KÜRDİSTANLILARA VE KÜRT YURTSEVERLERİNE BİRKAÇ SORU…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Dün (4 Elül 2016), 5 Kürt siyasi grubu (AZADİ HEREKETİ, PAKURD, PAK, PDK-BAKÛR, PSK), Diyarbakır’da, “Uluslararası Barış Günü ve Kürdistan Sorunu” konulu bir “konferans”  yaptılar.

“Konferansta”, AZADİ HAREKETİ adına Genel Sekreter Sıtkı Zilan, PAKURD adına Diwan Üyesi genç bir arkadaş Fırat Ayçiçek, PAK adına Genel Başkan Yardımcısı Kasım Ergün, PDK-BAKÛR adına Genel Başkan Sertaç Bucak, PSK adına Genel Başkan Mesut Tek konuşma yaptılar.

Temsilciler, Siyasi gruplarının görüşlerini açıkladılar.

O konuşmalardan sonra, biz katılımcılara söz verildi. Ben de 5-6 dakika içinde bazı görüşler ifade ettim.

Bu görüşlerimden alınanlar oldu.

Ben de görüşlerimi kamuoyuna aktararak, sorulaştırmayı uygun buldum. Bu sorular, 5 siyasi grup/partimizin 4 Eylül 2016 Tarihinde yaptıkları  “konferanstaki” 5-6 dakikalık konuşmamdan yaptığım çıkarsamalar ve sorulardır.

                                              ( I )

Birinci sorum: KÜRDİSTAN’IN KUZEYİNDE GÜÇLÜ, KİTLESEL, BİR MİLLİ MUHALEFET HAREKETİ VAR MI?

İfade ettiğim birinci görüş, Kürdistan’ın Kuzeyinde milli muhalefet hareketi içindi.

Özce dedim ki: “Kürdistan’ın Kuzeyinde, sömürgeci devlete, Kürdistan’da yerel iktidar olan ve Kürtlerle alakası olmayan PKK’ya karşı, burada bulunan ve bulunmayan siyasi gruplar var.

Ama ne yazı ki, bunlar,  Devlete ve PKK’ya karşı kitlesel, güçlü, milli hareketin parametreleri için de bir muhalefet hareketini oluşturmuyorlar.

Bundan dolayı da, Kürdistan’ın Kuzeyinde bir Milli Muhalefet Hareketinden bahsetmek olanaklı değildir.

Nasıl ki Ak Parti’ye karşı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP gibi beceriksiz, ihtiyaçlara hiçbir şekilde cevap veremeyen bir muhalefet olduğundan, AK Parti daha uzun zaman hükümet olmaya devam edecekse; bizim muhalefetimiz de bu durumda olduğu zaman, PKK daha uzun zaman Kürtlere zarar vermeye, Kürdistan’da atını oynatmaya devam edecektir.”

 

“Konferansı” düzenleyen siyasi grupların bir kısmının bundan çok alındığını sonradan tespit ediyorum.

Haklı olup olmadığı test etmek için: Ben de bu konuyu Kürt yurtseverlerine ve Kürdistanlılara sormayı doğru buldum.

Kürt yurtseverleri ve Kürdistanlılar size göre de Kürdistan’ın Kuzeyinde:

“Sömürgeci devleti gerileten, milli haklarımızın kazanılmasında devleti düşündürecek ve zorlayan, Kürdistan’da yaptığı yanlışlardan geri adım artıran ya da buna zorlayan; PKK’nın Kürtlere dört parçada verdiği maddi ve manevi zararı engelleyecek, hegemonik emellerine set çekecek, PKK’nın Kürdistan Devletine karşı çıkışını teşhir edecek ve kitlelere taşıyacak, PKK’nın başına getirdiği hendek ve benzeri felaketlerden dönmesini sağlayacak ya da bu konuda PKK’yı teşhir edecek ve geriletecek, PKK yol açtığı Kürt katliamlarını engelleyecek, bir milli muhalefet hareketi var mı?

İkinci sorum: BARIŞI ENGELEYEN VE SAVAŞA YOL AÇAN SADECE EMPERYALİST VE SÖMÜRGECİ DEVLETLER Mİ?

“Savaş” ve “barış” kavramlar, bu kavramları tanımlamak, tarihsel bağlamında yerli yerine oturtmak için teorik olarak söylenecek çok şey var. 1 Eylül Uluslararası Barış Günü nedeniyle bu konuda çok şey yazıldı. Ben de yazdım. Bu nedenle çok derinleşmeden söyleyebilirim ki, savaşa yol açan ve barışı bozan ya da engelleyen çok sebep var.

Savaş ve Barış madalyonun iki yüzü olduğu için, birbirine bağlıdırlar. Neden sonuç ilişkisi içinde somutlaşırlar.

Bana göre, bir ailede, bir aşirette, bir devlette, bir örgütte, örgütler arasında, milletler arasında: Demokrasi yoksa ve demokrasi ihlal ediliyorsa, hak ve hukuk yoksa hak ve hak hukuk ihlal ediliyorsa, adalet yoksa adalet ihlal ediliyorsa, eşitlik yoksa eşitlik ihlal ediliyorsa, insanların evleri ve memleketleri ellerinden alınıyorsa ora da çatışma ve savaşlar olur. Barış olmaz.

Eğer tersi olursa, yani hak ve hukuk, adalet, eşitlik olursa, savaşlar olmaz, çatışmalar olmaz. İnsanlar ve milletle barış içinde, birbirlerinin haklarına saygılı yaşarlar.

Somutlaştırırsak:

 

                                                 ( I )

Emperyalist ve sömürgeci ülkeler, başka milletlerin ülkelerini işgal ettikleri, o milletleri bağımlı-sömürge-yarı sömürge haline getirdikleri zaman; bu milletlerle emperyalist ve sömürge devletlerarasında barış olmaz.

Böyle bir statü savaş nedenidir.

Bağımlı-Sömürge-Yarı sömürge milletler bağımsızlıklarına, milli hak ve hukuklarına kavuştukları zaman barıştan bahsedilebilir.

Bu savaşlar, en haklı savaşlar olarak tanımlanabilirler. Çünkü bu savaşlar, bir milletin hayat memat meselesidir.

Bu nedenle, milletlerin bağımsızlık savaşı 2 asırdan daha fazla zamandır devam ediyor.

Kürt milletinin mücadelesi ve savaşı da, bu kapsamdadır.

Bilinen bir gerçek, bu bağımsızlık savaşları sonucunda yüzlerce millet kendi devletlerini kurdular.

Halen devletsiz olan millet Kürt milletidir.

                                                         ( II )

Milletleri sömürgeleştiren emperyalist ve sömürgeci büyük devletlerarasında da savaş olur. Burada bağımlı, sömürge, yarı sömürge bir ulusun savaşından değil, emperyalist ve sömürgeci devletlerin kendi aralarındaki savaştan bahsedilir.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları böyle savaşlardır. Dünyada kimin lider olacağıyla ve kimin dünyaya hükmedeceğiyle ilgili savaşlardır.

Bu savaşlar, insanlık için çok büyük yıkımlar getirdiler. Yeni bağımlılık ilişkileri geliştirdiler. Bazı milletlerin de yeniden bağımlı, sömürge haline gelmesini sağlarken, bu savaşların sonucunda bir kısım milletler bağımsız devletlerini kurdular.

Kürdistan ve Kürt milleti, Kürdistan Mehabad Cumhuriyetini kurma fırsatını elde etti. Bu fırsat uzun sürmedi. Kürdistan Cumhuriyeti yıkıldı. Dolayısıyla Kürt milleti her iki dünya savaşında da zarar gören millet oldu.

Bu savaşlar zararlı, insanlığı yıkıma götüren, ama dünyayı da yeniden dizayn eden savaşlardı

                                     ( III )

İki devlet arasında da savaşlar da vardır. Bu savaşlar, iki devletin karşılıklı  hegemonik çıkarları, toprak kazanma v.b amaçları için gelişir. 1979 yılında İran ve Irak arasındaki savaş böyle bir savaştı.

Bu savaş, insanlığın ve devletler bünyesinde yaşayan milletlerin yararına olmayan bir savaştı. Sonuçta da bu savaş, İran ve Irak’ta yaşayan insanların yüz binlerce can kaybına yol açmakla kalmadı; şehirlerin yıkımına, ekonomik yıkıma, moralsizliğe yol açtı.

İki taraf savaşı durdurduğu zaman da, çatışma anlamsız bir şekilde son buldu.    

                                         ( IV )

Kürt milleti, dört parçaya bölünmüş, bağımlı ve sömürge bir millettir. Ülkemiz Kürdistan’ın bölünmüşlüğü doğal olarak milletimizin bölünmesini getirmiştir. Kürdistan’ın uluslararası sömürge hatta sömürge altı karakteri milletimizi sömürge konuma sokmuştur.

Ülkemizi, emperyalist ve sömürgeci devletler böldü. Bugün Kürdistan’da dört devlet sömürgeci egemenlik sürdürüyor. İran, Irak, Suriye, T.C Devletleri, bu devletlerdir.

Kürt milletinin mücadelesi ve savaşı, milli bir mücadeledir. Bağımsızlık ve özgürlük mücadelesidir. Haklı ve meşru mücadeledir.

Kürdistanlılara ve Kürt yurtseverlerine soruyorum: Belirttiğim ve üzerinde uzlaşmamızın olduğu gibi Kürt milletinin mücadelesi ve savaşı, bir bağımsızlık ve özgürlük savaşıdır. Haklı bir savaştır.

Kürt milleti bu mücadelesini ve savaşını terörle yürütmesi çıkarlarına uygun mu?  

Kürt milleti bu savaşı her şart ve koşulda silahla mı yürütmek zorundadır?

Kürdistan bütün parçalarında her hal ve şartta silahlı mücadele gerekli midir?

PKK’nın çıktığı günden itibaren, Kürtleri baş hedef seçen ve günümüzde devam eden silahlı mücadelesi meşru mudur?

Kürdistanlılara ve Kürt Yurtseverlerine Soruyorum, savaşın olması, barışın olmaması sadece ezen ulus ezilen ulus, sömürgeciler ile sömürge uluslar arasındaki statüden dolayı mıdır?

Üçüncü sorum: SÖMÜRGECİ TÜRK DEVLETİNİN YAŞAMIMIZI VE GÜVENLİĞİMİZ TEHDİT ETTİĞİ TARTIŞMASIZ. PEKİ PKK DE YAŞAMIMIZI VE GÜVENLİĞİMİZİ TEHDİT ETMİYOR MU?

Kemalist Türk Devleti, ülkemizi işgal eden, sömürgeleştiren, tüm ulusal haklarımızız gasp eden bir devlet. Bu gerçek, İran, Irak ve Suriye Devletleri için de geçerli.

Kemalist Türk Devleti, bu statüsüyle güvenliğimizi, yaşamımızı tehdit etmekle kalmıyor; aynı zamanda haklarımızın gaspının devam ettirilmesi için mücadelede ısrar ediyor ve direniyor.

İran, Irak, Suriye devletleri de yaşamımızı ve hayatımızı tehdit ediyor.

PKK de Kemalist Türk Devleti’nin bir projesi, Kürt milli hareketine, Kürtlere karşı geliştirilen yeni bir strateji ile oluşturuldu.

Bu görüşte olan Kürtler var. Olmayan Kürtler var.

PKK’nın bu konumundan bağımsız olarak yaptıklarına bakarak sorumu sormak istiyorum.

PKK, grup olarak ortaya çıktığı günden itibaren, bütün Kürdistan örgütlerini düşman ilan etti. Bu stratejisinin sonucu, 1974’den sonra filizlenen, gelişen, sağlıklı yürüyen, dinamik ve bilinçli yönetimine sahip olan, toplumsal kesimlerin duyarlılıklarına dikkat eden Kürdistan örgütlerine, saldırdı.

Bu strateji sonucu, Kürdistan’ın Kuzeyinde yüzlerce siyasi kadro ve Ferit Uzun gibi örgüt liderleri katledildi.

Bu strateji, aynı zamanda sömürgeci devletin bir stratejisiydi.

Kürdistan’da ulusal ve toplumsal güçleri, Kürt yönetici sınıfına dâhil olan herkesi (Aşiret reislerini, beyleri, ağaları, şeyhleri) düşman ilan etti. Bunları silahla tasfiye etmeye başladı. Siverek’te M. Celal Bucak’a saldırması, bunun sonucunda binden fazla insanın katledilmesi ve Siverek şehrinin göç etmek zorunda kalması. Siverek’te Kırvari aşiretine dayanarak Bucaklara savaş açması; Toplumsal çelişki ve parçalanmışlığı derinleştirmesi. Hilvan’da toplumsal güçlere silahla saldırması. Aşiretleri çatıştırması. Aynı stratejiyi Ceylanpınar’da, Nusaybin’de ve diğer Kürt şehirlerinde sürdürmesi bilinen gerçekler.

PKK, Kürtleri zamansız savaşa sokarak, devletin boy hedefi haline getirdi. Kürtlerin zamana yayılmış katliam stratejisine hizmet etti.

PKK, 12 Eylül Askeri Darbesinin hazırlanması koşullarını hazırladı, darbeye gerekçe yarattı. Darbe sonrası Kürt halkının başına gelenler, Kürt yurtseverlerinin başına gelenler biliniyor. Kürdistan örgütlerinin tasfiyesi sürecine ilişkin verileri yarattı.

PKK, kendi içindeki muhalefeti silahlı imha ile çözdü. Bunun sonucunda onbinlerce Kürt gencini öldürdü.

Köylerde katliam yaptı.

Korucuların çocuklarını ve eşlerini hedef seçti.

Türk sosyalist örgütlerinden yüzlerce devrimciyi katletti.

Kürdistan’ın diğer parçalarında yaptıkları kitaplara sığmaz. Sadece Kürdistan’ın Güneyinde 7-8 Bin Kürt yurtseverinin katledilmesine yol açtı. Köyleri işgal etti. Köprüleri bombaladı. Şehir içinde suikastlar düzenledi.

Doğu Kürdistan’da kurduğu örgüt vasıtasıyla, yüzlerce Kürt gencinin idam edilmesine yol açtı. Kürdistan Demokrat Partisiyle savaştı, pêşmergelerini öldürdü.

Kürdistan’ın Güney parçasında KDP ve YNK ile savaştı? Bu savaşın sonucunda yüzlerce Kürt yurtseverinin yaşamına son verdi.

Son zamanlarda Devrimci Halk Savaşı ve Hendek Savaşı ile şehirlerimizin yıkımımaa sebep oldu. Binlerce gencimizin ölümüne yol açtı.

Kürdistan’ın Güney Batısında Baas ile birlikte Totaliter ve Faşist bir diktatörlük kurmuş durumda. Halka zulüm ediyor. Kürdistan siyasi partilerinin çalışmalarını engelliyor.

İnsanlarımızı ve yurtsever siyasilerimizi gözaltına alıyor. Tutukluyor, İşkence ediyor.

12-13 yaşlarındaki çocuklarımızı silahlandırıp savaştırıyor.

Kendi sınırlarını tanımayarak, Arapların ülkesinde yönetici olmak istiyor. Arap topraklarını işgale kalkışıyor.

Halen de bu stratejisine devam ediyor.

Daha çok şey sıralayabilirim.

Kürdistanlılar ve Kürt yurtseverleri: Sömürgeci devletlerin hayatımızı ve güvenliğimizi tehdit ettiği tartışmasız. Size göre ve benim bu ifade ettiklerimi de göz önüne alırsanız, PKK de hayatımızı ve güvenliğimizi tehdit etmiyor mu?                

Beşinci sorum: HER KÜRT BİR SİYASİ PARTİ Mİ KURMALI MIDIR?

Beş siyasi grup/partimizin konferansında biz üç kişi konuştuk. S. Korkmaz, genel görüşler yanında PSK’yi eleştiren bir konuşma yaptı. Ben ve Muhittin Batmani genel tespitlerimizi ve eleştirilerimizi sunduk.

Bu eleştirilere sadece PSK genel Başkanı Hıdır Tek cevap verdi. S. Korkmaz’a özel cevap verdi.

Ama genel için de yani bizleri kastederek: “Eğer bizim partilerimizi beğenmiyorsanız siz de kendi partinizi kurun” diye görüş belirtti.

Partilerin eleştirilere tahammül etmeleri gerekir. Partiler halk için vardır. Halk da partilere eleştirir. Eleştiri olmadan gelişmenin olmayacağını herkes de kabul eder.

“Siz partinizi kurun” demek, eleştiriden korkmak ve eleştirinin önünün kesilmesini istemek anlamına gelir.

Hele bir parti yeni kurulmuşsa bunu diyorsa, bu halktan umudu kesmek anlamına gelir. Ayrıca da çok abes bir tutum içine girmek demektir.

Kürdistanlılara ve Kürt yurtseverlerine soruyorum: PSK Genel Başkanının dediği nedenle her Kürt bir parti kurmalı mı? Söylenen siyaseten ve etik açıdan doğru mu?

Amed, 7 Eylül 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir