Kürdistan’ı Yeniden Bölmeye ve İç Savaş Çıkarmaya Çalışmak, Kürt Milletine İhanettir…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

Kürdistan ve Kürt milleti bölünmüş, uluslar arası nitelikte klasik sömürge konumundan daha geri bir yapıdadır. Kürdistan ve Kürt milleti ilk önce 1639 yılında Kasrı Şirin Antlaşmasıyla Osmanlı ve Fars İmparatorluğu arasında ikiye; Lozan Antlaşmasıyla da, Türk, Fars, Irak, Suriye Arap Devletleri arasında dörde bölündü.

Kürdistan ve Kürt milletinin bu bölünmüşlük jeopolitiği, hem bütünlüklü bir milletleşmenin ve hem de devletleşmenin en temel engellerinden biri olarak öne çıktı.

Kürdistan ve Kürt milletinin bu bölünmüşlük hali, kaçınılmaz olarak yapılanma açısından başka bir gerçeği ve başka bir stratejik yapılanmayı zorunlu hale getirdi.

Kürdistan ve Kürt milleti birliğinin, parçalardan bütüne doğru giden bir yol izleyeceği, yaşamsal veriler ve pratikçe kendisini ortaya koydu.

Kürdistan’ın ulusal kurtuluş hareketinin gerçeği de bunu açıkça gösterdi. Bölünmeden önce, Osmanlı ve Fars İmparatorluğu bünyesinde gelişen Kürdistan ulusal kurtuluş hareketi, dörtlü bölünmüşlük yapısı içinde, dört devlete karşı gelişen ulusal kurtuluş hareketi oldu.

                                                  *****

Bu parçalanmışlık durumunun yarattığı sıkıntılar ve olumsuzluklar sayılmakla bitmez. En önemli stratejik olumsuzluk, dört devletin herhangi bir parçada gelişen Kürdistan ulusal kurtuluş hareketine karşı ittifak yapmaları ve Kürdistan ulusal kurtuluş hareketlerini bastırmaya çalışmalarıdır. Bunun en somut örneği de, 1975 yılında dört devlet arasından yapılan Cezayir Antlaşmasıdır. Bu antlaşma sonucunda “Kürdistan Otonomisi” yıkıldı.

Kürdistanlı yurtseverler de, Kürdistan’ın bağımsızlığı ve Kürt milletinin birliği için mücadeleyi projelendirdikleri andan itibaren, bu gerçekleri gördüler. Ona göre davrandılar. Strateji ve politikalarını buna göre tayin etmek durumunda kaldılar.

Aynı zamanda diğer parçalardaki yurtsever güçlerin ve örgütlerin desteklerini aldılar. Ama diğer parçalardaki hukuka saygı gösterdiler ve onların içişlerine karışmadılar. PKK’yı bunun dışında tutarak bu tespiti yapıyorum

                                                    *****

Kürdistan’ın bütün parçalarındaki ulusal kurtuluş güçleri öncelikle o parçanın birliği ve merkezileşmesi için çalıştılar. Her parçadaki merkezileşmenin, birlik ve beraberliğinin, Kürdistan ve Kürt milletinin bütününün birliğine hizmet edecek şekilde davrandılar.

Tartışmasız olan bir şey var ki, Kürdistan’ın her parçasındaki birliğin ve merkezileşmenin en üst örgütlenmesi ve yapılandırılması, devlettir. Bu nedenle Kürdistan’ın parçalanmış gerçeği, Kürtlerin devletten vazgeçmesini sağlamamıştır. Bazı aksamalar ve sapmalara rağmen, daha çok devlet savunuculuğu haline getirmiştir.

                                                        *****

Kürdistan’ın Güney parçasında 100 yıldan daha fazla bir zamandır ulusal kurtuluş mücadelesi, ulusal merkezileşme, birlik ve devlet için devam ediyor. Devlet bağlamında merkezileşmenin sağlanması için, ara strateji ve aşamalar benimsenmiştir. Kürdistan’ın Güneyinde bunun ilk aşaması “otonomi” olarak benimsenmişti. Bu stratejiye bağlı birlik ve merkezileşme, 11 Mart 1970 yılında merkezi hükümetle Irak KDP ve Kürt ulusal hareket lideri Mustafa Barzani arasında yapılan anlaşma ile “Kürdistan Otonomisi” kabul edildi.

Ama ne yazık ki, otonomi ile sağlanan merkezileşme, 1975 yılında Kerkük sorununa bağlı olarak başlayan savaştaki yenilgiyle dağıldı.

                                                        *****

O tarihten sonra, yeniden bir merkezileşme, Kürdistan’ı özgürleştirme, Kürtlerin kendi kendilerini bağımsız bir statü içinde yönetme mücadelesi başladı. Bu mücadele, sürekli bir mücadele oldu. Bu mücadele Birinci Körfez Savaşından sonra Kürtlerin kendi kendilerini yönettiği bağımsız bir yapının,  ABD ve Müttefiklerinin desteğiyle oluşmasına yol açtı. Duhok, Hewlêr, Süleymaniye şehirleri bu egemenlik alanının sınırlarını tayin etti.

Kürdistan siyasi partileri, o yapının oluşmasından kısa bir süre sonra, Kürdistan Meclisini oluşturdular. Milletvekili seçimlerini yaptılar. Meclis Hükümeti kurdu. Aynı zamanda Kürdistan Başkanı’nın seçimi yapıldı.

Böylece Kürdistan’da demokratikleşme süreci başladı.

Bu aşamada yine Kürdistan Demokrat Partisi başta olmak üzere, Kürdistan Yurtsever Birliği de Kürdistan’ın otonomisi stratejilerini değiştirdiler. Federal bir Irak stratejisiyle yeni bir devlet sistemini ve statüsünü benimsediler.

Kürdistan siyasi partilerinin bu kararından sonra, Kürdistan Meclisi, tek taraflı olarak Irak’ın federal bir devlet olmasını kararlaştırdı.

                                                 *****

Kürdistan Meclisinin bu tek taraflı federal devlet kararı, İkinci Körfez Savaşına kadar devam etti. İkinci Körfez Savaşından sonra, 2003 yılında Baas/Saddam Rejimine ve Arap ulus devletine son verildi.

Bu arada devletin niteliği üzerinde tartışma yapıldı. Irak’ın eyalet sistemine dayalı bir devlet olması teziyle, federal olması tezi gündeme geldi. Araplar, ABD, bir kesim Kürt, Irak Devletinin eyalet sistemine dönüşmesini istediler. Kürtlerin çoğunluğu eyalet sisteminin Kürdistan’ın yeniden birkaç parçaya böleceğini, bunu kabul etmeyeceklerini ileri sürdüler. Bu tezin ve projenin liderliğini de, Mesut Barzani ve partisi KDP yapıyordu.

Tartışmalar sonucunda, Irak’ın federal ve Kürdistan’ın federe devlet olması benimsendi. Bu devlet yapısı ve sistemi, 2005 yılında yapılan referandumla benimsenen Anayasa’da kabul edilen devlet yapılanması oldu.

Böylece Kürdistan’ın merkezileşmesi ve birliği, iç hukuk ve uluslararası hukuk içinde büyük ölçüde sağlandı. Kürdistan’ın belli bölgeleri ve başta da Kerkük’ün bir referandumla, merkezi yönetime mi, yoksa Kürdistan yönetimine mi bağlanacağı da Anayasa’da benimsendi.

                                                   *****

Irak Federal Devleti de, Maliki’nin başını çektiği ve hükümet olan Arapların Arap ulus devleti anlayışından ve Arap şovenizmden kurtulamamaları, demokrasiyi içselleştirmemeleri sonucu, ihtiyaca cevap veren bir devlet sistemi olmadığı anlaşıldı.

Bu aşamadan sonra, Kürdistan’ın bağımsız devlet olması, bağımsız Kürdistan ve Arap Devletlerinin Konfederal bir devlet oluşturması gerektiği,  Kürtlerin acil, Ortadoğu ve Dünyanın olağan gündemi haline geldi.

Bu karar üzerine Kürdistan Yönetimi, Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin öncülüğünde hem bağımsızlık referandumunu hazırlamaya başladılar ve hem de bağımsız devlet için dünyada lobi çalışmalarını yürüttüler.

                                                   *****

Kürdistan Bağımsız Devlet çalışmalarının hayli ilerlediği bir aşamada siyaset yoluyla bunu engelleyemeyeceğini anlayan devletler, Kürtlere saldırmayacağını daha önce açıkça ifade eden IŞİD’i, örgütleyerek Kürtlerin üzerine saldırttılar.

IŞİD’in Kürdistan’a saldırısının Kürdistan’ın Bağımsız devlet olmasını engelleme olduğu: Sağır sultan tarafından duyuldu, tüm dünya demokrasi güçleri tarafından da kabul edildi.

Buna rağmen Kürtler, bir yandan ABD öncülüğündeki dünya koalisyonu ile IŞİD’e karşı savaşırken, diğer yandan da Bağımsız Devlet olmak için referandum komisyonunu mecliste oluşturma çalışmalarını sürdürdüler. Ama dünyada bu konudaki lobi çalışmalarını da erteletmediler.

ABD’ye davet edilen Kürdistan Başkanı’nın, IŞİD’de karşı savaşın yanında, konuşacağı temel başka bir konu, Kürdistan bağımsız devleti sorunu olacağını düşünüyorum. Bu bağlamda, Kürdistan’da iç savaş çıkarmak isteyen, Kürdistan’ı bölmek isteyen bölgesel ve yerel güçleri de konuşacak.

                                                    *****

IŞİD’in Kürdistan’dan tasfiye edilmesinin anlaşılması ve somut verileriyle ortaya çıkmasından sonra, İran’ın başını çektiği kirli, demokratik olmayan; insan hak ve özgürlüklerine, milletlerin haklarına ve kendi kendilerini yönetmeye karşı olan ittifak güçleri, Kürdistan’ın Bağımsız Devlet olmasının önüne geçmek için kendine bağlı Kürt güç ve örgütlerini harekete geçirmeye başladılar.

Bununla aynı zamanda IŞİD’i güçlendirmek istedikleri de gün gibi açığa çıktı.

Güçlü bir IŞİD’in Bağımsız Kürdistan’ı engelleyebileceği hesabı da stratejik anlamda yapılmaktadır.

İran ve başını çektiği ittifaka bağlı olan Kürt güçleri, PKK ve KYB’nin bir kesimi, bir kısım diğer siyasi güçlerdir. Bunlar, Kürdistan’ın bağımsız devlet olmasını, Kürtlerin en azından bir parçasından birliğini engellemek, bu birliğin Kürdistan birliğine yol açmasını tıkamak için harekete geçmiş durumdalar.

Kürdistan Federe Bölgesinin bölünmesini ileri sürüyorlar,, Kürdistan’ın birkaç bölgeye ayrılmasını savunuyorlar, bu Kürdistan’ın ayrı bölgelerinin de merkezi yönetime bağlanması için özel gayret gösteriyorlar.

Bununla da kalmıyorlar, Kürdistan’da iç savaş çıkarmak için çalışmalarını ve propagandalarını ilerletiyorlar.

PKK’nın, bu kirli, tehlikeli iki işi, Kürt milletine karşı olan bu iki tehlikeli işi baştan beri taptığı biliniyor.

Kürtlerle savaşmanın PKK’nın özel yetenekleri ve görevleri olduğu, bunun sonucu olarak on binlerce Kürdü ve Kürt yurtseverini her dört parçada öldürdükleri biliniyor.

Bu bilinen gerçek kadar, bilinen başka gerçek de Kürdistan’ın Güney Batısını kanton hikâyesiyle üçe böldükleri, Kürdistan’ın Kuzeyini de birkaç parçaya bölmek istedikleri onların “demokratik özerklik” denilen PKK’nın diktatörlüğünün oluşturulması projeleriyle açığa çıkmış durumda.

Kürdistan yönetiminin ta başından beri bilinen ve sürekli işaret edilen bu tehlikelerle ilgili tedbir almaması da strateji büyük bir eksiklik ve duyarsızlıktır.

KYB’nin bunu yapmasına ne demeli? Bu daha tehlikelidir. Çünkü Kürdistan Federe Devletinin bir gücüdür. PKK, bir dış güç, işgalci, saldırgan bir güç.

PKK’nın yaptıkları kötülüklerle, Kürdistan zarar görür, ama Kürdistan’ın bölünmesini sağlanamaz. Buna karşılık cezasını görür. Ama KYB’nin bir kesiminin PKK ve İran ittifakı ile birlikte olması, işi tehlikeli bir boyuta taşımış durumdadır.

Bu aşamada Kürdistan Başkanı, Kürdistan Parlamentosuna, Hükümetine, milletvekillerine, siyasi partilerine ve halkına açık bir mektupla görüşlerini sundu. Mektubunda bu iki tehlikeye işaret etti. Bu tehlikelerin engellenmesi için destek istedi.

Hemen arkasından Kürdistan’ın tüm siyasi parti ve örgütlerini toplantıya çağırdı. Bu toplantıda da bu tehlikeler ve bu tehlikelere karşı nelerin yapılması konusunda, bazı güçlerin ikiyüzlülük ve riyakârlıklarına rağmen anlaşma sağlandı.

Ama tehlikeler atlatılmış değil devam ediyorlar.

Bu tehlikeler, Kürdistan Federe Devleti için güncel, acil ve önemli olsa da; Kürdistan’ın tümüne yönelik bir tehlikedir. Kürdistan ve Kürt milletinin merkezileşmesine, birliğine, devletleşmesine yöneliktir.

Bu tehlikelere karşı tüm Kürdistan parti ve örgütlerinin, sivil toplumunun topyekûn karşı çıkması gerekir.

Kürdistan’ın Kuzeyinde, halen örgütlü bir tepkinin olmaması ve bu konuda sessizliğin devam etmesi, hayra yorumlanacak bir durum değildir.

Kürdistan’da iç savaş çıkarmak, Kürtlerin birbirlerini öldürmesine sebep olmak ve buna ön ayak olmak; Kürdistan ve Kürt milletinin birliğinin, merkezileşmesinin, devletleşmesinin karşısında durmak; Kürdistan Federe Devletini bölmeye çalışmak, Kürt milletine ihanettir.

Amed, 28 Nisan 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir