“Hükümet=Ak Parti Mi, PKK Mi Çatışmayı Başlattı?”Sorusu Egemenlik Savaşını Gizlemedir…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmial.com)

Başlıkta soruyu sorarken bilinçli olarak “hükümet=Ak Parti” kavramını kullandım. Çünkü PKK, “benim sorunum askerle değil. Ben Askere değil, hükümete ve Ak Parti’ye karşı mücadele ediyorum” dediği içindir. PKK, bunun da gereğini yapıyor. Polisi, hükümet=Ak Parti gücü gördüğü için özellikle de polise saldırıyor.  Son Dağlıca olayı, PKK’nın söylediklerinin de gerçekle ve PKK’nın dediklerinin ötesinde başta İran olmak üzere başka uluslararası güçlerin çıkarlarıyla örtüştüğünü ortaya koydu.

Ama asıl analiz etmek istediğim sorun bu değil.

Asıl olarak, “Hükümet=Ak Parti Mi, PKK mi Çatışmayı Başlattı?” sorusunu analiz etmek istiyorum.

Son günlerde, siyasetçiler başta olmak üzere,  televizyon programlarında ve yazılı basında bu sorunun cevabı aranıyor. Bu aktörlerin hepsi de bu sorunun cevabının çok anlamlı olduğunu kitlelere, bize anlatmak istiyorlar.

Ben ise, bu sorunun çok anlamlı olmadığını düşünenlerdenim. Siyasetçilerin, televizyonların ve yazılı basının bu sorunu ortaya atmaları, bu soru etrafında koca koca analizler yapmaya çalışmaları, gerçeği ya da gerçekleri örtbas etme olduğunu düşünüyorum.

Siyasetçilerin, televizyonların ve yazılı basının bu sorusuna karşı ben de farklı belki da daha anlamlı bir soru sormak istiyorum. Ondan sonra asıl gerçeğin ya da gerçeklerin neler olduklarını ifade etmeye ve analiz etmeye çalışacağım.

Benim de sorum iki yönlü. Bir yönü hükümeti ilgilendirir, ikinci yönü PKK’yı ilgilendirir.

Sorumu bu iki yönüyle sorarsam: “1- Devleti yöneten güç olması itibariyle egemenlik hakkını korumak uğruna hükümet=Ak Parti: Gittikçe silahlanan, Kürtler için değil kendisi için egemenlik alanı talep eden PKK’ya savaş açmayacak mıydı?”. 

“2-PKK’da bu kadar silah yığınağı yaptığına, insan silahlandırdığına, İran’a ve müttefiklerinin stratejisine göre hareket ettiğine ve Suriye’deki modeli Türkiye’de uygulamak isteğinden dolayı hükümet=Ak Parti’ye savaş açmayacak mıydı?”

Bu sorulara vereceğim cevap “evet”tir. O zaman gerçek ne asıl ona bakalım.

                                                 *****

Her devlet, otoriterinin ve egemenliğin, şu veya bu karakterde, şu yada toplumsal ve sınıfsal güce, şu ya da bu millete ve etnik topluluğa dayalı olarak (faşist, totaliter, monarşik, oligarşik ya da demokrat; ulus devlet ya da ulusa dayaklı olamayan ulus-üstü federal devlet) örgütlenmesi ve yapılanması demektir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, böyle bir devlettir. Önceleri Kemalist sivil ve asker bürokratik elite dayalı olarak kurulan, zaman içinde koşullara göre egemenliğin toplumsal ve sınıfsal gücünü genişleten; Kürdistan’ı işgal ve ilhak ettiğinden dolayı da sömürgeci karakter kazanan, Türk etnik yapısına dayalı olarak yapılan ve örgütlenen otoriter, faşizmin içselleştiği, sömürgeci bir devlet.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu yapısını korumak ve egemenliğin devam ettirmek için yüz yıldır bağımsızlık isteyen Kürtlerle, egemenliği paylaşmak isteyen toplumsal ve sınıfsal güçlerle savaşıyor.

Devletin bugüne kadar savaştığı güçten birincisi Kürt ulusal güçleridir. Bu savaş büyük katliamlarla devam ede geldi. İkinci güç, çeşitli karakterler (Sosyalist, Komünist, Liberal Demokrat, İslamcı) ortaya çıkan toplumsal ve sınıfsal muhalefettir.

Türk devleti, günümüzde de bu yapısını korumak istemektedir. Bu yapısını korumak için de, birçok yol ve yöntem kullanmaktadır. Bu yol ve yöntemlerden biri de Kürt ulusal hareketini ve toplumsal muhalefeti içerden yönetmek için, o alanlarda örgütlenmesi önemli bir özelliği olmuştur.

                                                    *****

AK Parti de, bu devleti 13 yıldır yöneten partidir ve hükümettir. AK Parti Hükümeti de, devletin egemenlik gücü devam ettirmek ve daha da güçlendirmek, egemenlik alanını genişletmek için çalışma yürüttü ve egemenliği korumaya çalıştı. Halen de bu misyonla hareket ediyor. Devletin egemenliğine karşı bir tehdidin olması halinde bunu bertaraf etmek görevindeydi ve görevindedir.

AK Parti Hükümeti, Devlet tarafından projelendirilen PKK’nın bölge ülkeleriyle ilişki kurmasından sonra, kendisi için sınırlı da olsa egemenlik alanını inşa etmek istemesi, devletin egemenlik alanının daraltmak anlamında bir tehlike olarak kabul etmiştir!!.

Doğal olarak ve devlet yönetme misyonundan dolayı bu tehlikeyi bertaraf etmek, kendisini güçlendirmek ve sürekli iktidar gücü yapmak için çalışmıştır. Tabi bu tehlikeyi bertaraf ederken Kürtlerin devletin sahibi olmasını, egemenliği paylaşmasını isteme diye bir stratejisi ve projesi olamazdı. Kürtlerle ilgili bireysel alandan belli açılımlar yapmaktan öteye bir şey yapamazdı.

AK Parti Hükümeti, kendisi için egemenlik talebinde bulunan PKK’yı bertaraf etmek ve Kürtlerin egemenlik mücadelesinin de önüne geçmek için, “Çözüm Süreci” denilen hikâyeyi yazmaya ve bunu hayata geçirmeye çalıştı.

AK Parti Hükümeti, Öcalan’ı Ergenekon’dan koparıp kendi kontrolüne aldıktan sonra, Öcalan vasıtasıyla PKK’yı silahsızlandıracağını, Kürtlerin egemenlik mücadelesini de PKK eliyle engelleyeceğinin hesaplarını yaptı. Devleti de bu tarz da yönetmek istedi.

Oysa biraz devlet yönetme basireti ve kabiliyeti olan birilerinin PKK’nın silah bırakmayacağını bilmesi gerekirdi.

Ayrıca Öcalan istese de, PKK’nın silahtan vazgeçmeyeceği gün gibi açık olan bir gerçekti. Üstelik Öcalan’ın bile PKK’nın silahı bırakmasından bir menfaati yoktur. O PKK’nın silahlı haliyle var olan ve “değer gören” biridir. PKK’nın silahı bırakması halinde kendisinin bir kıymetinin olmayacağını, olamayacağını bilecek kadar bir kaba akla sahiptir.

Öcalan’ın 2013 Newroz’unda yaptığı açıklamanın aynı günü, bir televizyon programında, PKK’nın silah bırakmayacağını tereddütsüz ifade ettim. Nedenlerini de sıraladım.

PKK’nın Kürt ulusal hareketini bloke etmesi, Kürt siyaseti üzerinde monopol kurmasının, halk içinde korku salarak kendisine taraftar toplamasının, kendi çıkarlarını ve bağlı olduğu devletlerin çıkarlarını korumasının; silahlı yapısına bağlı olduğunu bilecek kadar bir akla sahip. Ayrıca silah olmadığı zaman: PKK’nın olmayacağı, lümpen ve üretim dışı kesimleri temsil eden PKK’nın Kürtler içindeki yüzde 2-3 desteği olmasına rağmen, Kürtlerin oylarının yarısının desteğini kazanmasını, bu silahlı yapısına bağlı olduğu da tartışmasızdı.

AK Parti Hükümeti, ilk planda belirli Saiklerle, Öcalan’ın istemesi halinde PKK’nın silahsızlanacağına inandı. O da Öcalan’ın büyüklüğüne inandırıldı. Bilmedi ki, PKK’de Öcalan’ın üstünden daha üstün ve büyük güçler var.

Ama AK Parti Hükümeti, zaman içinde PKK’nın silah bırakmayacağını ve PKK’nın daha çok adam silahlandırdığını, bunu belli devletlere dayanarak yaptığını anladı. PKK yöneticileri de bu konularda pervasız açıklamalar yapmakta da bir beis görmediler.

AK Parti Hükümeti bunu anlayınca, bir yerden itibaren PKK’yı sınırlandırmak ve önüne geçmek, devletin egemenlik gücünü korumak zorundaydı. Bugün olup-biten de budur.  

                                                    *****

 PKK ta başından beri, Öcalan’ın 2013 Newroz’unda “silahlı mücadele dönemi bitmiştir”, “PKK’nın silahsızlanması ve silahsız bir yöntemle amaçlarına ulaşması gerekir” dediği andan itibaren, silah bırakmama kararındaydı. Bu nedenle, o tarihten sonra ipe un sermeye başladı. Silahı bırakmamak için her gün farklı bir taleple ortaya çıkıyordu. Yeni bir bahane bulmaya çalışıyordu

Açıkça küçük yaştakileri dağa götürüyor, eğitiyor, silahlandırıyor. Silahlı eylemleri kırsal ve şehir merkezlerinde yapıyor. Silahlı yol kontrolleri yapıyor. Şehirler içinde silahlı güç oluşturmaya çalışıyor. Taraftarlarını silahlandırıyor. Halktan ve işverenlerden haraç alıyor. Adam dağa kaldırıyor ve onları mahkeme ediyor. Kendi mahkemelerini kuruyor. Kendi vergilendirme ve cezalandırma ünitelerini oluşturuyor. Lice yolunu aylarca kapatabiliyor. Sivil halka baskı ve şiddet uyguluyor, Cizre’de ve Silopi’de mahallelerde hendekler kazıyor, özerklik ilan ediyor. HÜDA-PAR’a karşı eylemler yapıyor ve HÜDA-PAR üyelerini öldürüyor. Okulları ve dershaneleri yakıyor. İnsanları o okullarda yakılmasında bir beis görmüyor ve bir vicdan muhasebesi yapmıyor.

Bütün bunlara Ak Parti Hükümeti de göz yumuyor.

Suriye’deki iç savaştan dolayı kendisi için elde ettiği yeni olanaklarla, silah bırakmama, baskı ve şiddet eylemlerinde pervasızlaşmaya başladığı görülüyordu.

6-7 Ekim 2014’de “Kobani Eylemleri” sırasında 50 kişinin ölümüne yol açması, Hükümet için tahammül sınırlarının zorlandığı nokta oldu.

Hükümetin kafasına her yanıyla tokmak vuruldu.

7 Haziran Genel Seçimlerinden önce, PKK/HDP’nin AK Parti karşıtı olşan Kemalist ve Kemalist olmayan güçlerle ittifak etmesi, hükümeti düşman ilan etmesi, cumhurbaşkanına “seni başkan yapmayacağız” stratejisi etrafında AK Parti karşıtı güçlerin darbe vasıtası ve Truva atı haline gelmesi. Seçim sonuçlarında, Ak Parti’nin hükümet olmasının engellenmesi, bardağı taşıran son damla oldu.

PKK bir kez daha asıl yüzünü seçimlerde ortaya çıkardı. Asıl kuruluş amacını gösterdi.  Bu amacının: Kürt ulusal hareketini engellemek ve kontrol etmek, Kürt siyasi ve toplumsal ulusal güçlerini ve örgütlerini tasfiye etmek; Kemalist devletin yeniden inşasında ve darbelerin yapılmasında bir aracı olduğu ortaya çıktı.

İşte bütün gelişmelerin üst üste ve alt alta gelmesi ve sentezleşmesiyle çatışmalar başladı.

Amed, 11 Ocak 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir