Suriye ve Kürdistan (Batı) Panoraması: İdlib Katliamı sonrası güç dengeleri (II)

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Trump başkan seçildikten sonra, Rusya’ya yakınlığı ile tanındı. Putin ve Rusya’nın, Trump’ın kazanması için seçimlere elektronik müdahalede bulunduğu ABD kamuoyunda yaygın ve kabul gören bir görüş oldu. Rusya’da seçim sonrasında yaptıkları jestlerle bu kanaati güçlendirdi. Trump’ın da Rusya ve Putin’e olumlu yaklaşımı, durumda daha kalınlaştırdı.

Trump’ın başkan seçilmesinden sonra, İran’ı tehlikeli bir güç olarak ilan etmesi, Obama zamanında ABD ve İran arasında yapılan anlaşmayı rafa kaldırması, taşların yerinde oynayacağını gösterdi. Çünkü İran, Suriye’de Rusya’nın en önemli ve stratejik müttefiki idi. Rusya, Ortadoğu’ya hükmetmek isteyen İran’la ilişkilerini hayli stratejik bir aşamaya taşımıştı.

Ayrıca Trump’ın, Obama’nın Suriye’deki politikasını değiştireceği, Suriye’de daha aktif ve müdahaleci olacağı düşünceleri, dengelerin değişeceğinin ipuçlarını veriyordu.

Suriye’de Faşist Baas Diktatörlüğünün, İdlip’te kimyasal silahlarla katliam yapmasından sonra, ABD’nin, Suriye Hava Üssünü vurmasıyla, dengeler değişti.

İdlib Katliamı, ABD ve Rusya’nın karşı karşıya gelmesini sağladı. Rusya, ABD’den uzaklaşarak soğuk savaşın prensiplerini hayata soktu.

Türkiye ve Batılı müttefikler, ABD’nin Suriye hava üssünü vurması hareketini destekledi. Türkiye bunun yeterli olmadığını, rejimin yıkılması için hareketin devam etmesi gerektiğini açıkça savundu ve talep etti.

Türkiye’nin bu tutumu, Rusya, İran, Türkiye arasından oluşan ittifakı da bozdu.

Bulunduğumuz aşamada, Suriye’de farklı hassas dengeler ve ilişkiler var. Siyasi güç odaklarının ve devletlerin farklı stratejileri var.

Başından beri Türkiye’nin stratejisi, Türkiye ve Rusya İlişkilerinin uçak olayından sonra bozulması ve Fırat Kalkanı Operasyonu…

Türkiye, “Arap Baharı Hareketlerini” ve bu hareketlerin sonucundan Arap dünyasından gündeme gelen rejim değişikliklerini aktifçe destekledi.

Arap dünyasında bu rejim değişiklikleri olduğu zaman, Türkiye ile Suriye arasında çok sıkı ve stratejik ilişkiler söz konusuydu. Birlikte ortak bakanlar kurulu toplantıları yapacak kadar sıcak ilişkilere sahiptiler.

 Suriye’nin Deraa bölgesinde ortaya çıkan sivil ayaklanma ve direnişten sonra, Türkiye stratejik ilişkilerini kullanarak, Suriye’de yumuşak bir tarzda demokratikleşmeyi, çoğulculaşmayı, siyasi partilerin kurulması ve genel seçimlerin yapılması önerisini yaptı.

Türkiye’nin bu önerileri, Baas Rejimi tarafından ret edildi. O noktadan sonra, Türkiye, sivil direniş ve ayaklanmaların iç savaşa dönüşmesinden sonra Arap Dünyasındaki değişiklikleri destekleme vizyonuyla, Suriye’de rejim değişikliğini savundu. Buna göre muhalefet güçleriyle ilişki kurdu, onlara destek oldu.

ABD ve Batılı müttefiklerine, Suriye’deki rejimin yıkılması için önermeklerde bulundu.

Her ne kadar ABD ve Batılı müttefikleri Suriye’de rejimin yıkılmasından yana bir eğilim göstermişlerse de, bir dönem sonra, özellikle radikal İslamcı ve özellikle DAEŞ fenomeninden sonra, bu eğilimden uzaklaştılar.

Türkiye tek başına kaldı.

Rusya uçağının düşürülmesinden sonra, ilişkiler olumsuz yönden keskinleşti. Rusya ile karşılıklı bir soğuk savaş içine girdiler.

Zaman içinde birçok taviz vererek, Rusya ile ilişkileri düzeltti.

İlişkilerin düzeltilmesinden sonra Fırat Kalkanını başlattı. Bu operasyonda başarılı oldu. Böylece Suriye’de aktif ve hesaba katılır bir aktör oldu.

Bu aşamadan sonra Türkiye, İran, Rusya ile ateşkesin gerçekleşmesi, bazı diğer alanlardaki ortak çalışmalar için ittifak oluşturdular. Bu ittifak da hayli yararlandı ve olumlu ortak adımlar atıldı.

Ama bu dönemde de, PKK/PYD ilişkileri İran ve Rusya ve Suriye rejimi ile sorun olarak orta yerde durdu.

Fırat Kalkanı’nda PKK/PYD’ye Fırat’ın Doğusunda operasyon yapılması aşamasında, Rusya ve ABD güçleri koruma kalkanı oldu.

O noktada, Fırat Kalkanı Operasyonu son buldu.

Türkiye’nin Şengal ve Kürdistan’ın Güney Batısında operasyon yapması, Rusya ve ABD ile ilişkileri yeniden gerdi.

Kürtlerin konumu; bunun yanında PKK/PYD kim adına vekâlet savaşı yürütüyor…

Suriye’de Deraa’da başlayan (Mart 2011) sivil kalkışma ve protesto hareketinden günümüze (2017) geldiğimizde, Kürdistan’ın Batısında çok şeyin değiştiğini söyleyebiliriz.

Kürdistan milli demokrat hareketi çok partili bir yapı ve örgütlenme ile hayli dağınık haldeydi. Zamanla ENKS’e bünyesinde bir toparlanma oldu. ENKS içindeki 4 parti, Suriye Kürdistan Demokrat Partisi ismiyle birlik ve bütünlük sağladılar.

Söz konusu olan siyasi güçler ve partiler, farklı stratejik hedeflere ve projelere sahiptiler. ENKS’nin zaman içinde yürüttüğü ortak çalışma sonucunda, stratejik bir hedefte birleştiler. Suriye’nin federal bir devler, Kürdistan’ın federe bir devlet olması stratejisini benimsediler.

Bu strateji üzerinden rejime karşı mücadelelerini sürdürüyorlar.

ENKS, titiz ve uzun bir çalışma ile Suriye federal Devleti ve Kürdistan Federe Devleti için bir toplumsal sözleşme (anayasa) hazırladılar.

Aynı zamanda mücadele yönteminde anlaşma sağlandı.

Suriye’de rejimin ve Baas Diktatörlüğünün tasfiye edilmesi büyük hedefi içinde, Arap Muhalif Güçleriyle koordineli bir ilişki içine girdiler. Bu ilişki, çelişki, uzlaşma, tartışma, çelişme düzeyinde devam ediyor.

Kürdistan Federe Devleti yönetimiyle önce Hewler ve daha sonra Duhok Antlaşması çerçevesinde iyi ilişkilere, stratejik ilişkilere sahip oldular.

Kürdistan Federe Devletinde, Suriye’de rejime karşı mücadele etmeye hazır binlerce pêşmergenin eğitimini sağladılar.

Bu pêşmergelerin Kürdistan’a geçişi için çaba gösteriyorlar. Ama PKK/PYD bu pêşmergelerin Kürdistan’ın Batısına gelmesi halinde onlarla çatışacağını, onların girişine izin vermeyeceğini açıkça dile getirmektedir.

PKK/PYD şimdiden Kürdistan’ı Suriye’nin bir bölgesi haline getirerek halkımız üzerinde diktatörlüğün ortak bir şekilde devamını sağlamaya çalışmaktadır.

PKK/PYD, bir Suriye rejiminin partisi olarak siyaset sahnesine çıktı.

Bu nedenle, rejimin yıkılması ve tasfiyesinden yana olmadı. Kürdistan’daki milli ve demokratik güçlerin Arap muhalefeti ile birlik ve bütünlük içine girmemesi için olağanüstü çaba gösterdi.

PKK/PYD’nin rejimden uzaklaştırılması, Kürdistan’daki milli ve demokratik güçlerle ittifak etmesi için Kürdistan Federe Devleti Başkanı Mesut Barzani’nin öncülüğünde Hewlêr’de bir toplantı, toplantı sonucu kapsamlı bir antlaşma sağlandı.

Ama ne yazık ki, PKK/PYD Hewlêr’de uzaklaştığı andan itibaren antlaşma maddelerini ihlal etmeye başladılar. Ortak bir siyasi yönetim merkezinin ve askeri merkezin oluşmasına şiddetle karşı çıktılar.

Bundan sonra DUHOK’ta yapılan toplantı ve antlaşma, ayni sonuçla karşı-karıya kaldı.

PKK/PYD, bütün yapılanmasını ve senaryosunu, Kürtler üzerinden baskı oluşturmaya göre projelendirdi..

Ne zaman ki Suriye’de Baas Diktatörlüğü, Arap Muhalefeti karşısında zora girmeye başladı, o zaman Kürdistan’ın Batısıyla ilgili yeni bir strateji benimsedi. Kendi B plânını uygulama alanına soktu.

Suriye’nin B planı: Kürdistan’da kendi güçlerini temerküz ederek, tutarak diğer bölgelerde etkisini zayıflatmamak ve Kürdistan’daki muhalefetin Arap muhalefetiyle birleşmesini engellemekti. Bunu da, Kürdistan’da PKK/PYD ile diktatörlüğün ortak bir şekilde sürdürülmesi projesi ile kurguladı. PKK/PYD’yi Kürdistan’ın Batısında halkımızın ve yurtsever siyasi güçlerinin tepesinde demoklesin kılıcı haline getirdi.

PKK/PYD, Kürdistan’ın Batısında diktatörlüğün ortağı durumunda.

Kürdistan kantonlara bölünerek, milli ve coğrafi temelde federal yapının oluşmasının önünde barikat oluşturmuş durumda.

İlk başlarda, Kürdistan’ın Batısına “Rojava” denildi. Ne yazık ki, bu kavram bile Kürdistan’a işaret eden bir kavram olmasından dolayı, Kürdistan’ın Batısı için Arap egemenleriyle baş-başa vererek Kürdistan’ı “Kuzey Suriye” diye tanımladı ve Kürdistan’ın ismini değiştirdi.

PKK/PYD, şiddete ve zulme dayalı bir diktatörlüğü, hem de Baas’dan daha beter bir diktatörlüğü Kürtler üzerinde uygulamaktadır. Kürdistan partilerinin siyasi faaliyetlerin engellemekte, yönetici ve üyelerini tutuklamakta, işkence yapmakta, tüm özgürlükleri ve hukuku ayaklar altına almaktadır.

Evlere baskın yaparak, çocukları almakta ve onları zorla silahlandırmaktadır.

PKK/PYD, bu diktatörlüğü, bir yandan Rusya’ya İran’a ve rejime, bir yandan da ABD’ye dayanarak sürdürmektedir.

Açıkçası, PKK/PYD hem Rusların İranlıların ve rejimin, taşeronu ve vekâlet eden gücü. Ve hem de ABD’nin. Kürtlere düşen de, pirincin taşını ayıklamaktır.

Özcesi: PKK/PYD herkese ait bir güç. Ama sadece Kürtlerin olmayan bir güçtür.

PKK/PYD’nin bu konumu aynı zamanda, değişik güç odakları; Rusya+İran+Suriye Rejimi ile ABD arasından bir çatışma alanı. Her iki güç odağı PKK/PYD’yi birbirine kaptırmamanın siyasi manevraları içindedirler.

PKK/PYD’nin bu konumu, Türkiye ile ismi geçen devletlerarasında da çok sorunlu bir durum ve çatışma alanıdır.

Amed, 9 Mayıs 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir