PKK’nın savaşına karşı duralım ve kaçırılan gazetecilerimize sahip çıkalım

İbrahim GÜÇLÜ

(ibrahimguclu21@gmail.com) 

Kürtler için barış, dayanışma, sevinç, heyecan günü olan Newroz’da PKK’nın kurmaylarından biri olan Cemil Bayık’ın Kürdistan Demokrat Partisi kişiliğinde, Kürtlere, Kürdistan Federe Devletine karşı savaş ilan etmesi, olsa-olsa bir delilik, çılgınlık, Kürt düşmanlığı olabilir. 

PKK, bu çılgınlığından vazgeçmiş değil. Savaş için, Kürdistan Federe Devletine, KDP’ye karşı kendi müritlerini hazırlıyorlar ve kafalarını yıkamaya devam ediyorlar. 

PKK’nın, bu çılgınlıkları yeni değildir. On yıllardır devam eden bir çılgınlık. Kürdistan Federe Bölgesine karşı olan çılgınlıklarının sonucu binlerce Kürdistan pêşmergesi ve binlerce Kürdistan genci yaşamlarını kaybetmek durumunda kaldılar. 

Kürtlere karşı olan düşmanlıkları sonucu, on binlerce Kürdün katledilmesine yol açtı. 

Cemil Bayık bu yılın Newroz’u vesilesi ile yayınladığı iki bildiri de, KDP kişiliğinde Kürdistan Federe Devletine karşı savaş başlatacaklarını açıkladı. Kürdistan Federe Devleti, bütün parçalardaki ve dünyadaki tüm Kürtlerin de evi olması bağlamında da, PKK’nın savaş ilanı bütün Kürtlere karşıdır. 

Cemil Bayık’ın Almanya için hazırladığı görüntülü konuşmada diyor ki: “Şimdiden bu yılın çok çetin geçeceği görülüyor. Çünkü Türk devleti ve KDP yeni saldırılar için hazırlıklar içindeler.”

Oysa ortada olan gerçek, PKK’nın sömürgeci İran devletinin isteği ve planı kapsamında saldırılar içinde olması, bu saldırılarını artırmak istiyor olmasıdır.

Cemil Bayık,  “Her alanda ihanet ve işgalciliğe karşı mücadelesini büyütmeli. Ulusal birlik KDP ile olmaz, çünkü KDP tercihini soykırımcılardan ve işgalcilerden yana yaptı, soykırımcı/işgalci Türk devletine hizmet ediyor” diyerek taraftarlarını savaşa çağırdı. 

Cemil Bayık Kandil için hazırlanan videolu ikinci görüntülü konuşmasında da aynı nefret söylemlerini, savaş kışkırtıcılığını yaptı. Saldırıya geçmenin net mesajlarını verdi. 

Cemil Bayık’ın açıklamasının, İran’ın Kürdistan Federe Devletinin başkenti Hewlêr’e yaptığı füzeli saldırılardan sonrasına denk gelmesinin, İran Devletinin direktifleri doğrultusundan hareket ettiğinin en önemli işaretidir. 

Ayrıca İran’ın PKK’ya verdiği bu direktifin hedefinin KDP değil Kürdistan Federe Devletinin statüsünün yıkılması, bütün Kürtlere yönelik bir saldırı olduğunu da gösteriyor. 

Çok açıkça görmek ve anlamak gerekir ki: KDP’yi hedef göstermek, Kürdistan Federe Devletini ve tüm Kürtleri hedef göstermektir. 

PKK’nın yıllardır Kürdistan Federe Devletini ortadan kaldırmak için mücadele ettiği, Kürdistan siyasi partilerini ve liderlerini meşru görmediği, sömürgeci devletlerin desteğiyle sürekli iç müdahalelerde bulunduğu, örgüt ve insan satın aldığı, fiili saldırılarla pêşmergeleri katlettiği de bilinmektedir. 

Kürdistan’ın bağımsızlık referandumuna karşı çıktığı, referandum sonrasından Kürt düşmanlarıyla ittifak ederek Kerkük’’ün işgaline katıldığı da bilinmektedir. 

Kürdistan’ı ve PKK’yı iyi tanıyan siyasi stratejisyenler, PKK’nin direk olarak Kürdistan Federe Devletini hedef alacak bazı şehir eylemleri yapmayı planladığını düşünüyor. Ayrıca Nisan ayı ile beraber Peşmerge güçlerine saldırıların da başlayacağı da gelen yorumlar arasındadır. Ben de bu görüşü paylaşıyorum.

Bütün Kürtler, Kürdistan örgüt ve partileri, Kürt yurtseverleri, yazarları ve kanaat önderleri bu tehlikeye karşı dikkatli olmalılar. Bu tehlikeye karşı açık tutum takınmalılar. PKK tabanındaki Kürtlerin bu kötülüklere alet olmamaları konusunda uyarıcı olmalıdırlar. 

PKK’nın Kürdistan Federe Devletinde ve Batı Kürdistan’da çıkması için sistemli, sürekli bir kampanya başlatmalıdırlar. 

KAÇIRILAN GAZETECİLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM… 

Bundan 55 gün önce Azadiya Rojavayê Kurdistanê’nin gazetecisi Sebrî Fexrî Kamışlı’dan; 40 gün önce iki ARK TV ve Rêbaz NEWS muhabiri-habercisi-gazetecisi Dara Ebdo Haseki’den ve Ehmed Sofi Bane Qesrê Köyünden PKK/PYD çeteleri tarafından kaçırıldılar.  Onların akıbetleriyle ilgili bir bilgi ve açıklama yok.  PKK/PYD’nin gerçek olmayan hukuk dışı iddialarıyla gözaltına alındıklarıyla ilgili genel bir bilgi var. 

Gazeteciler Ehmed Sofi, Sebri Fexrî aynı zaman Suriye Kürdistan Demokrat Partisinin üyeleri. Dara Ebdo, Şaxi Partisinin Meclis üyesi. 

Bu ismi geçen gazetecilerden başka, birçok ENKS üyesi ve yöneticisi de PKK/PYD’nin elinde esir durumdadırlar. Daha önceki tarihlerde de Kürt yurtseverlerinin, Kürdistan partilerinin yönetici ve üyeleri de gözaltına alındılar, işkence edildiler, sakat bırakıldılar, daha sonra da serbest bırakıldılar. Öldürülenler de oldular. 

Hiç şüphe yok ki, üç gazeteci kardeşimizin PKK/PYD çeteleri tarafından esir alınmaları, akıbetlerinin karanlık olması tesadüf değildir. 

PKK, her Kürdistan parti ve örgütünden daha fazla basının önemini kavramaktadır. Basının, toplumların, devletlerin, örgütlerin, özellikle şiddet yandaşı terör örgütleri, kendileri PKK için çok önemli olduğunu pratiğiyle bilmektedir. 

Bilindiği gibi, PKK hiçbir önemli güç ve örgüt olmadığı zamanlarda, sömürgeci devletleri basın organları vasıtasıyla Kürt gençlerinin, Kürt insanının kafasına bir zehir gibi akıtıldı. 1990’lardan sonra PKK, kendi basınını yaratıp, bu alanda bir tekel oluşturduktan sonra, Kürtler üzerinde, hatta Kürt aydınları üzerinde büyük bir egemenlik sağladı. Beyinleri rahatlıkla yıkama olanağı buldu. 

Sömürgeci devletlerin basını da, PKK’nın onların çıkarları için kurulan bir örgüt olduğundan; Kürtlerin yok edilmesi sürecinin devamında, Kürdistan milli hareketinin, Kürdistan parti ve örgütlerinin tasfiyesinde PKK bir devlet aparatı olduğu için basın ona hizmet etti. Kürt insanına, PKK’nın Kürtlerden ve Kürdistan’dan yana-taraf göstererek; kendi sömürgeci emellerini gerçekleştirdiler. 

PKK, kendi basınında sürekli bir şekilde yalana ve manipülasyonlara başvurdu. Toplumda ciddi bir bilgi kirliliği yarattı. Yalanla doğruları birbirine karıştırdı, toplumda çoğu insan PKK basının etkisiyle doğrularla yanlışları birbirinden ayırt edemedi. Halen de o tehlikeli süreç devam ediyor. Nelerin Kürt milli çıkarlarına uygun, nelerin uygun olmadığını ayırt edemedi. 

Kürdistan ve Kürt milli çıkarlarından yana olan gazeteciler, basın-yayın organları, televizyonlar, gazeteler, dergiler; onların yöneticileri, yazarları, gazetecileri, muhabirleri, PKK’nın Kürtlere karşı olan düşmanca hareketlerini, politikalarını, uygulamalarını gösterdikleri ve açığa çıkardıkları; yalanlarını deşifre ettikleri için, PKK tarafından düşman kabul edilmektedirler. Bundan dolayıdır ki, Kürdistan24, Rûdaw, diğer Kürdistan Televizyonlarının; gazetelerinin, dergilerinin bürolarını yaktılar, kapattılar; muhabirlerini ve habercilerine işkence ettiler.

 İsmi geçen üç gazeteci kardeşimizin kaçırılmaları da bu anlayışın, PKK’nın Kürt-Kürdistan basınına, esas olarak da Kürtlerin tümüne olan düşmanlığının bir sonucudur. Kaçırılan gazetecilerin Batı Kürdistanlı olması, onlar için daha anlamlıdır. Onları kendileri için daha büyük tehlike olarak görmeleri daha da doğaldır. Çünkü onlar güncel gerçeklere daha fazla vakıftırlar.

Bütün Kürtler olarak, Kürdistan örgüt ve partileri olarak, Kürt yurtseverleri, yazarları ve kanaat önderleri olarak üç gazeteci kardeşimize sahip çıkalım. Birçok açıdan, birçok platform vasıtasıyla, Kürdistan’da ve Kürdistan dışından PKK/PYD üzerinde baskı oluşturalım. 

PKK/PYD’ye destek olana uluslararası güçler, devletler düzleminde gazetecilerimizin serbest bırakılması için ilişki geliştirelim, çalışma yürütelim. 

Güney Kürdistan Basınının bu konudaki sessizliğine anlam vermek olanaklı değildir. Onların da harekete geçmeleri, bu konuyu sürekli ve her gün manşetlerine taşımaları için uyarıcı olmalıyız. 

Onların serbest bırakılmasını sağlamalıyız. 

Diyarbekîr, 5 Mart 2022

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *