KÜRDİSTAN24, DEĞERLENDİRMELER, BAZI SORUNLU ALANLARA İŞARET ETMEK…

Kürdistan24 Gazetesi ile aramda çıkan bir sorun üzerine kamuoyuna bir açıklama yaptım. Bu açıklamayla ilgili oldukça önemli makaleler yazıldı. Önemli değerlendirmeler, eleştiriler, yorumlar, sorunlar gündeme geldi.

Bu makalelerde ve değerlendirmelerde gündeme gelen bazı konuları ele almanın katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Buna ek olarak bazı sorulara, sorunlara, tartışma konularına işaret etmenin yararlı olacağını düşünüyorum.

1-Yaptığım açıklama üzerine, ortada haksızlık olduğunu tespit eden Kürt aydınları ve yazarları, bu haksızlığa karşı çıktılar. Bu haksızlığa karşı çıkma, sadece benim hakkımı koruma anlamına gelmiyor. Kendi haklarını da korumak anlamına geldiğine şüphe yoktur. Birileri haksızlık ve hukuksuzlukla karşı karşıya ise, ben de hak ve hukuk ihlalinin muhatabıyım demektir. Hak ve hukuksuzluk genel ve yaygın bir sorun olabiliyor. Ve herkese de bulaşma özelliğini taşıyabiliyor. O zaman kapsamlı bir hak ihlali ve hukuk ihlali gündeme geliyor. Hak ve Hukukun yaygın ihlal edildiği toplumların, toplulukların, milletlerin, devletlerin, örgütlerin gelişmesi ve döneme uygun atılım yapmaları olanaklı değildir. Hak ve hukukun olmadığı yerde demokratik, özgürlükçü, liberal bir düzenin yerleşmesinin ve yaşamasının şansı yoktur.

2-İlkesel, felsefe, düşünsel anlamda basın özgürlüğü konusunda önemli görüşler ve davranış biçimleri belirlendi. Bu düşünceler ve davranış biçimleri değerli olduğu kadar, olumsuz gelişmelere set çeken, engelleyen, hak ve hukukun korumasını amaçlayan değerlendirmelerdir. Her zaman için de bu düşünceler, ileri sürülen ilkeler, değerli olmaya devam edeceklerdir.

3-Bu ilkesel yaklaşımlar, düşünceler ve davranış tarzı var olan sorunumuzun çözümüne katkıda bulunmuşlardır. Her zaman bu düşünce ve davranış biçimi devam etmelidir. Bu düşünce ve davranış biçimi, olumsuzlukları, haksızlıkları, hak ve hukuk ihlallerinin engellenmesini sağlayacaktır. Görüş ve düşüncelerimizin sorunun çözünde etkin olması sevindirici olmalıdır. İleri bir adım kabul edilmelidir.

4-Sorunu olduğundan başka bir çerçeveye oturtan dostlar var. Bu doğru değildir Sorun sınırları içinde ele alınmalı. . Bu olaydan yola çıkarak Kürdistan’ın Güneyindeki basınını da objektif olarak değerlendirebiliriz. Kürdistan’ın Güneyindeki Sorunlarını gündemleştirip üzerinde tartışma yürütebiliriz. Ama sorunu kriminalize etmek Kürdistan Basınını da birey olarak bizlere de bir faydası olmaz.

Yine önemli ve ama sınırları belli olaydan çıkarak tüm basın organlarını sorumlu tutmak ve hele suçlamak hiç doğru değildir. “Kürdistan’da basın hep böyledir” diyerek toptancı bir değerlendirme yapmak lazımdır.

5-Bazı dostlar da, konuyla ilgili sorumlu arkadaşı yakından tanımış olmalarından dolayı, sorunu kişiselleştirme ve bunu da ilke düzeyine çıkram düşünce ve davranışını göstermişler. Bunun da doğru olmadığına işaret etmem gerekiyor. Birçok dost ve arkadaşın da bu davranışı doğru bulmayacaklarını düşünüyorum.

6-Bazı dostların Kürdistan24’ün ilgili bölümüyle sorumlu olan arkadaşla sorunlar olabilir. Bu sorunlarla ilgili böyle oluşmuş olan değerli bir platformda hesaplaşmaya dönüştürmek de kabul edilir bir şey değildir?

7-Bazı dostlarımın sorunun çözümlenmesinden memnun olmadıklarını saptıyorum. Bu tutumu anlamak zordur. Ama sorunun çözümlenmesinde neden memnun olmadıklarını açıklarlarsa, o zaman sorun daha bir açıklık kazanır ve konuyu o zaman konuşmak daha anlamlı olabilir. Birbirimizi anlamak daha rahat olur.

8-Bazı dostlar da sorunun neden bu kadar erken çözüldüğüne anlam vermiyorlar, ya da çok anlam yüklüyorlar. BU arkadaşlara hak veriyorum. Biz Kürtler genellikle çözümsüzlüğün ustalarıyız. Ya da çözümü zamana yayarak, işi şirazından çıkarırız. O zaman da çözüm olduğu zaman, çözümün bir faydası ve, kıymeti harbiyesi olmaz. Bundan dolayı bizim çözümle ilgili bir ezberimiz var. Bu ezberimiz bozuldu. Bozulan ezberimi bizi yanlış tutum ve yorumlara götürüyor.

Biz de yine bir alışkanlık var: Ben sorunu kamuoyuna açtıktan sonra. Bu açıklamadan sonra birçok değerli yazılar, makaleler, yorumlar, eleştiriler, tespitler yapıldı. Aynı zamanda Kürdistan24 ve sorumlu arkadaşlarla ilgili sınırı zorlayan eleştiriler ve değerlendirmeler de oldu.

O zaman sorunla ilgili olan arkadaş, “olan olmuş. İbrahim GÜÇLü zaten açıklamasını yapmış. Yazmayacağını da söylemiş. O zaman bu işin peşine düşmemize gerek yok. İbrahim’i önemsememize yeniden yazı yazması için teklif götürmemize gerek yok. Yapılan eleştiriler yapıldı. Ayrıca insanların bir kesiminin de bizim hakkımızda hep olumsuz düşündükleri de bir gerçek. Zamanla bu eleştiriler de son bulur” diyerek sorunun üstüne yatsaydı doğru mu olurdu?

Yoksa bizim eleştirilerimiz olgunlukla karşılayıp sorumlu arkadaşın takındığı olgun ve çözümleyici tavır mı doğrudur?

Galiba ikincisinin daha önemli ve olumlu olduğunu hepimiz kabul ederiz.

6- Olayı popülist bir anlayışla hayli abartan arkadaşlar, sorunu bir pazarlık olarak ele almaktalar. Arkadaşlar Kürdistan24’ün bende bir menfaati yok. Onun için bana yazı yazmak için büyük para teklif etmesine gerek yok. Böyle bir şey olsa öncelikle ben ret ederim. Ben Kürdistan24’te yazmaya başladığım zaman da onlara dedim ki, ben parayla yazmıyorum. Hiçbir zaman da yazmayı düşünmem. Kürdistan24’i bir tarafa bırakalım, Bana TRT KURDî de teklif geldiği zamanda onlara söylediğim, “benim için önemli olan görüşlerimi açıklamak. Görüşlerimi geniş kitlelere iletmek, Kürt milletine yaralı olmak istiyorum. Bunun için para istemiyorum.”

Benim sorumlu arkadaşa para teklif etmem olanaklı değil. Bunu düşünmek bile absurt ve çok büyük kötü niyetlilik olur.

Ben onlarla herhangi bir yer arasında aracı ve köprü de değilim. Türk Devleti ile Kürdistan24 arasında köprü olama. Çünkü onların aleyhinde yazıyorum. Benim yazdığım taktik olamaz.

Olan şey: İbrahim Amca/Ağabey biz senin Kürdistan24’te yazmanı istiyoruz. Geri dön. Bizim son yazı ile yaptığımız kaba bir yanlış. Bizim durumumuz şudur. Sen Kürdistan24’ü bizden fazla koruyan birisin. Yazmaya devam etmen gerekir.

Şimdi Allah için bu bir pazarlık mıdır, dostça karşılıklı görüş alışverişi mi? Dertleri ortaklaştırma mı?

Daha önce de yazdığım gibi ben Kürdistan federe Devlketini ve onun bağımsızlığa yürüyüşün, Kürtlerin tek umut kapısı olduğu için tüm resmi kurum ve kuruluşlarını, Kürdistan Başkanı Mesûd Barzani’yi, Barzaniler Hareketini, Kürdistan federe Bölge Başkanının, Başbakanı, KDP’yi koruyor, sahip çıkıyor, onlara zararın gelmesi yerine bana zarar gelmesini kabul ediyorum.

Demek ki sorun kişisel bir sorun değil. Bir kutsal milli  davadır.

Benim tutumumu karşımdakilerin davranışları değiştirmez.

Üstelik yığınla eleştirim olmasına rağmen, tek tercihim onlardır.

7-Biz başkalarının başka kurumların özgür iradeye müdahale etmesine karşıyız. Ama istiyoruz ki, biz iradeye müdahale edelim, olacak şeyler bizim dediklerimiz gibi olsun. Bu da başka problemli bir durumdur. Bu nedenle de kendimizi gözden geçirmeliyiz. Her dostum da ve ben de Kürtlerin çıkarları, demokrasi ve özgürlükler için ne gerekliye o konuda adımlar atarız.

Gelelim daha hayati konulara:

8-Düşünce-ifade ve basın özgürlüğü iç içe olan konulardır. Bu konular,  5 asır önce ele alınıp tartışılan ve kavramsallaştırılan, yasallaştırılan bir konudur. 1500 yılında Polonya’da bu konuda bir kanun yapılıyor. Vşirginia’nın 1776 yılındaki Sözleşmesi, 1789 Eşitlik, Hak ve Özgürlükle Bildirgesi, BM’nın İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Amerika Anayasasında güvence altına alınan konular.

Buna rağmen dünyada düşünce-ifade, basın özgürlüğü rejimlerim karakterlerine göre büyük sorun olmuştur. Demokratik olmayan tüm rejimlerde bu özgürlüklerin kıymeti olmadığı gibi, karşılığı ölüm olan bir durumdur. Demokratik ve yar-demokratik rejimlerde de dönemlere, hükümetlere, devlet başkanlarına göre sorunlu olmuşlardır. 

Kürdistan’da düşünce-ifade, basın özgürlüğüne bakarken meselenin tarihi arka plânın da bilmek gerekiyor.

9-Kürdistan’ın Güneyindeki basın ve basın özgürlüğü tartışılırken, öncelikle Türkiye, İran, Suriye’deki tutum ve davranışlarla Kürdistan basınını değerlendirmeyelim. Kürdistan Federe Devletinde durumun ne olduğuna bakmamız lazım. Özellikle de Güneyli arkadaşlarımızın bu konuda bilgi, yorum, görüş aktararak bize yardımcı olmaları gerekir. Biz de bu tartışmalara katılmalıyız.

Bu alanda ortaya çıkan bazı önemli konular ve sorular var. O konuları ele alınmalı ve sorular cevaplanmalıdır.

  1. Kürdistan Federe Devletinde, Siyasi partilerin ve hükümetin doğrudan sahip olduğu ya da dolaylı sahip olduğu televizyonların, gazetelerin, dergilerin, yazarlarının ve gazetecilerinin çalışma ortamı nedir?
  2. Hangi muameleyle karşılaşıyorlar?
  3. Kaç gazeteci tutuklu?  
  4. Basın yasası var mı? Bu yasa uluslar arası hukuka, düşünce-ifade, basın özgürlüğünü kapsayan sözleşmelerle bir uyum içinde mi?
  5. Basın yasası uygulanıyor mu?

10-Benimle ilgili tekil bir olaydan yola çıkarak, Kürdistan Basınında “sansur” var diye bir genelleme yapabilir miyiz? Ben Kürdistan24’te 202 makale yazdım. Bu son gelişme gibi bir gelişme ve tutumla karşılaşmadım. Sorunun yetkililerce hemen çözümlenmesi sorunun özgün olduğunu ortaya koymuyor mu? Eğer sorun özgünse, bu özgün soruna genellemelerle yorum ve çözüm getiremeyiz.

11-Kürdistan’ın Kuzeyinde ve Batısında PKK eliyle düşünce yok edildi. Düşünce-İfade ve basın özgürlüğünden bahsetmek anlamsız ve tam anlamıyla suç haline gelmiş. Bu konuda bir sessizlik var. Korku var. Bir basiretsizlik var. Karşı çıkanların ve bu özgürlükleri savunanlar, parmak sayısı kadar. Buna nasıl bir çözüm öneriyoruz?

12-Kürdistan televizyonlarının ve gazetelerinin Türkiye, İran, Suriye dışındaki devletlerde çalışmalarındaki hassasiyet ve sıkıntılar aynı değildir. Dünya devletlerindeki Kürdistan televizyon ve gazetelerinin çalışması bir hassasiyet yok. Yasalara uygun hareket etmesinden bahsedilir. Türkiye, İran, Suriye için doğrudan devletleri ilgilendiren, sıkıntıya sokan bir çalışma. Üstelik de bu devletler imkân sahibiler. İstedikleri her zaman Kürdistan basın yayın organlarının da ipini çekebilirler. Kimse de engel olamaz.

Bu durum karşısından bu basın yayın organlarının hassasiyeti gözetmelerinde Kürdistan çıkarları açısından bir sıkıntı var mı?

Biz Kürtler için, önemli olan Kürdistan basın organlarının ve televizyonlarının yaşaması mı, yoksa bizim hislerimizin tatmini mi?*

Bence Kürdistan’ın çıkarları, içinde bulunduğu zor koşular açısından Türkçe yayın da yapmayabilirler? Buna ne diyoruz?

Kürdistan 24 ya da diğer yayın organlarının yaşaması ve ayakta kalması için bizlerin yazı yazmaması da sorun olmaz diyorum.

Sorun olan, son gelişmenin özgünlüğü içindeki sakatlıklardır.

Eğer arkadaşlar benimle oturup, senin yazıların bizimle Türk Devleti arasından sorun oluyor deseydi. Benim yapacağım şey, Kürdistan24ü ve Kürdistan Federe Devletini korumak için yazmamak. Bunu da sorun haline getirilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir