Celâl Temel
Kürdler yayıncılıkta da örgütlenmede de geç kaldılar. Bu da Kürdlerin ulusal bilince geç ulaşmasında önemli bir etken oldu. İlk Kürd yayını, Bedirxan kardeşler tarafından, 1898 yılında Kahire’de Kürdçe-Osmanlıca yayımlanan Kürdistan gazetesidir. Gazete 1898-1902 yılları arasında Mısır’da ve Avrupa’da olmak üzere 31 sayı yayımlanabildi. İlk Kürd örgütü de bu gazetenin yayımından iki yıl sonra, 1900 yılında, Kurdistan Azm-i Kavi Cemiyeti adıyla İstanbul’da kuruldu. Bu cemiyetin, Diyarbekirli Fikri Efendi tarafından kurulduğunu, Liceli Kürdizade Ahmet Ramiz sorumluluğunda yayın yaptığını bilsek de bu cemiyetin faaliyetleri konusunda fazla bilgi sahibi değiliz.
1-) KÜRDİSTAN TEALİ CEMİYETİ
- Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra, 19 Eylül 1908 tarihinde, çok sayıda Kürd aydınının katılımıyla, İstanbul’da, “KURD TEAVÜN VE TERAKKİ CEMİYETİ” (KTTC) kuruldu. Başkanlığını Seyid Abdülkadir’in yaptığı cemiyetin kurucuları arasında, Emin Ali Bedirxan, Kürdizade Ahmed Ramiz, Mîrîkâtipzade Ahmed Cemil, Modanlı Halil Hayali, Babanzade Mustafa Zihni Paşa, Babanzade İsmail Hakkı, Şerif Paşa, Dr. Şükrü Mehmed Sekban gibi dönemin önemli Kürd aydınları vardı.
Kısa bir süre sonra, KTTC’nin, Diyarbekir, Bitlis, Muş, Erzurum, Musul gibi yerlerde şubeleri açıldı. Rus basınındaki bir habere göre, Bitlis’te, İttihat Terakki Cemiyeti şubesinin 90, Ermeni Devrimci Federasyonu (EDF-Taşnaksutyun) şubesinin 50 üyesine karşılık, Kürd Kulübü’nün (KTTC’nin) 680 üyesi bulunuyordu.[1] Ermenilerle de bir uzlaşma arayışındaki Kürdlerin bu ilk önemli örgütü, bir yıl dolmadan İttihatçılar tarafından kapatıldı.
Meşrutiyet sürecinde, başta Kürd Talebe Cemiyeti HÊVÎ olmak üzere, Kürdlere ait, bazıları kültür amaçlı olmak üzere, başka cemiyetler de açılıp kapandı. Araya, I. Dünya Savaşı girdi.
Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Kurulması
1918 yılı yaz aylarında, dönemin belli başlı Kürd aydınları, II. Meşrutiyet sürecinde kısa bir süre faaliyet gösterip kapatılan Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’ni tekrar açma çalışmaları başlattılar. İstanbul’da bir araya gelen Kürd aydınları, Kürdlere, en azından bir muhtariyet kazandırılması çabasındaydılar. Hâlâ Osmanlı İmparatorluğundan umutlu olan Kürd çevreleri olduğu gibi, imparatorluk artık dağılma aşamasındadır, Kürdler başlarının çaresine bakmalıdır şeklinde düşünen Kürd önder ve aydınlar da vardı. Bunda, Wilson Prensiplerine göre, Osmanlı bakiyesi diğer uluslar gibi Kürdlerin de ulusal haklarının söz konusu olması da etkili oldu. 1918 yılı yaz aylarında, Dr. Abdullah Cevdet’e ait Cağaloğlu’ndaki İçtihat Evi’nde ve yanındaki bir binada, defalarca toplantı yapan Kürd aydınları, önce bir yayın sonra bir örgüt (parti) kurma kararı aldılar.
Kürd aydınlarının yaptığı çeşitli toplantılar sonunda, 7 Kasım 1918’de, haftalık Jîn dergisi[2] yayını başladı. Aralık ayında da Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin bir devamı olarak, Kürdistan Teali Cemiyeti kuruldu. Kürd aydınları bu dönemde, genel olarak, politikanın merkezi İstanbul’daydılar. Kürdistan’da çalışma yapan çok az Kürd aydını vardı. Çeşitli çevrelerden olmak üzere dönemin belli başlı Kürd aydınlarından yüzlerce kişi cemiyete üye oldu. Bugünkü deyimle ifade edilirse bir koalisyon örgütü gibiydi. İlk kez farklı çevrelerden bu kadar farklı Kürd önderi bir araya geliyordu. 19 Kasım 1918’de Dâhiliye Nezareti’ne başvurusu yapılan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin (KTC) kuruluşu, 17Aralık 1918’de onaylandı. Cemiyet’in ilk yönetiminde şu kişiler vardı:
Başkan: Seyyid Abdulkadir (Şemdînan, Ayan Meclisi üyesi)
Başkan Birinci Yardımcısı: Emin Âli Bedirxan (Botan)
Başkan İkinci Yardımcısı: Fuad Paşa (Süleymaniye, Sait Paşa’nın oğlu)
Genel Sekreter: Hamdi Paşa (Emekli ferik)
Muhasip: Seyyid Abdullah (S. Abdülkadir’in oğlu)
YÖNETİM KURULUNUN DİĞER ÜYELERİ: Miralay Halil Bey (Dersim), Miralay M. Ali Bedirxan (Botan, emekli albay), M. Emin Bey (Süleymaniye, emekli yüzbaşı), Hoca Ali Efendi (Ulemadan), M. Şefik Arvasî (Van, müderris), Hüseyin Şükrü Baban (Süleymaniye, Tercüman başyazarı), Fuad Baban (Süleymaniye), Fethullah Efendi (Tüccardan), Dr. Şükrü Mehmed (Bakırmaden)
Aynı zamanda Osmanlı Ayan Meclis üyesi de olan KTC Başkanı Seyid Abdülkadir, saygın bir isimdi. 4 Mart 1919’de kurulan 1. Damat Ferit Paşa Hükûmeti’nde, kısa bir süre Şura-i Devlet Başkanı olarak da görev yaptı.
KTC, Kürdlerin çoğunluk hâlinde yaşadığı Şark vilayetlerinin (Vilâyat-ı Sitte’nin) Ermeni yurdu olarak belirlenmesi projesine karşıydı. Wilson Prensiplerine göre, Kürdlerin çoğunluk hâlinde yaşadığı bölgede bir statü kazanımı çabasındaki KTC adına, cemiyet başkanı Seyyid Abdulkadir ve ikinci Başkan Emin Âli Bedirxan’ın içinde bulunduğu bir heyet, Amerika’nın İstanbul konsolosluğuna gidip harita üzerinde bilgi verirken konsolosluk komiseri, “Bu bölgenin çoğunluğu üzerinde Ermenistan devleti kurulmasına karar verilmiştir.” diyordu.[3]
22 Aralık 1918’de, o sırada sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında kurulan hükûmette yer alan Hürriyet ve İtilaf Partisi ile KTC arasında, Kürdistan özerkliği konusunda bir protokol imzaladı.[4] Paris Barış Konferansı ve Sevr öncesinde, KTC ile İtilaf Fırkası mensuplarınca oluşturulan Osmanlı Hükûmeti arasında buna benzer çeşitli ilişkiler gelişti.
İTC’nin kapandığı, yeni cemiyetlerin, fırkaların kurulduğu 1918 yılı sonlarında, legal ve yasal olan KTC, Kürd aydınları başta olmak üzere, çeşitli çevrelerden büyük ilgi gördü. İstanbul’daki Kürd aydınlarının çoğu cemiyete üye olduğu gibi, Diyarbekir, Arapkir, Dersim, Hozat, Harput, Bitlis, Mardin, Erzurum, Elaziz, Van, Siirt, Koçgiri (Ümraniye) ve Garzan gibi yirmiyi aşkın yerde şubeleri açıldı. KTC, Kürd aydınları arasında ilgi ve heyecan yaratırken İttihatçıların devamı Türk milliyetçileri ve Ermeni partileri arasında kuşku ve kaygı uyandırdı.
KTC, Paris Barış Konferansı’ndaki Kürd temsilcisi Şerif Paşa’yı destekledi. Bir süre sonra Şerif Paşa yalnız kaldı ve temsilcilikten ayrılmak zorunda kaldı. İşler iyi gitmedi, 1919 yılı sonlarından itibaren, başta Emin Ali Bedirxan olmak üzere KTC içindeki aydınların bir kısmı Başkan Seyid Abdülkadir’i pasif görüp, 1920 yılı yaz aylarında KTC’den ayrılarak Kürdistan Teşkilat-i İçtimaiye Cemiyeti’ni (KTİC) kurdular. Seyid Abdülkadir başkanlığındaki KTC Özerk Kürdistan, Emin Ali Bedirxan başkanlığındaki KTİC Bağımsız Kürdistan savunan iki grup şeklinde ayrıştı. KTİC Genel Sekreteri Memduh Selim Begi, “Ayrılığın, bağımsızlık taraftarlarıyla otonomi taraftarları arasında bir tartışmadan kaynaklandığını ve temiz bir siyaset taraftarı olan aydınlar, geçmişini inkâr edenlerden yollarını ayırmayı uygun görmüşlerdir.” şeklinde bir açıklama yaptı.
Bu sıralarda (1920 yılı sonları, 1921 yılı başları), KTC’nin desteğiyle gerçekleşen Koçgiri Ayaklanmasından, büyük direnmelere karşın sonuç alınamadı. Ankara Hükûmeti’nin etkin olmaya başladığı bu sıralarda,1921 yılı başlarından itibaren iki cemiyet de dağılma sürecine girdi. Yaklaşık iki yıl ömrü bulunan KTC, Kürdler adına pek çok şey yapabilecek potansiyelde iken yeni Türk yönetimi karşısında etkili olamayınca kısa sürede kapandı/kapatıldı…
2-) DEVRİMCİ DOĞU KÜLTÜR OCAKLARI (DDKO)
Kuzey Kürdistan’da yirmi yıllık bir sessizlik sürecinden sonra, 1959 yılında bazı Kürd aydınları tutuklandı ve 49’lar Davası’nda yargılandılar. 27 Mayıs Darbesi’nin hemen ardından, 55’ler, 23’ler tutuklamaları gerçekleşti. Mela Mustafa Barzani’nin Irak Kürdistanı’na dönüşünden üç yıl sonra, 1961 yılında Güney’de silahlı peşmerge (gerilla) mücadelesi başladı. Türkiye’de sosyalist akımlar gelişti, Kürd aydınlarının da içinde bulunduğu Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve 1965 yılında, illegal Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi (TKDP) kuruldu. 1967 ve 1969 yıllarında seri halde, çeşitli kesimlerden Kürdlerin katılımıyla gerçekleşen tarihi “Doğu Mitingleri” dikkat çekti.
Ve 1969 yılında, 68 Kürd gençliği, FKF’den (DEV-GENÇ’ten) ayrılarak İstanbul ve Ankara’da, kısa adı DDKO olan Devrimci Doğu Kültür Ocakları adlı örgütlenmeyi oluşturdu. Çok iyi bilinmese de bu, Kuzey’deki Kürd ulusal mücadelesinde önemli bir kavşaktır ve Kürd solunun Türk solundan ayrılmasının, yani bağımsız örgütlenmenin da başlangıcıdır. 1969 yılı mayıs ayında İstanbul ve Ankara’da Kürd yükseköğrenim öğrencilerince kurulan, sonra Kürdistan’da, çeşitli Kürd kesimlerince yaygınlaştırılan DDKO, dönemin hükûmetlerini çok kaygılandırdı. 12 Mart Askeri Darbesi sırasında görevden uzaklaştırılan Başbakan Süleyman Demirel, “Önü kesilmesiydi, DDKO devletin başına büyük gaileler yaratacaktı.” diyecektir.[5] Yani Demirel, askerlere, iyi ki bana karşı darbe yaptınız diyor!..
İstanbul ve Ankara şubelerinden sonra, 1970-1971 yıllarında Kürdistan’da kurulan beş DDKO şubesi (Ergani, Silvan, Kozluk, Diyarbakır, Batman), İstanbul ve Ankara’nın aksine, öğrenciler dışındaki Kürd kesimlerince kuruldu. Bu dikkat çekici bir durumdur.
- Ergani DDKO (23 Kasım 1970): 5 kurucunun, 4’ü işçi, biri arzuhalci.
- Silvan DDKO (9 Aralık 1970): 11 kurucunun, 7’si esnaf, 3’ü din adamı, 1’i öğrenci
- Kozluk DDKO (28 Aralık 1970): 12 kurucunun, 3’ü işçi, 3’ü esnaf, 2’si çiftçi, 2’si din adamı, 2’si öğrenci
- Diyarbakır DDKO (6 Ocak 1971): 17 kurucunun, 4’ü esnaf, 2’si işçi ve 2’si çiftçiydi.
- Batman DDKO (18 Ocak 1971): 5 kurucunun 4’ü işçi, 1’i esnaf
İstanbul ve Ankara DDKO kurucularının tamamı yükseköğrenim öğrencisi iken yukarıdaki tablodan görüldüğü gibi, Diyarbakır DDKO kurucularının yarısı, diğer dört DDKO şubesi kurucusunun tamamı, esnaf, işçi veya din adamıydı. Yine bu süreçteki Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) davasında yargılanan 30 kişinin büyük çoğunluğu din adamı veya esnaftı.
1970 yılı sonlarında, 1971 yılı başlarında, DDKO Kürdistan’da hızla yayılıp gelişirken kısa zamanda önü kesildi. Diyarbakır Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılan DDKO Davası’nda, yargılanan 92 kişiden, 29’u esnaf (5’i terzi) veya işçi, 5’i din adamıydı. Bu durum, 1960 ve 1970’lerdeki Kürd ulusal mücadelesinin sadece bir öğrenci-aydın hareketi olmadığını, mücadelede her kesimden insanın yer aldığını gösteriyor. Kürd yurtseverleri, 12 Mart Darbesi sürecinde DDKO ve TKDP davalarında yargılandılar. Bu sırada, Kürdlerin ilk toplu, kitlesel siyasi savunmaları gerçekleşti.
İstanbul ve Ankara DDKO şubeleri dışındaki beş şubenin ömrü altı ayı bile bulamadı. Yakın dönem bir Kürd örgütlenmesi olan DDKO, Kürd ulusal uyanışında ve sonraki dönemlerdeki örgütlenmelerde büyük bir öneme sahiptir. 1975-1980 yılları arasındaki beş yılda oluşan renk renk Kürd örgütleri, DDKO’nun bir devamı olarak (PKK hariç) ayrışarak yapılandılar. Bu Kürd örgütleri, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin duvarıyla karşılaşmasalardı birleşerek gelişmeleri bekleniyordu, bunun için önemli çalışmalar vardı. Darbenin ardından, altmışların, yetmişlerin mücadele birikimi üzerinden, 1984’te bilinen çatışmalı-silahlı dönem başladı. Çok sayıda örgütten tek örgüte inen bu süreci, çok yakın olan bu dönemi, bugün orta yaşın üstünde olan çoğumuz yakından biliyoruz. Onun hikâyesi de ayrı, apayrı…
1918-1920 yılları arasında faaliyet gösteren Kürdistan Teali Cemiyeti ve 1969-1971 yılları arasında faaliyet gösteren Devrimci Doğu Küttür Ocakları (DDKO), dönemlerinin tüm Kürd kesimlerini kapsıyorlardı. Kürdler, o çok şikâyet edilen birlik olamama konusunu, bu iki örgüt içinde belirli bir oranda aştılar. Sonrasında düşmanlarının gücü ve kendi hatalarıyla dağıldılar. Kürdler adına politika yapanların, bu iki önemli Kürd örgütlenmesinden alacağı büyük dersler var…
Kürdler, çeşitli dönemlerde, ne çok fırsatlar kaçırdılar…
/CT/
[1] Malmîsanij, Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti ve Gazetesi, Avesta Yayınları, 2000, s. 46
[2] 1918-1919 yıllarında, haftalık olarak yayın yapan Jîn dergisi, KTC’nin yayın organı olarak yaklaşık bir yıl yayın yaptı ve 25 sayı yayımlandı. Kürd yayıncılığında çok önemli bir yayın organıdır.
[3] Zinar Silopi (Kadri Cemilpaşa), Doza Kürdistan, s. 54
[4] Bkz. Celâl Temel, 1918-1923, Mondros’tan Lozan’a Kürdler, Kürdlerin Aldanma ve Aldatılma Yılları, İsmail Beşikçi Vakfı Yayınları, 2017, s…
[5] Yeni Gündem gazetesi, 18 Ocak 1987