KURD SİYASET ARENASINDAKİ ARAYIŞLARA DAİR

Dünyada ve ülkemizde, son 30 yılda çok ciddi siyasal ve toplumsal dönüşümler yaşandı ve yaşanmaya devam etmektedir.  Bu sosyal ve toplumsal hareketlilik silsilesi değişim, dönüşüm ve siyasal statülerde, ciddi kırılmalara yol açtı; açmaya da devam ediyor. Bu toplumsal hareketlilik başat aktörlerin irade ve süreci algıma yeteneklerine bağlı olarak da, bazen ileri bazen geriye dönük değişim ve gelişim seyrini gösterebilmektedir. Dünyadaki bu dönüşüm sancıları, çoğunlukla toplumlar için altın tepside olanak ve fırsatlar sunmaktadır ancak kimi toplumlar için de bu değişimler bir kabus topuna dönüşmektedir. Bu fırtınalı süreçlerde belirleyici olan toplumların örgütlü ve nesnel taleplere göre şekillenip şekillenmediğine bağlıdır…

Zaman dilimi içerisinde değişen ve farklılaşan politik iklim doğal olarak bireylerin ve örgütsel yapıların farklılaşmasını da beraberinde getirmektedir. Otuz yıl önce aynı örgütsel hukuka tabi olanların devamlılık ve verimlilikten yoksun bir şekilde farklı kulvarlarda yol aldıkları ya da atıl kaldıklarını hepimizce bilinen bir gerçektir. Bu gerçeği değiştirmek ya da farklı göstermek güneşi balçıkla sıvamaya benzer. Dolaysıyla eski aidiyet ya da politik gelenekten gelen insanların bugün bağlayıcı bir hukuka sahip olduklarını iddia etmek gerçeklerle bağdaşmıyor. Eski siyasal geleneklerinin gölgesinde kendilerine “yeni” sıfatını yakıştıranlar bireysel çıkarlarını ve niyetlerini perdelemek için örgüt hukukundan söz etmektedirler. Hangi hukuk diye sorulduğunda bu bayların aklına ilk gelen şey koltuk ya da bir iki iş ihalesine sahip olma hukuku geliyor. Oysa köprünün altında çok su aktı. Yıkanmak ve yenilemek istedikleri su aynı su değildir. Dolaysıyla beyhude çabalarla akıntıya kürek çekmektense reel düşünmek, reel davranmak ve reel hareket etmek en doğru yoldur. Geçmişin değer yargılarını ve emeğini yok sayarak, yaşanmış bir süreci görmemezlikten gelinerek başkalarına hakaret ve iftira etmekten haz duyan kişilikler genellikle görevli ve sicili misyonerlerdir. Bu misyonerler Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin tarihini ters yüz etmek için genellikle kuytu karanlıklarda, gölgelerine masal anlatmayı bir mücadele biçimi olarak düşünüyorlar. Baskın ve egemen olan güçler karşısında el pençe duran bu baylar genellikle Don Kişotvari bir tarzla geçmişleriyle savaşmayı örgütsel bir faaliyet; yaşanmış değer ve emeği hiçe saymayı da bir başarı olarak görüyorlar. Bu kategoriyi oluşturan görevli misyonerler, kötülükler tanrısı gibi bütün zamanların  umut kırıcılığı görevini yürütmektedirler. Bu tür bireyler genellikle eski geleneklerin tümünde mevcuttur. Ortak paydaları yeni sahiplerine şirin görünmek için eski dostlarına düşmanlık etmek ve karalamak kampanyalarında basit bir rol almaktır. Yeni sahipleri tarafından işleri bitince ya da posaları çıkarılınca çöp sepetinin dibini boylarlar. Çöplüğün derinliklerinde tepindikçe de Kürdistani değerlerin miadını doldurduğunu söyleme cüretini gösteriyorlar. Oysa miadını dolduran egemenlerin kapısında el pençe duran ve sömürgeci değerleri yücelten, Kürd halkına cellatlarıyla barışık olmayı telkin eden hatip ve borazanların ta kendileridir. Anlaşılan “Savaş kural tanımaz” ya da “kurşun adres sormaz” mantığının ideologları şimdi de sahiplerine şirin görünmek için  toplumsal paronayı meşru gösterme görevini üstlenmişlerdir. Bu bayların “aydın” ve “öncü” vasıfları bir nevi kanalizasyon levazımcıların rolüne benzer. Mevcut kirliliğe ve çürümüşlüğe kılıf bulma ve “temiz” göstermeyi yurtseverliğin bir erdemi olarak görüyorlar!? Her nedense toplumsal kirlenmenin ve suça ortak olma gibi gerçeklikler göz ardı ediliyor ya da görmemezlikten geliniyor. Önceden planlanmış ya da yönlendirilmiş gündemler peşinden kitleleri koşturarak Kürdistani gerçeklere kulak tıkamış; “ben merkezli” bir politikayı dayatıp, kendilerini dünyanın kıblesi olarak lanse eden diktatörsel tekçi zihniyet, Kürd toplumunu “zorun rolü” metoduyla yeniden iğdiş etmek ve Kürdistan’ın güneyindeki tarihi kazanımları yok etme için şeytanla ittifak yapmayı tercih ediyorlar. Bu çevreler bir nevi Kürd ve Kürdistan fobisini/sendromunu yaşıyorlar.

İletişim çağında yaşıyoruz ya, oysa en büyük iletişimsizliğin yaşandığı bir sürece tanıklık ediyoruz. Güç dengelerinin tahtırevanın da ayakta kalma savaşı/savaşları her geçen gün daha da acımasızca devam etmektedir. Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin tarihsel fırsatlarını değerlendirme ve “geç kalmışların avantajlarını” kullanma maharetini göstermek  politik bir öngörü gerektiriyor. Ancak Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin gönüllü yıkım ihalesini alan/üstlenenler tıpkı arenadaki boğalar gibi ısmarlama gündemler peşinde  Kürdistan halkını koşturarak güçten düşürme, nihayetinde düşmana boyun eğme ve peşinde koştuğu hedeflerin birer beyhude çaba olduğuna ikna etmeye çalışıyorlar. Her türlü anti demokratik ve İttihat ve Terraki bir tarzla tüm tanrısal buyrukların ve doğasal yaşamın kendileriyle başlatıldığını çevreye hipnoz etmek için bütün toplumsal, sosyal iletişim yöntem ve araçlarını kullanabiliyorlar. Toplumsal değerlerden ve sosyal ahlaktan uzak kişisel ve ailesel çıkarlar için her türlü kötülük ve kirli ittifaklardan çekinmeyen, ulusal değerleri salt pazarlık amaçlı sahiplenmekteler. Bunların ulusal ve sosyal etkinlikleri dönemseldir. Ne zaman ki  ciddi anlamda ulusal talepler yaşamsal zeminle örtüşmeye yüz tutarsa efendilerinden almış oldukları taktiklerle rota değişikliğine başvurmaktalar.

Bunlar, iğdiş edilmiş “aydın”ların ve yandaş kanat sözcülerin vasıtasıyla içeriği boş vahiyleri algılama ve yorumlama aklıyla, kitleleri tanrısal buyruklarla kutsamayı, yönlendirmeyi ve geleceğe dair umutsuzluğu perçinleştirmek için olmadık  mantık dışı yol haritalarını birer kurtuluş reçetesi olarak topluma empoze etmektedirler. Bunlar varlık sebeplerini farklılıkları yok etmek üzerine inşa ettiler ve derin devlet aklıyla uzun bir yol haritasının girdabında  yol alan bu dinozor kadro bütün duyarlı beyinleri ve çevreleri yok etme, teslim alma ya da etkisiz hale getirmek için  kara bir propaganda savaşını yürütmeyi ulusal bir erk olarak görmekteler. Yalanı gerçek gerçeği yalan diye süsleyip kitleler nezdinde pazarlamayı büyük bir başarı olarak değerlendirmekteler. Bu görevli ve sıfatlı tayfa bütün zamanlarda her türlü Kürdistanî yaklaşım ve çabaları önlenmesi gereken birer hedef olarak algılamaktalar.

Şimdi de gelgelelim encümeni danışın kürd versiyonuna! 1970’lı yıllardan bu yana dinamik, yenilikçi ve değişimin motorize gücü olan genç bir kuşağın karşısında  yenilginin derin izlerini yaşayan ve karanlık labirent sokaklarda kendini ve dar menfaat kliniğini yaşatmayı “ulusal” erk olarak yansıtan ancak bütün zamanlarda  nefret ve kin hezeyanın dışavurumundan başka hiç bir şey yapmayan ve yapanları suçlayan, engelleyen mevsimsel aktörlerin var olduğunu biliyoruz. Özellikle bu kütleyi organize eden güçlü ve derin kollarla korunan kimi misyonerler kirli oyunlarına yön ve şekil vermek için akıl ve mantık ölçülerini zorlayarak bir takım transferlerle kendileri meşru göstermek ve aklama oyununu sahnelemekteler.

Farklı zamanlarda mevcut toplumsal fırtınaların sonuçlarından etkilenmeyen ve mevsimsel görevlerini ifa eden bu küçük bir kütle tıpkı bukalemun gibi bütün zamanların fotörlü ve sıfatlı aktörleridir. Bu baylar 40-50 yıldır  birkaç yandaş birey olarak çevrelerine anlattıkları mistik öykü ve masalları bugün torunlarına anlatmayı bir mücadele biçimi sunuyorlar. Oysa aynı nehirde insan bir kez yıkanabildiği gerçeğini unutuyorlar. Yaşam, tecrübe ve deneyimlerden süzülen düşünce birikimiyle geleceğe doğru  yol almaktadır. Dolaysıyla yaşamın tecrübelerinden ders çıkaramayan ve hala izbe köşelerde nostaljik duygu ve hikayelerin tılsımlı atmosferinde kulaç atmaya çalışanlar yaşamın acı gerçeğiyle yüzleşmekten kurtulmayacaklardır. Atılan her adım, girişilen her çaba karanlık ve kirli yüzlerini teşhir edecektir. Komploların baş aktörü ve mimarı olan  bu baylar, bugün bile genç kuşakların Kürdistani duruşları karşısında öfke ve korku nöbetlerine tutulduklarını biliyoruz. Bu öfke ve intikam duygularını çocuklarına, torunlarına aşılayarak geri dönüşü olmayan hataların mimarlığını üstleniyorlar. Tarihi gerçekleri ve Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin en dinamik, en kitlesel ve en verimli evresini yok sayarak, görmemezlikten geliyorlar. Kürdistani değerleri ve emeği yok sayıyorlar. Bu yetmezmiş gibi kimi çevrelerce bir takım iddialarla dışlanmış kimi “yıkım işçilerini” transfer ederek Kürdistani damarın yoğun olduğu mücadele geleneğine karşı Haçlı seferleri gibi ucube yamalarla baskın gelmeye çalışıyorlar. Oysa güneş balçıkla sıvanmadığını hepimiz biliyoruz. Bu baylar kendi yanlışlarını ve hatalarını  kabul edeceklerine taktıkları at gözlüyle yanlışlar kulvarında mesafe almayı umut ediyorlar. Ama nafile, beyhude bir çaba!!! Çünkü her şeyden önce kendi çocuklarına ve aile çevrelerine hükmetmekten uzaklar! Yaşam kin ve öfke duygularıyla, hayalli beklentilerle şekillenmemektedir. Tam aksine coşkun ırmaklar gibi okyanuslara doğru yol almaktadır. Doğanın bir yasası gereği çoğu kez önüne çıkan yıkıntı ve moloz yığınını bir kenara iterek kendine yol açmakta ya da  varacağı noktaya kadar bu yıkıntıları beraberinde sürükleyerek kalması gereken noktada bıraktığını kabullenmekten zorlanıyorlar. Ama er geç bunu anlayacaklar. Bu baylar bir nevi efendilerinin hizmetkarları gibi yenilgilerin katsayısıyla nemalanmakta ve bütün tarihsel fırsatlar karşısında yıkıcı ve engelleyici görevlerini ifa etmekte ustalaşmışlardır. Komplo ve ayak oyunlarının baş aktörleri olarak bütün zamanlarda kendilerinden söz ettirmeyi çok iyi biliyorlar. Yıllarca Kürdistan mücadelesinden uzak, kuytu karanlıklarda nemalanma peşinde koşan bu baylar, ne zaman ki toplumsal oluşumların/örgütlenmelerin ihtiyacı hissedilirse bunlar tarihsel görevlerinin gereği halayın başına paraşütle atanırlar ve canla başla görevlerini ifa ederler. Kısacası zindan yaşamımın ardında 13-14 yıldır, kürd siyasetini yakından izleyen ve zaman zaman dolaylı ya da direk bir takım somut gözlemlerim oldu. Gördüğüm ve inanmaya başladığım bir gerçek var. Ne zaman toplumda kürdistani bir örgütlenme çabaları hasıl olursa kimi aktörler sahneye çıkarlar ve birlik umudunu törpülemeye başlarlar. Bu aktörler genellikle egemen olan güç dengelerin beklentilerine yanıt verecek şekilde hareket ediyorlar. Kanımca Kürdistan siyasal arenasında Beko Ewan rolünü oynayan bu aktörlerin bir an önce kendileriyle ve toplumla yüzleşmeleri gerekiyor.

Kanımca ulusal ve siyasal talepler ekseninde dizayn edilmiş ve bugünden yarına yol alan yeni bir siyasal aidiyet oluşturmak, yeni bir vizyon yeni bir dil ve yeni dinamizmi odağına oturtan siyasal bir yapıya ihtiyaç vardır. Bu yapının yol güzergahı dün-bugün-yarın denklemin tamamlayıcı unsurlarını bünyesinde toparlayan üretken, genç ve dinamik Kürdistani açık ve meşru bir yol haritasına ihtiyaç duyulmaktadır. Son yıllarda tanık olduğumuz siyasi yelpazedeki yalpalanmalar, zikzaklar ve basit ayak oyunlarına baktığımızda sanki sahnede Dante’nin İlahi komedyasının sahnelendiğini düşünürsünüz. Gölgeleriyle kavgalı olan kimi Kürd siyasal aktörler yapıcı ve birleştirici vasıflarını öne çıkaracaklarına tam aksine yıkıcı dağıtıcı ve köstekleyici vasıflarını göstermekten, hissettirmekten ve konuşturmaktan  çok  hoşnutlar gibi. Oysa yaşadığımız süreç, yüzleştiğimiz tarihi fırsatlar ve uluslararası konjektürel iklim, bizi bir an önce ulusal taleplerle şekillenmiş siyasal bir yelpazede buluşmaya, olanca farklılıklarımızla birlikte ulusal bir zeminde ortaklaşmaya gitmek ulusal ve toplumsal örgütlenmeyi gerçekleştirmek zorunluluğuyla yüzleştiriyor. Ancak etrafımıza daha kapsamlı ve daha derinlikli baktığımız zaman mevcut siyasal atmosferin Kürdistan  Ulusal Kurtuluş mücadelesinin lehine yeni fırsatları sunduğunu hemen herkes tanıklık edebilir. Ne yazık ki sömürgeci güçler egemen ve baskın olmanın avantajlarına dayanarak korku ve yalanlar vadisinde  yeni oyunlar sahnelenmektedir. Aydın onuruna sahip ve ulusal kimliğinden taviz vermeyen her bireyin yapması gereken öncelikli görev, bu yıkım ihalesine bir dur demek ve ulusal demokrat bir Kürdistani hat oluşturmaktır.

Diğer bir nokta da dünün birçok kavram ve argümanlarının günümüzün ihtiyaçlarına yanıt vermediğini görüp koşullara ve sürece denk düşen bir teşhis ve çözüm reçetesine gereksinim duyulmaktadır. Soğuk savaş atmosferinde şekillenen ve ideolojik kalıplar içinde biçim almış kadroları tekrar dizayn etmek ve yeniden kaldığımız yerden devam etmek akıntıya karşı kürek çekmekle eş anlamlıdır. Dolaysıyla geçmişin birikim ve deneyimlerini özümseyen ve günümüz ihtiyaçlarına uygun araç ve yöntemleri benimseyen geleceğin ulusal politikalarına denk düşen siyasal örgütlenme metodunu yaratmak başat görevlerimizden biridir. Bundan dolayı her şeyden önce politik arenada hareket kabiliyeti olan genç, dinamik ve düşünsel birikimi olan ve yaşam karşısında tecrübe ve sezgisiyle yetkin olan kadro ihtiyacının tespiti çok önemlidir. Daha sonra bu kadroların tıpkı bir orkestradaki her bireyin görev ve sorumlulukları belirlemek ve ortaklaşıcı bir bilinçle yeni bir ses, yeni bir ahenge kavuşturmak ve bunun sunumu yapılabilinirse yeni yapının temel taşları atılmış olacaktır. Plansız, projesiz ve hukuksuz salt günü kurtarma adına dostlar alışverişte görsünler mantığıyla hareket eden ve her türlü toparlanma, yenileme veya birlik teşebbüsü havanda su dövmeye benzer. Yıllar sonra emekliliğin bezgin sıkıntılarından kurtulmak ve bencil çıkarları için politik kulvarlar da arz-ı endam edenler öncelikle kendileriyle barışık olmalıdırlar. Aksi durumda gölgeleriyle kavga eden ve sanal alemde Don kişotvari bir tarzla kılıç kuşanan aktörlerin yapabilecekleri tek şey, rakiplerinin yanlışlığını ve “alternatifsizliğini” kitleler nezdinde kanıksanmasına yardımcı olacaklar ve istemeden de olsa onların meşruluğunun onanmasına katkı sunacaklardır. Politik yelpazedeki arayışların, girişimlerin kısacası her türlü çaba ve metotların günün ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde yeniden dizayn etmek, toplumsal dokuya uygun örgütlenme araç ve gerekçelerini temin etmek gerekiyor.

Yolun düşerse kıyıya birgün

Ve mavilikleri seyre dalarsan

Denizin

Dalgalara göğüs geçirenleri

hatırla

Selamla Yüreğin sevgi dolu

Çünkü onlar fırtınaya

savaştılar

Eşit olmayan savaşta

Ve dipsizliğinde enginin

göçüp gitmeden

sana liman gösterdiler

uzakta

Brunger

Cano amedi              24.02.2014

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir