Kürtlerde Türk gibi davranma- yapma yıkıcılığı: Milli değerlerimize uygun olmayan ucube liderlik-örgütlenme ve proje olarak PKK

İbrahim GÜÇLÜ

Emperyalistler ve sömürgeciler, egemenliği altına aldığı, işgal ettikleri ülkelerde esas olarak yer altı ve yer üstü zenginliklerini ele geçirmeyi, talan etmeyi, ülkelerine taşımayı isterler ve gerçekleştirirler.

Bu işlemi rahat yapabilmek için de, kendileri için sömürgeleştirdikleri ve işgal ettikleri ülkelerde işbirlikçiler, taraftarlar bulurlar. Bu işbirlikçileri ve taraftarları vasıtasıyla da sömürgeleştirdikleri ve işgal ettikleri ülkeleri yönetirler, idare ederler.

Zamanla bu teknik idare ve yönetmenin de yeterli olmayacaklarını bildikleri için de, kendi “davranış ve yapma tarzlarını”, en genel anlamda da kendi kültürlerini;  sömürge haline getirilen ülke-milletlerde içselleştirmeye, onların kanına ve ruhuna zerk ermeye, ruhlarını satın almaya başladılar.

Bunu başaran emperyalist ve sömürgeci ülkelerin ömrü, sömürge ülkelerde daha uzun oldu.

Hiç şüphe yok ki emperyalistler ve sömürgeciler,  bu konuda başarıları deniz aşırı sömürgelerle ve iç sömürgelerde de farklı olmuştur.

Deniz aşırı sömürgelerde, iç ve yerel işbirlikçi yöneticilerle sömürge ülkeler yönetildi. Oralarda emperyalistlerin ve sömürgecilerin dilleri benimsendi, ama yerel diller de genel olarak yasaklanmadı. Kültürler yok sayılmadı. Özel bir asimilasyon politikası sürdürülmedi.

İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika sömürgecileri sömürgeleştirdiği ülkelerde yerel işbirlikçiler ve taraftarlar vasıtasıyla yönetim yaptılar. Kendi dillerini ve kültürlerini sömürge milletlere benimsettiler, ama o sömürge milletlerin dillerini, kültürlerini yasaklamadılar, onları asimile etmek istemediler.

Fransa’nın, Afrika’daki sömürgelerinde ve özellikle Cezayir’de Arapçanın yerine Fransızcanın geçmesi de iç sömürgelerdeki bir uygulama ve gelişme gibi ortaya çıktı. Bu da Fransızların, otoriter ve jakoben diktatörlük karakterlerinden kaynaklandığı tartışmasız.

Buna karşılık, iç sömürgelerdeki yıkım daha büyük, dehşet verici, soykırımcı.

Kürdistan iç sömürge bir ülkedir. Kürdistan’da Batılı emperyalistlerin sömürgelerinde olduğu gibi yerel işbirlikçi bir yönetim yoktur. Sömürgeci devletler, kendileri doğrudan Kürdistan’ı yönetmektedirler. Bundan dolayı Kürdistan’a daha yakından bakmamız lazım.

Kürdistan’da, imparatorluk dönemi ile daha sonraki dönem arasında, ele aldığımız konu açısından farklılıklar olduğu da bir gerçek.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kürt insanında iki davranış ve yapma tavrı vardı. Tavırlarda biri, Osmanlılık davranış ve yapma tarzı; diğer tavır Kürt tavrıdır. Bu ikili farklı tavrın olmasının nedeni, Kürtlerin varlığı konusundan bir yasaklamanın olmamasıydı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürtler, kendi dilleri ile konuşabiliyor, medresede kendi dili ve kültürü ile eğitim yapma koşullarına sahipti. Bundan dolayı Kürt olarak davranma, yapma, kültürünü yaşama olanağı vardı. Bundan dolayı da Kürtlerin asimle olmasından bahsedilemezdi. Kendi dillerini ve kültürlerini geliştirme olanaklarına sahiptiler.

Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunda hâkim bir millet olmadığından, Kürtlerin kendi dillerini, kültürlerini, kendileri gibi davranma ve yapma koşullarına daha fazla sahiptiler.

Ama Kürdistan bağımsız devlet olmadığından, Osmanlı İmparatorluğunun sömürgesi olduğundan dolayı tam bağımsız bir davranma ve yapma özgürlüğü de yoktu. Osmanlılık davranışı da Kürtler üzerinden büyük bir hegemonya oluşturuyordu. Bağımsızlık mücadelesinden bu ikili tavır daha fazla kendisini his ettirdi. “Osmanlıcı davranma ve davranışına” daha yakın olan kadrolar, bağımsız Kürt devletine mesafeli bir yaklaşım içindeydiler.

Kürdistan’da Lozan Antlaşmasından sonra oluşan sömürgeci milli ırkçı 4 devlet (Türk, Iran, Irak, Suriye)  döneminde iç sömürge, daha yıkıcı, dehşet verici, soykırımcı oldu.

Kemalist Türk Devleti’nin kuruluşuyla birlikte, Kürtlerin varlığı tümden yasaklandı. Kürtlerin bütün milli değerleri yok sayıldı. Milli hakları gasp edildi. Kürtlerin Türkleştirilmesi için ırkçı asimilasyoncu bir siyaset izlendi. Bu asimilasyon siyaseti demek Kürt dili yerine Türk dilinin, Kürt kültürünün yerine Türk kültürünün, Kürt milli değerlerini yerine Türk değerlerinin geçirilmesi; Kürtler de içselleşmesini sağlama politikasıydı.

Kemalist Türk Devleti’nin ilk kuruluş yıllarında bu politikasından dolayı büyük bir direnişle karşılaştı. Kürt ayaklanmaları dönemini başlattı. Bu dönem Kürt olarak davranma ve yapma kültürünün egemen olduğu dönemdi. Bu Kürt kişiliği ve kimliği sömürgeciliğe karşı direniş göstererek kendi milli kimliğini açıkça ortaya koydu. Kürdistan’ın Türk devletinin sömürgeci sisteminden kurtulması, Kürdistan’daki işgalin son bulması için özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde büyük fedakarlıklar yapıldı.

Ne yazık ki, Kürdistan’da milli bağımsızlık direniş hareketlerinin kırılması ve katliamlarla sonuçlanmasından sonra, Kemalist Türk Devleti’nin Kürtleri Türkleştirme, Kürtlerin ruhunu satın alma, Türk milli değerlerinin Kürtlerde içselleşmesi için çok önemli adımlar attı.

Özellik Türk Milli Eğitim Sistemi içinde okuyan Kürtlerde bu değer içselleşmesi, Kürtlerin Türk’e benzemesi, “Türk gibi davranma ve yapma” karakterinin Kürtler tarafından benimsenmesi, Kürtlerin Türklere benzeşmesini, aynılaşmasını üretti ve yarattı.  Zamanla bu yapı ve karakter daha güçlendi. Tehlikeli bir yapı oluşturdu. Bu devletin resmi ideolojisi Kemalizm ile önemli ölçüde karı aldı ve taçlandı.

1970’lardan sonra sosyalistler tarafından özellikle Türk Devletiyle işbirlikçi olarak tanımlanan Kürt egemen sınıflar, bana göre bu bahsettiğimiz okumuş tabakası kadar bile tehlikeli bir rol oynamadı. Çünkü bu Kürt egemen sınıflarından Türkleşme, asimilasyon, Türk değerlerinin içselleşmesi güçlü olmadı. Bu egemen kesimlerden Türkçe öğrenenlerin sayısı bile parmak sayısı kadar azdı. Onlar da, aileleri, aşiretleri, köyleri, kasabaları adına devletle zorunlu iş yürütenlerdi.  

Türk değerlerini içselleştiren Kürt okumuşları ve özellikle sol sosyalist okumuşları, milli kurtuluş anlamında aydınlanma hareketini yürütmeleri gerekirken, Türklere benzemiş olduklarından dolayı, Türklerin davranışları gibi davranış göstermeye, onların yaptıklarını yapmaya başladılar. Kendi milli yapılarına özgü işleri yaptılar.

Kürt okumuşları, Kürt milli çıkarları için sosyalist, demokrat, liberal v.b olmadılar. Türklerin bu konularla ilgili yaptıklarının aynısını yaptılar, onların taklitçisi, devam ettiricisi oldular. Türklere benzeyen liderlik anlayışını ve örgütlenme tarzının aynısını rol model olarak seçtiler.

Bundan dolayı, Kürt milli hareketinde 1970’lardan sonra milli değerlerimize, hasletlerimize çok uygun olmayan ucube örgütlenmeler, bir önderlik ortaya çıktı. Bu dönemin örgütlenmeleri ve liderliği de Türk’e benzer davranma ve yapma karakterini gösterdiler. Türk’e benzer siyaset kültürü, eylem tarzını ve mücadele biçimini benimsediler.

Bu da Kürdistan milli hareketinde yıkıcı sonuçlar doğurdu.

Bu konumdaki Kürtler, Kürt örgütlenmeleri, Kürt liderleri bile Türk Sömürgeci Devletini korkuttuğu için yeni bir devlet stratejisi benimsedi. Kürt Milli Hareketi içinde Kürtlük adına kendi projesini geliştirdi, PKK’yı kurdu. PKK ile Kürtlere karşı kendi sömürgeci devletinin gerektirdiği stratejik işleri yaptırdı. Bundan da sonuç aldı. PKK, Kürdistan’ın Kuzeyinde milli hareketi tasfiye etti, on binlerce Kürt yurtseverini, Kürt egemen sınıflarından kişileri, sıradan Kürtleri katlettiler. PKK ile zamana yayılan bir jenosid ve katliam sürdürdü ve sürdürüyor.

PKK şimdilerde de Kürdistan’ın bütün parçalarından baş belası. Dört sömürgeci devlete hizmet ediyor. Onların dediklerini harfiyen yerine getiriyor. Bütün dünyadaki Kürtlerin milli yuvası olan Kürdistan Federe Devletini yıkmak istiyor.

Sömürgeci Türk Devlet Projesi olan PKK’nın, Kürdistan’ın Kuzeyinde güç haline gelmesi, destek bulması bu Türk’e benzeme davranma ve yapma karakterden, Türk değerlerinin ve kültürünün Kürtler ve özellikle de okumuşlarda içselleşmesinin bir sonucudur.

Diyarbekîr, 16. 11. 2021   

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir