmak derecesine geldiği halde Kürtlük mefkûresini yaşatmakta sebat eden Kürt milletinin avâtıfını cerhadâr edeceğine [sevgisini yaralayacağına] insafa gelip de 11 sene evvelki manevi benliğinin herhangi bir tesir altında tahavvüle [değişime] uğradığını ve bugünkü maddi Şükrü Mehmed’in 11 sene evvelki Şükrü Mehmed’le olan farkı gibi, iki muhtelif zamandaki manevi Şükrü Mehmed’ler arasında da büyük bir fark ve tahavvülün husule geldiğin itiraf etmesi herhalde daha makul ve daha isabetli olur. Mamafih o böyle yapmasa bile biz buradan itibaren artık şükrü Mehmed Bey’i iki namla, yani iki manevi şahsiyetlerini yaşadığı muhtelif zamanlara delalet edecek birinci ve ikinci Şükrü Mehmed namlarıyla zikrederek kendisinden nakledeceğimiz ifadelerin onun hangi şahsiyetine ait olduğunu anlamak hususunda muhterem kârilere (okurlara) oldukça kolaylık göstereceğiz.”[8] Kadri Cemil Paşa, daha sonraları Refik Hilmi’nin adı geçen kitabını değerlendirirken şunları söylüyor: Kıymetli bir bilim adamı olan merhum Hilmi Bey, Doktor Şükrü Mehmed Sekban’ın dış baskılarla yazdığı, Kürtlerin eritilmesini isteyen küçük bir broşürün analizi ve eleştirisi yolunda uygun ve mantıki olarak verdiği cevapla kendini tanıtmış ve bütün Kürd milletinin saygısını kazanmıştır.[9]

Foto: Refik Hilmi

Foto: Refik Hilmi

Refik Hilmi’nin, “dostluğuyla övündüğüm” dediği Doktor Şükrü Mehmed Bey’in mevzubahis eseri ile daha önceki düşüncelerini mukayese ederek son risalesindeki düşünceleri nedeniyle “ikinci Doktor Şükrü Mehmed” olarak tanımladığı risalesine ret ve tenkit olarak verdiği 15 maddelik cevaptan, kısa bazı notlar:

  • 1-Şükrü Mehmed Sekban’ın adı geçen kitapçığındaki öne Doktor Bey’mli iddialarından biri, Kürdlerin kökenleriyle ilgilidir. Bu maddede, bazı Alman alimlerinin iddialarına dayandırılarak “Kürtlerin, hiçbir suretle Âri olmadıkları gibi Samî de değildirler, ancak Turaniyü’l-asıl oldukları.”[10] ileri sürülmektedir. Refik Hilmi, öncelikle “bazı Alman alimlerinin iddiaları” ibaresini eleştirerek bu zatların kimler olduğunu ve nerede ne gibi hükümler verdikleri gibi soruların cevabını aramaya lüzum olmadan, dönemin Diyarbekir Mebusu ve Bayındırlık Bakanı Kürd Feyzi Bey’e hitaben “Kürtler Türklerden Ne İstiyor” başlığıyla açık olarak yayımlanan 18 Eylül 1923 tarihli mektubundan yaptığı alıntıyla cevaplar. “Doktor Bey’in o günkü kanaatini, yani Kürlerin “Turaniyü’l-asıl” olup olmadıkları hakkındaki kanaatini tayin etmek üzere buraya aynen naklediyorum [s. 16]: “Fakat bugün Türkçülük, bütün teferruatıyla vaziyete hâkim olunca Kürdü Türk camiasına idhal etmek [dahil etmek] pek gayr-ı tabî’i ve Kürtten pek dun [geri] milletler sahib-i istiklal [istiklal sahibi] iken, Kürtlerin kemal-i bahiş [tam bir arzu] ile Türk camiasına girmeleri gayrı mümkündür.”[11]
  • 2-Gelelim Kürdlerin millet ve istiklal duyguları bahsine! Doktor Bey’in zu’munca [iddiasına göre] Kürd kavminin müyul [yönelim] ve ruhiyatı telhis edilirse [incelenip özetlenirse], onun hiçbir vakit milli bir istiklal duygusu beslemediğine hüküm vermek lazım gelirmiş… Doktor Bey’in en tuhaf ciheti de nazariyat-ı ilmiyeyi kendi akidesi gibi mütegayyir [değişken] ve gayr-ı sabit addetmesidir. Dün Kütleri bir millet olarak tanımanın muhsenat ve fevaidinden [iyilik ve faydalarından], onları Türk camiayı milliyesine idhal etmenin gayr-ı tabî’iliğinden daha fazla olarak milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat idare etmelerinin evrensel bir kaide olduğundan, bilhassa Kürtlerin Türkleşmesi imkansızlığından vesaireden kuvvetli bir imanla bahs eden Doktor, bugün yine aynı kuvvet ve hararetle Kürtlerin bir millet olarak tebarüsü [görülmesi] mazarratından [zararlarından], onların Türk camia-yı milliyesine idhali [dahil] edilmesinin pek tabî’i ve zaruri olduğundan, el-hasıl [sonuç olarak] bazı milletlerin kendi mukadderatlarını bizzat idare etmelerinin bir felaket olacağından ve hatta Kürtlerin [s. 71] Türkleşmekten neden çekinmek istediklerini anlayamadığından vesaireden gayet tabî’i bir şekilde bahs ediyor. Fakat iyice bilmelidir ki bir millet başkalarının ananatı dairesinde dün nasıl terraki edememişse [ilerleyememişse] bugün de, yarın da, öbür gün de edemez.”[12]

(Devam edecek.)



[1] Bangî Kurdistan, Jimar: 1, Çiwarşeme, Silêmanî, 2 Axustos 1922

[2] Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 1, Dîyarbekir, Bihara 2005, s. 68-69

[3] Kovara Bîr, Hejmar-Sayı: 2, Dîyarbekir, Havîna 2005, s. 59-60

[4] Refik Hilmi, Anılar, Nûjen Yayıncılık, İstanbul, 1994, s. 21-22

[5] Kadri Cemil Paşa (Zinar Silopi), Doza Kurdistan: Kürd Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, Özge Yayınları, Ankara, 1991, s. 160

[6] Refik Hilmi, Kürt Meselesi Safahatından (Doktor Şükrü Mehmed Bey Sekban’ın 1933 senesinde Paris’te neşretmiş olduğu La Quastion Kurd unvanlı Fransızca risalesinin ret ve tenkiti), Hazırlaya: Mehmet Akyürekli, Avesta Yayınları, İstanbul, 2023, s. 16

[7] Dr. Chukru Mehmed Sekban, La Qustione Kurde, Des Problémes Des Minorités, Les Presses Universitaires De France, 1933

[8] Refik Hilmi, Hazırlaya: Mehmet Akyürekli, Avesta Yayınları, İstanbul, 2023, s. 46-47

[9] Kadri Cemil Paşa (Zinar Silopi), Doza Kurdistan: Kürd Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, Özge Yayınları, Ankara, 1991, s. 160

[10] Mehmet Bayrak, Ateş-Kan-Barut Günlerinde Kürt DiplomasisiXoybûn Broşürlerinin Sunduğu Gerçekler, Özge Yayınları, Ankara, 2021, s. 403

[11] Refik Hilmi, Kürt Meselesi Safahatından, Hazırlaya: Mehmet Akyürekli, Avesta Yayınları, İstanbul, 2023, s. 25

[12] Refik Hilmi, Kürt Meselesi Safahatından, s. 56

 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu’nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)

 

Geef een reactie

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *