Parça bütünden, ulusal taleplere

İçimde bir ukdedir, çoğu zaman burukluklar yaratır. Geçmiş savunularımızın muhasebesini bir türlü yapamıyoruz. Günü birlik söylemlerle ya kendimizi tatmin ediyoruz, ya da tatmin etmiş görünüyoruz. Yukarıda içimdeki ukdeden bahsetmemin sebebi biraz da bundan kaynaklı.

1975 yenilgisinin ardından Kuzey Kürdistanlı sol siyasal hareketlerin büyük çoğunluğu (sayılı birkaç örgütü tenzih ederek) yenilgiyi adeta selamladık. Neden niçini nezdinde süreci değerlendirerek, hem özeleştiri hem de beni kavuran-ıstırap veren bu durumu sizlerle de paylaşmak istedim.

O yıllarda, mevcut örgütlerin büyük bir kısmı kendilerini sosyalist olarak ifade ediyorlardı. Önemli bir kısmı Sovyetleri, Doğu Blokunun ve Dünya Sosyalist Sisteminin temsilcisi görüyordu. Bazıları revizyonist, bazıları da sosyal emperyalist olarak değerlendiriyorlardı. Ben, beni ilgilendiren boyutundan, olayı ele alacağım. Amacım bloklar üzerinden bir tartışma yaratmak değil.

Devrimimizi değerlendirirken „Ulusal Demokratik Devrim“ tespitinde bulunuyorduk. Tespit olarak yanlış mıydı, tabi ki değil bugün bile savunulabilir. Ancak; sinemaskop şeridiyle geriye gidip o günden olayı değerlendirmek kanımca daha sağlıklı olacaktır. Devrimimizin tespitini yaptıktan sonra çağımızı değerlendirirdik, „çağımız ulusal kurtuluş ve proleter devrimler çağıdır“ Tespitini yaptıktan sonra; Ulusal kurtuluşlar ve proleter devrimlerin temel bileşenlerini sıralardık, devrimin olduğu coğrafyadaki işçi sınıfı, sosyalist güçler, sosyal demokratlar, coğrafya çok uluslu ise ezen ve ezilen ulusun siyasal aksiyonları, bölge sosyalist güçleri ve işçi sınıfları en önemlisi de Dünya Sosyalist Sistemi, özgülünde de Sovyetler birliği.

Ortadoğu oldum olası, kendilerini dünyanın tanrıları gibi gören güçlü devletlerin her zaman hedefinde olmuştur. Sovyetlerde, Ortadoğu’daki güçler dengesine müdahil olmak adına Irak ve Suriye Baas Partilerini güdümledi, askeri ve siyasi olarak kendisine bağımlı kıldı. Buraya kadar her şey normal gibi gelebilir, ama anormal olan Irak ve Suriye sömürgeci iki devletti. Parçalı sömürge statüdeki Kürdistan’ın iki parçası, bu devletlerin sömürgesi konumdaydı. Tezat da bundan sonra başlıyor.

1975 de Kürt ulusal hareketi ciddi mevziler kazanmaya başlayınca, Irak Baas yönetimi Sovyetlerden yardım talebinde bulunur, Sovyetler de MIG‘lerini Sovyet pilotlarıyla Kürt ulusal mevzilerine yönlendirir, bu denli ağır bombardıman ve silahlar karşısında Kürt Ulusal Hareketi yenilgiye uğrar. Çağımız Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri ve Proleter Devrimler Çağıdır, temel müttefikimiz de Dünya Sosyalist Sistemi ve Sovyetlerdir!

Sömürgecilik baskıdır, zulümdür, işgaldir, ilhaktır, emperyalist emeldir ne hikmetse dünya sosyalist sisteminin de temel bileşenidir!. Kuzey Kürdistan`daki Kürt ulusal hareketi-hareketleri  ulusal veya milli miydiler sorusu burada gündeme geliyor.

Benim de içinde yer aldığım hareket, o günün koşullarında hani uç noktada sosyalisttik ya, daha Sovyetler bu tarihsel hata/suçunun muhasebesini yapmadan, biz onların savunu mekanizmalarını geliştirmeye başlamıştık. Ve o meşhur PARÇA BÜTÜN ikilemini gündemleştirip savunmaya tartışmaya başladık. Yok efendim `Ortadoğu bir bütünmüş de, Kürtler o bütünün içinde bir parçaymış da` Ortadoğu`daki güçler dengesinin sosyalizmden yana dönmesi adına `gerekirse parça bütüne feda edilmeliymiş!`

Bu savunu bir yandan ufkumuzun darlığı ve millilikten ne kadar uzak olduğumuzu, diğer yandan tespitte bulunduğumuz çağımızı nasıl alt üst ettiğini ve devrimimizin bileşenlerini nerede değerlendirmemiz gerektiğini gözler önüne seriyor sanırım. Kendimize ve yenilgilerimize mi yanalım, müttefiklerimize mi yanalım daha önemlisi çok doğru bir tespit olan çağımız ve devrimimizin stratejik hedeflerini getirdiğimiz hale mi yanalım.

Millilikten uzaklaştığımız sürece, tarihi tekerrürlerle daha çok yüzleşeceğimiz gerçeğini unutmamak adına dünyanın bütün ulusları kendi ulusal hak ve kazanımlarını olmazsa olmaz koşuluyla birbirlerine dayatırlarken, bizler kazanımlarımızı tahrip etmeye devam ettiğimiz sürece, bu tarihsel döngüyü yıllar sonra muhasebe edip ruhi ve vicdani tahribatla yüzleşeceğiz.  Dün parça bütün diyorduk, bu gün ulusal kazanımlarımızın terkedilmesi veya bölge sömürgeci devletlerin güdümüne girilmesi yönünde ki edimlerin, bir çok insanımızın ruhunda yaratacağı tahribatı bu günden görmemiz gerekir.

Tekrar başa dönecek olursak 1975 yenilgisinin müsebbiplerini savunmak Kürtlere mi kalmıştı? Neden içimde bir ukde olduğunu bilmem anlatabildim mi. Halen o sürecin özeleştirisini bir Allah`ın kulu yapmış değil. Bu gün Güney Kürdistan`daki kazanım ve mevcut statükoya yönelik saldırılarında, yıllar sonra ezikliğini yaşamamak adına bu günden tespit ve stratejileri gözden geçirme zorunluluğu vardır. Emri vakilerle bu işleri yürütenlerin dışında kalan kesim içindir hayıflanmam, milli duruş sergilemenin dışında, bütün edimlerin dönüp sizi vuracağını asla ama asla unutmayın. 1975 yenilgisi döneminde bizler 15-16 yaşlarında gençlerdik, bu gün o savunuların içimizi nasıl yaktığını anlatamam. Tertemiz duygularla ideolojik bakış açısında olanların milli boyutta da olaya bakmaları en doğru olanıdır.    

Rıfat Sefalı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir