Yeni Soğuk Savaş ve Yenidünya Düzeni Dönemi İkinci Bölüm)

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

İki sistemin varlığı, iki sistem arasındaki rekabet, nüfuz ve egemenlik savaşı, büyük bir Soğuk Savaşa yol açtı.

Bu Soğuk Savaş, kapitalist-demokrat dünyanın bile değerlerini aşındıran bir savaş oldu. Batı Kapitalist-Demokrat dünya da faşist sağ askeri ve yarı-sivil diktatörlükleri desteklemek durumunda kaldı. Halen de bu trajedi devam ediyor. En son Mısır’da Askeri Cuntanın desteklenmesi, ya da bu cuntaya karşı sesiz kalınması bunun en somut örneğidir. 

Ortadoğu’da Irak ve Suriye dışındaki ülkelerin hepsi, 1. Soğuk Savaş Döneminde Batı Kapitalist-Demokrat Dünya sisteminin yanında ve bağımlılık ilişkisi içindeydiler. Bu devletlerin hepsinin de demokrasi ile alakası yoktu. İran ve Türkiye, Ortadoğu’da Batı Kapitalist-Demokrat sistemin en önemli müttefikleri, hatta öncü karakolları konumundaydı.

Birinci Soğuk Savaş’tan, ABD’nin süper devlet olarak öncülük ettiği Batı Kapitalist-Demokrat Dünya galip geldi.

Sovyetler Birliğinin öncülük ettiği Sosyalist Sistemde: 1970 yılında Çin Halk Cumhuriyeti sistemden ayrıldı ve Sovyetler Birliğiyle savaş konumuna geldi. Arnavutluk’ta Enver Hoca da sistemden ayrıldı. Romanya ve Yugoslavya’da da bağımsız sosyalizm harekeleri sistemden yarı boşanmayı getirdi. Macaristan ve Çekoslovakya’daki ayaklanmalar oldu. Bu ayaklanmalar, bu ayaklanmalar kanla ve tanklarla bastırıldı. Bu Macaristan ve Çekoslovakya’daki halkların öfkesini biriktirdi. Polonya’da işçi sendikası öncülüğündeki ayaklanma başladı. Bütün bu gelişmeler, sosyalist sistemi idari anlamda işlemez hale getirmişti. Ayrıca, ekonomik kalkınmayı sağlayacak bir sistem olmadı. Demokrat, insan hak ve özgürlüklerine, ulusların kendi kendisini özgürce ve demokratça yönetmesine izin vermedi. Böylece içerden de çökmeye ve dağılmaya başladı.

Buna gören Sovyetler Birliği liderlerinden Kosigin değişim politikasını benimsedi. Ama sisteme asıl neşteri Gorbaçov Devlet Başkanı olarak vurdu. Glasnost ve perestroilka (Demokratikleşme ve yeniden yapılandırma) projesini benimsedi.

Bu proje, Sovyetler Birliğinin dağılmasına yol açtı. Sovyetler Birliğinin peyki olan ülkelerin hepsi bağımsızlaşarak demokrasiyi benimsediler. Bu devletler: Letonya, Estonya, Litvanya, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Arnavutluk. Romanya, Yugoslavya devletleridir.

Sovyetler birliği kendi içinde parçalanarak, 11 ulusun kendi devletlerini kurmalarına yol açtı. Bu devletlerin hepsi de (Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Azerbeycan ve diğerleri) demokrasiyi benimseyerek Batı Kapitalist Demokratik Dünya ile ilişki geliştirmeye başladı. Bir kesimi de Avrupa Birliği üyesi oldular. Kendilerini Rusya’dan korumak için NATO’ya yakın durdular. Bu nedenle, NATO’da genişleme stratejisini gündeme soktu.

Yugoslavya bölündü. Yugoslavya’nın bünyesinden yeni 6 ulus devlet çıktı.

VARŞOVA Paktı dağıldı.

                                                     *****

Sovyetler Birliği’nin rejim ve sistem olarak çökmesinden sonra, Rusya, süper devlet olmanın yaratığı kompleksi yaşadı.

Rusya’nın çevresindeki Devletler ve Cumhuriyetlerde de, ABD ve AB’nin etkin nüfuz sahibi olması onu çıldırttı. Bu nedenle Gürcistan’da ve Ukrayna’da silahlı müdahalede bulundu. Kırım’ı ilhak etti.

Rusya, Suriye’de halk ayaklanmasının başlaması ve bu ayaklanmanın iç savaşa dönüşmesinden sonra, bir blok olarak (Rusya+İran+Çin+Irak Şiileri+Hizbullah+PKK/PYD) Suriye rejimini destekledi.

ABD ve AB’nin, Libya ve diğer Arap Baharı yaşayan ülkelerdeki gibi Suriye’de bir müdahale beklendi. Obama bunu yapmadı. Giderek radikal İslamcı örgütler çok güçlendiler. Bu da mevcut Esat ve Baas rejiminin tercih edilmesi sonucunu doğurdu.

ABD ve müttefikleri, IŞİD, devlet kapsamında Suriye ve Irak’ta toprak ele geçirince ve devletini ilan edince,  IŞİD’e karşı bir koalisyon oluşturdu. Uçaklarla sadece bombalama yaptı. Bundan da başarılı olduğu söylenemez. Rusya’nın geliş gerekçelerinden birinin de bu olması, ABD ve koalisyonu için ciddi bir sorunsal oluşturuyor.

Rusya’da Putin devlet Başkanı olduktan sonra, Rus Çarlığı ve Sovyetler birliğinin ruh hali ve refleksiyle hareket etmeye başladı. Dünya çapında nüfuz ve egemenlik arayışı içine girdi. Bunun için fırsatlar kolladı.

Rusya, ABD ve müttefiklerinin Suriye’ye müdahale etmeyeceğini anladığı, Obama öncülüğündeki ABD’nin bölgeden çekilmeye başladığını, kendi içine döndüğünü saptadığı noktada, bir hamle yaptı.

Rusya her zaman Suriye’deydi. Ama bu yeni hamlesi ile Suriye’deki mevcut varlığından farklı bir konumda olmak istedi. Rusya, Askerleri, uçakları ve tanklarıyla Suriye’ye girdi. Operasyonları başlattı. Hazar Denizindeki gemilerinden füzeler atması da ABD koalisyonuna bir gözdağı değilse, tam bir gösteri olduğu tartışmasız.

Rusya, IŞİD’e karşı mücadele için geldiğini söylüyor. Bu doğru bir görüş değildir. Rusya, Baas ve Esat Diktatörlüğünü korumak ve kollamak, Suriye’den hareketle Ortadoğu’da egemenlik ve nüfuz alanını genişletmek, kurumlaştırmak için Suriye’ye geldi.

Rusya’nın bu hamlesi yeni bir soğuk savaşın ilanı ve başlaması anlamına geliyor. Bu yeni soğuk savaş, dünyaya kaçınılmaz olarak yeni bir düzen ve statü kazandıracaktır. Bu yeni soğuk savaşın ve yenidünya düzeninin güçlü emarelerini önümüzdeki günlerde görmeye başlayacağız.

Sovyetler Birliği, Baas Rejimleriyle yaptığı işbirlikleriyle Ortadoğu’da söz sahibi olmuştu. Rusya, şimdilerde, Şiiler üzerinden; İran,  Suriye, Irak Şiileri kanalıyla Ortadoğu’da egemen ve etkin bir güç olmak istiyor.

Sovyetler Birliği’nin Irak ve Suriye Devletleri üzerindeki nüfuz ve egemenliğinin enstrümanları daha ahlakiydi. Sosyalizme ve sosyalist düşünceye dayanıyordu. Rusya’nın şimdiki egemenlik ve nüfuz enstrümanı: Şiilik. Bu Rusya için ahlaki olmayan bir durum ortaya çıkarıyor. Çünkü Rusya, bir İslamcı devlet değil. Buna karşılık, başta İran için ahlaki anlamda bir sorun yaratmış olması gerekir.

Dünyadaki bölünmeyi Ortadoğu’dan rahatlıkla ve verisel olarak izlemek olanaklıdır.

Bölgemizdeki gelişmeler oluşan iki kampın ve dünyanın somut verilerini sunuyor.

Birinci dünya, Batı Kapitalist-Demokrat Dünyanın başını çektiği kamptır. ABD, Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye, Kürdistan Federe Devleti, Katar, Yemen, Suudi Arabistan ve diğer Arap ülkeleri. Bu kampta, İran’la ilişkili olan Almanya gibi kararsızlar da var. Türkiye’nin Batı Dünyası ile ilişkileri iyi sayılmazdı. Rusya’nın Suriye’yi işgali ve yeni soğuk savaşın başlamış olması, onun yıldızını 1. Soğuk Savaş dönemindeki gibi parlatabilir.

İkinci kamp ve dünya: Rusya’nın öncülüğünde, İran, Suriye, Irak Şiileri, Çin, Lübnan Hizbullahı, PKK/PYD, bu devletlerin yönettiği radikal İslamcı örgütlerden oluşuyor. IŞİD’de bu kampa hizmet eden bir örgüt. İran, Batı Kapitalist-Demokrat Kamptaydı. 1979’da Şah yönetiminin yıkılması, İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla bu kamptan ayrıldı. O zaman Sovyetler Birliğini ve daha sona Rusya’yı da karşı alan bir devlet. Şimdilerde Rusya ile hareket ediyor.

                                                 *****

Rusya’nın Suriye’deki üslerini ve uzaktan desteğini yeterli görmeyip fiilen gelmesi, ABD, AB ve Türkiye’nin hesaplarını alt-üst etti. Onların gelecekte Suriye üzerindeki hesaplarını sınırlandırdı. Böylece Yeni Soğuk Savaşın birinci raundunu Rusya kazanmış durumda.

Rusya, Suriye’de Baas ve Esat Diktatörlüğünü vesayetine alarak, Suriye’deki rejim değişikliğini şimdilerde engellemiş görünüyor. Mevcut otoriter rejim temelinde, çözümden yana görünüyor. ABD ile anlaştıkları proje de bunu bize anlatıyor.

Rusya, bu hamlesiyle Batı’nın Ortadoğu’daki nüfuzunu da kırmakla kalmıyor, egemenlik alanını fazlasıyla daraltıyor.

Türkiye’nin “güvenlik bölge oluşturma”, Suriye’nin gelecek yapılanmasında söz sahibi olma isteğini ortadan kaldırdı.

Ama soğuk savaş döneminde olduğu gibi, Türkiye’nin Batı Dünyası karşısındaki önemini de arttırdığını daha önceki satırlarda da belirtmiştim. Türkiye hava sahasının Rusya savaş uçakları tarafından ihlal edilmesinden sonra, NATO’nun gösterdiği refleks ve ortaya koyduğu tutum, bunun bir göstergesi olarak görülebilinir.

                                               ( IV )

Kürtlerin, Sovyetler Birliği ve Rusya ile ilişkileri, tarih boyunca, Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki kısa bir dönem hariç, olumlu sayılmaz.

Sovyetler Birliği, Kürt ulusal Ayaklanmalarına karşı Türkiye’de Kemalist Diktatörlüğü destekledi. Kemalistleri, ulusal kurtuluş savaşlarının ilk öncüleri olarak görerek, Kürdistan’ın parçalanmasını, uluslararası sömürge altı statüsüne karşı sesiz kaldı. Kürt ulusal hareketini, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını anayasal bir hüküm olarak benimsemesine rağmen, sadece sessiz kalmadı, Sömürgeci Devletleri destekledi. Kürdistan’daki katliamlara göz yumdu.

Şeyh Mahmut Berzenci, İngilizlere karşı mücadele ederken destek istediğinde, bu destek isteği karşılanmadı. Şeyh Mahmut Berzenci’nin Lenin’e yazdığı mektubuna cevap bile verilmedi.

Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin kuruluşuna, kendi emperyal çıkarları gereği açıkça destek verdi. ABD ve Batılı güçlerden gerekli tavizleri aldıktan sonra desteğini kesti. Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin yıkılmasına ve liderlerinin katledilmesine göz yumdu.

Irak ve Suriye’de Baas Rejimlerine destek vererek, Kürt ulusal hareketine karşı bazen açıkça ve bazen de de facto karşı tutum takındı.

Sovyetler Birliğindeki Kürtleri farklı cumhuriyetlere sürgün ederek, onların asimilasyonunu sağladı.

Şimdilerde de Suriye’de Baas ve Esat Diktatörlüğünün değişmesine karşı. Bu diktatörlüğü ayakta tutmak için savaşmaktadır.

Kürtlerde verili koşullarda bilindiği gibi iki eğilim var.

Bir eğilim, PKK/PYD eğilimidir. Bu eğilim, Baas ve Esat Rejiminin yıkılmasından yana değil. Bu nedenle, Baas ve Esat Diktatörlüğünün güdümünde bağımlı bir PKK/PYD egemenlik ve diktatörlük alanı yaratılmış durumda.

Rusya’nın gelmesinden sonra da bu eğilimde bir değişiklik olacağını düşünmüyorum. Bu eğilim aynen devam edecektir. Çünkü Baas ve Esat Rejimin korumak demek, Suriye güdümündeki PKK/PY egemenlik alanını ve diktatörlüğünü de korumak anlamına gelmektedir.

Bu statü oluşumu, Irak’ta 1975 sonrasında Kürdistan’daki Kürtlerin yönettiği Otonominin yıkılmasından sonra oluşturulan, KDP ve YNK’nin “Sahte Otonomi” dediği statüye benzemektedir.

İkinci eğilim, PYD dışındaki Kürdistan parti ve örgütlerinin, onların birlik örgütü olan ENKS’nin eğilimidir. Bu eğilim, Baas ve Esat Rejiminin son bulmasını, Baas Partisinin hayatına son verilmesini, demokratik çoğulcu parlamenter bir rejimin, federal bir devletin oluşmasını savunuyor.

Suriye’de bu iki eğilim devam edecektir. Bu iki eğilim, düşüncelerine uygun olarak ABD’nin başını çektiği koalisyon ve Rusya karşısında pozisyonlarını belirleyeceklerdir.

Bu eğilimin, Esat ve Baas Rejimine karşı düşmanlığı devam edecek. Bu eğilimin, Rusya ile ilişkileri nasıl bir konsept kazanacağı zamanla netlik kazanacaktır.

Ama PKK/PYD, Esat Rejimi taraftarı olarak ibresi Rusya’dan yana olacaktır. ABD’nin PKK/PYD’yi kazanma çabası boşunadır. Birçok nedeni var: PKK/PYD bir rejim örgütüdür. İkincisi, Baas’a benzemektedir. Aynı toplum ve rejim tasavvuruna sahiptir.

Bu nedenle PKK/PYD Rusya’ya yakın duracaktır. Birkaç gün önce Rusya’da yapılan konferansa sadece PYD’nin çağrılması, Putin’in PYD’nin Esat/Baasa rejimiyle birleşmesini istemesi ve projelendirmesi de bunun en somut örneğidir.

Amed, 26 Kasım 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir