Yeni Soğuk Savaş ve Yenidünya Düzeni Dönemi… (Birinci Bölüm)

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Rusya, Sovyetler Birliği döneminde, Ortadoğu Bölgesinde önemli bir nüfuz ve egemenlik sahibiydi.  Irak, Suriye ve Mısır’da önceleri Komünist Partileri kanalıyla muhalefet içinde etkin ve nüfuz sahibi oldu. Baas Partilerinin Irak ve Suriye’de, Nasır’ın Mısır’da iktidar olmasından sonra da, devletler ve rejimler üzerinde nüfuz sahibi oldu. Kendi rejimini de o ülkelere ihraç etmeye başladı.

Rusya, Sovyetler Birliğinin dağılmasından ve dişi çekilmiş bir dev haline gelmesinden sonra, dünyanın tümünde olduğu gibi Ortadoğu’da de nüfuzunu ve egemenlik alanlarını kaybetti.  Ama Irak ve Suriye’de Baas rejimleri, Sovyetler birliğinin birer peyki ve uydusu ülkeler olmasına rağmen, yıkılmadılar. Rusya’nın o devletlerle ilişkisi, Sovyetler Birliği dağılmasına rağmen, zayıfta olsa, devam etti.  Suriye’de askeri üslerini korudu. Irak ve Suriye ordunsun donatmayı da sürdürdü. 

Ama Dünyadaki gelişmelerin hiçbirinde tayin edici ve müdahil olamadı. Bu nedenle, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesinden sonra, BM Güvenlik Konseyinde ABD öncülüğündeki NATO’nun Irak’a karşı savaşına destek verdi. 2003 yılında ABD öcülüğündeki müttefik güçlerinin Irak’ta Saddam ve Baas Rejimini yıkmaya karar vermesine itirazları olsa da, sıkı ve güçlü bir tepki göstermedi ve sorunu müdahil olmadı. ABD’nin ona sağladığı ekonomik tavizler ve olanaklardan dolayı sesini kestiği de ayrıca ahlaki olmayan bir durumdu.

Arap Dünyasında, “Arap Baharı” başladığı zaman, bu hareketin nedenleri/dinamikleri üzerinde yapılan tartışmalarda, bahar hareketinin başladığı ülkelerdeki iç dinamikler, demokrasi, hak ve özgürlük talepleri tayin edici de olsa; ABD ve AB’nin bu hareketlerdeki etkisinden bahsetmek de söz konusu oldu. Bu dönemde de Rusya’nın esamesi okunmadı ve Rusya’nın duruma müdahil olması söz konusu olmadı.

Ne zaman ki,  2011 yılında, “Arap Baharı’nın”  etkisiyle Suriye’de halk direnişleri, sivil itaatsizlik hareketleri demokratik ve barışçıl yoldan yürürlerken, demokrasi, özgürlükler talep ederken; buna karşı Esad ve Baas Rejiminin şiddete başvurmasından, muhalefetin ve özellikle de Baas ordusundan ayrılan askerlerin de devletin/rejimin bu şiddetine mukabil silahlı hareketi başlatmasıyla, Rusya sahneye çıkmaya başladı. Suriye’yi İran’la birlikte koruyan İslam olmayan devlet Rusya zaman içinde öne çıktı ve Suriye’deki gelişmelere doğrudan müdahil olmaya başladı. Suriye’deki askeri üslerini tahkim etti, füze yerleştirme yoluna gitti. Askeri uzmanlarını gönderdi. Askeri uzmanlar kanalıyla Baas ordusunu eğitmeye başladı.

Ama Suriye’ye doğrudan müdahale etmedi ve edemedi. Suriye’deki ayaklanmanın başladığı günden itibaren ABD ve müttefiklerinin Libya’daki gibi bir müdahalesinden bahsedildi. İstendi. Rusya’nın bu dönemde de hiçbir zaman doğrudan müdahalesi söz konusu olmadı. Ama ne zaman ki süreçte ABD ve müttefiklerinin müdahale etmeyeceği kesinlik kazandı, Rusya tankları, topları, füzeleri, askerleriyle Suriye’ye girdi.

Rusya’nın Suriye’ye girmesi, muhalefet tarafından haklı olarak Afganistan işgaline benzetiliyor. Afganistan’da da Baas Sosyalizmine benzer bir rejim vardı. Lideri de Babrak Karmal’dı. O Rusya’yı çağırmıştı. Beşar Esat da Suriye Devlet Başkanı olarak Rusya’yı çağırdı.

Rusya meşruiyetini çoktan kaybetmiş bir rejimin çağrısıyla, kendi işgal ve gelişini gerekçelendirmekte ve meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu doğru bir yaklaşım değildir.

Rusya’nın, bu tarzda Suriye’ye gelmesi, soğuk savaştan ve soğuk savaş sonrası kurulan tek sistemli “dünya evi” ve “yeni dünya düzeninden” bir kırılmadır.

Bu nedenle, Rusya’nın Suriye’ye gelmesinden sonra, Ortadoğu’da ve dünyada yeni bir durumdan ve düzenden bahsetmek doğru olacaktır.

Rusya’nın gelişinden sonra neden yeni bir durum ve düzenden bahsettiğimizi anlamak için, sorunu tarihsel bağlamda ele almak gerekir.

                                              ( I )

1917 yılına kadar dünyaya iki üretim tarzı egemendi. Bunlardan biri, kapitalist üretim tarzıydı: ABD ve Batı Avrupa Ülkelerinde egemen üretim tarzıydı.. Diğer üretim tarzı: Feodal, yarı-feodal ve yarı-kapitalist, Asya Tipi üretim tarzıydı. Bu üretim tarzı da, Ortadoğu’daki, Uzak Doğu’daki, Asya’daki toplumlarda egemen üretim tarzıydı.

Çarlık Rusya’sı, kapitalist üretim tarzına geçiş yapmakta olan bir imparatorluktu. Çarlık Rusya’sı haklı olarak “halklar ve milletler hapishanesi” olarak nitelendiriliyordu. Bu nedenle Çarlık Rusya’sında büyük bir muhalefet vardı. Bu muhalefet burjuvazinin ve komünistlerin muhalefetiydi. Burjuvazi evrimci bir tarzda Şubat 1917 bir toplumsal dönüşüm hareketi gerçekleştirerek, iktidar oldular. Ama hareket, Çarlığın yıkılmasını öngörmüyordu.

Çarlık Rusya’sı ile Almanya arasında büyük bir rekabet vardı. Almanya Çarlığım yıkılmasını istiyordu. Bundan dolayı, Lenin’in öncülüğündeki Bolşevik Hareketini destekliyorlardı. Çünkü Bolşevikler Çarlığın yıkılmasından ve Çar’ın gitmesinden yanaydılar. Bu koşullarda Rusya’da Bolşeviklerin ihtilali/darbesi/devrimi gerçekleşti. Çarlık Rusya’sı yıkıldı. Bolşevikler, kapitalizme alternatif olan sosyalist üretim tarzını, demokrasiye alternatif olan sosyalizmi ve hem de Bolşeviklerin diktatörlüğünü rejim olarak benimsediler. 

Bolşevikler, dünyayı tümden sosyalist yapmak gibi bir strateji benimsediler. Bunun için de, bütün ülkelerdeki sosyalist-komünist, işçi sınıfı hareketlerini, her türlü toplumsal muhalefeti, ulusal kurtuluş/bağımsızlık hareketlerini desteklediklerini açıkladılar.

Bolşeviklerin bu tutumu, özellikle kapitalist ve demokratik dünyaya karşı bir ideolojik savaş ve bir egemenlik savaşıydı. Bolşeviklerin bu tutumu, Bolşeviklerin Rusya gibi çok büyük bir ülkede etkin olmaları dünyaya korku saldı. 1917’den itibaren tüm dünyada yeni bir süreç başladı. Kapitalist dünya, o zaman bu dünyanın liderliğini Büyük Britanya İmparatorluğu yapıyordu: 1917 Ekim’inde sahneye çıkan gelişmeye göre konumlanmaya, tavır belirlemeye, ittifaklarını tespit etmeye başladı.

Bolşeviklerin,  Birinci Dünya Savaşından çekilmeye karar vermeleri ciddi bir ideolojik hamle oldu. Bu gelişme, Bolşeviklerin savaş yandaşı olmadığı algısının yaygınlaşmasına yol açtı.

Bolşevikler, öncelikle Rusya’da yeni bir sistem, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sistemini kurdu. Bu sistem, Çarlık Rusya’sı halklarına daha cazip geldi. Böylece de değişik milletlerden kolaylıkla ve yeni bir muhteva ve modelle Rusların egemenliğini kabul eden işbirlikçi güçlü bir kategori oluştu.

Bağımsızlıktan yana olanlar ve Bolşevik sistemini benimsemeyenler, ayaklanmış olmalarına rağmen, kolaylıkla devlet eliyle bastırıldılar. Katliamlarla karşı karşıya kaldılar.

Sovyetler Birliği, aynı zamanda Kemalistlerin iktidar mücadelesini açıkça desteklediler. Kemalistlerin hareketini, Doğu Dünyasında ilk ulusal kurtuluş kıvılcımı olarak nitelendirdiler. İttihat Terakkinin içinden gelen Kemalistleri desteklemesinin nedeni ideolojik benzerlik içinde olmaları ve ikisinin de jakoben olmalarıydı. Bunun yanında, Osmanlı İmparatorluğuyla hesaplaşma ve yıkma refleksi ve hareket tarzıydı.

Eğer sorun sadece Türk ulusal kurtuluş hareketini desteklemek olsaydı, 0 tarihlerde Koçgiri’de başlayan, Piran, Ağrı’da devam eden bir Kürt ulusal kurtuluş hareketi var. O hareketi de desteklemesi gerekirdi. Oysa Kürt ulusal kurtuluş hareketine; şeyhler, beyler, ağalar, aşiret reisleri, muhafazakâr demokrat aydınlar, din adamları öncülük ettikleri için gerici bir hareket olarak nitelendirip, karşı mücadele ettiler.

Batı Kapitalist-Demokrat Dünya da ve en başta da İngiltere, Türkiye’yi kaybetmemek için Kemalistlere stratejik yakınlık içine girdiler.

Sovyet Sisteminin, Batı sistemi ile rekabeti İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam etti.

İkinci Dünya Savaşından sonra, bir yanda Çin’de Sosyalistler iktidarı aldılar ve bir yanda da Batı Devletlerinin Sovyetlerle İttifakı sonucu, Doğu Avrupa’da birçok ülke (Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Yugoslavya), Baltık Ülkeleri Letonya, Estonya ve Litvanta) Sovyetler Birliğinin işgali altına girdi. O ülkelerde sosyalistler yönetim oldular, Sovyet Rejimini benimsediler.

Sovyetler Birliği,  bu ülkelerin hepsine Rus vatandaşları uzmanları göndererek, kontrolü ele geçirdiler. Sovyetler Birliği yeni tarz bir sömürgecilik ve egemenlik, kapitalist klasik sömürgeciğinden farklı bir sistem yarattı. Bu sistemin olumluluğuyla ilgili beyin yıkamayı ve manipülasyon yapmayı çok iyi becerdiler.

İkinci Dünya Savaşından sonra, dünya tam anlamıyla iki sisteme bölündü. Bir yanda kapitalist-demokratik sistem, diğer yanda sosyalist sistem yapılandı. Kapitalist-Demokratik sisteminin öncülüğünü ABD, Sosyalist Sistemin öncülüğünü Sovyetler Birliği yaptı.

İkinci Dünya Savaşından sonra İran’ın işgal edilmesinden sonra, Sovyetler Birliği Batı karşısında elini güçlendirmek için Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti’nin ve Azeri demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluşuna destek oldu.

Ama ne yazık ki dünyada birinci dünya savaşı sonrası bozulan statüko yeni bir statüye evrilince, iki süper devletin dünyayı yeniden paylaşım konusunda anlaşmalarıyla Sovyetler Birliği her iki cumhuriyeti feda etti. İran silahlı güçleri gelip iki cumhuriyeti yıktılar, liderlerini ve yöneticilerini askeri mahkemede yargılayıp cezalandırdılar.

Sovyetler Birliği ile ABD böylece iki süper devlet olarak dünya sahnesine çıktılar. 1917 Ekim Bolşevik İktidarıyla başlayan dünyanın bölünmesi tam bir gerçeğe dönüştü.

Sovyetler birliği dünyada bütün Batı ülkelerinde (Fransa, İtalya, Almanya, İsveç) kendi yandaşı Komünist partileriyle de bölünme yarattılar. Batı Avrupa’da birçok ülkede Komünist Partileri iktidara alternatif hale geldiler.

Sovyetler Birliği dört strateji ile kendi nüfuz ve egemenlik alanı genişletiyordu.

Birinci strateji: Ülkelerde sosyalist yandaş rejimler yaratmaktı. Doğu Avrupa (Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Yugoslavya) ve Baltık Ülkeleri Estonya, Letonya, Litvanya), Çin, Küba, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Kamboçya, Arnavutluk’ta sosyalist rejimler gerçekleşti.

İkinci strateji: Bütün ülkelerdeki sosyalist ve işçi hareketlerine egemen olmak ve iktidar alternatifini oluşturmaktı. Bu strateji, ülkeleri, Sosyalist Sistem lehine tam anlamıyla bölen, zaman-zaman da silahlı ayaklanmalara yol açan bir stratejiydi.

Üçüncü strateji: Ulusal kurtuluş hareketlerini desteklemekti. Bilindiği gibi İkinci Dünya Savaşından sonra daha bağımsızlığı elde etmeyen çok ulus vardı. Bunları desteklemek, Sosyalist Sisteme ve Sovyetler Birliğine hem prestij kazandırıyordu, hem de Sosyalist Sistemin dünya çapında nüfuz ve egemenlik alanını genişletiyordu. Sovyetler Birliği’nin Afrika’da nüfuz sahibi olması, bu ulusal kurtuluş hareketlerine verdiği destekle oldu. Angola, Mozambik, Gine Biseo, Eritre, Kongo ulusal kurtuluş hareketleri bunların belli başlı örnekleridir. Bu ülkelerde de sosyalizm benzeri rejimler kuruldu.

Sovyetler Birliği bu stratejisine rağmen, Kürt ulusal kurtuluş hareketini desteklemedi.

Dördüncü Strateji: Üçüncü dünya ülkelerinde “kapitalist olmayan yoldan kalkınma stratejisi” kanalıyla o ülkelerde nüfuz ve egemenlik sahibi olması. Bu ilkelerdeki yönetimlerin çoğu da askerlerin darbeleri sonucunda gerçekleşmişti. Sovyetler Birliği’nin Irak ve Suriye’de Baas Rejimleri vasıtasıyla nüfuz ve egemenlik sahibi olması bunun en somut örneğiydi.

Sovyetler Birliği, Baas Rejimi ile Irak’ta sağladığı nüfuz ve egemenlik karşılığında, 11 Mart 1970 yılında oluşan Kürdistan Otonomisini feda etti. Irak, Sovyetler birliğinin uçakları, silahlarıyla Kürt halkını ezdi.

Aynı zamanda İran üzerinden Kürdistan Otonomisi yönetimine destek vererek ABD, İran Irak’la Cezayir’de anlaşıp, Irak’tan toprak koparınca, ABD’de de Kürt Otonom yönetiminden desteğini çekti. Kürdistan Otonomi yönetimi savaşı bırakmak zorunda kaldı.

Sovyetler Birliğinin üç strateji üzerinden yürüttüğü nüfuz ve egemenlik savaşı, etik ve ahlaki görünmesine rağmen hiç de öyle olmadığı, asıl stratejinin, Sovyetler Birliği’nin devlet çıkarları olduğu açıkça görülmektedir.

Bu iki sistem rekabetinin, nüfuz ve egemenlik savaşının NATO ve VARŞOVA Paktları gibi sistemsel ortak güvenlik örgütü yarattığı da bilinmektedir. Bu iki Pakt, 1. Soğuk Savaş bitene kadar (1990), silahları birbirlerine doğrultular. ABD ve Sovyetler Birliği, kendi toplumlarının emeğinden ve rızkından keserek en güçlü silahlar ürettiler ve bu alanda da büyük bir rekabete girdiler.

Dıyarbekir, 3 Kasım 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir