SOSYAL MEDYA VE ALGI

Sosyal medya ciddi anlamda istihbarat örgütlerinin yakın takibinde olan ve çoğu kez farklı hesaplarla, farklı isimlerle, becerikli ve beceriksiz trollerle sık sık olta atılan “sazan” avlanan bulanık bir gölettir.

Bu gölettin etrafında ya da içinde farklı hesaplarla dolananlar, bazen av olurlar bazen avcı olurlar. Ama ezici bir çoğunluğu hep sazan olur. Troller bazen kışkırtıcı bir provokatör, bazen radikal bir militan, bazen de ölümüne şeyhini savunan bir mürit görünümündedir.

Oltanın ucunda sallanan kışkırtıcı sözcükler, avın hareketlerini, reaksiyonlarını ve niyetini test etmek içindir. Bazen akıl ve mantık duvarlarını zorlayan algı operasyonları, bazen belden aşağı bir dille rakipler arasında yeni fay hatlarının oluşması için ahlaksızlık ikliminde nemalanmaya çalışırlar. Bazen de, dil ve beyin yerine cinsel organlarıyla düşünürler klavye şövalyeleri…

Ne yazık ki, sokak diliyle renklendirilen sosyal medyanın magazinsel cazibesi, toplum üzerinde “müthiş” bir etki yapmaktadır. Bu etki o denli ölçüsüz ve sınırsızdır ki insanlığın binlerce yıllık ortak değerlerini zehirlemektedir.

Hitler’in propaganda bakanlığının faaliyetlerini gölgede bırakacak şekilde ölçüsüz ve seçimsiz paylaşımlar, yalan ve provokasyon amaçlı bilgilendirmeler furyası giderekten artmaktadır. Düşünmeden, tartışmadan, doğru ve yanlışı birbirinden ayırt etmeden, salt taraf olma psikolojisiyle aynı zamanda içgüdüsel olarak sürüye yamanmayı alışkanlık haline getiren baskın bir kütle gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Hayattın gerçeklerinden yoksun ve içlerindeki öfke selini kontrol edemeyen, ancak kitle dışında kalınca da kendini çıplak hisseden, sürü psikolojisinin gücüyle şahlanan müritler korosu, yılların emek ve değerlerinden habersizler.

Bireysel çıkarlar temelinde, mevcut pastadan nemalanmak isteyen rant gettosu, kitleleri mobilize ederek, günü birlik yanlış hedeflere yönlendirerek ulusal stratejik hedeflerden uzaklaştırmayı amaçlamaktadırlar.

Günü birlik polemik ve sıradan suçlamalarla Kürd siyasal mücadelesinin önüne ideolojik bariyerler örmeye çabalayan çevre ve bireyler, hem kendilerine hem de Kürd halkına zarar vermektedirler.

Bu rantçı kesimler, bir takım görevli siyasi komiserlerin talimatlarıyla “mürit” kültürünün sokaklarda vücut bulması için ısrarla ideolojik ve inanç eksenli toplumsal fay hatlarının oluşmasını ve sürü psikolojisinin egemen olmasını arzulamaktadırlar.

Son yıllarda, egemen güce yaslanma psikolojinin çekici büyüsüne kapılan kimi “aydın” ve bireyler, güçlüden yana olmayı ve esen rüzgara göre tavır almayı politik bir yaklaşım olarak ifade ediyorlar. Bunlar bir nevi “gelene paşam gidene ağam diyen” el etek duran takunyacı bir karakterin “sol” versiyonları olarak değerlendirmek gerekir.

Bu bireyler, tarihsel ve ulusal mücadele değerleriyle barışık olmayı bir elzem gibi görürler. Pratik yaklaşımları ve günübirlik düşünce rotaları, egemen güce tapma ve bireysel çıkarları kutsama temellindedir. Dolaysıyla egemen güçler için bu kesim potansiyel bir hedef ve hazır bir kitle gücünü oluşturmaktadırlar. Çoğu kez bu kesimler egemen güç odaklarının kapısında kapı kulu bekçiliği yanı sıra hokkabazlık ve şaklabanlık için kılıktan kılığa girerler.

Sömürgeci sistem, algı operasyonlarını, medya savaşları ve hedef saptırma yönündeki toplumsal baskı mekanizmasını bu kesimler üzerinde harekete geçirir. Bu politikalar yürürlüğe girdiği zaman, ilgili ilgisiz birey ve çevreler gösterilen hedefler doğrultusunda durumdan vazife çıkarırlar. Bu aktiviteler, genellikle güdümlü medya ve sosyal medya araçları vasıtasıyla sürdürülmektedir.

Özelikle ciddi bir politik örgütsel devamlılıktan ve toplumsal örgütlenme stratejilerinden yoksun bireyler, genellikle anlık öfke krizlerine kapılırlar, tek, tek sinekleri yok etmekle bataklığı kurutacaklarını düşünürler. Bunlar pratik duruş ve yıkıcı yaklaşımlarıyla kime hizmet ettikleri konusunda bir yığın soru işareti beraberinde getirmektedir.

Bu nedenle, gerek bireyler hakkında gerekse politik çevreler hakkında, negatif algı operasyonları yürütenlerin, planlayanların devletin derin dehlizlerinde hazırlanan projelerin birer neferi oldukları noktasında genel bir kanı mevcuttur. Bu kanıyı güçlendiren temel argümanlar ise, geçmişte yaşanılan tecrübelerdir.

Dolaysıyla bugün topluma deli gömleği giydirmeye çalışan diktatörlük heveslilerin, geçmişin karanlıklarına gömülen eli kanlı diktatörlerin, siyasal güçlerin ve imparatorlukların tarihlerine bir göz gezdirmelerinde yarar vardır. Çünkü tarih ilginç derslerle doludur. Bu yaşanmış dersler her şeyi gözler önüne sermektedir.

Tek renk, tek ses, tek tip diktatörlük gömleğini topluma giydirmek isteyen siyasal güçlerin, rejimlerin akıbetlerini hepimizce bilinmektedir. Popülizmin klasik ve mistik havasıyla “yaptım oldu” saplantısı, hastalıklı bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın geleceği olmadığı gibi beraberinde umutsuzluk ve güvensizlik tohumlarını ekmektedir.

Kitleler, umut ve umutsuzluk iklimlerinde daima bir kırılmayla yüzleşirler. Popülizmin rüzgârını arkalarına alıp bireysel ve bencil çıkarları doğrultusunda yelken açanlar, kaptı kaçtı misali yol alanlar, unutmasınlar ki, er geç yaşamın gerçekleriyle yüzleşeceklerdir.

Onun için diktatörlük hikâyeleriyle örülmüş bir “demokrasi”den; farklılıkların ve çoğulculuğun yok sayıldığı bir “hukuk” sisteminde, insanlık adına sürdürülebilecek bir hak ve özgürlükten söz etmek mümkün değildir.

İşte bundan ötürü evrensel hukuk normlarını yok sayanlar, umut ve geleceklerini şeyh-mürit ilişkisi çerçevesinde  “kehanet”lere bağlayanları koca bir kaos beklemektedir.

Dilerim bir an önce duyguların yerine akıl ve mantık hâkim olur!.. 19:12:2015

Cano Amedî

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir