Sayın Burkay’ın bazı başka temel tezlerini değerlendirmeye devam  (IV)

İbrahim GÜÇLÜ 

Sayın Kemal Burkay’ın görüş ve tezlerinin değerlendirilmesi konusunda sona geldim. Bu son yazımda bazı başka temel tezlerini ele alacağım.

12-KÜRTLERİN BİLGELİĞİNİ KABUL ETMİYOR. KÜRTLERİN İÇİNDE DE MARKSLARIN VE ENGELSLERN OLDUĞUNU VE OLABİLECEĞİNİ KABUL ETMİYOR. BU GÖRÜS, SAYIN KEMAL BURKAY’IN KENDİSİNİN İNKÂRIDIR. NASYONALİSTLERİN MİLLİ MÜCADELEDEKİ ROLÜNÜ KÜÇÜMSÜYOR. REAL SOSYALİZMİN KÜRT DAVASINA ZARAR VERDİĞİNİ GÖRMÜYOR.

 

Sayın Kemal Burkay diyor ki, “şimdi bütün bu yaşananlardan ve bu yaştan sonra tekrar oturup aynı konulara el mi atmalıyım? Sosyalist olmanın Kürt davasına bir zarar vermeyeceğini, aksine sosyalistlerin herkesten çok ulusal baskıya karşı olduklarını, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunduklarını, Marks’tan ve Engels’ten örnekler vererek yeniden mi anlatmalı mıyım?”

Sayın Kemal Burkay’ın görüşlerinde iç içe geçmiş üç temel mesele üzerinde durmak istiyorum. Bu konuların soğuk savaşın son bulması ve sosyalist sistemin yıkılmasından sonra hal edilen meseleler olduğunu düşünürken, Sayın Kemal Burkay’ın yeniden bu görüşleri gündeme getirmesi konumu itibarıyla anlamlıdır. Bu görüşlere önem vermek, değerlendirmek gerekir.

Birinci mesele: Sayın Burkay, sahaya inip Marks ve Engels’in düşünceleriyle “facebook modacıları”, “cesur cahil” milliyetçilere cevap vereceğini, tekrardan hortlayan milliyetçiliğe karşı başarılı ve etkin bir mücadele vereceğini düşünüyor.

Sayın Burkay’ın bu görüşlerine Lenin, Stalin, Mao, Castro’yu mantığın bütünlüklü yapısını ifade etmek ve ele almak bakımından anlamlı olacaktır.

Bu bakış açısı, eski klasik sosyalistlerin ve komünistlerin bakış açısıdır. Yeni dönemde bile sosyalistler ve komünistler, Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao, Castro’nun tümden eski bilgi referanslarıyla; sosyalist sistemin yıkılmasını bilince çıkaran, Lenin Stalin, Mao, Castro gibi komünistlerin kitaplarının kitap evlerinden satılmadığını ve hatta yasak olduklarını bildiklerinden hareket ediyorlar. Dönemin ruhuna uygun yeni bilgilerle kendilerini tanımlamaya, dünyayı anlamaya çalışıyorlar. Bu yeni dönemde yerel bilgi kaynaklarının hayatı anlamak, dünyayı değiştirmek, yeni bir yol haritasını tayin edebilmek için önemli olduğunu, düşündüklerinden şüphe duymuyorum.

Sayın Burkay’ın eski sosyalist bilgi referanslarıyla sorunları açıklamaya çalışması çok hoş ve hayırlı bir duruma işaret etmiyor. Yerel bilgi kaynaklarını önemsememesi de büyük bir olumsuzluk. Sayın Burkay’ın da içinde olduğu sosyalist akımın yerel bilgi kaynakları önemsememesi geçmişte Kürdistan ve Kürt millet meselesine zarar verdi. Günümüzde bunu yapma yanlışlığını göstermemeliyiz.

Kürdistan vatanseverleri hangi düşüncede olurlarsa olsunlar, Kürt milletini belli bir ideolojiye, felsefeye hapis etmeleri büyük bir yazık olur ve ulusal kurtuluş mücadelemizi yeni handikaplarla karşı karşıya bırakır. Bu kötülüğü milletimize yapmamalıyız.

Sayın Burkay’ın bu yaklaşımı, yani yerel bilgi üretme kaynaklarını küçümsemesi, Bu yaklaşım Sayın Burkay’ın kendisine de haksızlıktır. Şu çok iyi bilinmeli ki Marks, Engels kadar etkin Kürt bilim adamları, fikir üreten insanlarımız var. 

İkinci mesele: Sosyalist sistemin Kürdistan ulusal hareketlerine, özellikle Kürdistan’daki ulusal kurtuluş mücadelesine, karşı olan tutumunda dolayı, sosyalist sistemin eklentisi durumunda olan Kürt sosyalistleri, örgütleri de ulusal kurtuluş mücadelesine doğru bir yaklaşım içinde olmadılar. Bu konuda yapılan tartışmalarda, Kürt sosyalistlerinin ulusal meselede zaaf sahibi oldukları konusunda yapılan eleştirilere tepki duyma yerine, bu eleştirileri anlamak gerekir. Irak faşist Baas Rejimi Sovyetler Birliğinin desteğiyle 1975 yılında Kürdistan Otonomisini ortadan kaldırdığı zaman, Sayın Kemal Burkay’ın da içinde olduğu akım, Sovyetler Birliğini desteklediler. Barzani’ye karşı bir tür savaş açtılar. Kürtler olarak buna tepki duyulmasını sosyalistlere ve sosyalizme karşıtlık olarak yorumlanması haksızlık olmaz mı?

Üçüncü mesele: Her Kürt Sayın Kemal Burkay’ın çalışkan, uzun vadedir bildiği ve savunduğu doğrular, ideoloji uğruna mücadele ettiklerini kabul eder. Ama bunun yanında Sayın Kemal Burkay’ın milli mücadeleden ziyade real sosyalizme hizmet konusunda da hâkim bir görüşe sahipler. Hatta Sayın Kemal Burkay’ın konumu gereği mili meselede zaaflara yol açtığını da Kürtler belirtmekten geri durmuyorlar. Avrupa dönüşünden sonra Kürdistan’a yerleşmemesini bu zaafın bir parçası olduğu düşünüyorlar.

Sayın Kemal Burkay ise herkesten, nasyonalistlerden daha çok milli mücadeleye hizmet ettiği konusunda düşünce ifade etmektedir. Bu ciddi bir çelişki değil mi? Sayın Burkay’ın bu konu üzerinde de düşünmesi gerekmez mi?

 

13-SOSYALİST KÜRTLER ENTERNASYOLİST OLARAK BAŞKA MİLLETLERİN MÜCADELELERİNİ CANI GÖNÜLDEN DESTEKLEDİLER, ONLAR İÇİN DEVLET İSTEDİLER. KENDİ MİLLETLERİ İÇİN GÖNÜL RAHATLIĞIYLA DEVLET İSTEMEDİLER.

Sayın Kemal Burkay, “Dünyanın her yanındaki sömürüye, baskıya ve ulusal kurtuluşa yönelik mücadeleleri destekledik; bu da enternasyonalist bir tavırdı. Ben kendi payıma bundan hep onur duydum. Ve abesle iştigal gibi de olsa, modacılara bir kez daha duyurmakta da yarar görüyorum.”

Bu konuda yapılacak hiçbir eleştiri yok. Sosyalist Kürtler dünyadaki bütün milletlerin ulusal kurtuluş mücadelesini canı gönülden desteklediler. Bağımsızlık için mücadele eden bütün milletler için devlet istediler. Örneğin Ortadoğu Bölgesinde Arap olan Filistinliler için devlet istediler. Bunu yüksek sesle ifade ettiler. Üstelik Arapların 22 devlet sahibi oldukları halde, Filistinlilere devlet olmaması söylenmedi, ya da Yahudi milletiyle federal bir devlet içinde birlikte yaşamalarını önermediler.

Ne yazık onlar Kürt milleti için çok açık ve net bir yaklaşımla devlet istemediler. Sayın Kemal Burkay bunun Kürt sosyalistleri için bir sorun olduğunu kabul etmesi gerekir. Bilindiği gibi bu yaklaşım tarzı halen Kürtlerin başına bela olan bir yaklaşım tarzı olmaya devam ediyor. Kürt sosyalistleri, nasyonalist olan Kürtlerin bir kesimi bile federal devlet talebini bir anlamda mutlaklaştırmış durumdalar. Oysa federal devlet, Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olarak, Kürtlerin bağımsız devlet mücadelesinde bir aşama olarak ele alınacak bir durumdur. Kürdistan Güneyinden bu serüveni yaşıyoruz. Irak, Kürtlerin, Arapların, diğer milletlerin ortak federal devletidir. Ama buna rağmen Kürtler, federal devletten bağımsız devlete geçiş yapmaları ve kendi devletlerini kurmaları için 25 Eylül 2017 tarihinde bağımsızlık referandumunu yaptılar. 

 

14-KÜRTLERİN TÜRKİYE’DEKİ STRATEJİK HEDEFİ TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ DEĞİLDİR. TÜRK DEVLETİNİN RADİKAL DEĞİŞMESİNİ TALEP ETMEKTİR. KÜRTLERİN MİLLİ HAKLARININ KAZANILMASINDA VE DEVLET OLMASINDAN İSRARLI OLMALIRIDIRLAR…

Türkiye’de Kürtlerin stratejik hedefi demokrasi değildir. Geçen makalemde de Türkiye’de genel anlamda sorunun saf bir demokrasi mücadelesi olmadığını da ifade etmiştim.

Eğer ila da Türkiye’de demokrasi mücadelesinden bahsedilecekse, bu sorun devletin niteliğinin değişmesidir. Türkiye’de demokrasi mücadelesi, devletin federal ortak devlet merkezinde devletin radikal ve nitelik olarak değişikliğini istemektir. Öyle olmalıdır.

Türkiye’de gerçek bu olmasına rağmen, Kürtlerin en azından federal devlet talebine sahip olmaları, demokrasi mücadelesini küçümsemeleri anlamına gelmez. Tersine üniter, tekçi, Kürtleri yok sayan, Kürtlerin bütün milli haklarını gasp eden, Kürtlere katliam uygulayan, sadece Kürdistan’ın Kuzeyinde değil, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürdistan milli mücadelesini kendisi için tehdit gören ve müdahalelerde bulanan sömürgeci Türk devletin radikal değişmesini istemek en büyük demokrasi mücadelesidir. Yoksa Türkiye’de demokrasi mücadelesinden bahsetmek söz konusu olamaz. Kesin olan bir şey var ki Türk sömürgeci devleti nitelik olarak radikal bir şekilde değişmeden, yeni federal bir karakter kazanmadan demokrasinin bir olgu haline gelmesi olanaklı değildir

 Bu nedenle, Kürtlerin demokrasi konusundan birbirlerini suçlamaları, birbirlerinin kafalarını kırmaları anlamlı değildir. Böyle davranmak, farkına varmadan Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini sekteye uğratmaktır.

Açık ki Kürtlerin Türkiye’de de asıl amacı dünyadaki diğer milletler gibi devlet istemeleridir ve devlet için mücadele etmeleridir.

 

15-MİLLETLERİN İLİŞKİSİNİ ESKİ POPÜLİST MANTIKLA ELE ALMAK BİZİ YENİDEN BÜYÜK YANLIŞA GÖTÜRÜR. KÜRTLERLE TÜRKLER, FARSLARIN KARDEŞLİĞİNİ SAVUNMAK EGEMEN ULUSLARA BİR DALKAVUKLUK OLACAĞINI İTİRAF ETEMEK GEREKİR. 

Milletler (halklar) kardeş olamazlar. Milletlerin kardeşliği tanımlaması, bir popülist tanımlamadır. Bilimsel değildir. Her millet farklı koşullarda doğmuş ve gelişerek 21. Yüzyıla gelmiştir. Milletler arasındaki ilişkiler çıkar ilişkisidir. Bu çıkar ilişikleri milletlerin devlet sahibi olmalarıyla daha somut bir hale gelmiştir. Devletler, başka bir ifade ile milletler diğer milletlerle ilişkileri çıkarları çerçevesinde de değişime uğrarlar. Döneme, somut koşullara, devletlerin ve milletlerin sahip oldukları pozisyonlara göre değişirler.

Milletler arasındaki çıkar ilişkileri bazı zamanlarda Miletler arasında bir savaşa da yol açar. Devlet arasındaki savaş, milletler arasındaki savaşlardır. Eğer bu gerçek kabul edilirse, o zaman milletler arasındaki ilişkilere dünden farklı bakmak zorundayız.

Kürt milleti, Türk, Arap, Fars milletlerinin kardeşi değildir.

Kürtler, ezilen, sömürge, ülkeleri parçalanmış, devlet sahibi olmayan bir millettir.

Arap, Fars, Türk milletleri egemen, sömürgeci, devlet sahibi olan Miletlerdir. Egemen milletler olarak kendi devletleri eliyle Kürtleri yok etmek için sürdürdükleri uygulamalarını biliyoruz. Bugünde bu uygulamaları sürdürmektedirler.

Kardeş kabul edilen Türk, Arap, Fars milletleri hiç bir zaman Kürtlere reva görülen sömürgeci uygulamalara karşı çıkmamışlardır, Kürtlerin sömürge statüsünün devamını kendi çıkarlarının korunması denkleminde ve tarihsel gerçeklik çerçevesinde ele almışlardır.

Bu egemen ve sömürgeci milletler, “Kürtlerin de hakları verilmelidir, Kürtler de bizim gibi devlet sahibi olmalıdırlar” demediler, demezler de.

Egemen ve kardeş bilmemiz istenen milletlerin, Kürtlere katliamlar yapıldığı zaman, “Kürtlere bu katliamlar yapılmamalıdır” bile demediler. Demiyorlar da.

Bu gerçeklik kavranmadığı zaman da, Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesini geliştirme olanağı olamaz. Bu gerçeklik, bizim de o egemen milletler gibi onların ülkesini işgal etme, onlara katliamlar uygulama davranış ve düşüncesi içinde olmamız anlamına gelmez. Gelmemelidir..

Bizim temel sorunumuz, milli haklarımıza kavuşmamız, ülkemizde sömürgeciliğin ve işgalin son bulmasıdır

 Bu hedef için mücadele etmemiz, Türk, Arap, Fars milletlerine düşmanlık değildir. Mevcut karşılıklı ilişkinin değişmesini istemektir.. Onların gasp ettiği haklarımızı elde etmedir.

 

16-KÜRDİSTAN’DA SOSYALİSTLERDE VE SAYIN BURKAYIN ARKADAŞLARINDAKİ DEĞİŞİKLİK MODACI NASYONALİSTLERİN VE “CESUR CAHİLLERİN” ESAS İŞİ DEĞİLDİR. BAZI GEÇMİŞ DEĞERLERİN VE GÖRÜŞLERİN ANLAMSIZLIĞININ AÇIĞA ÇIKMASIDIR…

Sayın Burkay, geçmişte savunduğu ve ileri sürdüğü tezlerin yol arkadaşları tarafından da değiştirilmiş olmasından oldukça rahatsız. Başka bir ifadeyle en genel anlamda yol arkadaşlarının değişmesinden rahatsız. Bu rahatsızlığında haksız bir konumdadır diye düşünüyorum. Arkadaşlarının değişmesi oldukça normaldir. Çünkü Sayın Burkay’ın yol arkadaşları da dünyadaki değişimlerden, özellikle de sosyalist sistemdeki değişiklikten etkilendiler. Değiştiler.

Normal olmayan durum ve olmaması gereken durum, Sayın Burkay’ın eski yerinde durmasıdır. Değişimlerden etkilenmemesi, kendisinin değişmemesidir. Bundan dolayı yol arkadaşlarını suçlaması, horlaması, küçük düşürmesi haksızlıktır. Bu davranışı olumlu karşılamak olanaklı değildir.

Sayın Burkay’ın yol arkadaşlarının da, Kürt millet meselesine belli bir ideoloji çerçevesinde bakmanın doğru ve yararlı olamayacağı yaklaşımlarından etkilendiğini söyleyebiliriz.

Sovyetler Birliği ve egemen olduğu sosyalist ülkelerde demokrasinin olmadığını onlar da kavradılar. Sovyetler birliğinin devlet çıkarları için hareket ettiğini, bundan dolayı başka milletler üzerinde emperyalist uygulamalar yaptığı, başka milletleri asimile ve Ruslaştırmak istediklerini, ama bunu beceremediklerini; Sosyalist sistemin ve S. Birliği sisteminin çökmesinden sonra da onların egemenliği altında olan milletlerin bağımsız devletlerini kurduklarını gördüler.

  1. Birliğinin M. Kemal ve arkadaşlarına bakış açısının yanlışlığını anladılar. Sovyetler birliğinin, M. Kemal’i destekleme uğruna Kürt milli direnme hareketlerine karşı tutum takınmasının yanlışlığını, katliamlara göz yummasının tam anlamıyla katliam destekleyiciliği olduğunu bilince çıkardılar.
  2. Birliğinin, Kürdistan Mehabad Devletine karşı ihanet içinde olduğunu, Kürdistan devletini kendi devlet çıkarları için desteklediği, yine kendi devlet çıkarları için yıkılmasına göz yumduğunu daha iyi anladılar.

Sovyetler Birliğinin, Irak’ta faşist ve sömürgeci Baas rejimine destek sağlayarak, bütün Kürtlerin yuvası olan, Kürdistan Otonomisinin yıkılmasına destek olduğunu anladılar.

 Mustafa Barzani ve arkadaşlarının S. Birliğinde yaşadıkları gerçeklerin hayal ettikleri sosyalizmle bir alakalarının olmadığını tespit ettiler.

Geçmişte Mele Mustafa Barzani’ye bakış açılarının yanlışlığını gördüler.

 Türk, Irak, İran, Suriye devletlerinin yaptıkları zalimliğe ve katliama karşı Türk, Arap, Fars milletinin sesiz kalmasının sonucu olarak;, halkların kardeşliği tezinin yerinde ve doğru olmadığını bilince çıkardılar.

Bu listeyi uzatmak olanaklıdır.

Sayın Burkay’ın yol arkadaşları bu yeni parametrelerle, yeni bir siyasi proje amacıyla HAK-PAR kuruluşunda yer aldılar. Bunlardan dolayı, HAK-PAR’ın geçmiş örgütlerden niteliksel olarak farklı olması gerektiğini bilerek kurucu oldular.,

Ne yazık ki, daha sonra Sayın Burkay’ın HAK-PAR’a genel başkanlık yapmış olmasına rağmen bu gerçekleri görmemesini anlamak olanaklı değildir. 

Diyarbekîr, 28. 09. 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir