Siyaset ve Edebiyat İlişkisi

Pirtûka Wêje: Siyasetin edebiyat üzerindeki etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz? Bağ ve ilişkiler nerede başlıyor, nerede bitiyor? En sağlıklı izlenmesi gereken yol sizce nasıl olmalı?

Cevap: “Siyaset” ve “Edebiyat” birbirinden farklı iki disiplin olduğu tartışmasızdır. Ama zanedildiği, bazı ideolojik ve felsefik yaklaşımlar kapsamında ifade ve tanımlandığı gibi birbiriyle irtibatlı olmayan ve birbirinden uzak iki disiplin de değildir.

Doğal olarak her iki disiplin de, hayatla, insanla, milletle, milletin mücadelesiyle, hayatın ve milletin değişmesi, gelişmesi, yönetimiyle ilgili iki disiplin olduğu da tartışmasız.

Öncelikle her iki disiplinin, kısaca bir tanımlamasını yapmak lazımdır. Ondan sonra iki disiplinin ilişkileri, bu ilişkilerin nerde başlayıp nereden sonlandığını, birbirlerine etkisini ortaya koymak daha olanaklı olur.

Edebiyat Nasıl tanımlanmalı?

Edebiyat, Arapça kökenli bir kavramdır. “Edep” kökünden türetilmiştir. Görgü ve terbiye; yaşama ilişkin hikâye ve gözlemlerden beslenen bir kavram. Ama Avrupa dillerinden önemli bir kavram olan literatürden de beslenen ve oluşan bir disiplin.

Edebiyatçılar arasından, ortak bir edebiyat tanımı yoktur. Fikir ekollerinin ve edebiyatçıların farklılığı, edebiyatın tanımında da farklılıklar ortaya çıkarmıştır.

Bilinen bir şey var ki, edebiyat kavramı Platon’un “Devlet” eserinden bu yana bilinen ve tanınan bir kavram. Platon, edebiyata hayatın yansıması olarak tanımlamış. Ben de bu tanımı genişleterek katılıyorum.

Bana göre de edebiyat, hayatın, hayatta olan bitenlerin, doğada olan olağanüstü gelişmelerin, özel yetenekleri olan kültür ve yazım üretenlerin beynine yansıyanlar ve bu yansımaların özel bir dil ve yetenekle yazılarak somutlaşması ve sunulmasıdır.

Bu tanıma bağlı kalarak diyorum ki, edebiyat, hayatın kendisi ve bir anlamda aynasıdır. Böyle olunca edebiyat eserleri okuduğun zaman hayat deryasına dalarsın.

Edebiyat konusunda birçok kuram da var. Kuramlar, yazımızın konusu olmadığı için üzerinde durmuyorum.

Tabi ki, edebiyatta gerçek hayat kadar, edebiyat eserini ortaya koyan yazarın, edebiyatçının duyguları, düşünceleri, hayalleri, senaryoları da önemlidir.

Bundan dolayı edebiyat aynı zamanda, gerçek hayata ait olanlarla yazarın duygu ve düşüncelerinin bir sentezidir.

Edebiyat, aynı zamanda bütünlüklü bir disiplindir. Toplumun ve hayatın tümünü kapsar ve toplumun damarlarına işler.

Edebiyat, bir milletin kültür normlarından ve disiplinlerinden biridir. Bir milletin kültürünün içinde en geniş alanı işgal eden bir disiplindir. Hayatın ve kültürün tümünü yeniden üreten, artıran, zenginleştiren, sorgulayan bir disiplindir de.

Çok uzun ömürlüdür. Çağları kapsayan bir ömre sahiptir. Zaman içinde derinleşen, genişleyen, zenginleşen, aynı zamanda türünü de artıran bir disiplindir.

Siyaset nasıl tanımlanmalı?

Siyaset, en genel ifadesiyle devletin yönetimini yapma, yürütme, devlet işlerini düzenlemedir. Siyaset de, Arapça kökenli bir kavramdır. Yunan toplumsal ve siyasal yaşamında siyaset, polise ve devlete ait etkinliklerdir. Devlet de, iktidar, egemen, hükümran olanın yaptığı yönetim işlemleri ve düzenlemeleridir.

Çıkarsama yapılırsa:

Siyaset, bir yönetme sanatı ve hatta bilimidir. 

Devlet yönetimini ve kontrolünü ele geçirmedir.

Devlet ve hükümet işlemlerini ve uygulamalarını değiştirme, yönlendirme işidir.

Bireyler ve toplumsal gruplar arasında güç ve liderlik ve egemenlik yarışıdır.

Ayrıca en genel anlamıyla, “Bir takım maharet ve hünerlerle, çoğu kez dürüst veya ahlaki olmayan şekilde uygulamalarla karakterize edilen etkinliklerdir.

“Bir toplumda yaşayan insanlar arasındaki ilişkiler karmaşasının bir toplamıdır.

“Yaşanılan zaman veya gelecek için kararlar almak ve uygulamak için koşullar ve verilerin ışığında alternatifler arasından seçilen eylem veya eylemleri ortaya koymak, belirlenen yöntem veya biçimlerde uygulamaktır.

“Özellikle bir devlet organının uygulanabilir icraat ve genel amaçlarını ana hatlarıyla açıklayan yüksek düzeyli planlardır.”

Bu tanımlardan yola çıkarsak, edebiyat ve siyaset toplumun ve milletlerin en büyük icraatlarıdır.

Edebiyat pasif, siyaset aktif icraattır.

Edebiyat, geliştirme, değiştirme, kültürü zenginleştirme, insanları olgunlaştırma amacıyla dolayı yönlendiricilik misyonuna sahiptir. Aynı zamanda siyaseti de olgunlaştırma, bilgiye dayalı bir şekilde yapılmasını sağlayan bir disiplindir.

Siyaset, doğrudan insanları yönetme ve hükmetme işlemidir. Bütün disiplinlerden yararlanmak istediği gibi, edebiyattan da yararlanır. Onu da kendi tekeline almayı hep düşünür.

Ama hayat, bu genellemelerin ötesinde bir oluşumdur.

Toplumlar, halklar, milletler farklı sistemler ve rejimlerle yönetilmektedirler.

Otoriter, teokratik, totaliter, monarşik, faşist, otoriter sosyalist, bonapartist, Kemalist, baasist, nazizst rejimlerde, onlardan nitelik olarak farklı olan demokrasilerde: Edebiyat ve siyasetin rolleri, misyonları, oluşumları, birbirlerini etkilemeleri, hatta tanımları bile nitelik olarak birbirinden farklıdırlar.

Sizin sorduğunuz soru da bu farklılıklar ve ayrımlar içinde ele alındığı zaman anlamlı, dönüştürücü, değiştirici olabilir.

Çağdaş, Katılımcı, Modern, Seküler Federal ve Çoğulcu Demokrasilerde, edebiyat ve siyaset özgür ve otonom bir alanda, doğal bir düzlemde ve seyirde, zorlama olmadan birbirini etkilerler, birbirlerine tabir caizse hükmederler.

Bu demokrasilerde, rejimin edebiyatı yoktur. Parti edebiyatı ve tarikat edebiyatı yoktur.

Siyaset, edebiyata hükmetmek istemez. Onu geliştirmeye, ondan gelişmiş haliyle yararlanmaya çalışır.

Daha önce sıraladığım demokratik olmayan rejimlerde ve sistemlerde, siyaset kurumu hayatın her alanına hükmetmek ve yönetmek ister. Edebiyat ve diğer alanlara otonom ve özerk bir alan bırakmaz. Bütün bu alanları denetlemeye çalışır. Dolayısıyla bu demokratik olmayan rejimlerde, rejim, iktidar, kral, teokrat, diktatörün edebiyatı vardır. Var olması da istenir.

Bu bakış açısıyla sorun ele alınırsa: Demokrasilerde siyaset ve edebiyat iki ayrı özerk ve otonom alanlardır. Bu iki disiplinin ilişkilerinin nasıl olacağı, özgür bir “rekabet” ortamda tayin edilmiştir. Siyaset edebiyata müdahale etme cüretini gösteremez.

Demokratik olmayan rejimlerde, hayatın her alanına olduğu gibi, edebiyat alanına da hükmetmek, hükümranlığı altına almak olağan bir durumdur.

İzlenecek en sağlıklı yolu Türkiye ve Kürdistan’daki bizler ve tüm bireyler açısından belirtirsem:  Edebiyatçılar, siyasetten, yönetenlerden, siyasi partilerden bağımsız, özerk, otonom ürün vermelidirler. Eğer siyaset yapıyorlarsa, siyasetin demokratikleşmesi, giderek sistem ve rejimin demokratikleşmesi için çaba sarf etmelidirler.

O zaman edebiyatın siyaseti, siyasetin de edebiyatı (edebi), insanların çıkarlarını merkez alan bir platformda ve çerçevede gelişir.

 

                                            ******

Sonuç olarak da MEWROZ’unuz kutlu olsun. Bu Newroz, Kürdistan’ın Güneyinde devletleşmeye olanak sağlasın. Demokratikleşmenin gelişmesine katkı sağlasın. Bireysel ve Kolektif hak ve özgürlüklerin tanındığı ve güvenceye bağlandığı ortamı yaratsın. 

Amed, 20 Mart 2017 

İbrahim GÜÇLÜ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir