NİSAN KARANLIĞI

Meteorolojik bir olay mıdır yoksa siyasi bir zulmün yansıması mıdır bilinmez ama Türkiye Kürdistan’ında nisan ayı geceleri ekseriyetle bulutlu, yağmurlu, sisli, puslu ve çok karanlık geçer, Kürtler buna “Tarîya Nîsanê”, nisan karanlığı derler.

            İşte 1925 yılında böyle yağmurlu ve karanlık bir nisan gecesinde Şeyh Sait efendi ile yanındaki 400 atlı süvari bulundukları Solhan ilçesi Girvas (Arakonak) köyünden, Varto ilçesinin Habîban (Haksever) köyüne hareket ederler. Burada üç gün konaklandıktan sonra Bulanık-Malazgirt hattına doğru gitmek üzere “Korta Avrêzê” denilen bölgedeki Melhemli, Tar, Darebi, Avrez, Zoro, Kaniya Mara, Koriya, Mamaxik vb köylere doğru giderler. Yanında damadı Melekanlı Şeyh Abdullah, bacanağı Binbaşı Kasım ve Kayınbabası Aşağı Hacıbeyli Şeyh Ali (Şêx Elîyê Şêx Mûsa) ve Karameşe şeyhlerinden Cemil bulunmaktadır.

            Habiban köyü, Şerafettin dağlarının kuzey yamacında kurulmuş olup Ezini (Azdini) aşireti mensuplarının yaşadığı Sultaşi (Ocaklı), Karameşe, Goma Hüs (Hüseyinoğlu), Darebi (Dutözü) gibi gurup köylerin merkezi durumundadır. Bu gurup köylere dahil olan Rındaliya (Buzlugöze) de Şeyh Bahattin ailesi ve Zazalar, Aşağı Hacıbeyde Şeyh Ali ailesi, yukarı Hacıbeyde Moxeli aşiretine mensup Kujê ve Xeto aileleri, Zorabat köyünde ise Şeyh Mustafa ve oğlu Şeyh Cemil yaşamakta ve bu köylerin tamamına suyun diğer tarafı anlamına gelen “wîyalî avê” köyleri denilmektedir. Bu köyler, Bazikan ve Hoşan derelerinin birleşmesinden meydana gelen ve Murat nehrinin en büyük kolu olan Büyük Su “Ava Mezin” deresiyle Varto ovasından ayrılmakta ve bu köylerin tamamından Varto ilçe merkezini görmek ve seyretmek mümkün olmaktadır.

            Habiban köyünde, askerlere teslim olma veya yola devam etme noktasında Şeyh Sait ve beraberindeki bazı ağa ve şeyhler arasında önemli tartışmalar cereyan etmekte, çok ciddi güven bunalımıyla birlikte karşılıklı kuşkular oluşmakta ve büyük bir psikolojik yıkım ve baskıyla Habiban köyü bir gece yarısı terk edilmektedir.

Zira 25 Mart günü Varto’yu Omeran ve Zikti aşiretleri ile, Şeyh Abdullah ve Binbaşı Kasım ikilisinden geri alan ve Hanşeref dağının Kura Kêrsê tepesinde kurduğu topçu bataryasıyla İnak köyü ve Varto ilçe merkezindeki Cıbranlı Halit Beyin konağını hedef alarak buraları top mermileriyle döven Osman Nuri Koptagel komutasındaki askerler, bu sefer aynı topçu bataryasını Varto’nun güneyindeki Keladızk ve Harabeyakup köyü tepelerine kurarak top namlularını Habiban ve bağlı gurup köylere çevirmişlerdi. Bu durum ta Gırvastan`dan buraya kadar çeşitli hile ve entrikalarla getirilen süvarilere, neyin ima edilmeye çalışıldığını gün gibi ortaya koyuyordu. Bu da askerlere teslim olmayı yeğleyenlerin elini biraz daha fazla güçlendirmekteydi. Bütün bu faaliyetler, çıplak gözle Varto ve Habiban`dan fark edildiği için, olası bir katliamın yakın olduğunu gören Binbaşı Kasım, şeyh Abdullah’tan da aldığı destekle teslim olmanın daha yararlı ve uygun olduğunu ileri sürerek, kafile arasında büyük bir psikolojik propagandaya girişir. Bu noktada artık güven bunalımı had safhaya ulaşmış ve taraflar birbirlerine kuşkulu gözlerle bakmaya başlamış ve büyük bir psikolojik yıkım meydana gelmiştir. Fakat Şeyh Sait ve kayın babası Şeyh Ali’nin kararlı ve dirayetli davranışlarıyla kafile yola devam kararı alır  ve gece yarısına doğru Habiban`dan ayrılarak Abdurrahman paşa köprüsüne doğru yola çıkarlar.  Zorabat ve Aşağı Hacıbey arasındaki Mêrga Selo (Selimin çayırı) denilen ağaçlı mıntıkaya geldikleri duyumunu alan Aşağı Hacıbeyliler Şeyhin önünü keserek “Abdurrahman Paşa köprüsünün askerler tarafından tutulduğunu, köprüden geçişin riskli olacağını, bu noktadan suyu geçmelerinin daha doğru olduğunu” söylerler. Gece karanlığında çoluk çocukla birlikte suyu geçmenin köprüye tercih edildiğine sinirlenen Binbaşı Kasım, kafiledekilerin sigara içmelerini de bahane ederek yüksek sesle kızmaya ve bağırmaya başlar, “Xerabêyakup ve Keladizk yamaçlarında asker kaynamaktadır, sizin sigara ateşiniz bizleri hedef durumuna getirmeye ve ele vermeye sebep olabilir” deyince, kafiledeki bazı süvariler, bunun karşı tarafa bir mesaj olduğunu ileri sürerek onu vurmaya çalışırlar. Fakat Şeyh Sait ve Şeyh Ali var olan güven bunalımının daha fazla derinleşmemesi, birlik ve bütünlüğün bozulmaması adına buna karşı çıkarlar. Burada kafile Hacî Ewê ve Cindî önderliğindeki yüzücüler tarafında sudan geçirilerek Derik  (Yedikavak), Karaseyit (Özenç), Çalbuhur (Bağiçi), Xinzor (Kayalıdere), Şîp (Sanlıca), Aner (Değerli), Dêrik (Kumlukıyı) hattını kat ederek İspeya (Yurttutan) köyünden “Korta Avrêzê`ye” gelirler.  Burada İspeya köyünden Mistoyê  Emer öncülüğünde Goma Sirkê ile Mamaxik arasındaki geçitten Murat nehrini geçmeye çalışırken, Şeyh Maruf hariç bu mıntıkadaki bazı şeyh ve ağaların teşvikiyle Xandiris olarak adlandırılan Çağsor, Mele Xıdıra, sê gıra, kani çotık köylerinde yaşayan bir kısım Biliki (Bilikan) aşireti mensupları, atını murat nehrinin ortasına doğru süren Şeyh Sait Efendiyi kurşun yağmuruna tutarlar. Şeyh Sait Efendi, olası bir çatışmaya ve kardeş kavgasına meydan vermemek için geri döner ve 3-4 km yukarıdaki Seyidan köprüsünden geçmeyi dener, bundan da başarılı olmayınca, süvarilerini melhemlinin karşısındaki “Gırbızın”  Keçi tepesinde toplar, Binbaşı Kasım ve Şeyh Abdullah ile istişareye başlar. Bu kadar büyük bir süvari birliğiyle dolaşmanın riskli ve külfetli olduğu kararı alınır. 40-50 atlının dışında diğerleri evlerine gönderilir. Önce bu havalideki Erebo ve Misûri aşireti mensuplarıyla vedalaşır. Dönüş yolunda Aner, Karaköy ve Karapınar arasındaki Qiri Göl denilen yere gelince bu köylerdeki bazı ağa ve şeyhler tarafından saldırıya uğrar ve bir atı vurulur. Hinzor köyüne gelince Osmanê Kiho ve Felemezle birlikte birkaç atlıyı, Abdurrahman paşa köprüsünün geçişini kontrol etmek üzere gönderir. Binbaşı Kasım Çalbuhur’a yakın “Kevirê Ker” denilen yerde bunlara yetişerek, kendi mahiyetinde köprü güvenliğini kontrol etmenin daha uygun olacağı talimatını verir. Şeyh Çalbuhur köyüne yetişince, burada en son Dêrik, Kraseyit, Kers, Înaq, Mergemist, Kunav, Başkent ve Seferek’li süvarilerle vedalaşarak 3-4 KM batıdaki Abdurrahman Paşa köprüsüne doğru yol alır. Her vedalaşmada büyük bir dramatik olay yaşanır.

            Çalbuhurdan Abdurrahman Paşa köprüsüne doğru gelirken Şeyh Sait efendinin  yanında sadece 40-50 kişilik bir süvari gurubu vardır ve bunların çoğu Cibranlı ağa ve şeyhlerin çocuklarıdır. Şeyhin atının dizginini Kalecik köyünden Gurê Qolo çekmekte yanında Binbaşı Kasımın kardeşi Reşit ve akrabaları, Şeyh Abdullah ve Şeyh Ali ile diğer ağa ve şeyhler bulunmaktadır. Köprünün her iki yakasındaki vadide pusuda bekleyen Osman Nuri’nin askerleri, Tepe, Aynan, Zirink köylerindeki çeçen milisler ve Hormek aşireti milisleri bulunmaktadır. Şeyh Köprünün ortasına gelince, birileri bağırarak “askerler yakalayın Şeyh Sait geçiyor” diyerek uyarıda bulunuyor. Bir rivayete göre Şeyh Sait elini tüfeğine atıyor, atın dizginini çeken Gurê Koloya tüfeği doldurma emrini veriyor. Fakat o esnada bazı şahıslar, asker ve milisler üzerine atlayarak onu derdest ederler. Başka bir rivayete göre ise Çalbuhuırdaki vedalaşma esnasında şeyhin silahını elinden alan birileri  tüfeğin mekanizmasını çıkardığı, köprüdeki o bağırma esnasında elini tüfeğine atan Şeyh Sait, tüfeğin boş olduğunu görünce atını var hızıyla sürüyor, fakat Doğdap köyüne doğru o dar virajda asker ve milisler tarafındaki kovalamaca da yakalandığı söylenir.

            Her ne suretle olursa olsun entrika, hile ve ihanetin, sevgi saygı ve kararlılığın birlikte yaşandığı Habiban, Melhemli ve Abdurrahman Paşa köprüsü doğrultusunda, 14 Mart 1925 günü kocaman bir dini ve milli hareketin dramatik bir şekilde sonlandığı gerçeği söz konusudur. Şeyh Sait ve yanındakiler atlarıyla ve heybeler dolusu altınlarla yakalanır. Aynı gece Bitlis’te Cibranlı Halit Bey 14 arkadaşıyla birlikte kurşuna dizilir Harekata katılan bütün şeyh, ağa ve aşiretlerin büyük çoğunluğu birbirleriyle akrabadır. Harekata hanımları ve çocuklarıyla birlikte katılmışlardır. Mêrga Selo`da Kasım beyin yanında hanımı Gülo hanım da vardır, ancak Gülo hanım onlarla Melhemliye gitmez Harabeyakup köyünde İsmailê Qudê ye misafir olur ve oradan Varto’ya döner. Ancak çok sonradan Binbaşı Kasım’ın diğer hanımından olan ve Kolanlı İsmailê Temo ile evli olan kızı Çaçê Xatûn, anneliği Gülo hanımın Varto’ya bir mektup getirdiğini, mektubun kime verildiği ve mahiyetinin ne olduğu hakkında bir bilgi bulunmamaktadır.

Bu yazıyı birilerini yüceltmek veya suçlamak maksadıyla değil, doksan yıl önce gerçekleşen ve karanlıkta kalan bazı yanlış bilgilerin aydınlatılması maksadıyla yazdım. Ogün hareketin karşısında olanların veya içinde olanların aslında birbirleriyle çok yakın akraba ve dost oldukları, zaman içerisinde bu akraba ve dostluklarının hüzünlü de olsa devam ettiği görülmektedir. Dramatik bir sonun aslında sevindirici olan yanı aslında tam da  budur. O gün hareketin karşısında olanların çocukları, bugün çoğunlukla PKK hareketinin içinde yer almakta iken, harekatın içinde olan birçoğunun çocukları ise PKK örgütünün dışında kalmayı daha uygun bulmaktadırlar.

Abdulbari Han

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir