Bağımsız, Konfederal ve Federal Devlet ile Demokrasi ilişkisi…

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com)

 

Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkından, Kürt milletinin kendi kendisini yönetmesinden bahsettiğimiz zaman bağımsız, konfederal ve federal devlet konusu bir çözüm modeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Kürt milleti ile ilgili sorunu, genel bağımsız, konfederal ve federal devlet yapılarından ayrı ele almak mümkün değillerdir. Bağımsız, konfederal ve federal devlet, evrensel anlamda, ulusların kendi kendilerini yönetme biçimlerini ve mekanizmalarını, sıradan olmayan örgütlenmesini teşkil eder. Bağımsız, Konfederal ve Federe Kürdistan Devleti, ya da başka uluslara ait devlet örnekleri özgünlükler taşımaktadırlar. Ama evrensel modellerle özgün modeller arasında niteliksel bir farklılık söz konusu değildir. İç-içe olan ve ana özelikler olarak benzeşen modellerdir. 

Devlet sorunu ve özellikle de federal devlet sorunu gündeme geldiği zaman, devletlerle demokrasi ve özellikle de federal devletle demokrasi ilişkileri anlamlı olmaya başlamaktadır. 

Federal devlet, farklı ulusal ve etnik grupların; uluslar, ideolojiler, dinler ve mezhepler, sınıflar üstü ortak devletleri olduğuna göre, “federal devlette birlikte ortak bir yaşam sürdüren farklı ulusal ve etnik gruplar, nasıl eşitçe kendi kendilerini yönetebilirler, yeni ve ortak bir egemenlik sistemi yaratabilirler?” sorusu hayati bir önem kazanmaktadır. 

Bu konuya ilişkin olarak da okuyucularımdan ve Kürt siyasetçilerinden yoğun bir sorgulama mesaj ve önerme ile karşı-karşıya kalıyorum. 

Bu bağlamda sorun üzerinde durmayı önemli gördüm. 

                                                       ***** 

1789 Fransız Devrimi’nden sonra ulusal devletlerin oluşması ya da ulus devletler sürecinin insanlığın hayatına girişinden sonra, bir devlet bünyesinde birçok ulus birlikte yaşıyorsa, bu ulusların ilişkisi önemli olmaya başladı. Özellikle de ulus devletler, tek ulusun egemen, emperyal, sömürgeci; diğer ulusal ve etnik toplulukların bağımlı ve sömürge konumlarında olması halinde, egemen, emperyal ve sömürgeci ulusla bağımlı ve sömürge ulusal ve etnik topluluklar arasındaki ilişkiler kaçınılmaz olarak çatışmayı içinde barındırmak durumunda kaldı. Ulus devletin olgunlaşmaya ve daha kapsamlı yapılanmaya başlamasından sonra, bu uluslar ve etnik topluluklar arasındaki ilişkiler çatışma dinamiğine dönüştü. Uluslara arasında savaşlar boy verdi. 

Ulus devletlerde, uluslar ve etnik gruplar arasındaki ilişkiler, ideolojik ve mekanizmal sistematik müdahalelerle darlaşmaya, otonom ve özerkliklerin yok olmasına yol açmaya başladı. 

Bu tarihsel dönemde devletle rejimler ve demokrasi arasındaki ilişki farklı bir düzeyde daha anlamlı olmaya başladı. Oysa demokrasinin tarihi çok eski ve Yunan geleneğine dayanmaktadır. Ama demokrasi, kategorik olarak insanlığın hayatının tümünü kapsayan bir sistem ve rejim yapısına sahip değildi. Ulus devletlerin oluşmasından sonra, devletlerle  demokrasi arasındaki ilişki kategorik olarak daha bir açığa çıkan bir durum oldu. 

Bütün düşünce akımları kategorik olarak devlet ve demokrasi ilişkileri ile ilgilendiler. Ama esas olarak Marksist-Leninist düşünce akımı ile Liberal demokrat akım insanlığın bu temel sorunu üzerinde durmuşlardır. 

Marksist-Leninist düşünce akımına göre, işçilerin ve emekçilerin devleti, demokrat devletlerdir. Burjuvaların devletleri de demokrasiye tekabül eder, buda her hal ve şartta diktatörlüktür ve faşizmdir. Yani Marksist-Leninist düşünceye göre, her hal ve şartta işçi sınıfı, emekçiler ve onların öncülerinin devleti olumluluğa tekabül eder. Bu demokrasi mi, yoksa demokrasi değil mi, bu konuda da bir netlik söz konusu değildir. 

Benim düşünceme göre,  Marksist-Leninist literatürdeki devlet ve rejimin, demokrasi ile ilgisi yoktur. 

Sosyalizmin kendisi, demokrasiye alternatif bir rejimdir. Ama ne zaman ki, sosyalizm demokrasi karşısında yenilmeye ve ihtiyaçlara cevap vermemeye başladı, o zaman sosyalizmin en iyi demokrasi, sosyalist devletin en iyi demokratik devlet olduğu ileri sürüldü. 

Bunun bir demagojiden öteye bir şey olmadığını düşünüyorum. 

Liberal demokrat düşünce akımına göre, demokrasi işçilerin ve emekçilerin devleti ve burjuva devletine göre kategorize edilmez. Liberal demokrat düşünce akımına göre, demokrat olan burjuva devletler olduğu gibi otoriter, faşizan burjuva devletleri de olabilir. Yine liberal demokrat düşünceye göre otoriter ve faşizan sol/sosyalist devletler olabileceği gibi, demokrat olan sosyalist devletler de olabilir. 

Sosyalist kuram, demokrasiyi ve devleri sınıfsal kategorilere göre tanımlarken, liberal düşünce akımı devletleri ve demokrasileri sınıfsal kategorilere göre tanımlamaz. Devletleri ve demokrasiyi, sınıflar, ideolojiler, dinler ve mezhepler üstü, uluslar üstü parametrelerle tanımlamaya çalışır. 

Ben de liberal demokrat düşünce cephesinde yer alıyorum. Devlet ve demokrasi konusundaki yaklaşımlarımı belirleyen parametreler, liberal demokrasinin parametreleridir. 

Devlet ve federal devlet demokrasi ilişkisine de bu parametreler için de bakıyorum. Benim paradigmam buna göre oluşuyor. 

                                                              ***** 

Ulus Devletler: İç ve dış sömürgeleri bulunan ulus devletlerin demokrasiyle ilişkileri kesinlikle sorunludur, aynı zamanda bu ulus devletler kendi içlerinde birkaç kategoriye ayrılabilirler. Dış sömürgelere sahip olan Batılı ulus devletleri, kendi iç yapılarında tam olmazsa da demokratik bir rejim oluşturmaları olanaklı olabildi, ama bu ulus devletin kendi sömürgeleriyle ilişkileri kesinlikle sorunlu, hatta literatürün sınırlarının zorlanması halinde bu ulus devletlerin demokratik olmayan devletler kategorisinde ele alınmaları yanlış olmaz. 

İngiltere ve Fransızların, dış sömürgelere; Fransa’nın Cezayir sömürgesine ve diğer denizaşırı sömürgelere sahip olduğu, İngiltere’nin Hindistan ve güneşin batmadığı geniş sömürge ülkelerine sahip olduğu tarihsel dönemlerde,  sömürgelerle ilişkileri onların demokrasilerini zehirlediği gibi, kesinlikle sorunlu bir hale getirmiştir. 

Ulus devletlerin dış sömürgelerinin konumları da demokrasiye bir alan açmakta yada kapatmakta. Sömürge ülkelerin ve ulusların sahip oldukları kültürel ve idari hakların kapsamı da dönerek dış sömürge sahibi olan ulus devletin demokrasinin genişliğini ve derinliğini tanımlamaktadır. 

Dış ve iç sömürge uluslarına sahip devletler de, tek egemen, emperyal ve sömürgeci bir ulus vardır. Bu ulus tek başına iktidar etmektedir; iç ve dış sömürge uluslar, iktidarı paylaşma ve kendi kendilerini yönetme hakkından mahrum oldukları gibi, çoğu zaman kültürel haklardan da mahrumdurlar. 

Bu ulus devletleri, üniter, otoriter, merkezci olmak zorundadırlar. Bu bağlamda bu ülkelerde, egemen ve emperyal olan ulusun bile iktidarı paylaşmasından çok, belirli elitlerin, özellikle asker ve sivil bürokratik elitlerin egemen oldukları görülmektedir. Bu devletleri demokrasi olarak tanımlamak olanaklı değildir. 

Üniter Devletlerin bile iktidarın paylaşımı, demokrasi, birlikte yaşayan ulusların ilişkileri bakımında farklılaştıkları, farklı kategoriler içinde tanımlandıkları söylenebilir. Franko İspanyasında, İspanya ulusal ve üniter bir devletti. Bu tarihsel dönemde İspanya’da tüm uluslar; Katalanlar, Basklılar ve diğerleri bütün özgürlüklerinden yoksundular. Bundan dolayı da, İspanya, otoriter, faşist bir devletti. 

Franko rejiminin yıkılmasından sonra, İspanya Devleti üniter bir devlet olarak yaşamına devam etmesine rağmen, İspanyol ulus devlet yapısından bir dönüşüm ve değişim yaşandı. İspanya, birlikte yaşayan tüm ulusların devleti haline geldi. Yeni bir anayasa yapıldı. İspanya’daki Basklılar, Katalanlar, İspanyollular kendi bölgelerinde ve ülkelerinde kendi kendini yöneten uluslar haline geldikleri gibi, genel ve merkezi iktidarı ortakça paylaştılar. 

Bundan dolayı da, İspanya Devleti üniter bir devlet olmasına rağmen, demokratik bir devlet özelliğine kavuştu. Demokratik olarak tanımlanması, işleyiş yapısıyla da kabul gördü. 

Türk Devleti, tam anlamıyla üniter ve devlet-ulus yapısına sahiptir. Türk Devleti’nde Türk ulusu, egemen ve sömürgeci bir ulustur. Kürt milleti, kendi kendilerini yönetme hakkı başta olmak üzere bütün ulusal haklarından mahrumdur. Bu nedenle de Türk Devleti, İkinci Dünya Savaşı sonrasında 1946 yılından bu yana demokratikleşme iddiaları taşımasına rağmen, demokratik bir devlet olamadı. 

Şu açık bir gerçek ki Kürtler kendi kendilerini yönetme hakkı dahil tüm ulusal haklarına kavuşmadığı; Kürtler, Türklerle statü ve haklar açısından eşit uluslar haline gelmedikleri sürece, devletin demokratikleşmesi olanaklı değildir. Devlet, faşist özelliklerini torpillese bile, otoriter, oligarşik, elitik, sömürgeci ve despotik yapısını korumak zorundadır. 

Buradan ortaya çıkan önemli sonuçlardan biri, iç ve dış sömürgelere sahip olan egemen ulusların ve devletlerin, demokratikleşmesinin tek şartı, sömürgelerinin kazandıkları yeni konumla, egemen uluslarla sömürge ulusların statü ve haklar açısından eşitlenmesiyle doğrudan ilişkilidir. 

Konfederal Devletler, bağımsız devletlerin, belirli bir yeni egemenlik sistemi içinde egemenlik haklarının bir kısmından feragat etmesi, yeni bir egemenlik sistemini yaratmalarıdır. Konfederal Devletler, farklı ulusların devletlerinin birlikte yaşama konsepti ve yeni bir egemenlik sisteminin benimsenmesi olduğundan, demokratik olması kaçınılmazdır. 

Yoksa farklı ulusal ya da federal devletlerin konfederal bir devlet oluşturmaları olanaklı değildir. 

                                                       ****** 

Federal devletler, egemen, sömürgeci ve emperyal ulusların hükmettiği bir devlet olamaz. Bu devlette bütün uluslar eşit bir statüye ve eşit haklarına sahiptirler. Bu devletler, uluslar, sınıflar, ideolojiler, dinler ve mezhepler üstü, tabir caizse vasıfsız devletlerdir. Ama bütün uluslar, kendi bölgelerinde özgür ve egemen; bütün ulusal, siyasal, sosyal, idari ve kendi kendilerine yönetme hakkında sahip oldukları gibi, merkezi iktidar da tüm ulusların demokratik seçimlerle ve diğer karar mekanizmalarıyla tespit ettikleri temsilcileri tarafından oluşan devletlerdir. 

Federal devletlerde, bütün devlet mekanizmaları, birlikte yaşayan uluslar tarafından oluşturulma haklarına sahiptirler. Cumhur Başkanı, ortak ve sırasıyla tüm uluslara ait olur. Hükümet, ortakça ve temsil gücüne göre yetkililerin değişimiyle oluşturulur, Meclis, kesinlikle tüm ulusların ve etnik grupların ortak meclisi olur. Her ulus kendi özerk, otonom, federe egemenlik bölgesine sahip olur. Ordu ve diğer güvenlik kuvvetleri de, ortak yaşam sürdüren farklı ulusların yapısına göre şekillenir. 

Federal devletlerin, demokratik olması kaçınılmazdır. Hem de çoğulcu, federal, gelişkin, derinlikli bir demokrasiye sahip olmak zorundadırlar. 

Federal devletler, demokrasiyi kaybettikleri ya da demokrasiyi kurumsallaştırıp bir yaşam biçimi haline getiremedikleri zaman, federal devletin yaşaması olanaklı değildir. 

Federal devletin hayati nefes borusu, demokrasidir. Demokrasi son bulduğu zaman, kalbi duran bir insan gibi federal devletin hayatiyeti de son bulur. 

Federal Devletler, farklı ulusların birlikte yaşama, ortak hayat sürdürme, birlikte yönetmesinin kaçınılmaz olduğu devlet örgütlenmesidir. 

Bunun yanında, homojen ulusların da federal bir sistemi benimsemeleri olanaklıdır. Belçika, Irak, İspanya, Kanada, birinci tür yani farklı ulusların birlikte yaşamlarını dizayn ettikleri federal devletlerdir. Almanya ise, homojen bir ulus olmasına rağmen, gelişmek, demokraside katılımcılığı yaratmak, demokrasiyi derinleştirmek ve genişletmek, hak ve özgürlükleri korumak, daha fazla üretken olmak, ekonomik olarak refah seviyesini yükseltmek için federal devleti benimsemiş bir örneklemedir. 

Bundan çıkarılacak sonuç, federalizm sadece farklı ulusların birlikte statü ve haklar açısından eşit olduğu bir yaşamı kurmak için değil, daha fazla gelişmek, daha fazla üretkenlik, daha fazla demokrasi ve özgürlük için de federal devlet bir açık tercih ve somut yeni bir devlet projesi ve planlaması olarak insanlığın gündemine girmiştir. 

 Kürt ve Türk ulusunun, diğer etnik grupların Türkiye’de statü ve haklar açısından eşitçe yeniden birlikte bir ortak yaşam kurmaları; Demokrasinin yaşam biçimi haline gelmesi; eski tarihsel haksızlıkların ve ayrımcılığın son bulması; devletin asgari düzeyde federal bir tarzda yapılanması, yani uluslar, ideolojiler, dinler ve mezhepler, sınıflar üstü bir devletin kurulması gerekir. 

Bu federal devleti yaşatacak ruh, gıda, demokrasidir. Demokrasi olmadığı zaman, federal bir devlet olmaz. Federal devlet kurulduktan sonra demokrasisi öldüğü zaman da, federal devlet ölür. 

Amed, Aralık 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir